Bölüm.. 5.. "KİM DAHA MAL? "

2012 Kelimeler
Otobüsten inip eve doğru yürürken, Bilgin’in zihnini açan, konuşmasını ve planını düşünüyordu Şirin. Şu Bilgin, zeki çocuktu vesselam. Kızın, düşünemediği birden fazla ayrıntıyı düşünmüş, ona hem gitme konusunda, hem Aspar Yakaza konusunda etkileyici bir konuşma yapıp, fikirler vererek yardımcı olmuştu. Hatta detaylı bir kaçış planı bile hazırlamıştı. Şirin, Bilgin’in evinden çıkıp kendi evine dönerken, kıza verdiği kendi telefonundan aramış, orada neden o şekilde davrandığını açıklamıştı. Sonrasında dışarıda, bir yerde buluşup uzun bir konuşma yapmışlardı. Birkaç küçük detaya da yer vererek etkili bir kaçış planı hazırlamayı başarmışlardı. Ancak Bilgin’in takıldığı başka bir konu daha vardı. Bu konu, Şirin’in de zihnini meşgul etmiyor değildi. Bilgin: “Bu herif, senin bildiğin gibi normal bir adam değil. Adamın görünen yüzü, Titaniği batıran buz dağı gibi. Asıl korkutucu olan, görünmeyen kısmı. Bu adamın beş milyon gibi bir meblağı ciddiye alacağını düşünüyor musun sen? Çerez parası bile değil bu para onun için” demişti ve mantık yönünde bakılacak olursa haklıydı. Bilgin’in de dediği gibi asıl amacının ne olduğunu acilen öğrenmeleri gerekliydi. Böylece daha sağlıklı kararlar almaları mümkün olabilirdi. Asıl sorun şuydu ki; bunun için henüz bir planı yoktu. Aslına bakılırsa, pek fazla zamanı kaldığı da söylenemezdi. Yaptıkları plana göre bu akşam babasının memleketine doğru yola çıkmaları gerekliydi. Bilgin, akıllı telefon kullanmasını yasaklamıştı. Kendi telefonunu Bilgin ile birlikte gün içinde satmış, Annesinin telefonundan kurtulma planını ise araya sıkıştırmayı kafasında bir yere not almıştı. Kullanmıyorsa paraya dönüştürmek mantıklı olandı. Gittikleri yerde iş bulmak, çalışmak, para kazanmak gibi süreçler zaman alacaktı. Üstelik, babasından kalan maaşı çekmeleri de söz konusu değildi. Bilgin’in dediğine göre, izi sürülebilecek ve Aspar Yakaza’nın onları bulabileceği herşeyden kaçınmaları gerekliydi. Bilgin, aşırı zengin bir ailenin çocuğu olmasa da, Anne ve babası doktordu. Ailenin tek evladı olan bu çocuk, anne ve babasıyla uzun süredir görüşmüyordu. Bir gün delirmiş ve kapıyı vurup çıkmıştı. Şirin, bunu doğru bulmadığını, ailesiyle görüşmemesinin yanılış olduğunu her konuşmaya çalıştığında ise, üstünü kapatmıştı. O günden bu yana ne ailesi onunla konuşmak için bir girişimde bulunmuştu, ne de Bilgin, onlara minnet etme tenezzülüne girmişti. Normalde ailesinin geliri ve statüleri düşünülünce paraya para demeden yaşayıp gidebilirdi ama o, bu konumu elinin tersiyle itmeyi tercih etmişti. Çalışabilecek bir tip de değildi hani. Bedensel güç harcamaktan ziyade zihinsel efor sarf etmeyi tercih ederdi. Ne yazık ki hayatın, onun bu düşüncesine karşı pek saygılı davrandığı söylenemezdi. Şu anki konumuna gelene değin, bedensel güç harcayarak belli bir süre köpek gibi çalışması gerekmişti. Son dönemlerde hayatını rayına sokmuş olacak ki, artık fiziken çalışmıyor, bilgisayar ve teknolojik cihazlarla ilgili alternatif çözümler üreterek para kazanmayı iyi biliyordu. Bu sayede evinin kirasını ve diğer ihtiyaçlarını rahatlıkla karşılayabiliyordu. En azından Şirin, öyle biliyordu… Zihnini meşgul eden detaylar eşliğinde evine yaklaşırken Şirin, köşe başından bakındı. Siyah Minivan yerinde duruyor, aracın evine bakan tarafında bir adam, elleri önünde birleşmiş şekilde öylece bekliyordu. Adamın gözleri ise, havaya uçan minicik bir sinek dahil, hiçbir şeyi kaçırmak istemiyormuş gibi evinin