Bölüm 7. Savaş Karabey Part II

1088 Kelimeler
Savaş Karabey Öfke kin kana karışan bir zehir gibiydi, ne unutulurdu ne de vazgeçilir di. Hayatımda ilk defa red yediğim kadını yıllar sonra kollarımın arasında olduğunu bilmek öfkemi bariz tetiklerken, aslında geçmiş gözlerimin önünden geçiyordu ama artık bir fark vardı, ben bir zamanlar sineye çeken Savaş değildim Narin ise eski korkmayan kız değildi. Narin kollarımın arasında baygın haldeyken onun ile birlikte restoran bölümüne yürüdüm. Gözlerim Narin'e doymayan arsız bakışlarını üzerinden çekmezken bir anlığına bu durum sinirlerimi bozmuştu. Günlerce açlık ve susuzlukla terbiye edilen bir insanın önüne bir kap yemek ve su bırakıldığında iradesizce saldırmak istemesi ile yarışırdı sanırım bu halim. Restoran bölümüne girdim, bütün gözler üzerimize çevrilirken, Ceren ve asalak arkadaşlarının şok olmuş nidaları kulaklarıma geldi. "Narin! Ne oldu ona?!" Narin ile birlikte servis yapan ismini bilmediğim genç kız çıldırmış gibi üzerimize koştu. "Bayılmış sanırım" dedim sesimi sakin tutarak. "Lanet olsun! Lanet olsun! İlacını alması gerekiyor, lütfen peşimden gelin Savaş bey ilacını vermem gerekiyor ona!" Arkadaşı olan genç kızın peşinden kucağımda Narin ile birlikte ilerlemeye başladığımda Ceren'in öfkeden kızarmış yüzünü gördüm. Bu durumdan hoşlanmamıştı ama umrumda değildi, sanırım ona yerini ve haddini bildirmem gerekecekti. Sevdiğim kadın olmadığını, sevgilim olmayacağını çok önceden ona belirtmiş olsamda bana olan ilgisinden kaynaklı gözleri ateş saçıyordu adeta. Arkamı dönüp garson kızın peşinden yürümeye başladım, kızın açtığı kapıdan içeriye girdiğimde ise karşıdaki koltuğun üzerine Narin'i usulca bıraktım. Ben Narin'in bembeyaz kesilen yüzünü izlerken diğer garson kız karıştırdığı dolabın içinden bulduğu çantanın küçük gözünden elinde Narin'in astım ilacı ile birlikte aynı hızla geldi yanımıza. Ne yapacağını biliyor gibiydi, Narin'e biraz başından destek sağlarken kız ilacı içirdi. "Hastaneye götürülse daha iyi olmaz mıydı? 5 dakikadır baygın haldeyken ilacın işe yarayacağından emin misin?" Narin'in üzerine baskı yaparak bayılmasını sağlarken bu durum şimdi tedirgin etmişti beni. İlacı etki etmezse daha kötüsü olabilirdi. "Bir kaç defa böyle baygınlık geçirdi, bir iki saatte kendisine geliyor umarım yine çabuk toparlar" İstemsizce kaşlarım çatılırken kızın bu kendini bilmiş tavrı sinirimi bozmuştu, iyi olmazsa ne olacaktı? "Böyle olmaz! Hastaneye götürelim!" dedim burnumdan sert bir nefes verip kıza kaşlarımın altından sertçe bakmaya devam ederken. Kız bakışlarını kaçırıp "Biraz daha bekleyeyim ambulansı ararım Savaş bey. Teşekkür ederim yardımınız için" diyerek ayağa kalktı. Parmaklarımın tersi ile Narin'in beyazlamış yanağına tüy kadar hafif bir dokunuşla temas ederken, cebimde çalan telefonun zil sesi ile irkildim. Garson kızın benim ne yaptığımı izlemesi bile umrumda olmadan fazlası ile kaptırmıştım kendimi. İç cebimden çıkardığım telefonu kimin aradığına bakmadan kulağıma götürürken göz ucuyla garson kıza baktım, rahatsız olmuştu hala burada olmamdan hanımefendi. "Efendim Barış" "Abi birşey bulduk ama..." "Ama ne?!" Diz çöküp Narin'in baş ucuna oturduğum yerden kalkarken sesim fazlası ile sertti. "Bizim Şirkette staj yapan iki öğrenciymiş hesapları patlatanlar. Hesapları boşaltıp başka hesaba transfer yapanda o ikisi" "Transfer yapılan hesabın kime ait olduğunu öğrenebildin mi Barış?!" "Hayır abi söylemiyor, piçin bir tanesi burada zaten diğeri evinde. Abi acil gelmen gerekiyor" Burnumdan sert bir nefes verdim. Sakin olmam gerekiyordu. Sakin olup iyi düşünmem lazımdı, İki öğrencinin yapacağı bişey değildi bu, belli ki maşa olarak kullanmışlardı. Ne oldukları bu saatten sonra umrumda değildi, benim olana uzatılan eli kırardım ben! Kapıya doğru yürürken "Şirketteki o piçi adamlarınla gönder diğerini ise vakit kaybetmeden alsınlar evinden beklesinler beni!" derken çoktan Narin'in bulunduğu odadan çıkıp restoranın çıkış kapısına gelmiştim. "Savaş! Savaş dur nereye