Tam iki hafta geçti.
İki hafta boyunca bir adam hastane kapısında…
Bir adam yoğun bakım camının arkasında bekledi.
Hastane – Sabah
Enes kapının önünde.
Sakal uzamışdı.
Gözleri çökmüş.
Yağmur dinmiş ama üstündeki ıslaklık hâlâ gitmemiş gibiydi.
İçeride Dizdar…
Camın arkasında aynı koltukta.
Aynı bakışla.
Ve o sabah…
Yoğun bakımda bir hareket oldu.
Irmak’ın kirpikleri titredi.
Zorla gözlerini araladı.
Boğazından kısık bir ses çıktı:
“Annecim… oğlum…”
Dizdar’ın kalbi göğsünü parçaladı sanki.
Kapı açılır açılmaz içeri girdi.
Ama yatağa yaklaşınca durdu.
Elini uzatacaktı… uzatmadı.
Irmak güçlükle başını çevirdi.
Gözleri Dizdar’ı buldu.
“Dizdar…”
Sesi çatallı.
“Ne olur… oğlumu ver…”
Dizdar’ın yüzü düştü.
“Irmak…”
“Olmaz.”
O kelime odayı kesti.
Irmak’ın gözleri bir anda değişti.
“Olmaz mı?”
Nefesi hızlandı.
“Ben anneyim! O benim oğlum!”
Monitör hızlandı.
Sinir krizi başladı.
Hemşireler içeri girdi.
Koridor
Nehir koşarak Enes’in yanına geldi.
“Uyandı, koşun uyandı Irmak uyandı ”
Enes kapıya doğru atıldı.
Odaya girdiği an Irmak onu gördü.
Dizdar adama doğru yürürken Irmak bağırdı sesi yırtılır gibi
“Git artık!”
Herkes dondu.
“Senin yüzünden!
Git! Senin yüzünden vermiyor oğlumu!”
Enes geri çekildi.
“Irmak ben—”
“Yeter! Uzak durun benden!
Sende… o da…
Oğlumu istiyorum!
Nefret ediyorum sizden!”
Çığlık attı.
Monitör alarm verdi.
Nehir sinirle Enes’i kolundan çekti.
“Çık dışarı!”
Enes direnmedi.
Yıkılmıştı zaten.
Koridorun Diğer Ucu
Dizdar’ın dedesi Nadim Ağa bastonuyla geldi.
“Gelinime bunu yapan kadın cezasını çekecek.”
Sesi sertti.
İsmail Bey de Enes’e döndü.
“Defol buradan.Kiz sen ve anan yüzünden bu halde ”
Enes başını eğdi.
Bu kez gerçekten yalnız kaldı.
Irmak’a sakinleştirici yapıldı.
Bir süre sonra uyudu.
Nehir gözleri dolu Dizdar’a döndü.
“Dizdar abi… ne olur Irmak’ı al git buradan.
Burada yaşayamaz.
Mardin’e götür… oğluna götür.”
Dizdar başını salladı.
“İstemiyor beni abicim.
Nefret ediyor benden, duydun.
Zorla götüremem ki.”
Göktürk öne çıktı.
“Nehir haklı kardeşim.
Al kızı gidelim.”
Tufan da yanında dimdik duruyordu.
Dizdar gözlerini kapattı.
“Zorla götürmem.
”
Bir Saat Sonra
Irmak uyandı , serumu çekti çıkarmak istedi yapamadı, zorlukla ayağa kalktı
"ah " diyerek .
Kimse fark etmedi önce.
Yoğun bakım kapısı aralandı.
Irmak…
Zorla ayağa kalkmıştı.
Serum askısını sürükleyerek.
Adımları titrek.
Ama gözleri kararlı.
Koridora çıktı.
Herkes dondu.
Irmak Dizdar’a doğru yürüdü.
“Dizdar…”
Sesi ince.
“Gidelim… oğlum… gidelim ne olur…”
"Irmak niye kalktım sen kötü olacaksın güzelim gel " derken Dizdar ,
Kapının ucundan Enes’in sesi geldi.
“Hayır Irmak gitme!”
Irmak başını bile çevirmedi.
Dizdar’ın önünde durdu.
Elini uzattı.
“Gidelim Dizdar.
Evimize… oğluma…”
O an Dizdar’ın yüzü değişti.
Yavaşça onu kollarına aldı.
Nazikçe.
Kırılacak bir şey gibi.
“Gidelim güzelim.”
Koridor sessizdi.Herkes mutluydu aslında .
Enes delirdi.
“Bırak lan kızı!”
Bir adım attı.
Tufan yumruğu indirdi.
Enes yere düştü.
Göktürk önüne geçti.
Irmak başını Dizdar’ın göğsüne yasladı.
Fısıldadı:
“Bitti Enes…
Uzak dur benden.”
Dizdar onu dikkatlice taşıdı.
Ambulans kapısına kadar.
Ardından helikopter pistine.
Doktorlar eşliğinde sedyeye yatırdı.
Helikopter pervaneleri dönmeye başladı.
Rüzgar herkesi savurdu.
Enes dizlerinin üstünde kaldı.
Helikopter yükseldi.
Irmak’ın eli Dizdar’ın elindeydi.
Ve ilk kez Dizdar'a elini uzattı kız …
Dizdar onu zorla değil,
kendi isteğiyle götürüyordu.
Pervanelerin sesi geceyi yararken içeride loş bir ışık vardı.
Irmak sedyede uzanmıştı.
Yüzü solgun ama gözleri açık.
