Savaş Karabey
Başarılı bir şirket CEO'su ,aileden gelen bir zenginliğim, sarsılmaz saltanatım herkesin dilinde sakıž gibi dolanan ünüm, dışarıdan bakıldığında özenilecek bir hayatım vardı.
Bana bakan kadınların hayallerini süsleyen yakışıklılığım, gücüm, ulaşılmaz egom. Tabi ki hiç bir şey koşulsuz şartsız, bedelsiz olmuyordu. Bu büyük saltanatın güzelliğini süsleyen karanlık tarafları olan bir adamdım ben.
Ben Savaş Karabey'dim.
Etrafımda karanlığımın bana ait olduğunu, kurulu bu dünyanın bana ait olduğunu ufacık toz tanesine kadar hissettirirdim insanlara. İğne deliği kadar ışık yoktu benim dünyamda, ışık olmaya sebep bir şey yoktu aslında hayatımda.
Yüzüme vuran yakıcı ışıkla ellerimi yüzüme kapatırken, göğsüme yapışan sıcak nefeslerin sahibine tek gözümü açarak baktım. Dün gecenin etkisi büyüktü ben de hala, sabah başımın ağrısıyla uyanmıştım. Dün gece yaptığımız büyük ve kârlı uyuşturucu teslimatından sonra arkadaşlarımla gece kulübünde fazlasıyla içmiş dağıtmıştık.
İçtiğimiz yetmezmiş gibi bir de yanımda Ceren ile eve dönmüştüm.
"Offf! Sikeyim bune ağrı böyle, sik gibi içersen yiyeceğin bokta bu olur"
Yattığım yatakta kendi kendime söylenirken gözlerim hala kapalı ağrıyan başımı ovaladım.
"Hmmm, sabah seksi... bana uyar" diyerek konuşan kadının sesiyle gözlerimi açıp kadına baktım.
"Neden gitmedin sen hala Ceren" diye sordum, yatakta çırılçıplak sere serpe yatıyordu, ama şuan başımdaki ağrıdan ilgimi bir gram çekmiyordu bu kadının çıplaklığı.
Katı bir adamdım baskın karakteri güçlü erkeksi auram, kaba ve kibirli yapım kendime has soğuk tavırlarım vardı. Ulaşılması zor bir adamdım. Zaten kadınlarda zor olanı istemezler miydi her zaman.
Üzerindeki çarşaf sıyrılmıştı, ,ereksiyon olmuş iri, fazlasıyla iri olan erkekliğimi gören Ceren elini erkekliğime koyup okşamaya başladı,gece yaşadıklarımız yetmemişti ona.
Yavaşca kalkıp üzerime oturup istediği pozisyonda yerini alan Ceren "Hadi ama Savaş sen bu haldeyken beni kovacakmısın, küçük bey bu haldeyken üstelik"dedi.
Kadınlar böyleydi, doyumsuz varlıklardı, aşkta, parada sekste hiç birşey de doymak bilmeyen, yetinmenin ne olduğunu asla öğrenmeyen ve bilmek istemeyen varlıklardı. Bana göre hiç bir kadın öbüründen farksız değildi.
Ceren üzerimde zevk içinde yanan sıcak kadınlığını ereksiyon olmuş aletime bastırdı, ama ben ne aletime nede Ceren'in istekle kavrulan kadınlığına odaklanamadım.
Yıllar önce güzelliğinden etkilendiğim, saflığından faydalanmak istediğim o lanet kız! Yine gözlerimin önünde belirmiş, hakimiyetini damarlarıma işlemişti yine yokluğu ile.
Ceren'in istekli haline bakarken öfkem kabarmıştı, kafamın içinde savaş veren düşünceleri bir anlığına itekledim ve Ceren'i bir çırpıda tutup üzerimden yatağın diğer tarafına fırlattım.
"Savaş, ne yapıyorsun?"
Yaptığım bu ani hamleye şaşırdı "İstemiyorum Ceren, toparlan git" dedim, sesim soğuktu.
"Ama neden?"
"Nedeni yok, git"
Bağırmak kızmak kırmak istemiyordum ona şuan, beni sevdiğini istediğini gözlerinden anlarken, bana olan yaklaşımı her türlü hareketi bunu açık bir şekilde belli ediyordu, kendisini koşulsuzca bana bırakırdı her seferinde ama şimdi olmazdı.