gidiyorsun!" Bıkkın bir nefes verip Ceren'in gelmesini bekledim, ona uzun uzun açıklama yapacak halim yoktu. "Böyle bir günde beni yalnız bırakıp nereye gidiyorsun Savaş?" "Acil bir işim çıktı Ceren daha sonra telafi ederiz söz" deyip kapıdan çıkarken Ceren ısrarcı bir tutuşla elimi tuttu. "Lütfen ama bugün yapma, beni yalnız bırakma" "Ceren acil işim çıktı diyorum sen bunun neresini anlamadın?" Azarlar tonda konuşurken Ceren'in gözleri doldu "Az önce kucağında olan kızla ilgisi yok değil mi bu acil işinin?" Bir insan saçmalardı ama bu kadar saçmalamazdı. "Ceren sen ne saçmalıyorsun? Sana işim var diyorum! Benim acil işimin bir garson kız ile ne ilgisi var?" Ceren'in bakışları sertleşirken elini elimin üzerinden çekti. Tek kelime daha etmeden içeriye girerken bu saçma tavrı hiç hoşuma gitmemişti. "Emre gel" Kapıda güvenliğim için bekleyen korumama seslendim. "Buyrun Savaş bey?" Emre yıllardır babamın korumalığını yapan Tekin abinin oğluydu salak herif onca üniversite okuyup bitirmesine rağmen yine gelip benim pislik işlerin içine girmişti yıllar önce, şimdi ise ben ortalığı darma duman ederken o arkamı toparlardı her seferinde. Yinede severdim Emre'yi güvenilir bir adamdı. "Az önce gördün değil mi olanları sana uzun uzun anlatmayacağım Emre, Barış aradı acil gitmem gerekiyor Narin'i takip et" "Tabii efendim" Emre'yi Narin'i takip etmesi için burada bırakırken diğer adamlarım ile birlikte barış'ın adamlarının o iki piç kurusunu götürecekleri adrese yola çıktım. Zihnim şuan Narin ile savaşırken nasıl o iki piçe konsantre olacağım bilmiyordum. Ters zamanda çakışan beni allak bullak eden iki olaydı. Biri beni geçmişimle sınarken diğeri ise geleceğimi elimden almaya çalışan şerefsizlerdi. Sonu ne olursa olsun bu işin arkasında olan şerefsizin kim olduğunu öğrenmeden bana rahat yoktu. Saatler sonra geldiğim izbe yerde araçtan inecekken siktiğimin telefonu yine çaldı. Gözlerim ay ışığında görünen adamlarıma kaydı, evinden aldıkları şerefsizi çoktan getirmişler ellerini bağlayıp diz çöktürmüşlerdi. Sıcak yatağından uyanıp gelmişti anlaşılan piç kurusu ağlamasına bakılırsa. "Emre eğer Narin'i kaybettiğini söylersen!" "Savaş bey hayır, hayır" "Söylese o zaman ne?" "Savaş bey Narin şuan çalıların arasında sizin bulunduğunuz alanı izliyor ve az önce polisi aradı" Siktir! Narin'in burada ne işi vardı? Benimi takip etmişti. Şimdi anlatayacaktık bakalım Narin hanım buraya ne için gelmiş. Telefonu kapatıp iç cebime atarken araçtan indim. Diz çöküp oturttukları piçin başına varırken sızlanıp ağlamaya devam ediyordu hala. Bu işlere girerken benim paramı sömürürken başına böyle işler geleceğinden haberi yoktu sanırım, çocuk oyuncağı falan mı sanıyordu bu aptal piç. "Kaldır başını!" Başı önüne düşmüş ağlamasına devam ederken verdiğim emir'e karşı gelip söylediğimi yapmadığında ise tekrar bağırdım. "Kaldır lan başını şerefsiz!" Dizlerinin üzerinde ağlamasına devam ederken usul usul başını kaldırıp yüzüme bakan genç çocuk ile anlık bir şok yaşadım. Yekta Kaya... Siktir! Şaka mıydı bu? Yıllar önce 12, 13 yaşlarındayken şımarık bir veletin tekiydi Yekta. Yıllar sonra şimdi ise benim şirketimden para yürütecek kadar gözünü karartmıştı ama. Nasıl akıl edebilmişti bunları? Kesinlikle emindim arkasında en az benim kadar güçlü biri vardı, yoksa kimse benim olana elini süremezdi. Dakikalar geçtikçe sorular sordum Yekta'ya ve arkadaşına. Sorduğum sorularla iyice beti benzi atarken arkadaşını öldürmem son noktaydı. Acımadan arkadaşının alnının ortasına sıkarken, şimdi sıra Yekta piçini ve benim minik serçemi sınamanın vaktiydi. "Dur" "Yalvarırım yapma" Tamda beklediğim buydu. Narin'in anaç tavrı kardeşini ölüme terk edememişti. Yekta'nın başına yasladığım silahın ucu ile Narin'in sesi çınladı kulaklarımda. İlk şaşırmış gibi yapsamda öylesine hoşuma gitmiştiki şuan içinde bulunduğumuz bu durum, ben bu çaresizliği sonuna kadar kullanırdım. Narin'in kanına dert gibi karışan o çaresizlik, yıllar sonra benim fırsatımdı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE