Neslihan yengemin samimi olduğuna inandığım "biz bu hale ne zaman geldik" temalı acıklı bakışları eşliğinde evden çıkıp Melike'nin kırmızı Mini Cooper'ına bindim. Garip bir boşluk hissediyordum içimde. Ne yoran, ne sinir bozan ne de üzen bir boşluk değildi. Öylesine hafif hissettiren garip bir boşluk. Sanki uzun yıllardır tutulduğum zindanın çıkış yolunu bulmuş gibiydim. Saati şöyle bir kontrol edip bahçe kapısından çıktığımda Melike'nin evine giden sahil yoluna da sapmış bulunuyordum. Ne müzik açtım ne de şarkı mırıldandım bu kez. Az önce duyumsamaya başladığım boşluğun keyfini çıkarmaya çalıştım. Camımı indirip iyot kokusunu derince çektim içime. Yıllardır bu yolları almış olmama rağmen sanki bir tek bugün farkına varıyordum bu iyot kokusunun. Ben bir deniz kızıydım halbuki, iyot beni ben yapan minerallerden birisiydi.
Binanın önüne geldiğimde aracı otoparka sokup indim. Arka koltuğa bıraktığım büyük valizi indirmem kolay olmamıştı. Bina sakinlerinden biri imdadıma yetişmeseydi, sırf valizimi indirmesi için Aydın'ı ya da Gökhan'ı çağırabilirdim. Yardımsever komşumuz asansöre kadar valizimi taşıdığında ona samimi bir şekilde teşekkür ederek katın düğmesini tuşladım. Bina eski, asansör de en fazla iki kişinin bineceği kadar dardı. Valizim ve ben iki kişilik koskoca bir yer kaplıyorduk. Anahtarım olmasına rağmen, kapıyı çalmak istedim. Melike'nin o güzel yüzü ile beni karşılmasına, valizimi görünce vereceğini düşündüğüm o coşkulu tepkiyi görmeye ihtiyacım vardı. Öyle de oldu. Kapıyı açar açmaz "yes be!" dedi "sonunda." Ona göre bu zincirleri çok önceden kırmam gerekiyordu. Mesela lise birde falan...
- Kızım var ya, beni arayıp da ben gelmeyeceğim Meloş diyeceksin diye aklım çıktı. Anlat çabuk neler olduğunu, çatladım meraktan. Kafayı vurup yatamadım da bir daha. Hadi dökül.
- Veni vidi vici tiradı ile biten bir pazar kahvaltısı oldu diyebiliriz. Acilen bana bir ev bulmamız gerekiyor.
- Saçmalama Mercan. Senin evin var, şu an evindesin.
- Teşekkür ederim bebeğim ama kendime yeni bir hayat inşa etmem şart. Kendi başıma kendimin sorumluluğunu almam gerekiyor. Buna yeni bir düzen, yeni bir hayat da dahil.
- Orasını sonra konuşuruz. Şimdi kesin mi yani, açık kapı bırakmadan kopardın mı bağlarını.
- Elbette onları yok sayacak bir halde değilim. Sonuçta her biri benim bir parçam, haklılar; üzerimdeki emeklerini yok sayamam ama emek harcama işini üzerimde söz sahibi olma aşamasına geçirdikleri için bu ayrılık gerekliydi. Onları yine göreceğim ama kendi hayatımın efendisi ben olacağım bundan sonra.
- Vallahi kendim diye demiyorum ama acayip motivasyon konuşmaları yaparım. İki saat üstünden geçtim, gidip koskoca Giritli hanedanlığına posta koyup geldin. Adalet bakanı olacak kadınım ben. Bendeki potansiyeli görmeyen dalyaraklar utansın.
- Mesele ne ara senin iş bitiriciliğine döndü onu anlamadım ama neyse. Melike'nin hayatta kalma rehberi 2. madde; Melike her zaman haklıdır.. Aldım kabul ettim.
- Bebeğimsin canım benim.