bulunduğu apartmana sabitlemişti. Şirin, gözlerini kısıp biraz daha dikkatli baktığında, bu bekleyen ve evini dikkatle dikizleyen herifin, sabah pastanede gerinerek kendine gövde gösterisi yapan adam olduğunu fark etti. Belli ki, kendisini gözden kaçırdıkları için patronundan okkalı bir azar yemişti. Bu ayrıntıyı düşününce gülümsemeden edemedi. Dudağını dişleri arasına alarak hızlı adımlarla evine doğru ilerledi. Apartmana yaklaştığında adam, onu görmüştü. Görüş alanına kızın girmesiyle birlikte, yüz hatları değişen adamın, gözleri çakmak çakmak bir hal almıştı. Eğer bir bakışla, bir insanın canını almak mümkün olsaydı, Şirin’in canını oracıkta alırdı. Anlaşılan, kızın kaçmasından dolayı, çok ama çok kızgındı. Adamın o, öfkeli bakışlarını gören kızın gülümsemesi, dahada genişledi. Beyaz dişleri, pembe dudaklarının arasında görünürken, çakıra çalan gözleri ateşlendi. Nispet yaparcasına bir yandan adama bakıyor, öte yandan apartman girişine doğru sırıtarak ilerlemeye başladı. Sonunda apartmanın girişine geldiğinde adamla kurduğu göz kontağını keserek içeriye girecekmiş gibi yaptı. Önce, içeriye giriyormuş gibi sırtını döndü ancak sonra, bir anda duraksadı. Ardından, usulca geriye dönüp ciddi bir surat ifadesiyle hâlâ kendisini izleyen adama doğru baktı. Adamın, sinir seviyesini artırmaya yetecek kadar bakıştıktan sonra, yeniden sırıttı ve sağ elini yumruk şeklinde havaya kaldırdı. Yumruğunu adamın net şekilde görebileceği kadar kısa bir süre havada tuttuktan hemen sonra, orta parmağını sıktığı yumruğu arasından çıkardı. Bu hareketini gören adamın dişlerini yanak içlerine geçirdiğini ve dişlerinin birbirine sürterken çıkardığı sesleri, aralarında bulunan mesafeye rağmen duyabildi sanki. İki gündür yaşadığı kasvet ve kötü duygudan sonra bu, o kadar iyi gelmiş, kızı o kadar eğlendirmişti ki, bu eğlence başını hafifçe geriye atıp bir kahkaha atmasına sebebiyet verdi. Derinden ve aşırı eğlenerek attığı kahkaha sırasında eli ve orta parmağı halen havada beklemekteydi. Yeterince eğlendiğini düşündüğü tam o sırada, Minivanın yolcu kapısı açıldı ve orta parmağını gösterdiği adamın tam arkasında Aspar Yakaza devasa cüssesiyle göründü. “Siktir!” diye fısıldarken Şirin, elini ve orta parmağını indirmeyi unuttu. Öylece, yüzünde donmuş bir gülüşle adama bakakaldı... Aspar Yakaza denen herif, kendisine doğru gelmeye başladığında, nereye doğru kaçacağını, kaçıp da nerelere saklanacağını zihninde hesapladı. Fakat, orta parmağını indirmek aklının ucuna bile yaklaşmadı. Adam, heybetli bedenini bu defa takım elbise ile sarmalamıştı. Kol düğmeleri, güneş ışığında parlıyordu ancak, adamın parıltısı, pahalı kol düğmelerinden daha çok etrafa ışık saçıyordu. En nihayetinde Aspar, uzun bacaklarıyla yolun karşısına geçip yanına ulaştı. Eşsiz yüz hatlarını ve gözlerini kızınkilere çevirirken, kusursuz dudakları muazzam bir gülümseme ile aydınlandı: “Çok eğleniyoruz ha?” diye söze girdiğinde, kızın kaldırmış olduğu orta parmağına doğru sağ kaşını hafifçe kaydırdı. Kız, o an fark etti parmağının havada oluşunu ve artık Aspar Yakaza’ya doğru yönlenmiş durduğunu. Tam o sırada, suç işlemiş küçük bir çocuk gibi alt dudağını dişledi. Sanki ota parmağı dikilmiş sağ eli işlevini yitirmiş gibi havada dururken, sol elini onun üzerine getirdi. Önce orta parmağını indirdi ve sol eliyle üzerini kapattı, sonra ellerini arkasına götürüp yine sol eliyle diğer elini tüm suç ondaymış gibi kıpırdamasın diye tutarak sakladı. “Pardon,” dedi utanmış bir tavırla başını