Şımarık...

1752 Kelimeler
"Sevgi tek başına ve kendiliğinden ne güzeldir, ne çirkin. Güzeldir güzel yapılırsa, çirkindir çirkin yapılırsa. Düşkün bir insanın arzularına çirkince kapılmak ne kadar kötüyse, değerli bir insana kendini güzel bir şekilde vermek o kadar iyidir. Düşkün dediğimiz; orta malı sevgiye düşen, candan çok bedeni seven adamdır. Bu sevgi uzun sürmez, çünkü sevilen şey sürekli değildir. Asıl sevdiği şey, sevgilinin bedeni bir çiçek gibi solar solmaz, sözler, antlarla birlikte sevgi de uçar gider. Bir insanı, içi güzel diye sevense ömür boyu sever, çünkü sürekli bir şeye bağlanmıştır. İşte bizim geleneğimizin istediği, bu sevgililerin birbirini en iyi, en güzel şekilde denemesi, kötü arzulardan kaçıp iyi arzulara uymalarıdır." Sanırım ben sadece samimiyet içeren duygulara kapılıyordum. Bir şekilde bu güne kadar samimiyetten uzak duyguların kuşatmasında hissetmiştim kendimi. Herkesin birbirine karşı en güzel gülümsemeleri ile baktığını, en naif tonlarla konuştuğunu ancak kapalı kapılar ardında o güzel gülümsemelerin yerini alan öfkeyi, o naif seslerin yerine konan öfkeyi görmüştüm. Benim içine hapsolduğum dünyada çıkarı olamyan hiç kimse size en güzel gülümsemesi ile bakmazdı. Ancak şimdi oturduğum masada mantarlı olduğunu iddia ettikleri makarnayı yerken göğsümden kopup gelen kıkırdamalara engel olamıyordum. Çünkü makarnanın içinde mantar hariç bütün sebzelerden vardı ve dört kişi için değil de bir ordu için hazırlık yapmış gibilerdi. Ben de açık açık iki paket makarnayı kullandıklarını iddia edebilirdim. Hatta mutfağı görmemem için verdikleri çabaya bakılırsa içeride gerçekten de bir orduya yemek pişirmeye kalkmışlardı. - Mercan abla gerçekten milli misin sen, madalyaların falan var mı? - Evet Ömer, gerçekten milli sporcuyum. 2023'de serbest dalış Asya rekoru bana ait, tam 103 metre klavuzlu dalış. - Eee bu yıl Çin'de de oldu şampiyona. Ona katılmadın mı? - Maaalesef katılamadım. Son rekordan sonra bir sakatlık geçirdim maalesef. - Nasıl bir sakatlık? Yani çok iyi görünüyorsun ondan sordum. - Teşekkür ederim genç adam ama sakatlık dış görünüşümde değil. İki yıl önce, yani son rekordan hemen sonra, kendi başıma dalış yaptığım sırada vurgun yedim. O da omurgamda bir hasar bıraktı ne yazık ki. Ağrılı ataklarım oluyor, sıkı antrenmanlar, uzun süreli dalış provaları yapamıyorum. - Çok üzüldüm. Ama iyileşeceksin değil mi? - Bilmiyorum Ömer. Ne yazık ki bunun hakkında hiçbir fikrim yok. Belli başlı tedavi yöntemleri var ama riskleri çok fazla. Daha iyisini, daha risksiz olanı bulana kadar bekleyeceğim mecbur. - Bulunur, yani.. bir yolu mutlaka vardır. - Umarım.. Levent'in konuşma boyunca beni hayranlıkla dinleyen ifdesi rahatsızlığımdan bahsettiğim dakikalarda kırılmış ve bariz bir endişeye bürünmüştü. Elif'in yayınlanan fotoğraflarım hakkında yaptığı hoş yorumlarına kulak kesildiğimde, Levent'teki dikkatimi de nihayet dağıtabilmiştim. Gözlerimin içine acımı almak istiyormuş gibi bakmasaydı belki daha kolay olurdu ama o bakışlardan kopmam epey güç olmuştu. Levent biliyordu. O gün orada yediğim vurgundan haberdardı. Bilmediği tek şey o günün bedenimde bıraktığı arazlardı. - Mercan abla evini dekore ederken ben de sana yardım edebilir miyim? - Şaka mı yapıyorsun? Senin gibi yetenekli bir mimarı bulmuşken kaçırır mıyım? - Çok naziksin Mercan abla. Daha okulum bitmedi ama sen her şeyi baştan yapacağım deyince heyecanlandım. - Bence çok iyi oldu Elif. Bütün bu işleri tek başıma yapacak olmak gözümü korkutmuştu. Bütün arkadaşlarım çok meşgul çünkü. Bir yabancının bana fikir vermesindense evime sürekli gelip gidecek birinin fikirlerini almayı çok isterim. - Ben de güçlü kollarımla koltukları oradan oraya çekerim artık. - Bence sen derslerine asılsan daha iyi olur beyfendi. Biliyorsun bu yıl senin için çok önemli. - Levent Ataman, sen mi gerçek ismini söylersin yoksa ben mi söyleyeyim Nazi Subayı? - Zevzek. Onların atışmalarına seyirci olmak gerçekten çok zevkliydi. Ağır kayıplar yaşasalar da Levent onları toparlayabilmiş, kendi için aradığı teselliyi onlarda bulmuş gibi gözüküyordu. Çocuklara mutfağı nasıl dağıttılarsa öyle toplamaları gerektiğini söyleyip bana yürüyüş yapmayı teklif etmişti. Onu onayladığımda Elif ve Ömer ile de vedalaştım. Bu yürüyüşün sonunda artık şehre dönsem iyi olacaktı. Nasıl olsa çok yakında komşu olacağımızı düşününce bugünkü görüşmenin geceye sarkmayacak olması kimseyi üzmedi. Elif'in ayaklarıma verdiği peluş terlikleri çıkarıp spor ayakkabılarımı giydim. Hırkamı bu kez omzuma atmak yerine üzerime giyinmiştim. Çünkü akşam olmak üzereydi ve hava giderek serinliyordu. Aydın'ın tembihleri sürekli kulağımda çınladığı için dışarıdaki rüzgarı yemeyi göze alamadım açıkçası. Evden çıkıp benim evimin olduğu tarafa ilerlemek yerine; Levent'lerin evinin arkasından uzanan toprak orman yoluna saptık. Bir ev için 'benim evim' diyebilmek bile içimi kıpır kıpır etmeye yetiyordu. Geldiğimiz yönde genç ağaçların oluşturduğu orman başlıyor ve göz alabildiğince uzanıyordu. Bir süre sessizce ilerledikten sonra Levent sessiliği bozan taraf oldu. - O gün mü oldu? Yani kayalıkların orda denize atladığın gün... - Hı hı... Aslında düşerken bile incitmiş olabilirim omurgamı ama farketmedim o anın stresiyle. Dalmak vardı sadece aklımda, dibi görebildiğim yere kadar ilerledim ama sonrasında hareket edemediğimi farkettim. Müthiş bir acı duydum; şöyle ayak parmaklarımdan saç diplerime kadar. Bir şeylerin ters gittiğini anladığım için yüzeye çıkmaya çalıştım ama başaramadım. Eğer o dalgıçlar koyda olmasaydı sanırım ben de onlar gibi, yani ailem gibi sulara gömülecektim. - Biliyorum... annenle babanın nasıl öldüğünü yani. Bu yüzden mi denizle bu kadar içli dışlısın? Karşısında çıplak hissettiğim bir andı bu. Ailem sandığım kişiler bile ekstrem bir heves olarark görürlerdi dalma tutkumu. Ama ben onların batık teknesine yuva yapmış mercanları gördüğümde denize karşı farklı bir tutku uyanmıştı içimde. - Sustun.. yanlış bir şey mi söyledim? - Yok.. aslında söylenebilecek en doğru şeyi söyledin. Dört yaşındaydım beni evde bırakıp tekne ile açıldıklarında. Söylediklerine göre birkaç haftalık bir mavi tura çıkıp aralarındaki sorunları halletmek istemişler. Aralarında nasıl bir anlaşmazlık olduğunu bu yaşıma geldim amahala öğrenemedim ne yazık ki. Geçiştirip durdular, basit kıskançlık krizleri, babamın iş yoğunluğundan annemle ilgilenememesi gibi sıradan sebepler sundular. Ama ben hiç bir sebebi dört yaşında bir çocuğu geride bırakıp gidecekleri kadar haklı bulamadım. Her neyse gittiler ve bir daha da dönmediler işte. Santorini yakınlarındayken teknelerinden sinyal alınamamış. Şirkete ait bir tekneymiş tura çıktıkları. Yani bakımları sürekli yapılan, güvenli olduğu düşünülen bir tekne. Yaklaşık dört yıl boyunca teknenin enkazına ulaşılamadı. Ulaşıldığında ise ikisinin de cansız bedeni kamaralarında bulundu. Onlar uykudayken olmuş ne olduysa, anlayamamışlar, anlasalar bile müdahale edememişler. Teknede onlardan hariç bir kaptan bir de hizmet personeli vardı. Onların da cenazesine ulaşıldı aynı amanda. - İki kere onları kaybettin, öyle hissettin yani... - Öyle oldu diyebiliriz. İlkinde yani Mercan henüz aklı çoğu şeye ermeyen bir çocukken beni bırakıp gittiler, unuttular sanmıştım. Evde sürekli babaannemin ağlamalarını duyardım, sürekli bir matem havası vardı zaten. Ben de babamla annem onları da bıraktığı için üzülüyorlar sanırdım. Yıllar sonra cenazelerine ulaşılınca evimiz ikinci kez taziye evine döndü. İşte o zaman öğrenmiştim onların bir daha geri dönülemez bir yere gittiklerini. Beni toplamaları çok uzun sürdü. Sonra da Marina'daki restoranın inşaatı başladı, amcam sürekli orada vakit geçirir oldu, çoğu zaman şirketi bile