- Bu arada saat ikide Levent beni almaya gelecek.
- O ne alaka be?
- Senin desteklerinle yaptığım o muhteşem veda konuşmasının ardından onu aradım. Sesimden anladı biliyor musun iyi olmadığımı. Ki, ben her zamanki nötr ifademi takınmıştım onu ararken. Garip bir şekilde onun yanında olmak istedim. O da gelip beni alacağını söyledi. Bir de...
- Bir de ne?
- Dün akşam söylediğim yalanı devam ettirmiş olabilirim. Bizimkilere Levent'in benim erkek arkadaşım olduğunu söyledim. Sanırım bunu ona açıklamam gerek.
- Arkasından söylediğin bir şey değil ki. Bunu dün gece o yanındayken amcana da söyledin sen.
- Aynı şey değil. O beni dün gece için anlayışla karşıladı, nasıl bir durumun içinde olduğumu anladı ama ben bu gün durumu çevirebilecekken bile isteye bu yalanı sürdürdüm.
- İyi... Yani belli mi olur belki de sana iyi gelecek insan odur. Tanıyın birbirinizi, yalancı çıkmazsın belki de. Ona da bir açıklama yapmana gerek yok. Amcan zaten sen söylemesen de herkese duyuracaktı sözde sevgilini. Bırak bakalım neler olacak, yaşa ve gör en azından. Kendi hür iradenle...
- Öyle mi diyorsun?
- Melike Demir ne zaman yanılmış ki?
- Sanırım ben yanıldığı bir konuyu biliyorum.
- Hayır onda da yanılmadım. O şerefsiz beni hiç yanıltmadı çünkü.
Melike'yi rahat bir pazar uykusu çekmesi için odasına gönderdim. Ben de valizimi alarak bana ayırdığı odaya doğru sürükledim. Dört kapılı dolabın kapaklarını teker teker açarak getirdiğim eşyaları yerleştirdim. Çoğu kırışmıştı, içlerinden birini seçip Levent gelmeden bir hale yola sokmam gerekiyordu. Farkettiğim şey yüzümde benden habersiz bir gülümseme yerleştirirken aynanın karşısına geçtim. Levent'e güzel görünmek istiyordum. Sıradan bir pazar şıklığı beni nasıl daha da güzel gösterir bilmiyordum ama epey bir süre dolabın karşısında oyalandım. Sonra olduğum gibi olmaya, yani sade ve duru, Mercan gibi olmaya karar verdim. Ekim ayındaydık, az önce camım açık bir şekilde seyahat etmiştim. Yani havanın serin olduğunun farkındaydım. O yüzden açık renk, yüksek bel bir kot pantolon ve üzerine boyfriend açık renk bir gömlek giydim. Gömleğin eteklerini pantolonumun içine sokmak mantıklı bir seçenek olarak gelmişti. Lacivert kolej hırkamı da sırtıma atıp kollarını önüme sarkıtınca gayet şık ve sade bir kombin oluşturmuş oldum. Hırkamı şimdilik bir kenara koyup saatime baktığımda ise Levent'in beni almak için geleceğini söylediği saate yirmi dakikalık kaldığını gördüm. Makyajımı yapmam için yeterli bir süreydi. Önce bir nemlendirici, ardından da güneş kremi sürdüm. Gözlerime ise sadece bordo rimelimi sürdüm.
Gözlerim yeşile dönük bir renkti. Koyu ortamlarda ela ya da açık kahve rengi sanabilirdiniz ama açık, güneşli günlerde içinde sarı yeşil kırılmaların olduğu bir form kazanırdı. Neslihan yengem adım gibi mercanlardan aldığımı düşünürdü gözlerimin rengini. Güzel gözlüm diye severdi. Ara ara ona haksızlık yapıp yapmadığımı düşünüyorduma ama iş sadece onunla bitmiyordu ki; O bana aile olmanın anaç yüzünü göstermişti, ikizler kardeşlik hissi tattırmışlardı, Kartal abim bütün resmiyetine rağmen iyi bir abiydi ama diğer Giritli üyeleri, ki; bunlar ailenin en çok sözü geçen insanlarıydı. Onlar benim bütün hayatım üzerinde söz sahibi olduklarını düşünürlerdi. Bunu yaparken tatlı dilli olmaları amaçlarını gizlemiyordu ne yazık ki. Onlar için öncelikli olan daima ailenin soy adı olmuştu. Ben de o soy adının ayrık otu...