eğerken. Adamın bakışlarının üzerinde gezindiği çok kısa bir süre sonra ise kendine geldi. Neden özür diliyordu ki? Aynı hareketi bu piçe de yapabilirdi. Başını kendine gelmek ister gibi hafifçe sallayıp, sırtını dikleştirdi. Ardından çenesini kaldırabildiği kadar kaldırıp, uzun boylu figüre binaen söze girdi: “Hem de çok! Adamların biraz aptal galiba?” Şirin’in güzel ve sinsi gülüşü yeniden yüzünde yer edindiğinde adamın, bu halinden şüphelendiğinin farkında gibiydi. Ama Bilgin ile hazırladığı kusursuz kaçış planı o kadar güven vericiydi ki, adamın hisettiği bu şüphe onun için o an önemli bile değildi. En azından şimdilik! Aspar, kızın güzel gülüşüne karşılık, kendi dudaklarında duran etkileyici gülümseme ile cevap verdi ve o gülümsemeye eşdeğer erkeksi sesiyle söze girdi: “Dün, tanıştığımızda oldukça sinirliydin. Buna rağmen, sinirliyken bile güzel olduğunu düşünmüştüm. Ancak bugün, gülüşünü gördükçe… Nasıl desem? İçimde bir kıpırtı yükseliyor!” Sesi sonunda iyice kısıldı adamın. Kızın kulağına eğilerek fısıltıyla son vuruşu yaptı: “Beni, heyecanlandırıyor olabilir misin?” Konfor alanını işgal eden adamdan uzaklaşmak isteyen kız, refleks ile iki adım geriledi. “Bu ne şimdi?” dedi yüzünü çirkinleştirirken. “ Ne bu ergen Bad Boy havaları?” Adam, kızın yüzündeki ifadeye ve dudaklarından dökülenlere baktı. “Tık” diye güldü sonra. Sahtelikten uzaktı sanki bu gülüş, sanki gerçek gibiydi, ya da kıza öyle hissettirmişti, kim bilir? “Komik kızsın,” derken Aspar, sesi ciddiydi “Sanırım seninle, düşündüğümden daha çok eğleneceğiz.” “Hayır,” diye engelledi Şirin, “Mümkünse bu, seni son görüşüm olsun!” “Maalesef,” diye cevap veren Aspar, bir yandan da kızın özgüvenli tavrının sebebini merak ediyordu: “Abinin bana borcu olduğu sürece, seninle uzun uzun görüşeceğiz. Günler ve hatta geceler boyunca-” konuşmasına devam etmeden hemen önce kıza yaklaşıp, usulca kolundan tuttu ve çokta kaba olmayan bir tavırla apartmanın içine doğru bedenini çekti. Kapı girişinde duran duvara kızın sırtını yaslayıp, yine kulağına doğru eğildi: “Düşünebiliyor musun? Sen ve ben, geceden, sabaha kadar…!” Şirin, sabrının son kırıntılarının da yok olduğunu hissetti o an. Hiç çekici, ya da etkileyici değildi. Aksine midesinde iğrenç kramplara sebep olan bir durumdu. Oysa; kitaplarda okurken, ya da dramalarda izlerken, bu hareketler heyecan verici gelirdi. “Siktir lan!” dedi diz kapağını adamın bacak arasına geçirmeyi aklından geçirip, eyleme dökmeden hemen önce. Ardından ona acı vermek isteyerek diz kapağını yukarıya doğru salladı tüm gücüyle. Ancak adam, buna hazırlıklı gibi uygulamak istediği bu eylemi kolayca engelledi. O an, kızın içinde yükselip gelen sinir, elle tutulacak kadar yüksekti. “Sapık!” dedi dişlerini sıkarak “Sen beni ne sanıyorsun?” diye de ekledi. “Sence de seni,” derken adam, kızın sinirlerini hırpalamak istercesine gülüyordu “Ne sandığım değil, ne yapacağım önemli değil mi?” Kız, adamı baştan aşağı süzerken, yanakları sinirden alev almıştı. O an, yumrukları sıkılı, adamı öldürmeye her an hazır bir konumdaydı. Tüm bu duyguları aynı anda yaşarken kız, birden bire bu akşamki kaçış planına odaklanmak üzere düşüncelerini kaydırdı. Gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı önce, ardından usulca bırakarak cevapladı: “Tamam” dedi iki elinin de avuç içlerini adama doğru çevirip gösterirken “ Şuna ne dersin? Abimin borcunu ödeyeceğim. Hemen şimdi?” “Ne?” diye soran adamın yüzünden kısacık bir anda olsa akan, şaşkınlık ifadesini