O aptal düşünceler zihnime hücum etmişken olmazdı.
"Peki gidiyorum" dedi Ceren yataktan çıkıp üzerini giyinmeye başladı "Akşam geliyorsun değil mi?" diye sordu.
Sessiz kaldım, cevap vermediğim için yüzü düşerken tekrar konuştu "Önce yemek yiyeceğiz arkadaşlar ile birlikte, daha sonra oradan gece kulübüne geçeceğiz" dedi kırık sesiyle.
Ellerimi başımın altına koydum, durgun bakışlarım ile onu izlerken "Tamam ben seni alacağım, akşam beraber geçeriz" dedim.
Ceren cevap vermeden, dudaklarında hafif bir tebessüm sunarak odamdan çıktı.
Telefonumun bildirim sesini duydum, parmaklarımın arasına aldığım cihazın ekranında yazılanlara kaşlarımı çattım.
Barış: "Abi acilen şirkete gelmen gerekiyor" diye mesaj yazmış.
Acilen şirkete gitmemi gerektiren ne sebep olabilirdi ki?
"Bir sorunmu var?" diye cevap verdim.
Saçma salak şeylerin altından kalkamadığı zaman, yine ortalardan kaybolmak için o sikim planlarından biridir eminim ki.
"Şirket hesaplarında sorun görünüyor, yüklü miktarda açığımız var"
"Ne açığı lan?! Neden bahsediyorsun sen!" diye cevap verdim, yataktan kalkarken.
"Savaş sana acil gel diyorum!"
"Kes tamam! Geliyorum!"
*****
Akşama kadar şirkette meydana gelen sorunları halletmeye çalıştık Barış ile birlikte ama içinden çıkamadığımız bir durum vardı. Şirket verileri oynanmış ve hesaplarda milyonlarca lira açık görünüyordu.
Nasıl olabiliyordu bu? Dün yaptığımız uyuşturucu teslimatı ile ilgisi olabilir miydi?
Bilişim departmanındaki arkadaşları mesaiye bırakıp bu işi bu gece çözmelerini söyledim kesin bir dil ile. Barış'a ise bugün eve gitmemesi için resmen emir verdim.
Kafamın içinde onlarca soru ile akşamı zor etmiştim. Gergindim sinirliydim ve elimde tek bir kayda değer yazılı sonuç yoktu.
Şimdi ise Ceren'in ailesinin lüks malikanesinin evinin önünde o süslünün çıkmasını bekliyordum.
Doğum günü kutlaması saçmalıkları bana göre değildi. İşim olmazdı hatta böyle dalaverelerle, ama Ceren günler öncesinden ısrar etmeye başlamıştı.
Malikanenin kendisi gibi lüks bakçesinde yankılanan topuklu ayakkabı seslerine kulak kabartırken, elimde tuttuğum sigaramın son zehirli dumamını gönderdim ciğerlerime.
Ceren yanıma salına salına geldi, seksi ve çok güzel bir kadındı Ceren, ve seks konusundada iyiydi ateşli bir kadındı.
"Çok beklettim mi?"
"Pek değil" dedim.
Ceren açtığım araç kapısından içeriye girip oturduğunda kapıyı kapatıp sürücü koltuğuna geçtim.
Aramızda geçen ufak sohbetler sonrası restorana gelmiştik. Restoranın büyük camlarından görünüyordu Ceren'in bütün asalak arkadaşları.
İstemsizce yüzüm iğrenti ile buluştu, cıvık sevmediğim ve asla sevmeyeceğim bir çevresi vardı.
Restoranın kapısından içeriye ilk adımımızı attık Ceren ile
birlikte.
İçerinin sıcak boğucu havası yüzüme çarparken, Ceren biraz geriden geldi. O an, her şey bana sadece bir oyun gibi geliyordu, patlayan konfetiler, yalandan atılan kahkahalar. Onun maskarası, etrafındaki o parazitler… Hep aynı. Aynı insancıklar. Aynı büyü bozulmuş, yapmacık dünyalarına hapsolmuş, debelenip duruyorlardı.
