Yıllar Önce:
İnsanın direnemediği yegane şeydi kader. Bazen bir şeyler bizlerden bağımsız gerçekleşirdi ve ne yapsak bu gelişmelere engel olamazdık. Efsun kaderin kendisine ördüğü o siyah ağlardan habersiz aynanın karşısında kendisini izliyordu. Artık o küçük, haylaz kız değildi. Haylaz kısmı fazla değişmese de bedeni serpilmiş, bahar dalları gibi hayat dolu bu ruh kendisinin olmuştu. Aynanın karşısında yeni aldığı pudra renkli çiçekli elbiseye hayranlıkla baktı. Bunu yengesiyle birlikte çarşıdan almıştı. Karpuz kolları ve sade, düz kesim eteğiyle bedenine cuk diye oturmuştu. İnce beline, ipeksi teninin kuşattığı zarif bacaklarına hayranlıkla baktı. Yıllar ona çok şey katmıştı. Bedeni gül tomurcuğu gibi açmış güzelliği ve zerafeti görene bir kez daha baktırır olmuştu.
Burcu'dan tırnakladığı düzleştiriciyi alıp ipeksi kahverengi saçlarında gelişi güzel dolaştırdı. Onları şekillendirmeyi çok seviyordu. Asla kıyıp da kesmez, salıp ahenkle dans edişini izlerdi. Bu gün Ramazan'ın ilk günüydü. Serpil teyze bahçesinde harika bir iftar yemeği veriyordu. Elbette bu lezzet şölenine amcası ve yengesi de davetliydi. Şimdiden karnı zil çalıyordu ve Efsun bilirdi. Yemek konusunda mahallede Serpil Teyze'den daha mahir olanı bulunmazdı.
Nefis bol kıymalı karnıyarıklar, incecik manken kılıklı sarmalar, güveç, pilavın en tane tane olanı, kadayıf dolması ve daha bir sürü enfes güzellik... Serpil demek yemek demekti yemek demek de Serpil. Bu yüzden Efsun ezan saatini büyük bir iştahla bekliyordu. Bu gün diğer günlerden farklı olarak Nihat Hatipoğlu'nu izlemeyeceklerdi. Babaannesi yemek programlarına bakıp sulanan ağzını şapırdatarak ezan sesini kollamayacaktı. Bilakis O kocaman limon ağacının altında beyaz örtülerle kaplanmış uzun iftar masasının başında takma dişlerini tıkırdatarak sohbete neşe katacaktı. Şimdi iş makyajı tamamlayıp yardım için Serpil Teyze'lere gitmeye gelmişti.
Kalemini çekip pembe bir rujla hafif bir makyaj yaptı. Ramazan ramazan boya fıçısı gibi olmaya gerek yoktu. Kendine özeniyordu ama eşeğin kulağına su kaçırmak da anlamsızdı. Olan vardı olmayan vardı neticede. Burcu etrafında kıskanç kıskanç dolaşırken onu daha fazla kudurtmak istemiyordu.
Yıllar geçmiş mahalle değişmiş, fidanlar bile büyütüp ağaç olmuştu ama bir şey hep aynı kalıyordu. Kuzeni Burcu'nun kıskançlığı... Efsun güzelleştikçe ona da bir haller oluyordu. Daha bir kıskanmaya her fırsatta laf sokarak genç kızı üzmeye çalışıyordu ama nafileydi. Yıllar Burcu'ya değil Efsun'a yoldaş olmuş, en çok onu taze ve dinç kılmıştı. Bir de başarılı okul yılları düşünülünce amcasının isteğiyle sağlık lisesine giden Efsun'un Burcu'nun radarına yakalanmadığı gün sayılıydı.
Her zamanki yerinde horlayan babaannesine yakalanmadan genç kız kendisini sokağa attı. Adımları kendisini takip eden bir çift bakışın verdiği huzursuzlukla anlık duraksadı. Gövdesi ürkek dallar gibi koruluğa çevrildiğinde bakışları biraz olsun yumuşamıştı. "Hey Ercan! Demek beni takip eden sendin. Korkuttun beni ufaklık!" Minik, pamuk elleri küçük çocuğun kızıl saçlarını sevgiyle okşadı. İnce parmakları saç tellerini ayıklar gibi aralarında yuvarlak daireler çizdi.