izledi. “Duydun işte.” dedi onu dikkatle izlemeyi sürdürürken “Abimin borcunu ödeyeceğim. Parayı buldum.” Aspar’ın kısacık bir an sessizleştiğini gördüğünde, şüphe dolu bakışlarla onu süzmeye devam etti. Sonrasında adamın kaşları havaya kalkarken,kusursuz dudağı sağa doğru usulca evrildi. Ve bu evrilme, gelecek kötü haberin göstergesiymiş gibi kızın zihninde yer edindi: “Sen?” dedi alay eder gibi Aspa: “Beş milyon dolar, para mı buldun?” “Yok ebenin a-” Ağzından çıkacak olan edepsiz sözcüğü son anda engellemeyi başaran Şirin’in gözleri, kocaman birer topa dönüşüp adeta yerinden fırladı: “Daha dün beş milyon lira demiştin. Bir gecede yüzde beş milyon dolar faiz mi koydun? Mafyalığında bir raconu olur yahu!” “Hayır” diye karşılık veren adam, sırtını dikleştirip kol düğmelerini düzeltti. Yüzünde gülmemek için kendini zor tutuyormuş gibi görünen bir seğirme belirirken de ekledi: “Ben öyle bir şey demedim.” “Ya birşey soracağım. Allah aşkına. Şimdi benim bu abim, tam beş milyon dolarla kumar mı oynadı?” “Ben, Allah’a inanmam. Aşkı, meşki beni ilgilendirmez ama Evet.” “Ve o kadar parayla kumar oynayıp, hiç bir şey kazanamadı?” “Yani, sayılır.” “Kusura bakma ama mal bu çocuk. Hayır o kadar parayla bir eşeğe kumar oynat, yemin ederim beş milyonu, yüz milyon yapar. Bu mal nasıl kaybetti?” “Bilmem,” dedi Aspar kızın haklı konuşmasını anlayarak, omuz silkelerken ”Onu abin olacak pezevenge sor.” “Ah! elime bir geçirsem,”diye dişlerini sıkarken Şirin, adamın gülüşünü bir kez daha işitti: “Eee,” dedi yine adam, sesinden alay ve kibir akarken “Ne zaman alıyorum paramı?” “ Son bir soru daha” dedi Şirin, gerçekten merak ediyormuş gibi görünürken. Adam, kendini beğenmiş bir tavırla başını aşağı yukarı salladığında ise, yöneltti: “Sen, hangi akla hizmet çulsuz abime o kadar para verdin? Sen de en az onun kadar malsın galiba? Sanırsın abim, lord zengini. Ulan adamın götünde donu yok, kumar için beş milyon dolar alıyor. Sizin gibi enayiler de, öder diye veriyor. Pes! Vallahi pes!” Şirin, adamın onu zora sokmak istediğini, bunun bir yalan olduğunu elbette ki anlamıştı. Tabii, bu anlamada Bilgin ile yaptığı o konuşmanın da faydası azımzanamazdı. Bu edepsiz konuşmasında, akşam kaçıyor olmasının da büyük bir payı elbette vardı. Hep zenginler, insanları aşağılamazdı ya, fırsatını bulmuşken Şirin, neden yapmasındı? Aspar’ın yüzünde oluşan aptallaşmayı, zevkten dört köşe olarak izledi Şirin, adamın dişlerini birbirine bastırmasını, oracıkta kızın gırtlağına sarılmak istemesini keşfetti. Ancak beklediğinin aksine Aspar, kısa sürede yüzündeki tüm o hisleri silip gülümsedi. Kollarını iki yana açıp omuzlarını kaldırırken, kızın sorusuna cevap verdi: “İnsanlık hali. Huyum kurusun, çabuk güvenen biriyimdir.” Kız, adamın bu tavrı karşısında tüm ciddiyetini toplayı konuştu: “Tamam, beş milyon tl buldum ama doları bulmam zaman alır.” diye yalan söyledi. Elbette, bırak beş milyon tl, ya da doları, beş lirayı bile şu an bulamazdı. Adamdan, akşam kaçana kadar kurtulsa yeterdi. “Anladım,”derken Aspar Yakaza, sesi zafer kazanmış bir tınıyla donatılmıştı: “Zaman,” dedi kolundaki saatin camına minik hareketler eşliğinde, işaret parmağıyla dokunurken “Akıyor; Tik, Tak, Tik, Tak!” Kız olduğu yerde tepinmek, adamı ayakları altına alıp ezmek isteyerek yine yumruklarını ve dişlerini sıktı. Ancak, iki eylemini de yapamayacağını bildiğinden koskoca mafyaya dil çıkarıp, koşar adım merdivenleri tırmanarak evine doğru kaçtı…
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE