"Bir bulut misali her an yanımdadır anılar. Bazen görünmez olur, her saniye biraz daha eskiten zamanın koynuna bırakır beni. Kaç sokak dolaşsam da kar etmez, bulamam onu. Yok gibiyken bile vardır. Yanı başımda bekler beni sessiz sedasız. Kaldırımlar arasında açan kadife gibidir, yumuşaklığı delip geçtiği taşın sertliğinden gelir. Çay bardağının ardından görünen bir silüettir bazen. Korkak bir çocuk gibi saklanır, merhameti son bulmayan bir annenin koynuymuş gibi yorganına. Ansızın yüreğini acıtan bir sızıdır. Tarifi bulunmaz bir histir ruhunun köşesinde. Sonsuzluğa yaklaştıran nefesine saklanır, damarlarında akan kana hükmeder bazen tanıdıklık hissi. Anılar, her gece okumak için baş ucuna koyduğun sonu gelmeyen bir kitaptır, ne zaman eline alsan yarım bıraktığın. Bir serumdan daha büyüktür etkisi. Dağ gibi arkandadır, istesende yıkılamazsın. Zamanın sırrını taşıyan nesneler vardır elinde, birlikte eskidiğiniz. Ne zaman göz göze gelseniz eskileri hatırlatır."
Gözlerimi ne kadar kısarsam sanki tanıdıklık hissi o kadar yaklaşacak ve ben onu ilk kez nerede gördüğümü, onun beni bu kadar nasıl iyi tanıdığını bulacakmış gibi hissediyordum. Evet beni çok iyi tanıyordu. Bu restoranın kime ait olduğunu, beni buraya bile isteye çağırdığını, muhatabının "henüz" tanımadığı ya da tanıdığını hatırlayamadığı biriyle kendini rahat hissedeceği bir yerde görüşmenin iyi olacağını düşünmüştü. Bu bir incelik miydi evet. Ancak ben bu inceliğin sebebini bir an önce duymak istiyordum.
Sabırsızlandığımı anlamış olacak ki; dirseklerini masaya koydu, kadehinden bir yudum aldı ve yüzümü bilmem kaçıncı kez bir daha dikkatle süzdü. Sanki ben onu çıkarmaya çalışırken kendini tanıtmanın tek yolunun bu olduğunu düşünüyordu. Gözlerime derin derin bakmak. Sonunda tasarladığı gibi olmayacağına kanaat getirdi ve bezgin bir soluk verdi. "Pekala" dedi. Sanırım bütün sırlar bu solukla birlikte ortaya saçılacaktı.
- Kamelya koyunda ufak teknemle demirlemiş güneşin tadını çıkarıyordum. Sonra kayalıkların ucundaki o evden bir şarkı yükseldi. Ya etrafta kimse yok sanıyordun ya da kimsenin olması umrunda değildi. Nakaratı bağıra bağıra söyledin. Sonra da üzerindeki elbiseyi çıkarıp neredeyse altı metrelik yükseklikten suya attın kendini. Atlayışın oldukça profesyoneldi, senin suyun yüzüne çıkmanı bekledim. Yani atlayacak ve yüzerek kıyıya çıkacaktın, öyle olacağını sanıyordum en azından. Ama sen çıkmadın. Ne yapacağımı bilemedim, suya atladım, becerebildiğim kadarıyla daldım ama ciğerlerim seninki kadar sağlam değilmiş onu anladım. Allah'tan o bölgede dalan birileri varmış, daha doğrusu işlerini bitirmiş gitmek üzereymişler. Birisi şnorkel ve tüple su yüzüne çıkınca seslendim ve senden bahsettim. Çocuk çıktığı gibi yeniden daldı. Çıktığında yanında sen vardın, kendinde değildin kaskatı kesilmiştin. Vurgun yemiş olabileceğini söylediler. Benim teknem onlarınkine göre daha hızlıydı bu yüzden seni benim tekneme çıkardık ve sahil güvenliğe, ambulansa falan haber verdik. Yine de onlar gelene kadar ben çoktan varmıştım kıyıya. Ambulansa aldılar ve hastaneye götürdüler seni. Tabii ben arkandan geldiğimde çoktan erkek arkadaşına haber vermişlerdi. Sadece durumunu öğrenip ayrıldım hastaneden. İstanbul'a götürülecektin, orada özel bir merkez ilgilenecekti seninle. Adını da öğrenmiştim bu vesileyle.