Ercan çilli suratındaki şımarık ifadeyi bozmadan ağzı kulaklarına varacak şekilde otuz iki diş sırttı. Üst ön dişlerinin arasından resmen tren geçiyordu. Dökülen süt dişleri Efsun'u daha da güldürmüştü. "Demek diş perisi sana da uğradı bu hafta." Ercan işaret parmağının tırnağıyla başını kaşıdı. Ona göre periler ve devler sadece masallarda olurdu. Efsun bunu neden bilmiyordu?
"Diş perisi var mı?" Efsun "Hı hı!" Diyerek ona gülümsedi. Bu çocukla uğraşmayı çok seviyordu. "Diğer ikisini yatağımın altına koyduğumda bir işe yaramamıştı ama!" Duraksayan genç kız yüzündeki sevimli ifadeyi bozmadan devam etti. "Ramazanda yoğunluk olduğundan sıra sana gelmemiştir. Sen dua ederek yatmaya devam et." Ercan kıkırdayarak Efsun'un etrafında dönmeye devam etti. Efsun da bu tuhaf oyundan hoşlanmıştı. Ercan daireler çizerken devam ederken Efsun dönen başıyla ona yalvarmaya çoktan başlamıştı. "Bu gün tekne orucu tuttuğumu biliyor musun? Bütün sevapları ben aldım. Melek hep benim için çalıştı." Efsun gülen gözlerini esirgemeden "Bak seeeeen!" Diye karşılık verdi. "Yaaaaaaa! Ninem beni öpüp orucumu satın aldı. Bana kocaman bir papağan alacak. Yaaaaaaa!"
"Yaaaaa!"dedi Efsun onun gibi gözlerini kocaman açıp suratını şebekleştirerek. "Papağana ilk ne öğreteceğim biliyor musun?" Dönmeye devam ederlerken, "Neeee,"diye bağırdı Efsun. Her an Ercan'ın suratına kusabilirdi. Bu çocuğun kendisini vantilatör gibi döndürmekten daha iyi işleri yok muydu? "Güzel Efsun bal Efsun demeyi öğreteceğim." Artık Efsun daha fazla dayanamayarak "İnsafsız dur artık!"diye bağırdı. Bu çocuklarla başa çıkılmazdı.
Ercan'ın minik elleri kendisinden ayrıldığında Efsun birkaç adım sendeledi. O an bedenine dokunan ellerle neye uğradığını şaşırmıştı. Tırnaklarını geçirip belini kavrayan elleri dokunduğuna dokunacağına bin pişman etti. "Şşşş sakin ol!" Efsun'un çatık kaşları karşısındaki fütursuz yüzü daha da heyecanlandırmıştı. "Demek sendin! Neden şaşırmadım acaba? Dur bir düşüneyim! Belki de bir pislik olduğunu çocukluğumdan beri bildiğim içindir."
Demir pişkin pişkin sırıttı. Efsun'un tahkir edici sözlerini üzerine bile alınmıyordu. "Daha kibar olmanı beklerdim. Düşmeni istemediğim için dok..."
"Kes... Sen bana dokunma ben kanalizasyona bile düşmeye razıyım." Demir'in esmer yüzüne kinle baktı. Ondan nefret ediyordu. Çocukluğundan bu yana değişmeyen tek şey Demir'e duyduğu olumsuz hisleriydi. O yakınındayken asla kendini iyi hissetmiyor, sesini duymaya yüzünü görmeye tahammül edemiyordu. İnsanın sevmediği ot dibinde bitermiş derler ya. Demir de tıpkı o ot gibi Efsun'un gözünün değdiği her yerde hazır ve nazır olarak bekliyordu.
Efsun onun sevimsiz esmer yüzüne baktı. Çocukken olduğu gibi sümükleri akmıyordu ama yüzüne çöreklenen sevimsiz ifade her zamanki gibiydi. Sinsi, tekinsiz tavırları tüm nefretine rağmen Efsun'un bakışlarının olduğu yerdeydi. Üzerindeki tişört ve dar paça siyah kot pantolonuyla genç kızın bakışlarını istila eden zararlı bir haşereden farksızdı.
"Kalbimi kırıyorsun Güzellik. Büyümek seni daha da çekici kılmış ama davranışlarındaki çocukluğu hiç değiştirmemiş. Daha ne kadar kılıçları çekeceğiz? Bence artık dost olmanın zamanı geldi." Efsun onu sertçe itip aralarındaki mesafeye bir yenisini ekledi. "Ölsem bile seninle dost olmam. Yılışıklığın hiç değişmemiş." Demir iltifat duymuş gibi pişkin pişkin sırıtırken onu baştan aşağıya bir kez daha süzmüştü. Efsun Demir'i orada bırakıp iftar yapacakları bahçeye yöneldi. Aynı bahçeye Demir'in de geleceğini biliyordu. Bu durum ne yazık ki tüm iştahını kaçırmaya yetmişti.
Efsun önüne dönüp onu umursamamaya çalışsa da Demir'in bakışları üzerinden hiç ayrılmıyordu. Peşinden girip tam karşısına oturarak resmen nisbet yapıyordu. Efsun, Demir'in kendisini her fırsatta baştan aşağıya süzmesinden delicesine bir tiksinti duyuyordu. Çocukluğundan bu yana değişmeyen tek şey hisleriydi. Ona karşı olumlu hiçbir duygusu olmamıştı ve bundan sonra da olacağını hiç sanmazdı.
"Kız Efsun!Bu ne güzellik böyle! Maşallah sana. Gün geçtikçe güzelleşiyorsun, akça pakça bir kız oluyorsun."
"Saol Ayten teyze!" Demir, Efsun gelenlerle selamlaşıp sohbet ederken gözlerini bile kırpmadan Efsun'u izliyordu. Genç kız bu bakışlardan duyduğu huzursuzluğa katlanmakta her geçen dakika daha da zorlanır olmuştu. Bakışlarını kaçırıp sıkılganlıkla saçlarını geriye attı. Artık açlıktan değil, bıkkınlık duygusundan zaman geçmek nedir bilmiyordu. Bu yemeğe katıldığına katılacağına çoktan pişman olmuştu ama şimdi çekip gitmek Serpil teyzesine çok ayıp olacaktı. Biraz daha tahammül edebilirim diye düşünüp önündeki tarihi esere bakar gibi bakmaya devam etti. Ne yazık ki şanssızdı. Bardağa bile Demir'in itici sureti yansıyordu.
Zihnini Demir'den uzaklaştırmak için etrafı kola,an etti. Başını çevirdiğinde Burcu'nun imalı bakışlarını görmüş masanın üzerinden atlayıp saçlarını yolmamak için içinden bildiği tüm sureleri hatmetmişti. Burcu Demir'i işaret ederek dudaklarını öne topladı ve öpücük atar gibi büzdü. Sofrayı Demir'in kafasına geçirmek isteyen Efsun'la epey eğleniyor gibiydi. Üzerinde siyah bir kot ve o tonlarda siyah dar bir gömlek bulunuyordu. Matemin esintisini Efsun'un yaralı yüreğine esti. Efsun yumruğunu sıkıp eline geçirdiği tabaklardan birini Burcu'ya ve Demir'e atmamak için sabır üstüne sabır diledi. Demir elleriyle yüzünü sıvazlayıp Efsun'a çapkınca göz kırptı. Bu genç kızın sabrını taşıran son damla olmuştu. Eline aldığı bardağın içindeki tüm suyu Demir'in suratına çarptı. Etraftaki bakışları umursamadan hevesle oturduğu o sofradan nefret püsküren alevli solumalarla kalktı. İnsanlar bu öfkeyi hayretle izlerken kimin ne düşündüğünü zerre kadar önemsemiyordu.
Efsun kendisine seslenen insanları umursamadan kaçar gibi giderken Demir'e ardından önündeki perçemlerini didiklemek kalmıştı.
???
Günümüz
Harun Bey, gerginlik dolu dakikalarına bir yenisi daha ekleyerek saatine baktı. Kızgındı. Efsun'un nerde olduğunu Melis'ten öğrendiğinden beri elini ayağını koyacak yer bulamıyor, öfkeyle hop oturup hop kalkıyordu. Soluğu Güney'in evinde almıştı almaya ama ne çare! Efsun ilk kendisinden yardım alması gerekirken bu birlikte yaşama işine resmen gönüllü talip olmuştu. Şimdi her yerde birlikte yaşadıklarına dair haberler çıkacaktı ve hayat bu taze, güzel hanımefendiyi yanlış bakışların nazarında küçültüp değersizleştirecekti. Efsun onca sorununun içinde bir de bu saçma dedikodularla uğraşacak, uğraşırken de her geçen gün biraz daha yıpranacaktı. Harun Bey, Efsun'un daha fazla üzülmemesi için Güney'i gerekirse karşısına alıp yanlış giden her neyse bir çözüm bulmadan evine dönmeyecekti.