Ceren’in etrafında toplanan o yapay dostlar, tek tek gözlerime girmeye çalışıyorlardı. Kiminin bakışları yalakalıkla doluydu, kimisi de sırf sosyal medyada biraz daha dikkat çekebilmek için o gece oradaydı. Ama ben, onların hepsinden farklıydım. Benim yerim yukarıdaydı. Çok yüksekte. Öyle ki, onlarla hiçbir ortak noktam yoktu. Yüzümdeki soğuk ifade, kibirli bir gülümseme gibi... Hatta içimi bir soğuk dalgası sardığın da, bu insanların gülüşlerinden tiksindim. Ne kadar yapmacık, ne kadar sığ…
Ceren, masaya otururken etrafındaki herkese bakıp sanki her şey normalmiş gibi gülümsedi. Fakat ben, arka planda dikkatle gözlemledim. Onlar beni tanımıyordu. Ya da tanıdıklarını sanıyorlardı. Çünkü ben, her zaman bir adım öndeydim.
Gözlerim bir an için aradığını bulmak ister gibi o tuhaf kalabalıkta kayboldu, gözlerim daha sonra ise bir çift ürkek gözlerle çakıştı.
.....???
"Sen adi pislik bir adamsın Savaş Karabey!"
Zihnimde yankılanan sözlerin sahibi...
Ürkek bakışlarla beni izleyen kadını göz hapsime alırken, usulca bizim için ayrılan masaya geçtim.
Ama sonra masada tek başıma kalan ben, her şeyin ve herkesin hakimi olduğumu tekrar fark ettim. Şuan karşımda ürkek ve korkulu gözlerle beni izleyen kadının, gözlerindeki korkunun sahibi olduğunu bile bilmek hissetmek, iliklerime kadar bir zevk dalgası verdi.
Tüm gözler üstümdeydi, Ceren’in yanı başımda olması buna neden oluyordu. Ama ben, onun bana gülümsemesine kayıtsız kaldım. Kafamda başka düşünceler vardı, karşımda hala bana bakmakta olan kadını izlemeye devam ettim.
Yıllar önce hayatımda yer almasını istediğim saf bir kız, o aptal kız şuan karşımda bana bakıyordu. Gözlerinde esir olan korkuyu o kadar net görebiliyordum ki, o zamanlar geçiyordu yine zihnimde.
Narin Kaya...
İsmi bir zamanlar bir şarkı gibi tutunmuştu dilime, daha sonra yerini saf bir öfkeye bıraktı.
O zamanki saf halleri, ondan faydalanmaya çalıştığım zamanlar… O masumiyetinin arkasındaki karanlık gözlerinde yerini almıştı sanki geçen onca zamanda. Ama şimdi, gözlerinde gördüğüm korku beni rahatsız etmek yerine fazlası ile hoşuma gitmeye başlamıştı. Sanki avını görmüş bir yırtıcı gibi, kalbimde bir şeyler uyandı yine yıllar sonra.
İşte, her şeyin en karanlık noktası bu an gibi geliyordu. Her adımda Narin’i daha fazla izlemek istedim. O korku, o gözlerdeki panik ateşi, beni sarhoş edecek kadar yoğundu. İstediğim her şey, o korkunun içinde gizliydi.
Ceren ise hala etrafında gülümseyen ve cıvıldayan sesiyle insanlarla ilgileniyordu. Benim için hepsi sadece birer yansıma, birer boşluktu.
Dört yıl... Uzun zaman. Sabır gerektiren, beklemenin kanı zehir gibi ağırlaştırdığı dört yıl. Ama sabır her zaman ödülünü verirdi değil mi?.
Ve ben, ödülümü şu an tam karşımda görüyorum.
Narin…
Ellerimdeydi bir zamanlar. Küçük, çaresiz bir serçe gibi çırpınmış ama kaçmıştı. Sonra uçup gitti. Gittiğini sanmıştı belki de, ya da ben kibrimden kendime yediremeyip izin vermiştim. Ama kader, avın yırtıcıdan kaçamayacağını kanıtlamak için döndürüp dolaştırıp onu yine karşıma çıkardı.
Siyah takım elbisemin içinde, masada dakikalarca onu izledim. Gözlerim, dört yıl önce bıraktığım kızın izlerini aradı ama bulamadı. O kibrinden, küçük havalı burnundan o mağrurluğundan eser kalmamıştı. Şimdi burada, sıradan bir garson gibi, ince bilekleri tepsi taşırken titriyordu.
Siktir! Ne büyük düşüştü ama..
