Üç haftadır aynı alarm sesiyle, aynı yastığın köşesine başımı yaslayarak uyanıyorum. Gözlerim açık ama uyanmakla uyanmamak arası o tuhaf yerdeyim. Annemin sesi hâlâ kulağımda. Bazen uyandığımda, mutfaktan çaydanlığın sesi geliyor gibi oluyor. Bazen de sabah sabah “Geç kalacaksın Sahra, kalk artık,” diyor. Net, kararlı, tanıdık. Ama ses kayboluyor, ben kalıyorum. Kulağımda o ince sızı. Biliyorum ki kimse çay koymadı, kimse seslenmedi. Evde yine tekim. Yüzümde battaniyenin kenarı, elimde telefon. Ekranda bir mesaj var. Mete: “Unutma, bugün seni işte görmek istiyorum. Saat 9’da masanda olacaksın. Kahveni de içip oturmuş halde.” Kahvaltı yapacak kadar güçlü hissetmiyorum kendimi ama duş alıyorum. Annem öldükten sonra ilk defa aynaya bu kadar uzun bakıyorum. Göz altlarım mosmor değil, sadece