Kapının açılma sesi Güney'e geldiğini haber verdi. Bu ciddi odanın star yeğeninin çalışma odası olduğumu biliyordu ve siyah beyaz detayların arasında aslında en çok kendi çatışmalarını çözmeye çalışıyordu.
Güney spor ceketinin ceplerinden ellerini çıkarıp pişkin ve kararlı bir tavırla Harun Bey'in tam karşısında yerini aldı. Güney, sakinliğini korumaya çalışarak kendisinden bir açıklama bekleyen amcasını odanın ortasındaki siyah deri misafir koltuklarına davet etti. Harun Bey yüzündeki kızgın ifadeyi bozmadan kendisine söylenilen yere oturup ayaklarını birbirinin üzerine attı. Yaklaşık on saniye sonra Güney de tam karşısında yerini almıştı.
"Geleceğinizi bildirmemiştiniz amca." Harun Bey keskin bakışlarını Güney'den ayırmadan iç çekti. "Evet. İyi ki gelmişim. Yoksa saçmalıklarından haberdar olamayacaktım." Bu sözler Güney'i daha da kızdırmıştı. Amcasının Efsun'u bu kadar önemsemesinden rahatsızlık duyuyordu. Kalbine sızan sevdanın bir benzerini yaşadığına inanmak içinde tutuşan tüm duygulara ağır geliyordu.
Harun Bey evli bir adam olduğunu hatırlamalı ve artık haddini bilmeliydi. Efsun ona uygun biri değildi. Bir karısı ve oğlu varken Harun Bey'in gündemi genç bir kızla yaşayacağı gönül macerası olmamalıydı. Üstelik bu kız Güney'in sırılsıklam aşık olduğu Efsun'dan başkası değildi. Bir an önce konumunu hatırlamalı ve sevdiği kızı rahat bırakmalıydı. Parasıyla yeterince Efsun'un başını döndürdüğünden emindi. Resmen aralarının kötü olduğu bu günleri fırsata çevirmiş ve Efsun'u parasıyla yakınında tutmayı başarmıştı. Güney daha fazla bu duruma sessiz kalamazdı. Amcasını kırıp hayatından tamamen çıkarma pahasına Efsun'la aralarında oluşan tüm bağı koparmaya yemin etmişti.
"Nasıl bir saçmalıktan söz ediyorsunuz amca." dedi Güney kızgınlık dolu yüz ifadesiyle. Harun Bey daha fazla eteğindeki taşları tutamayarak, " İçerdeki saçmalıktan söz ediyorum." Diye karşılık verdi. Güney elinde evirip çevirdiği cep telefonunu bakışlarını amcasından ayırmayarak kurcaladı. "Saçma olan hiçbir şey yok. Efsun'la birbirimizi seviyoruz. Bu yeni olan bir şey değil. Birbirini seven her insan gibi ilişkimiz için bir evlilik kararı aldık. Artık bir aile olarak birlikte yaşamak istiyoruz. Bunda anlaşılmayacak ne var?"
Harun Bey ayağa kalkıp pencereye yöneldi. Aydınlık hava, masmavi gökyüzü ve gökyüzünün kıymetli bir neferi olan beyaz bulutlar içine çöreklen endişenin ruhuna saklanıp kaybolmasını sağladı.Yeniden sabırla Güney'e yöneldi. Onu bu birlikte yaşamaya saçmalığından caydırması gerekiyordu.
"Onunla evlenmeni benden daha çok isteyen kimse yok. Fakat bu evliliğin olması gerektiği şekilde saygıya layık bir çerçevede gerçekleşmesini istiyorum. Sen herkesçe tanınıp bilinen bir sanatçısın. Efsun ise hayata karşı yorgun düşen masum bir genç kız. Siz gençler pek çok şeyi özgürlük olarak görebilirsiniz ama evlilik gerçekleşmeden bir arada yaşamanız senden çok onu yıpratır. Dışarıda nasıl bir imajı olacağını düşün. Yolun bu kadar başında olan birini bencilce yanında tutamazsın."
