Narin Kaya
"Dur!"
"Yalvarırım yapma!"
Kalbim, o kadar hızlı atıyordu ki, sanki göğsümden fırlayacak gibi hissediyordum. Yekta'nın başına doğrultulmuş silah, gözlerimin önünde hala canlıydı. O an her şeyin bitişini, o acımasız anı hissetmiştim. Ama sonra, birden her şey değişti. Savaşı'n, o soğuk bakışlarından Yekta’yı kurtarmıştım, ama... Yekta’nın hayatını kurtarmak, her şeyin sonu değildi sanki... Sanki daha yeni başlıyordu herşey.
Savaş’a bakmak, her seferinde aynı etkiyi yapıyordu; içimdeki nefreti bir anda buzdolabı gibi donduruyordu. Onun gözlerine baktığımda, ne kadar sert ve katı biri olduğunu bir kez daha hatırladım. "Savaş Karabey!" diye bağırdım, boğazım sızlıyordu.
Hissettiğim korku o kadar yoğundu ki, kardeşim için kendimi Savaş'ın önüne atmaktan asla çekinmemiştim.
Savaş'ta dahil bütün adamların bakışları beni bulurken, benim gözlerim sadece Savaşı'n üzerindeydi. Ödüm kopuyordu, elindeki o lanet silahın tetiğine basacak olma ihtimalini düşündükçe aklımı kaçıracaktım sanki.
Savaş bana bakmaya başladığı anda, kaşları kalkarken daha sonra dudakları tehlikeli bir tebessüm ile kıvrıldı.
Elinde hâlâ sıkı sıkıya tuttuğu silaha kaydı gözlerim. O an midem bulandı. Bir insanı, gözünü bile kırpmadan öldürdüğünü kendi gözlerimle görmüştüm. Ve şimdi, aynı silahın namlusu kardeşime doğrultulmuştu.
Bir adım attım. Sonra bir tane daha.
"Ne olur, bırak onu," diye fısıldadım.
Sesim o kadar titrek çıkmıştı ki kendim bile duyup duymadığımı bilemedim. Ama Savaş Karabey duymuştu. Bunu, dudaklarında beliren küçücük ama o kadar da ürkütücü olan gülümsemesinden anladım.
"Demek ki bir de ablan varmış, Yekta," dedi alaycı bir sesle, alay ediyordu beni tanıdığını gözlerinden anlıyordum. "Bunu neden daha önce söylemedin?"
"Savaş abi, ablamı bırak gitsin. Onun hiç birşeyden haberi yok abi gitsin ne olur" diyerek kardeşim hıçkırarak ağlamaya devam etti. Çaresizce Savaş Karabey’in elinden kurtulmaya çalışıyordu ama o, Yekta’nın saçlarını daha da sert çekerek başını geriye itti.
Ben yerimde donup kalmıştım.
Ne yapacağımı bilmiyordum.
Savaş Karabey başını yana eğdi "Tâbi ya," dedi sanki yeni bir aydınlanma yaşıyormuş gibi. "Sen piç kurusu" gözleri kardeşimin üzerinde oyalandı bir süre, daha sonra bana bakarak "Minik serçenin kardeşiydin öyle değil mi?" diye sordu keyifle.
Yekta olanları bilmiyordu, benim Savaş Karabey'i eskiden tanıdığımı bilmiyordu.
Onun ne kadar şerefsiz ve fırsatcı bir adam olduğunu bilmiyordu.
Ailesi zengin olan zengin bir züppenin tekiydi o, herşeyi parayla çözmeye çalışan insanları para ile susturan bir acımasız.
Onun sözlerine karşılık Yekta ile ben sessiz kaldık. Yekta zaten bilmiyordu, ben ise onun ile muhatap olup konuşmak istemiyordum, tek istediğim kardeşimi alıp buradan gitmekti
"Baksen şu kaderin cilvesine" dedi sırıtarak bana bakıp "Yeniden karşılaşmak ne kadar güzel, Narin Kaya"
4 yıl önce o iğrenç teklifi yaparken, aç bakışları ile nasıl bakıyorsa şuan da yine aynı bakıyordu, ama sakin olmam gerekiyordu..
"Ne istiyorsun kardeşimden?" diye sordum.
Sesimin korkudan titremesine engel olamıyordum.
Onu yıllar önce tanımıyor olsaydım eğer az önce gözlerimin önünde bir insanı öldürmesi ondan korkmama sebepti zaten.
"Kardeşine sor" dedi dümdüz bir tını ile. "Nasıl bir şerefsizlik yaptıklarını Yekta kendi ağzıyla anlatsın sana" dedi.
Ne soracaktım ki ben kardeşime? Aptalın tekiydi? Onun gibi bir adama bulaşacak kadar aptal. Böyle bir belaya nasıl bulaşmış olabilirdi?
"Bu adam ne istiyor senden Yekta? Ne yaptın nasıl bulaştın sen bu adama?!" diye bağırdım boğazım acıyana kadar.
Yekta ağlayarak "Abla özür dilerim, affet beni" diyerek başını eğdi sadece.
Savaş Karabey başını yana eğerek beni tepeden tırnağa süzmeye başladı o saniyelerde. İçimi lime lime eden ağır bakışları, sanki ruhumu soyup içimi görebiliyormuş gibi hissettiriyordu.
Sonra, gözleri kısıldı.
"Kardeşin şirketimden hırsızlık yaptı" dedi Savaş Karabey.
Şok oldum "Kardeşim hırsızlık yapmaz! Benim kardeşim hırsız değil!" diye bağırdım yine.
Güldü..
Soğuk neşeden uzak, intikam kokan bir gülüştü sanki. "Senin kardeşin ekmek yediği yere pisleyen bir şerefsiz!" diye tısladı.