Sıra dudaklarımı renklendirmeye geldiği sırada bir süre parlak bir gloss ve nude bir lipbalm arasında gidip geldim. Kararsızlığımı bölen ise Levent'en gelen aramaydı. Onu bekletmemek için elime gelen nude lipbalmı sürüp aramasını yanıtladım.
- Levent?
- Mercan...geldim, aşağıdayım.
- Tamam hazır sayılırım, beş dakika müsaade eder misin?
- Elbette. Acele etme lütfen.
Telefonu kapadığımda derin bir nefes alıp aynadaki görüntümü süzdüm. Saçlarım düzgündü, yüzümde herhangi bir abartı yoktu, kıyafetlerimde de. Ayaklarıma rahat bir sneaker giyip hırkamı da omuzlarıma attıktan sonra çantamı alıp çıktım odadan. Melike'nin kapısı hala kapalıydı. Buzdolabının üzerindeki yazı tahtasına çıktığımı yazıp ayrıldım evden. Çıkarken valizimle binmiştim asansöre ama inerken yalnızdım. Nefes almam için daha açık bir alan kalmıştı. Nihayet kabin giriş katında durduğunda ise derin bir nefes alarak cam kapıyı araladım. Levent'le aramda sadece apartmanın ağır demir kapısı kalmıştı. Onu da biraz güç kullanarak kendime çekmem gerekiyordu ama ben bugün ekstra güçlü hissediyordum kendimi. Bedenimi nihayet rüzgarla buluşturduğumda ise Levent'in yüzünü görebilmem için sadece başımı kaldırmam yetmişti. Yaslandığı arabasından doğrulup ellerini cebinden çıkardı. Geniş, sahici bir tebessüm vardı yüzünde. Onu olduğundan daha hoş gösteren, sanki mümkünmüş gibi daha da çekici kılan bir tebessüm. Bir de sol yanağında beliren derin bir çukur vardı. İnsanın bile isteye düşmek isteyeceği bir çukurdu bu. Ve sanırım benim bir ayağım çoktan o çukurdaydı.
- Merhaba, bekletmedim umarım.
- Ne kadar söylediysen o kadar bekledim. Beş dakikan dolar dolmaz yanımdaydın.
- Sevindim. Nasılsın, iyi misin peki? Ben seni bugün yeğenlerinin yanından ayırmak istememiştim gerçekten.
- Ben iyiyim Mercan. Asıl sen nasılsın? Dış görünüşüne aldanmalı mıyım?
- Nasıl görünüyorum ki?
- Derdini tasasını en yakın çöplüğe bırakmış biri gibi. Öyle misin gerçekten?
- Öyleyim.
- O zaman bunu kutlamamız gerekiyor. Hadi gidelim.
Sormadım nasıl kutlayacağız, nereye gideceğiz diye. Onun beni mutlu olmayacağım bir yere götüreceğini düşünmüyordum. Garip bir güven duygusu veriyordu karşısındakine. Banka hesaplarımın şifresini, evimin, arabamın yedek anahtarını ve hatta kalbimi bile verebilirdim. Hayatımda ilk defa önünü arkasını düşünmeden birine güvenmek istiyordum. Bu kişinin Levent olması içinse ekstra bir istek vardı içimde. O olmalıydı, o olsun istiyordum.