Güney kalkıp amcasının yanına geldi. Belli ki bir şeyleri oturup sakince konuşmaları pek mümkün olmayacaktı. "Efsun'un ne hissettiği sizin neden bu kadar umurunuzda? Sadece birkaç hafta önce tanıştınız birinin bugün onun hayatını yönetecek kadar kendinizi hak sahibi olarak görüyorsunuz. Benimle aynı evde kalması sizin sorununuz olamaz. Efsun'u zorla yanımda tutmuyorum. İstediği zaman çekip gidebilir ama bunun kararını siz veremezsiniz. O yetişkin bir kadın, kendisine neyin iyi neyin kötü olacağının ayrımına varabilir. Bu konuda kendinizi sorumluluk sahibi olarak olarak görmeniz onun haklarına yaptığınız bir saygısızlık. Sonuçta patron -eleman ilişkisi dışında aranızda herhangi bir bağ yok."
Bu sözler Harun Bey'i daha da çileden çıkarmıştı. Güney'in kafasında onunla ilgili ne kurduğunu az çok tahmin ediyordu etmesine ama yine de bu kadar bencilce hareket etmesinin tutarlı hiçbir yanı olduğuna inanmıyordu.
"Anlamıyor musun? Bilerek ya da bilmeyerek ona zarar veriyorsun. Hayatını kazanması için yardımcı olmaya çalışıyorum fakat sen onunla aynı evde yaşayarak imajını alt üst ediyorsun. Bu yanlış davranışlarının kurbanı olabileceğini hiç düşünmüyorsun."
Harun Bey tehdit eder gibi Güney'e doğru eğildi. İşaret parmağının hedefi Güney'in delicesine dövünüp duran kalbi olacaktı. "İyi bir eğitim alıp moda dünyasında hatırı sayılır bir yer edinebilir. Özel hayatıyla değil işleriyle gündeme gelmeli. Artık insanlar çalışacakları kişilerin yaşam tarzlarına da önem veriyorlar. Kendi hayatına dön bak. Çalkantılı gece hayatının kariyerine nasıl zarar verdiğini söylememe gerek bile yok değil mi?"
Okların kendisini bulması Güney'i daha da öfkelendirmişti. "İleri gidiyorsunuz amca!" dedi yumruklarını sıkarken. Artık Harun Bey'i karşısında görüyordu, hasmı gibi her söylediğini didikleyip kendine nefret payı çıkarıyordu. Dilinin altındaki baklayı çıkarması için tek bir kıvılcım bile yeterdi ve Harun Bey bu kıvılcımı bile isteye kendi isteğiyle Güney'in ellerine tutuşturmuştu. "Güney!"
"Gerçekten seni anlamıyorum. Mutlu bir ailen var. Bir oğlun ve karın... Ondan ne istiyorsun? Hayatını, emek verdiğin her şeyi basit bir heves uğruna mahvetmeye değer mi?"
Harun Bey yakıştırmayı duyduğunda elindeki bardağı öfkeyle yere indirdi. Bu çocuk halinden anlamamak için neden bu kadar ısrarcıydı? Çınlama sesi Güney'i rahatsız etse de bakışlarını amcasının gök mavisi minik gözlerinden ayırmadı. Düşüncelerinden rahatsız oluyordu ama hiç kimse Güney'in bu yakıştırmayı yapmakta haksız olduğunu söyleyemezdi.
Harun Bey'in Efsun'la bir davası vardı. Evet ilk yardım ettiği genç Efsun değildi ama hiçbirine bu kadar büyük bir ilgi gösterme gereği duymamıştı. Ona olan bakışları bile farklıydı. Bambaşka bir sıcaklıkla Güney'in sevdiği kadına bakıyor, ona yaklaşırken incitmekten korkar gibi üzerine titriyordu. Hiç kimse yeni tanıdığı biriyle böylesine güçlü bir bağ kuramazdı. Bu işin içinde güçlü bir hoşlanma ve hevesten başka bir fikir Güney'in zihnini meşgul etmiyordu. Harun Bey daha fazla Güney'i kendinden soğutmadan bu saçma davranışlarına bir son vermeliydi.
Güney, amcasını kindar bakışlarla süzerken Harun Bey de üzerine yapılan ithamın altında ezilip un ufak oluyordu. Böylesine yanlış yorumlanabilecek nasıl bir davranışta bulunduğunu bir türlü kabul etmek istemiyordu. "Onu kendime metres yapmaya çalıştığıma inanıyor musun gerçekten?" Dedi boğazına yapışan zakkumu yutkunmaya çalışırken.