Narin, sırtını bana dönerek masalara servis yapıyor, ama hissediyorum… İçinde bir şeyler kıpırdanıyordu, ve bu korkuydu. İçgüdüleri, onu hala izleyen gözlerin farkına varmıştı çoktan. Tüyleri ürperdi, hareketleri önce sertleşti. Tanıyordu. Beni hissediyordu.
Zevkten iç çekmemek için kendimi zor tuttum.
Sonunda, ağır adımlarla yaklaştı masaya, titreyen ellerini, bembeyaz kalan güzel yüzünü görmek güzeldi.
Bir garson için fazla narindi hâlâ. O ince parmaklar, bir zamanlar elmaslara, paralara alışkındı. O dudaklar, bir zamanlar gurur dolu sözler fısıldıyordu. Şimdi ne kadar solgun, ne kadar sessiz.
Yemek yediğimiz masaya geldiğinde, sanki her şey yavaşladı. Gözleri önüne düştü önce. O ela gözler, yıllar önce bana meydan okuyan o gözler… Şimdi titriyordu.
Tepsiyi elinde daha sıkı tuttu.
Tüm benliğimle hissettim. Korktuğunu. Kaçmak istediğini. Ama kaçamayacağını bildiğini
"Seni tekrar görmek güzel, Narin." dedim içimden.
Tüm vücudu dondu. Gözbebekleri büyüdü. Titredi. Sözlerimi hissetmiş gibiydi..
Ve işte, en sevdiğim şey... Korkunun tadı.
Kaçamadığını bilen birinin gözlerindeki korku, dünyadaki en tatlı hazdır. Narin’in dizleri titremeye başladı. Ama kaçmadı. Kaçamayacağını biliyordu.
Tepsiyi yerine koyup arkasını dönmeye kalkıştı ama Ceren'in fırsatçı piç arkadaşının sorduğu soru ile olduğu yerde kaldı. Öfkemi kendi içimde yaşarken, bu piç kurusunun nefesini kesmemek için adeta çıldırıyordum.
Ama Narin, iyi olduğunu söylereyerek konuşmayı kısa tutup masadan uzaklaştı.
Aradan geçen kısa zamanda ara sıra ona baktım, her geçen dakika varlığımı gördükçe kötüleşmişti. Patronu ile konuştuktan hemen sonra apar topar lavaboların olduğunu düşündüğüm koridora girdi.
"Ben bir lavaboya gidip geliyorum" dedim eğilip Ceren'in kulağına.
"Tamam canım" deyip sünepe arkadaşları ile konuşmasına devam etti.
Sessiz koridora usul ağır adımlarımı atarken, adımlarımın sesleri mermer duvarlara tok bir sesle çarpıyor tekrar kulaklarıma geliyordu.
Minik Serçem...
Attığım her adımda avuçlarım kaşınıyordu ona dokunma düşüncesi ile. Avını gözlerine kestirmiş acımasız bir aslan gibi hissediyordum kendimi.
Oradaydı işte ..
Yıllar önce onu birazcık araştırma zahmetinde bulunurken, astım hastası olduğunu öğrenmiştim tesadüfen. Korkusu şuan astımını tetikliyordu farkındayım.
Bedenim tenine yaslanırken burnumu saçlarına sürdüm.
"Beni özledin mi minik serçe?"
Titreyen bedenini düşmemesi için kollarım ile desteklerken, her geçen saniye artık kendinden geçmişti.
Eğilip bacaklarının altından tutup kollarıma aldım. Kucağımda o kadar hafiftiki, kuş kadar kalmıştı.
Dedim ya eski Narin ile uzaktan yakından alakası yoktu artık.
"Düşmem sandın, değil mi?" diye fısıldadım dudaklarının üzerine.
"Ama düştün, Narin." beni duymuyordu şuan, kollarımda baygındı, ama varlığım ateş çemberi gibi sarmıştı onu.
Bakışlarımdan, hissettiği korkudan kaçamamıştı. Ben onun avcısıydım ve o, nihayet tekrar avuçlarımdaydı.
O küçücük bileğini, incelik belini parmaklarımın arasında sıkmadım bile. Sadece varlığımı hatırlatacak kadar tutunmuştum bedenine. Varlığımı hatırlatacak kadar sarmalamıştım onu kollarımın arasında. Bedenimi hissetsin, hisssettikçe canı daha çok yansın istedim.