Evden çıkarken giyindiğim beyaz elbise yine üzerimdeydi. Bu kez de eve gitmek için giyinmiştim. Gidecek ve Şahin Giritli ile son kez açık bir konuşma yapacaktım. Bana karşı kullandığı hatır gönül kartlarını görmezden gelmeliydim. Şu durumda yaşamım boyunca benim için yaptıkları her şeyin bir karşılığını görmek istedikleri gerçeği ile yüzleşmek istemiyordum. Eğer öyleyse o evden çıkacak ve bir daha geri dönmeyecektim.
Dün gece hem Aydın hem de Melike mental olarak içimden geçmişti resmen. Özellikle Aydın çok net konuşmuştu. Bir hafta içerisinde eğer bir daha onu ağrılarım için ararsam bana kesinlikle yardım edemeyeceğini söylemişti. Bu kadar sık ilaç kullanmamın pek de hayırlı sonuçlar doğurmayacağını elbette biliyordum ama elimde olmayan sebepler yüzünden yaşıyordum o dayanılmaz ağrıları. Benim her seferinde daha da dayanılmaz olarak nitelendirdiğim ağrılar Aydın'a göre ileca alışan vücudumun açlık sinyalleriydi. Beni sinsi bir oyunla daha fazla acı çektiğime inandırıyordu. Eğer söyledikleri doğruysa ben ciddi ciddi bir bağımlı olmuştum artık. Ciddi bir arınma programına ihtiyacım vardı.
Saçlarımı da gelişigüzel topladıktan sonra evden çıkmak için artık hazırdım. Günlerden pazardı ve pazar kahvaltısında bütün Giritli fertleri o masada toplanmak zorundaydı. İki gündür uğramadığım yemek sofralarında bahsimin sık sık açıldığını biliyordum. Bu kez ne düşünüyorlarsa yüzüme söylemeleri gerekiyordu. Özellikle babannem ve dedem amcamla aynı fikirdeyse ne yapacağımı bilemiyordum. Açıkçası şu durumda tek ümidim onların arkamda durmasıydı.
- Melike çıkıyorum ben. Bana şans dile lütfen.
- Senin şansa ihtiyacın yok güzellik. Şu balık modunu kapatıp akşam konuştuklarımızı hatırlasan yeter. O ailene de söyle; götlerindeki donu dahi almamı istemiyorlarsa makul davranmayı becersinler. Bana limandaki bütün Giritli gemilerini yaktırmasınlar.
- İnan bana ne şans lazım ne de hafıza. Sendeki cesaretin zekatını versen hallederim ben bu işi.
- Ağzın bana laf yapmayacak Merco. O kaledeki fosillere söyleyeceksin bu lafları. Hadi git, al bu maçı ve gel.
- Geleyim mi yani?
- Şimdiden salak salak konuşmaya başladın. Yürü git asabımı bozma benim.
Dün gece marinada bıraktığım arabamı almak yerine Melike'nin arabasıyla gitmeye karar vermiştim. İnsan evine gittiği yolun bir an önce bitmesini isterdi ama ben, sanki uzasın diye her şeyimi verecek durumdaydım. Bu histen bu gün tamamıyla kurtulmak istiyordum. Ya ipleri tamamen koparacak ya da benim kararlarıma saygı duymaları gerektiğini, bana herhangi bir dayatma yapmamaları gerektiğini onlara anlatacaktım. Yaklaşık yirmi dakikalık yol son bulduğunda dış kapının güvenliği kapıyı açmış, arabayı yadırgasa da beni gördükten sonra gerekli selamını vermişti. "Hoş geldiniz Mercan hanım." cümlesi bile gerginliğimi arttırmıştı. Sanki dış kapıdan evin girişine kadar karşılaştığım herkes az sonra içeride gerçekleşecek konuşmanın gerginliğini taşıyormuş gibi gelmişti.
Umarım hoş gelmişimdir Musa bey, umarım.
- Mercan hanım hoş geldiniz.
- Hoş buldum Gamze. Herkes salonda mı?
- Evet efendim. Kahvaltı sofrası da on dakika içerisinde hazır olur.
- Tamam o zaman. Ben odaya çıkıp üzerimi değiştireceğim. Sen onlara geldiğimi haber verirsin olur mu?
- Elbette Mercan hanım. Benden istediğiniz başka bir şey var mı?
- Aslında var. Bana bir papatya çayı demler misin? Masada servis edersin.
- Elbette Mercan hanım.
Niyetim kimseye gözükmeden odaya çıkmaktı ancak ikizlerin sofraya son dakika inme huyları olduğunu unutmuştum. Yıldız odasından çıkıp beni gördüğünde herzamanki abartılı sevgi gösterilerinden birini sergiledi.
- Mercan abla neredesin kaç gündür? Sensiz bu ev çekilmiyor bilmiyor musun?
- Numaracı seni. Storylerini görmesem arkamdan karalar bağladığını düşüneceğim.
- Aaa tamamen kuru iftira. Biliyorsun objektife bakarken en iyi halimi yansıtmayı seviyorum. Yoksa biliyorsun, etrafta benim düşüşümü seyretmeyi bekleyen çok çakal var.
- Yine kitabın ortasından konuştun ama biraz daha konuşursan ikimiz de babannemin sayfa sayfa nutuğunu dinleyeceğiz. Hadi in geliyorum ben de birazdan.
Yıldız'la ayrıldıktan sonra direk odama geçip dolabımın başında aldım soluğu. Rahat bir kot pantolon ve gömlek giyindikten sonra artık aşağı inmek için hazırdım. Umarım amcam pazar kahvaltısına o adamı çağırıp bütün iyi niyetimi de tüketmemiştir. Çünkü eğer öyleyse; kesinlikle o masaya oturmadan çıkardım evden. Basamakların sonuna gelip derin bir nefes aldığımda artık hayatım için önemli bir dönemeçte olduğumu biliyordum. Duruşumu olabildiğince dikleştirip sakin bir ifade ile döndüm o dönemeci. Dedemle babannem her zamanki koltuklarında oturmuş ev halkının tamamının salona inmesini bekliyordu. Amcam ise yakın gözlüklerini takmış elindeki telefondan maillerine bakıyordu. Beni ilk gören Neslihan yengem olmuştu. Sanırım en gergin bekleyiş ona aitti. Bu zamana kadar amcamla aramdaki bütün gerilimleri sükunetiyle yatıştıran taraf oydu. Saf sevgisinden şüphe etmediğim kişilerden birisiydi. Şüphe ettiklerim bir yaştan sonra sürekli benden bir şeyler beklemeye çalışmışlardı çünkü.
- Mercan, kızım hoş geldin. Seni bekliyorduk biz de.
- Hoş buldum sultanım nasılsın?
- İyiyim güzelim benim. Ama sen solgun gözüküyorsun biraz, uyumadın mı yine?
- Uyuyamadım ne yazık ki. Ama onun haricinde iyiyim merak etme.
Yengemle ayrıldıktan sonra dedemle babaannemin de elini öpmüştüm. Herkesin tamamlandığını gören büyük Kartal Giritli sofradaki yerini almış ve bize de sessizce onu takip etmiştik. Beni beklediklerini söylemişlerdi ama masada bir sandalye daha boştu.
- Kartal abimi beklemeyecek miyiz?
- Ah canım Kartal dün gece İstanbul'a döndü. Pazartesi de Amerika'ya gidecek.
- Öyle mi, vedalaşamdığım için üzüldüm.
- Evin yolunu bulabilseydin vedalaşırdın kızım. Öyle değil mi?
- Şahin!
- Efendim anne. Yeğenime hesap soramaz mıyım yoksa?
- Bırak önce herkes ağız tadıyla kahvaltısını etsin. Zaten artık kimsenin aile sofrasına saygı gösterdiği yok. Bırak da bulduğumuz fırsatları huzurlu bir şekilde değerlendirelim.
Güya oğluna ayar veriyordu ama arada bana laf dokundurmayı da ihmal etmemişti. Benden açıkça bir tepki bekleyen Dolunay ile Yıldız'a dönüp onları rahatlatacak samimi bir tebessüm gödermiştim. Bu kızlar benim çıkışlarıma alışmışlardı ama her çıkışımdan sonra onlar da bu evin kasvetinden nasiplendikleri için yeni bir gerginliğin içine düşmek istemiyorlardı. Onları zor durumda bırakmak istemiyordum ama dün gece maruz kaldığım Melike'nin sözleri beynimin duvarlarına çarpıp beni kendime getiriyordu. Hayatımı kendim için yaşamaya başlamam gerektiği konuşmanın ana fikriydi. Babannemin emir kipi ile süslenmiş ricasını dikkate alarak sadece masadaki kahvaltılıklara odaklandım. Biraz peynir, yumurta ve gül reçeli beni ayakta tutmaya yeterdi. Ancak şu an burada olmak yerine Melike'nin aşırı saçma sofrasında oturmayı yeğlerdim. Bir önceki geceden kalan hamburgeri kemirdiğimiz bile olmuştu. Kaygısız yenilen her şey, gergin bir sofradaki kuş sütünden daha besleyici geliyordu bana.
Nihayet sofranın ağır topları doyduklarını belli ederek çatallarını bıraktıklarında ben de bir asır gibi bekleyişimin son bulmasına şükredecek kıvamdaydım. Sazı eline alacak olanın kendisi olduğunu belli eden amcam ise Gamze'ye seslenip kahvelerimizi kış bahçesine getirmesini söyledi. Anlaşılan masa toplanırken konuşmalarımızın çalışanlar tarafından bölünmesini istemiyordu. Tek cümlelik direktifle hepimiz ayaklandığımızda ikizler bir ümit bu konuşmadan kurtulmak için davrandılar ama babaları onlarında bu konuşmaya dahil olmalarını istediğinden buna müsaade etmedi.
Herkes yerini aldığında sizinr bozcu bir sessizlik baş gösteriyordu. Ne olursa olsun ilk taşı ben atmayacaktım. Açıkça benden ne sitediğini bu ailenin hala başında olan anne ve babasına anlatmak zorundaydı. Herkes kitabın ortasından konuşmayı tercih etmek zorunda değildi elbette. Şahin Giritli gibi manipülasyon ustası olan biri, isterse anında sizi suçlu çıkararak söze başlayabilirdi.
- Mercan hanım bize bir ilişkin olduğunu ne zaman söyleyecektin?
Bravo! Gerçekten bravo. Beni böyle köşeye sıkıştıracağını sanıp kendini haklı mı çıkaracaktı? Pekala bu oyunu bozmak sandığımdan da kolay olacaktı o zaman.
- Eğer siz emrivaki ile beni birileriyle evlendirme planları yapmasaydınız açık yüreklilikle gelip sizinle tanıştırmayı düşünüyordum. Sanki benim duygularım yokmuş gibi, birilerine ilgi duymam ya da açıkça söyleyeyim aşık olmam mümkün değilmiş gibi yeni kuracağınız iş ortaklığına benim istikbalimi alet etmeseydeniz pekala karşınıza çıkar onu sizinle tanıştırırdım. Ama siz bu şansı bile isteye kaybettiniz.
- Şahin, Mercan ne söylüyor oğlum? Doğru mu bütün bunlar?
- Anne kimsenin ona zorla bir şey yaptırdığı yok. Sadece nezaketen bize iletilen teklifi onunla paylaştık. Her zaman olduğu gibi duygusal tepkiler veriyor.
- Evlilikte duygusal bir iş ya amca. Hani insan bir ömür geçireceği insanla bir frekans tutturmalı, onu sevmeli, hatta onsuz yaşayamayacağını düşünmeli ya. Elbette duygusal davranacağım. Siz açıkça burada doğruları çarpıtıyorsunuz. Bahsedecek misiniz pekii size açıkça hayır dememe rağmen emrivaki ile o adamı karşıma çıkardığınızdan? Duygusal davranmakmış? Ya ne bekliyordunuz? Hiçbir şekilde sahiplenmediğim işinizi büyütmeniz için kendimi feda edeceğimi mi?
- Mercan kızım, kimse seni böyle bir şeye zorlayamaz. Bunu nasıl düşünürsün?
- Dedecim inanın ben de düşünmek istemezdim ama iki gündür bu saçma baskının altındayım. Amcam olumsuz cevabımı beğenmeyip, "üzerinde hiç mi hatrım yok." bahsini dahi açtı. İnanın bu konu hakkında sizinle münakaşa etmek istemiyorum ama bu kez kararlıyım. Eğer bu ısrarınız sürecekse şirket hisselerimi satılığa çıkarıp şirketle bütün bağımı koparacağım. Ben size yıllardır beni bırakıp giden anne ve babamın hiçbir şeyini istemediğimi söyledim. Beni bu ailede tutmak, bensiz bu ailenin mutlu olmayacağını düşünmek sizin şahsi fikirlerinizdi. Bu güne dek ne kadar dile getirsem de bu serzenişimi göz ardı ettiniz. Ama ben artık somut adımlar atmaya karar verdim. Kararım kesin. Bu konu hakkında örtülü ya da değil, zorlandığımı hissettiğim an hisselerimi satışa çıkardığımı duyuracağım.
- Mercan bunu nasıl söylersin? Bu güne kadar senin iyiliğin haricinde bir şey istedim mi ben? Genç adam dün arayıp Muğla'da olduğunu söyleyince restoranda ağırlamak istedim. Akşam boyunca seni sordu durdu. Ne yapsaydım?
- Mesela bir önceki gün sana bu işe kesinlikle rızam olmadığını söylediğim halde bu bahsi kapatabilir, ona uygun bir dille bu işin olmayacağını söyleyebilirdin. Ama ne yaptın; misafirim olduğunu söylediğim halde tutup yanıma kadar getirdin. Üstelik masamdaki insanı küçümsedin. Bu mu senin iyi niyetin? Üstelik o çok kıymet verdiğin genç adam açık açık bu organizasyonu senin kurduğunu, ona seni kıramayıp davetini kabul edeceğimi söylediğini anlattı. Ben akşam alkol falan almamıştım amca, her şeyi hatırlıyorum.
- Tamam Mercan sakin ol lütfen. Bu mesele elbette konuşulacak. Fevri davranıp birbirinize kırıcı sözler söylemeyin. Bu yaştan sonra sevdiklerimin arasındaki kırgınlıklara şahit olma yükünü yaşatmayın bana.
- Bu mesele burada son kez konuşuldu ve benim tarafımdan kapatıldı babaanne. Çok güzel giden bir ilişkim var ve ben bunu hiçbir şey için feda etmeyeceğim. Ayrıca bunca zamandan sonra bana yangında ilk terk edilecek kişi muamelesi yaptığınız için size çok kırgınım amca. Bu güne kadarki emeklerinizi yok sayacak ya da onlara hainlik edecek değilim. Sizden istediğim tek şey kararlarıma saygı duymanız. Eğer aramızdaki bağların sonsuza dek kopmasını istemiyorsanız buna biraz daha çaba göstermeniz gerekiyor. Bir de bundan sonra kendime ayrı bir yaşam alanı kuracağımı söylemek istiyorum. Sizi sık sık ziyarete gelirim ama buradaki vademin artık dolduğuna inanıyorum. Şimdi izin verirseniz kendime bir valiz yapmam gerekiyor. Bir süre Melike'de kalacağım.
- Mercan ne zamandan beri bu evin kuralları böyle esnetiliyor?
- Birileri benim de bu evin diğer fertleri gibi hislerime önem verilmesi gerektiğini unuttuğundan beri dede. Lütfen, bakın eğer kalırsam inanın bu gerilim artarak devam edecek. Ben bunu hiç istemiyorum. Bir ev bulduğumda eşyalarımı aldırırm. Siz de kabul etmelisiniz ki artık bunun zamanı gelmişti. Kendi işimde uzmanlaşmak ve o doğrultuda ilerlemek istiyorum. Aldığım bazı teklifler var onları değerlendireceğim. Merak etmeyin gelişmelerden sizi haberdar ederim.