Güney dünyanın en haklı savunmasını yapıyor gibi yüz kıvrımlarını alayla amcasının bakışlarına düşürdü. Böyle düşünmekte sonuna kadar haklı olduğunu biliyordu.Efsun'u kıskanmak artık hayatının kuralı haline gelmişti. Bu kıskançlık yüzünden hem kendine hem de Efsun'a büyük acılar vermişti ama ne yapsa kalbindeki o sinsi duygudan kurtulamıyordu. Onu kaybetmekten korkuyordu. Tamam hastalık derecesinde bir kıskançlık duygusu yoktu ama söz konusu Efsun olduğunda tanınmayacak birine dönüştüğü de bir gerçekti.
"Harun Cemal Taşpınar... Buna inanmamam için bir sebep göster. Yeni tanıdığın birini bu kadar sahiplenmen ne derece makul? Nerdeyse evine alacaksın! Hayatına ortak edeceksin. Onu evimde bornozla gördüğünde yüzünün aldığı şekli bir ömür boyu unutamam. Resmen Efsun'la aramızda bir şeyler yaşandığını düşünüp delirdin. Söylesene onun özel hayatı neden seni bu kadar ilgilendiriyor? Bir erkeğin ona dokunması ihtimali neden çıldırmana sebep oluyor?" Güney ses tonunu biraz daha yükselterek "Efsun'u neyin olarak görüyorsun? Nesiniz siz, kimsiniz? " diye haykırdı. Harun Bey yıkılan omuzlarını güçlükle dikleştirdi. Ona hiçbir şey anlatmak istemiyordu. Güney'in sözleri kalbini öyle yaralamıştı ki ona dert anlatmak şu an yapacağı son şey bile değildi.
"Tamam." Dedi Güney'e sırtını dönerken. Omuzlarına bindirilen enkaz boynunun borcu gibi ağır ve külfetliydi. Güney'e gerçekleri söylediğinde bu sözlerden pişmanlık duyacağını adı gibi biliyordu ama hiçbir sözün dilinden onun zihnine dökülmesini istemiyordu. Bunca zaman amcasını tanıyamamış bir yeğene dert anlatacak kadar kendini düşüremezdi. Harun Bey yeğeninin kafasındaki tüm şeytanları dağıtıp kendisine güvenmesini beklerdi. Kendisinin karakterinden şüpheye düşmesi genç bir kadını heveslerine alet edeceğine inanması kalbine ağır geliyordu. Demek birbirlerine gerçekten samimiyetle bağlı değillerdi. Demek o güven duygusu aralarına hiç girmemişti. Ne acı! Efsun ve Güney'i birbirine yakıştırırken ortaya koyduğu silahın dönüp dolaşıp kendi şakağını bulacağını hiç düşünmemişti.
"İstediğine inan! Umarım bu düşüncelerinden pişmanlık duymazsın." Güney sözlerinin ağırlığı altında ezilirken Harun Bey tek bir söz daha söylemeden hırsla karışık bir hüzünle kapıyı çarparak odadan çıktı. Merdivenleri inerken Efsun'a rastlamıştı fakat incinen duygularını ondan saklayamayacağını bildiğinden kurmak için çırpındığı cümlelerini yutup arkasına bile bakmadan hole geçti. Kaliteli deri ayakkabılarının bıraktığı tıkırtılara aldırmadan Efsun'un kırgın bakışlarının arasında golden cinsi köpekleri geride bırakarak dış kapıdan çıkıp gitti.
Manzaranın diğer şahidi olan yengesi oğlunun son sözlerinden sonra daha fazla duramamış Harun Bey'den çok önce evi terk etmişti. Güney onu durdurmak için çırpınsa da başına buyruk tavırları kırılan yaşlı kadının onurunu tamir etmeye yetmemişti. Bir anne olarak oğluyla ilgili böylesi bir konuda geri plana atılmak annelik duygularını incitmişti. Güney'deki bu değişimi fark ediyordu aslında ama kendisinden saklamasının sebebini bir türlü anlayamıyordu. Ona bu güveni yıllar önce vermişti. Şimdi kalbindeki bu tatlı sarsıntılar neden annesine karşı bir giz olarak kalıyordu ki? Neden annesine sarılıp yüreğini açacak değeri vermiyordu?
Güney hüzün ve merak duygusunun esir aldığı benliğini görmezden gelerek pencereden uzaklaşan lüks araca baktı. Efsun'un arkasından kendisini seyrettiğini fark edemeyecek kadar düşüncelerinde boğulmuştu.
???