"Benim kardeşim bahsettiğin gibi biri değil, yalvarırım dur" diye yakındım, yalvarmaktan başka çarem yoktu.
"Beni durdurabilecek misin, Minik Serçe? Buna gücün yeter mi? Hadi durdur" diyerek konuştu alaycı bir tınıyla, sesinde alay akıyordu.
Yutkundum. Yanaklarımdan boynuma yaşlar süzülmeye devam ederken sadece yutkundum.
"Ben… Ben sadece kardeşime zarar vermeni istemiyorum, bırak gideli—"
Bir adım attım ama tam o an, o da adımını bana doğru attı "Kes sesini Narin!" diye tısladı.
Olduğum yerde çakılıp kaldım.
"Ne kadar cesursun, farkında mısın?" dedi usulca. Ama bu ses… Tehlikeliydi. Sanki beni korkutmayı, irademi parçalamayı hedefliyordu.
"Ama aptal cesareti bu sendeki" dedi.
"Abla… Git buradan," diye inledi Yekta.
Ama ben gidemiyordum, gidemezdim. Yekta'yı almadan gidemezdim.
Beni yere çivileyen bir çift göz vardı üstelik üzerimde, kımıldasam nefesimi kesecek gibi sanki.
Savaş Karabey, bir anda kardeşimi bırakıp elindeki silahı ceketinin içine koydu. Sonra, ellerini cebine sokarak bana doğru yaklaştı.
Kaçmalıydım. Biliyorum.
Kaçmalıydım ama hareket edemiyordum.
Önümde durduğunda aramızda sadece birkaç santim vardı.
Eğilip yüzüme yaklaştı, o kadar yakındı ki nefesi tenime çarpıyordu. Sert nefesi yüzümün heryerini yalayıp geçiyordu.
Sonra…
"Çok yanlış bir zamanda, çok yanlış bir yerdeydin, Minik Serçe" diye fısıldadı dudaklarımın üzerine.
Ve ben o an, hayatımın asla eskisi gibi olmayacağını anladım.
Gözlerimi gözlerinden alamazken "Abi polis geliyor" dedi adamlarından biri.
Dudaklarıma yayılan gülümseme, herşeye değerdi "Sen mi çağırdın polisi Minik Serçe" diye sordu..
"Ben çağırdım" az önce vurduğu adamın cesedine bakarak "Bittin Savaş Karabey" dedim.
Kahkaha atarak uzaklaştı "Aptal serçe seni" dedi, sözleri yine afallattı beni.
"Bana birşey olmaz, sen bu saatten sonra kendi canın ve bu şerefsiz kardeşinin canı için endişelen" dedi soğukça.
O an Yekta'ya bir şey olsa, ne yapacağımı bilmeden, bir adım daha attım Yekta'ya doğru. Ama Savaş'ın katılığı, hiçbir şeyin olduğu gibi, kardeşimin yanına yaklaşmama izin vermeden kolumdan tutup geriye savurdu. Kalçalarım üzerine yere düştüm. Avuçlarımda doldurduğum toprağı öfkeyle sıkmaya başladım.
İçimden, korku ve öfkenin karışımı bir şey yükselmeye başladı. O an bir şey fark ettim; onun gücü ve egosu, her şeyin önündeydi. Bir şey yapmalıydım, ama ne? Geri adım atarsam, Yekta’yı kaybederim. Ama Savaş’la daha fazla başa çıkmak da imkansızdı.
Bir tane polis aracı park edildiğinde, araçtan iki tane polis indi. Savaş polisleri görür görmez, birkaç adım daha attı ve onlara doğru döndü. "Buyrun memur bey" dedi, soğuk bir tonda.
"Savaş Karabey" dedi polis memuru, ama gözleri yerde yatan cesede bakıyordu aynı zamanda.
Polis memuru "Burada olay olduğuna dair anons aldık" dedi cesede yüzünü buruşturup "Bir sorun yoktur umarım Savaş bey" dedi, şok oldum polis memurunun söyledikleri ile. Bir insan ölmüştü nasıl sorun yoktu.
"Bu adam katil " diye bağırdım "Az önce gencecik bir adamı öldürdü!"
Polis memurlarının gözleri Savaş ve benim üzerimdeydi.
Savaş "Bu olay, tamamen benim alanım, memur bey. Eğer müdahale ederseniz, olayın ne şekilde biteceğini biliyorsunuz dur, umarım ." dedi rahat tavrı ile.
"Müdahale ettiğiniz takdirde Tarık Karabey bu durumdan asla hoşlanmayacak" dedi. Babasının adını kullanarak polislerin gözünü korkutuyordu.
Polisler, şaşkın bir şekilde birbirlerine bakarak, tedirgince ne yapacaklarını bilemediler. Savaş'ın o katı bakışları, onları anında etkisi altına almıştı, adını kimliğini gücünü kullanıyordu şuan da.
Lanet olsun! Nasıl bir pislikti bu adam?
"İstediğiniz her soruyu sorun," dedi, sesi donmuş, korkutucu. "Ama benim istediğim şekilde olmalı. Eğer kurallara uymazsanız, hiç hoş olmaz."
Savaş’ın bu kadar açık bir şekilde polisleri tehdit etmesi, polislerin geri çekilmesine yol açtı. Geri adım attılar, ama o anki gözlerdeki şüpheyi görebiliyordum. Kendi gücünü ortaya koymuştu, ve her şeyin kontrolünü elinde tutuyordu.
Dakikalar sonra polis memurları yanımızdan gittiklerinde, ellerimi yüzümü kapatarak tekrar ağlamaya başladım. Polisler bile bu lanet olaya korkup bulaşmıyorsa ben kardeşimi bu adamın elinden nasıl kurtaracaktım?