Dizdar yanına oturdu.
Titreyen parmaklarıyla saçlarını kulak arkasına itti.
Yavaşça okşadı.
Alnına eğilip bir öpücük bıraktı.
“Geçti…güzelim buradayım.”
Irmak gözlerini kapatıp o dokunuşa yaslandı.
Bir çocuk gibi.
Sesi fısıltıydı:
“Oğlum…”
Dizdar telefonunu çıkardı.
“Nadim Ağa aranıyor…”
Karşı tarafta ağır bir ses.
“Buyur oğlum.”
" Dedem, "
“Nehir’le annesi de gelsin.
Irmak’ın yardıma ihtiyacı olacak.
Diğer helikopteri hazırlattım ben , hadi binin
Hemen.”
“Tamam evlat.”
Telefon kapandı.
Dizdar tekrar Irmak’a döndü.
“Yalnız değilsin artık güzelim , herşey için özür dilerim yavrum .”
Irmak hafifçe başını salladı.
Ama yüzü buruştu.
Omzu ağrıyordu.
Kaburgaları sızlıyordu.
Her nefes bir sancıydı.
Dizdar hemen elini tuttu.
“Dayan güzelim… az kaldı.”
Irmak gözlerini gökyüzüne çevirdi.
“Bebek çok küçük…
Prematüre…”
Sesi titredi.
“Beni unuttu belkide, kaç gün geçti ?”
Dizdar’ın boğazı düğümlendi.
“Anne kokusunu unutur mu hiç.”
Irmak o an sustu.
Gözlerinden iki damla süzüldü.
İçinden geçen şey ilk defa bu kadar netti.
Enes…
Dizdar…
Aşk…
Hepsi bir yerde silikleşti.
Bir tek şey netti.
Küçücük bir bebek.
Kuvözde nefes almıştı kaç gün .
Onun için savaşmıştı kalbi.
İki kez durmuştu.
Ve şimdi anlıyordu.
Hiçbir aşk…
Evlat aşkına benzemiyordu.
Irmak elini Dizdar’ın eline daha sıkı bastı.
“Ben sadece anneyim artık.”
"Enes bitti , ne olur oğlumu alma benden "
Dizdar eğildi.
“Ve ben de onun babasıyım.”
Helikopter Mardin semalarına girdi.
Aşağıda ışıklar görünüyordu.
Bir evde, minicik bir bebek nefes alıyordu.
Ve annesi ona doğru geliyordu.
Gece serin ama avlunun ışıkları yanıyor.
Helikopter sesi uzaklaşırken kapı açılıyor.
Dizdar Irmak’ı kucağında indirdi .
Herkes sessizdi .
Dizdar'ın annesi ağlayarak bakıyordu kıza .
Irmak başını onun omzuna yaslamış, hâlâ güçsüzdü .
Dizdar hafifçe gülümsüyordu ama gözleri doluydu .Kızın hali kötüydü.
“Baran kadarsın kızım…”
Sesini yumuşattı .
“Biraz yemek ye.
Kuş gibisin yavrum.”
Irmak cevap vermedi ..
Sadece gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı .
Konaktan içeri girdiler . .
Merdivenleri yavaş yavaş çıkıyordu Dizdar.
Sanki en kıymetli emaneti taşıyor gibi.
Odaya girdi .
Irmak’ı yatağa nazikçe uzandırdi .
Yastığını düzelti .
Üzerine ince bir örtü çekip
Göz göze geldiler ..
Dizdar fısıldadı :
“Oğlumuzu getiriyorum şimdi.”
Bebek Odası
Küçücük bir beşik.
Yanında kuvöz tipi cihaz.Her ihtimale karşı. . .
Minicik bir bebek…
Pamuk gibi.
Gözleri boncuk boncuk mavi.
Annesi gibiydi .
Dizdar eğiliyor, dikkatlice kucağına aldı .
“Annen geldi paşam…”
"Güzel annen geldi , biraz yorgun ama geçecek oğlum "
Irmak yavaşça doğruldu ..
Omzu sızlıyor ama umursamıyordu .
Kapı açıldı nihayet..
Dizdar bebeği getirdi .
Irmak’ın gözleri doldu anında.
Kollarını uzattı hemen
Bebeği göğsüne alır almaz titriyordu resmen .
“Annem…”
Yanaklarına öpücük kondurdu bolca .
“Güzelim…”
Burnunu saçlarına gömüyordu .
“Oğlum… paşam…”
O an…
Günlerdir huzursuz ağlayan bebek birden sustu .
Minik parmakları annesinin pijamasını tutuyordu .
Başını göğsüne yaslıyor.
Nefesi sakinleşiyordu .
Irmak gözlerini kapattı. .
“Ben geldim… annem buradayım senin yanında artık …”
Bebek derin bir nefes alıyordu sanki .
Sanki kalp atışını tanımış gibi.
Odanın içinde ilk kez huzur vardı.
Dizdar kapının yanında duruyordu.
Bu manzaraya bakıyordu.
Göğsü doluyordu.
Bir kadın, bir anne…
Ölümden dönmüş.
Ve şimdi hayatı kucağında.
Irmak bebeğin başını okşuyordu.
“Hiç bırakmayacağım seni…”
Dizdar yavaşça yaklaştı .
Elini Irmak’ın omzuna koydu .
İlk kez o odada kavga yoktu .
Kıskançlık yoktu.
Geçmiş yoktu.
Sadece bir aile vardı ..
Ve minicik bir bebeğin huzurlu nefesi.