Onlara yeniden bir cevap hakkı tanımadan odama çıktığımda garip bir şekilde üzerimden büyük bir yükün kalktığını hiseettim. Ben aslında buraya ipleri koparırız endişesi ile geldiğimi düşünüyordum. Ancak şimdi anladım ki benim buraya geliş amacım zaten buymuş. Bu sebeple aklıma esen ilk şeyi, eğer biraz daha düşünürsem belki de asla yapamayacağım şeyi yapıp telefonumu çıkardım ve dün akşam yarım bırakmak zorunda kaldığım görüşmeyi devam ettirmek için Levent'i aradım. Günlerden Pazar'dı. Çoğu normal insanın öğlene kadar uyuduğu bir günde Giritli ailesi hafta içine nazaran biraz daha geç bir saat olan 9.30'da kahvaltı sofrasına otururdu. Saatin normal insanlara göre erken olabileceğini umursamadan aradım. Eğer uyuyorduysa bir şekilde özür dilerdim. Ancak beni durduracak parametrelere takılırsam bu girişken hallerim hayal olabilirdi. Telefonun açılmasını beklerken bir yandan da dudaklarıma işkence ediyordum. Üçüncü çalıştan sonra boğuk bir sesle beni yanıtladığında çoktan pişman olmuştum ama bu dakikadan sonra geri dönemezdim.
- Biliyorum bu kadar erken aramamı beklemiyordun ama eğer müsaitsen dün gece yarım kalan yemeği bu akşam tamamlayabiliriz.
- Mercan, iyi misin?
- İyiyim neden sordun? Ben... ben biliyorum erken bir saatte aradm ama inan şimdi aramasam bir daha arayamazdım.
Aferin sana salak. Aferin!
- Hayır hayır erken değil. Hatta bayağı geç olmuş, iyi yaptın aramakla. Ne demiştin, yemek değil mi? Olur, olur tamamlayalım ama eğer senin için de uygun olursa bize gelir misin? Nasıl desem; Ömer biraz durgun bu aralar. Onu yalnız bırakmak istemiyorum.
- Yanlış bir zamanda aradığım ancak bu kadar kibar dile getirilirdi zaten. Lütfen sen bana bakma. Kendini ve daha önemlisi Ömer'i ne zaman toplarsan o zaman görüşelim. Müsaait olunca sen beni ararsın.
- Mercan dur. Neden hemen konuyu buraya getirdin? Farkındaysan ben seni evime, özelime davet ediyorum. Benim için dünyadaki en kıymetli insanlarla tanışmanı istiyorum. Yani eğer istemiyorsan bir şey diyemem ama benim teklifim gerçekten samimi.
- Levent ben... ben zor bir dönemden geçiyorum. O yüzden gereksiz çıkışlar yapabiliyorum bazen. Ne olur kusuruma bakma. Ama sanırım bu buluşmayı biraz daha ertelersek iyi olacak.
- Neredesin şimdi?
- Neden soruyorsun?
- Bana sadece nerede olduğunu söyler misin Mercan? Ne yapacaksın, nereye gideceksin bugun? Bak sesinden anlıyorum ben. Belli karışık olduğun, olduğun ortamı bir an önce terk etmek istediğin. Aklına ilk gelen kişi olmak gururumu okşadı ama birinin dağınıklığından yararlanacak bir adam değilim ben. Şimdi ne yapıyorsan onu yap, sakin ol ama. Kendini huzurlu hissettiğin bir yere git ve bana iyi olduğunu, nerede olduğunu bildiren bir mesaj yaz. Bugünü seninle yüz yüze konuşmadan kapatmayacağım. Anlaştık mı?
- Valiz topluyorum şu an. Sonra da beni dün gece bıraktığın eve gideceğim. Ayrıca kendime sağlam bir emlak danışmanı bulmam gerekiyor. Pazar etkinliğimle seni boğabilirim belki de. En iyisi daha sakin bir zamanda konuşmak.
- Saat ikide seni alıp bir yere götüreceğim. Eminim bugünkü bütün dertlerini tek kalemde çözeceğiz. Şimdi valiz mi topluyorsun, yoksa sadece kimliğini alıp çıkıyor musun ne yapıyorsan onu yap. Ben saat ikide gelip eni alacağım.
- Tamam.
Tamam demiştim. Daha yeni yeni tanımaya başladığım, adından ve mesleğinden ve yeğenlerinin adından başka bir şey bilmediğim adama güvenmiş ve tamam demiştim. Beni ona ısındıran şey neyse ona tutunmaktan başka çarem yoktu. Ya da ben olası başka çarelere kendimi çoktan kapatmıştım, bilmiyorum...