Yaklaşık 20 dakikalık bir yolculuğun ardından ağaçlık bir alanın içinde tek tük evlerin olduğu bir yere gelmiştik. Deniz seviyesinden epey yüksekti ve önü denize bakan evlerin arkasında gencecik bir orman uzanıyordu. Bölgenin yakın zamanda ağaçlandırıldığı belliydi.
- Çok güzelmiş burası, bayıldım. Muğla'da böyle bir yerin olduğunu bilmiyordum. Hem de şehre çok yakınmış.
- Burada yaşıyorum ben. Yaşıyoruz yani. Bak şu iki ev ileride taş duvarla çevrili bahçe var ya, orası bizim.
- Pekii neden onun önünde durmadık?
- Eğer beğenirsen senin evinin önündeyiz çünkü.
- Anlamadım?
- Bak bu ev yaklaşık bir yıldır boş. Sahibini yakından tanıyorum. Satmakta ya da kiraya vermekte kararsız. Sanırım kafasına göre birini bulamadığı için bu kararsızlığı. Bir de burada yaşayanların hepsi kendi halinde insanlar. Abuk sabuk birinin gelip de onların huzurunu kaçırmasını istemiyor. Anahtarını bana vermişti. Eğer içine sinen biri olursa gösterirsin, kiralamak ya da almak isterse de bana haber verirsin demişti. Ben de içime bu kadar sinen bir başkasını bulamayacağımı düşündüm. Ne dersin, görmek ister misin evi?
- İsterim...
Yaklaşık bir buçuk metre yüksekliğindeki taş duvarların arkasına geçtiğimizde tek katlı, tamamen taş ve ahşap işçiliğinin hakim olduğu bir ev karşıladı beni. Geniş bir bahçeyi aşıp öyle ulaşıyordunuz girişe. Eve geniş bir verandaya tırmanarak girebiliyordunuz. Levent bir de yan tarafında ana giriş kapısı olduğunu söylemişti. Ama ben bu verandaya görür görmez aşık olmuştum. Verandayı tırmanıp demirli cam kapıyı açtığımızda geniş ve country tarzda tamamen yenilenmiş bir mutfağa girdik. Ortada büyük bir ada tezgah vardı, ocak ve davlumbaz da bu tezgahın üzerindeydi. Vintage tarzı geniş lavabo çift kanatlı büyük pencerenin hemen önündeydi ve pencere yan bahçedeki bodur limon ağaçlarına bakıyordu. Geniş, kemerli bir açıklıktan geçtiğimizde büyükçe bir salon karşıladı bizi. Salonda evin ruhuna uygun taş bir şömine vardı ve yerler kaliteli bir ahşapla döşenmişti. Ahşap geniş kanatlı pencereler ve ahşap panjurlar eve oldukça sıcak bir hava veriyordu.
Salondan sonra geniş bir hole dönüp ilk kapıyı açtı. Karşıma çıkan misafir banyosu da oldukça kullanışlıydı ve burası da evin diğer bölümleri gibi renove edilmişti. Biraz daha ilelediğimizde ikisi karşılıklı biri de koridorun tam karşısında olan üç kapı belirdi. "Karşı odayı çalışma odası olarak düşünmüş arkadaş. Bir duvarını boydan boya kitaplık yaptırmış o yüzden. Hatta çalışma masası ve bazı mobilyaları da bırakmış. Oldukça kaliteli parçalar. Ama eğer kullanmak istemezsen..." O anlatırken odanın kapısını çoktan açmıştım. Gördüğüm şeyler öylesine hoşuma gitti ki; sözünü kesip "isterim" dedim. Onun da tepkilerinden bu hevesimin hoşuna gittiğini anlıyordum. Karşılıklı iki oda yatak odasıydı ve büyük bir öngörü ile ikisine de ebeveyn banyosu koyulmuştu. Evin geneline hakim olan ahşap işçiliği yatak odalarında da kendini gösreriyordu. Kapıların sağ kandına kalan girintilere beş kapılı geniş dolaplar yerleştirilmişti. Sabit yatak başlığı ve tasarım komidinler de dolaplar gibi ahşap işçiliğinin en güzel örneklerindendi. Koridor boyunca döşenmiş doğal taşlar da evin havasını oldukça değiştirmişti.
- Ne düşünüyorsun?
- Almak konusunda mı kiralamak konusunda mı? Neyi soruyorsun?
- Ha beğendin yani...
- Dalga mı geçiyorsun, bayıldım. Daha içeri girer girmez dekorasyon fikirleri doluştu kafama. Bir an önce taşınmak istiyorum buraya. Ama bu ev benim olmalı, kiralamak değil satın almak istiyorum.
- Tamam yarın ilk işimiz ev sahibi ile iletişime geçmek olsun. Fiyatta anlaşırsanız hemen tapu işlerini hallederiz.
- Şahsi avukatım olarak vekaletimi sana versem benim yerime halledersin değil mi? Ben yarın sadece dekorasyon işi ile uğraşmak istiyorum.
- Mercan... Ben senin avukatın değilim.
- Artık öylesin. Yani çok özür dilerim böyle emrivaki gibi oldu ama ben ailemle bağlarımı koparmaya karar verdim, bu yüzden bir avukata ihtiyacım var. Beni temsil edersin değil mi?
- Yani seve seve tabii de. Öncelikle acele karar vermediğinden emin olman lazım.
- Levent ben bu kararı almayı 4 yaşımdan beri istiyorum. Sana şimdi nedenini nasılını anlatarak bu günün büyüsünü bozmak istemiyorum. Bir ev hayali kurmadım ama kursaydım bu evi hayal ederdim. Şimdi hiç zorlanmadan bulmuşken kaçırmak istemiyorum. Ben.. ben yeni hayatımı bu evde kurmak istiyorum Levent. Hem eğer sen de benimle komşu olmak istemeseydin beni buraya getirmezdin öyle değil mi? Az önce bu ev için doğru kişi olduğumu söylemiştin.
- Hayırlı olsun diyelim mi o zaman?
- Diyelim, diyelim tabii.
- Öyleyse şimdi de bize gidiyoruz. Komşum taşınma telaşındayken ona bir tabak yemek ikram etmeyeceksem ne diye varım öyle değil mi?
- Şeyy seninkiler rahatsız olmasın.
- Benimkiler sen aradığından beri seni bekliyorlar Mercan. Biraz daha geç kalırsak mutfağımı yıkabilirler. O yüzden acele etsek iyi olur.
Sabah Melike'nin evinden çıkarken bu günün bu kadar güzel geçeceğini hayal bile etmiyordum. Sanıyordum ki, kendi evimde girdiğim savaştan büyük bir yenilgiyle çıkacak ve bir daha eski Mercan olamayacaktım. Artık eski Mercan olmayacağım doğruydu ama bu yenildiğim için değil, cephemde sağlam kaldığım içindi.
Levent'le birlikte iki ev öteye doğru yürürken heyecanla ona evle ilgili hayallerimden bahsediyordum. O da bana kendi fikirleri ile katkı sağlıyordu. Mesela Güney'e bakan yatak odasını seçmem gerektiğini, kışın güneş aldığı için üşümeyeceğimi belirtmişti. Tamam dedim, tamam senin dediğin gibi olsun. Diğer odayı elbette arkadaşlarım için ayıracaktım. Belki arada ikizler gelirdi yanıma, belki de Kartal abim Gözde ile gelirdi kalmaya. Mutfakta yemek yapacağım zamanları hayal ediyordum. Çok fazla tecrübem yoktu ama meraklıydım ve kolay öğrenirdim, yeni şeyler denemeyi severdim. En çok da Levent'i davet ettiğim akşamları düşündüm. Gelirken bir şeye ihtiyacım olup olmadığını sorduğu zamanları, ona yemek haazırladığım akşamları, belki de yakınlaşacağımız dakikaları... Şimdiden hararet basmıştı, Levent bana soğuk bir su ikram etse hiç fena olmayacaktı..