- Erkek arkadaşım mı? Kartal Giritli'den mi bahsediyorsun, Kartal abimden?
- Adını bilmiyorum. Seni öyle gördüğünde çok endişelenmişti, aklıma başka türlüsü gelmedi.
- Benim kim olduğumu biliyordun ama camiada benden daha ünlü olan Kartal Giritli'yi tanımıyor muydun?
- O zamanlar şehre yeni gelmiştim. İleri gelenlerini pek tanımıyordum anlayacağın.
- İki yıldır buradasın o zaman. Peki daha önce neden çıkmadın karşıma?
- Bilmem, bir sebep bekliyordum belki. O sebebi de sen verdin bana. Işıklarda gelip arabama çarptın, kusurluydun. Başımı kaldırıp seni gördüğümde çok şaşırmıştım ama yetişmem gereken bir yer vardı. O an durup seninle konuşmayı ya da münakaşa etmeyi çok isterdim.
- Yetişmen gereken yer karakoldu değil mi? Bakma öyle, benim de sağlam kaynaklarım var. Avukat Melike Demir, en yakın arkadaşım. Yani o günkü olayda karşı tarafın avukatıymış. Sen dün gece sahneye çıkınca bahsetti biraz.
- Doğrudur. Müvekkilini bırakıp gidişi çok klas bir hareketti yalnız. Hayran olmadım değil. O adam buralarda nüfuzunu kullanıp bütün şartları kendi adına olgunlaştıran aşalağın teki. Ömer'e şiddet uyguladığını duyunca dayanamadım. Yapmamam gereken bir şeydi belki ama o ve ablası benim kırmızı çizgim.
- Kim ki onlar?
- Ablasını yani Elif'i dün gece görmüş olmalısın. Masanıza gelip karaokeye katılmamız için izin istemişti.
- Evet, hatırlıyorum.
- Ablamın çocukları, yeğenlerim. Yaklaşık iki buçuk yıl önce ablamı ve eşini kötü bir kazada kaybettik. Çocuklar şans eseri kurtulmuşlardı. Onların bakımını kimseye bırakamazdım. Ankarada'ki yaşamımı bırakıp onlarla birlikte buraya yerleşme kararı aldım. Ufak bir bürom var. Şahsıma çalışıyorum. Kazandığım bize yetiyor da artıyor. Öyle sakin, steril bir hayat yaşıyoruz anlayacağın. Dün gece de bir arkadaşın doğum günü için toplanmıştık.
- Kayıpların için üzgünüm. Zor olmuş olmalı.
- Oldukça...
Yüzüne acı çektiğini belli eden bir tebessüm belirdiğinde aslında yaralarının hala taze olduğunu anlamıştım. Ancak bu duruşu fazla uzun sürmedi. Yavaşça oturuşunu dikleştirip, arkamdaki bir noktaya kaşlarını çatarak baktığında ben de giderek yaklaşan ayak seslerini duymuştum. Oturuşumu düzeltmeme fırsat vermeden ayak seslerinin sahipleri de yanı başımızda bitmişti. Amcamın masamıza teşrifi beklenmedik miydi; elbette hayır. Ama amcamın yanındaki yabancının Serhat Sancak olması oldukça beklenmedikti. Daha dün bu konu hakkındaki net fikirlerimi söylememe rağmen, bu gece karşıma onu çıkarması hoş görebileceğim bir şey değildi.
- Mercan, kızım. Geldiğinde roofa yönlendirmelerini istemiştim ama misafirim var demişsin. Ben de misafirini tanımak için yanına kadar geldim. Tabii benim de seninle tanıştırmak istediğim birisi var. Serhat Sancak. Sancak Denizcilik'in CEO'su, aynı zamanda da ailenin tek varisi.
Levent'in mırıldanmalarının dikkatimi dağıtmasına izin veremezdim. Çünkü duyulmasını umursamadan; "sanki sadrazamın sol taşağı" demişti. Amcamın heyecanından ve benim tepkimden endişelenen duruşundan bunu duymadığını umuyordum. Ancak bu emrivakiye de sessiz kalacak değildim.
- Evet açıkça misafirim olduğunu ve size katılamayacağımı belirtmiştim ama bu ısrarınızı anlayamadım amca. Hele ki sizin misafirinizin kim olduğunu düşünürsek. Dün bu mesele hakkında gayet açık konuştuğumu düşünüyordum. Bu arada misafirime daha fazla saygısızlık etmek istemiyorum. Bu konuyu daha sonra konuşursak sevinirim.
- Pekii nasıl istersen öyle olsun. Ama sen tanıştırmayacak mısın bizi misafirinle?
- Elbette, kusuruma bakmayın lütfen. Avukat Levent Ataman. Levent; bu da amcam Şahin Giritli. Beyfendinin kim olduğunu duyduğunu umuyorum.
Kibar olmak için kendini zorlayarak ayaklanmış ve ceketini ilikledikten sonra önce amcama sonra da Serhat beye uzatmıştı elini. Serhat beyin elini bir süre daha uzun sıktığına, hatta biraz fazlaca kuvvet uyguladığına yemin edebilirdim. Serhat bey de nihayet buradaki varlığına bir anlam yüklemiş olacak ki konuşması gerektiğini hatırlamış ve kanı beynime sıçratacak o saçma salak cümlelerini kurmuştu.
- Aslında senin de bu akşam bize eşlik edeceğini düşünmüştüm Mercan. Şahin bey beni kırmaz deyince ümitlenmiştim açıkçası. Ancak centilmenlik yapıp başka bir toplantın olup olmadığını teyyid etmem gerekiyordu. Lütfen kusuruma bakma. Eminim avukatınla konuşman gereken önemli meseleler vardır. Biz sizi daha fazla meşgul etmeyelim. Şahin bey, harika bir yemekti. Ancak bir dahakine davetli listesini teyyid ederek beni çağırırsanız sevinirim. Şimdi izninizle.
- Şahin, evladım. Bu bey Mercan'ın avukatı değil ki. Eminim toplantıları bizimki kadar önemli bile değildir. Ne olur bu görüşmeyi önemsemediğimi düşünme. En kısa zamanda telafi edeceğim.
- Önemli değil Şahin bey. Benim için sadece Mercan'ın ne düşündüğü önemli. O yüzden sizin mahçup olmanıza hiç gerek yok. Tekrar iyi akşamlar.
Serhat efendi amcama gerekli imalarda bulunup giderken, geride sinir küpü bir Şahin Giritli bırakmıştı ama bu benim zerre kadar umrumda değildi.
- Mercan bunu senden hiç beklemezdim. Hiç mi hatırım yok kızım senin üzerinde, ne olurdu yukarı çıkıp bir selam verseydin? Beyfendi eminim anlayışla karşılardı. Sonuçta senin kadar önemli bir müvekkil adayını kaçırmak isteyeceğini sanmıyorum.
Buyrun, buradan yakabiliriz. İstedikleri olmadığında huysuz kodaman modunu açan Şahin bey ince ince giydirmelere de başladı, hayırlı olsun. Ancak Levent'in yanında onunla tartışmak son isteyeceğim şey bile değildi. Fakat Levent dönen muhabbeti anladığı kadar yorumlamakta, hatta kişiliğinin ezilmesini karşılıksız bırakmamakta kararlıydı.
- Ben bir ağır ceza avukatıyım Şahin bey. Umuyorum ki Mercan benim vekaletime ihtiyaç duymasın. Ancak sizin bir yetişkin üzerinde bu kadar baskıcı davranmanızı anlamış değilim. Kaldı ki Mercan eğer isteseydi burada benimle oturmak yerine arayıp görüşmeyi iptal eder ve sizin yanınıza gelirdi. Bu toplantıya katılmayı istemediğini anlamak için iyi bir gözlemci olmaya da gerek yok üstelik.
- Kim bu adam Mercan? Nasıl bir ilişki var sizin aranızda?
İnşallah cinsiyel...
- Kendisi erkek arkadaşım olur amca. Size dün dayatmalarınız hakkında ne düşündüğümü açıkça söylemiştim. Onunla böyle tanışmanızı istemezdim ama siz bunun için şartları oldukça zorladınız. Şimdi eğer müsaade ederseniz buradan başka bir mekana geçeceğiz. Arkadaşlarımız bizi bekliyor. Gidelim mi Levent?
- Hay hay, elbette gidelim.
Anahtarım zaten valedeydi. Arabamın restoranın otoparkında durması konusunda bir sakınca görmediğim için Levent'in adımlarını takip edip onun arabasına binmeyi tercih ettim. Bu süre boyunca ağzını açmadan ne yapmaya çalıştığımı tahmin etmekle uğraşmıştı. Elbette ona bir açıklama yapmak zorundaydım ancak, buradan bir an önce ayrılmak istiyordum. Kontağı çalıştırıp marinadan çıktığımızda derin bir nefes aldım.
- Ben gerçekten özür dilerim. Seni zor durumda bırakmak istemezdim ama gördüğün gibi beni köşeye sıkıştırmak için hiçbir fırsatı kaçırmıyor.
- Gördüm. "emeklerim ve hatrım" kartını açmaya bile kalktı. Senin için böyle bir ailenin ferdi olmak zor olmalı.
- Ailemden beni boşayabilir misin? Sana oldukça yüklü para öderim. Hayatının bundan sonrasında çalışmana bile gerek kalmaz.
- O kadar diyorsun...
- Ne yazık ki.
- Pekii şimdi ne yapmayı düşünüyorsun?
- Sanırım bu geceye daha fazla devam edemeyeceğim. İnan böyle olsun istemezdim ama bu kadar gerginlik bana iyi gelmiyor. Eğer senin için sorun olmazsa beni caddede arkadaşımın evine bırakabilir misin?
- Adı Melike olan arkadaşına mı?
Sorusunun altında yatan merak içimde garip bir kımıldanmaya neden olsa da onu sadece "hı hı" diyerek geçiştirdim. Birkaç dakika sonra zaten Melike'nin evinin önüne gelmiştik. Arabayı durduğunda kemerini çözdü ve indi. Ardından da ceketinin önünü tekrar ilikleyerek kapımı açtı. İnmem için elini uzattığında bir an bocaladım ama o ele ne kadar ihtiyacım olacağını arabadan inerken sırtıma saplanan ağrıyla anlamış oldum.
- Ne oldu, iyi misin?
- Dedim ya gerginlik pek yaramıyor. Tekrar özür dilerim senden. Ancak bu akşamı telafi etmek isterim. Lütfen mekan seçimini bana bırak bu kez olur mu?
- Hay hay. O zaman lütfen telefon numaramı kaydet. Senden haber bekleyeceğim.
Telefon numarasını kaydettikten sonra benimkini de kaydetmesi için bir kez çaldırdım. Ardından da ona veda edip apartmana girdim. Merdivenleri her tırmandığımda sırtımdaki ağrı yayılıyor ve daha da dayanılmaz hale geliyordu. Kapıyı çalıp açılmasını beklerken daha fazla ayakta kalamayacağımdan korkuyordum.
Melike kapıyı açıp karşısında beni görünce şaşkınlığını gizleyemedi. Anlaşılan o da gecenin bu kadar erken biteceğini beklemiyordu. Acı çeken ifademi tarttığında şakın bakışları koyulaştı ve endişeli bir hal aldı.
- Ne oldu Mercan, ne bu halin?
- Lütfen içeri geçelim, anlatacağım. Senden ricam Aydın'ı arayıp durumu anlatabilir misin?
- Tamam tamam gel güzelim tutun bana. Bak çok az kaldı, geldik sayılır. Ah Mercan ne oldu böyle birden bire Allah aşkına?
Söylenmelerinin arasından beni rahat bir yere oturtmuş ve beklemeden Aydın'ı aramıştı. Aydın gelene kadar akşamın başından beri yaşanan her şeyi anlattım. Aklıma dolan her anıyla biraz daha geriliyor, ağrımın giderek yayılmasına sebep oluyordum ama henüz ağrımı yönetmek gibi üstün yeteneklerim yoktu. Ağrıya yenilmek tek gerçeğim olmuştu. Melike söylediklerimi dinledikten sonra derin bir nefes alıp ayaklandı. Sinirlendiği, birazdan uzun bir nutuk çekeceği her halinden belliydi.
- Ne sanıyorlar bunlar seni Mercan? Sana bu adı verdiler diye sert bir kabuğun olduğunu mu? Onlardan ne gelirse gelsin sağlam kalacağını mı? Etrafında pervane olduklarını idda ederken seni yalnız bıraktıklarını görmüyorlar mı?
- Çok güçsüz hissediyorum kendimi Meloş.
Dudağımdan bir hıçkırık koptuğunda birazı ağrıdansa birazı da çok yorulmaktandı. Melike karşıma oturup bana doğru eğildiğinde sözlerine devam etti.
- Evet insansın. Gücün her şeye yetmeyebilir ama sen yetersiz de diyemezsin kendine. Kabuğun sert diye yara almamak zorunda olduğunu düşünemezsin. Senin silahın yeniden ayağı kalkabilmek.
Gözümden akan bir damla yaşı sildim ama o durmamakta kararlıydı.
- Hayat senin isteğinin dışında şekilleniyor olabilir, dünya senin düşündüğünden hızlı dönebilir ama seni üzerinden atmasına izin vermeyeceksin Mercan, tutunacaksın.
Dünyayı durduramaz, hayatı benim akışıma uyduramazdım. Kendimi tüketerek herkese yetemezdim.
Elbette durmayacaktım. Bu gün her şey onların istediği gibi olabilirdi, rüzgarı arkalarına alan taraf olabilirlerdi ama yarını daha güzel bir gün yapmak benim elimdeydi.
- Elinden tutmaya çalışanları itmeyeceksin, onlara sarılacaksın kızım. Duruşun sağlam olduğu sürece ayağını kaydırmak isteyenlerin üzerine basıp geçeceksin bak gör. İnsanları çektiği zorluklar yıpratır ama doğru yönetirsen güçlendirenler de onlardır, kendine sahip çıkacaksın. Sen, ben, üzerine titrediklerini iddia eden ana babası olmasına rağmen Vildan bile yalnız bu dünyada. Ohoo herkesin kalabalığına karışacak olsaydık kafamızı dinleyecek an bulamazdık Merco, kendine gel. Bak millet gemisini yürütürken senin omurgan zorlanıyor. Neden buna izin verecekmişsin? Gerekirse çek şu gövdeni kızağa. Durul, sakinleş. Bırak dalgalar başka gemileri sürüklesin, sen limanında sakin kal ama yenilen Mercan. Bu gidiş iyi değil. Bu kadar ilaç seni iyi etmekten çok hasta edecek gör bunları.
Elini uzatanları itmeyecektim evet. Dostlarımın eli hep üzerimdeydi. Kendi burnumun dikine gitmektense bir kez olsun onların rüzgarında yol almayı deneyecektim.