boşladı. İnşaat nihayet bittiğinde ise beni güzelce giydirip o restorana götürdüler. Girişte gördüğün akvaryumu sadece benim için yaptırmış meğer. "Annenle babana arkadaşlık eden balıklardan, istiridyelerden, yosunlardan getirdim senin için" demişti. O zaman başladı bende derinlerin tutkusu. Sanki onların yıllarca kaldığı derinlerin sırrına erişecekmişim gibi hissettim. Restoranın adını zaten biliyorsun. Hatta oranın mülkiyeti de bana ait ama ne olursa olsun Giritli denizcilik yatırımı. - Böyle anlatınca amcan kendini sadece sana adamış gibi duruyor. - Amcam söylemiş uzaklaşmalarını. Kendini suçlu hissettiğini söyler bu yüzden sürekli. Büyüdükçe hissettiği suçluluk duygusundan ötürü bana bu şekilde davrandığını anlamış oldum. Bir yerde gerçek sevgi ile suçluluk duygusundan doğan şevkati kıyaslamaya koyuluyor insan. Bak işte o yer çok sinir bozucu. - Ailemle bütün bağlarımı kopardım dedin bu gün. Neden, ne oldu da bu raddeye geldi işler? - Ailem, yani annem ve babamdan geri kalan akrabalarım sanırım bu sahip çıkma, sahiplenme işini fazla abarttılar. İş artık geleceğimle ilgili kendi başlarına kararlar alma seviyesine geldi. Yıllar boyunca ne şirketin ne de ailemin bana vaad ettikleri konusunda hep net oldum. Ne holdingin hisselerinden mesul olmak istedim ne de orada bir pozisyonu kabul ettim. İstediğim tek şey kendi istediklerimi yapmak, hayallerimi gerçekleştirmekti. Defalarca kez hisselerimi benden almalarını talep ettim ama kabul etmediler. Katılmadığım kurul toplantıları her zaman büyük bir mesele oldu, şirketten taştı eve sirayet etti, giderek huzurum kaçtı anlayacağın. Ancak bardağı taşıran son damlanın bir zerresine sen de şahitlik ettin. Kuracakları yeni ortaklık için sadece şirketleri değil soyları da birleştirme kararı almışlar. Tabii bundan benim haberim iki gün öncesine kadar yoktu. Yanii kaza yaptığımız gün bu haberi öğrenmeye gidiyormuşum meğer. Bana dayattıkları şey yüzünden seni de saçma bir oyuna alet ettim özür dilerim. Amcam benim sözlerimle evde de duyurmuş meseleyi. Senin benim erkek arkadaşım olduğunu yani. - Ben halimden şikayetçi değilim. - Anlamadım... - Mercan... bak sana belki çok saçma gelecek, belki de hadsizlik olarak değerlendireceksin ama ben seni iki yıldır tanıyorum. Yani sana daha önce de söyledim; seni o gün kayalıkların ucunda bağıra çağıra şarkı söylerken duydum. Sonra üzerindeki pareoyu çıkarıp çok şık bir şekilde suya atladın. Ama çıkmadın sonra. İnanır mısın ben o kısacık anı bir hayal sandım. Aslında öyle bir kız yok dedim kendi kendime, saçmalama dedim. Ama sonradan benliğimi saran o panik, senin sudan çıkarılışın, hastanedeki panik hali her şey an be an kazındı aklıma. Günlerce merak ettim seni, bir şekilde haber almak istedim ama sağda solda hep Ameri'kaya gittiğin konuşuluyordu, aylarca aklımdan çıkmadın. Nasıl olduğunu, iyi olup olmadığını merak edip durdum. Sonra da başka şeyler girdi araya. Benim uğraşmam gereken can sıkıcı meselelerdi bunlar. Bir yandan çocukları toplamam gerekiyordu, bir yandan kendimi, bir yandan da bir düzen tutturmak zorundaydım. Hiçbir şey sandığım gibi sorunsuz ilerlemiyordu. Seninle birlikte kazaya karıştığımız o gün gerçekten de benim için oldukça berbat bir gündü. Ömer'e saldırdıklarını öğrendiğimde çileden çıkmıştım. Ama sanki seninle karşılaşmak beni kendime getirdi. Sanki hayata dair umudumu kaybetmiştim de sen bulup getiröiştin. Gecesine klübe gelmemiz de tamamen tesadüftü. Arkadaşımın doğum günüydü, Metin. Beraber çalışırız, aynı ofisi paylaşırız onunla. Elif de gelmek isteyince kıramadım. Seni aynı gün içerisinde iki kez görünce neye uğradığımı şaşırdım. Oldukça iyidin, karşımdaydın. O zamana kadar hiç yapmadığım bir şey yaptım ben Mercan. Evde çocuklara söylerdim ama ilk defa bir kalabalığın karşısına çıkarak şarkı söyledim. O şarkıyı senin için söyledim. O gün o şarkıyı ne kadar içten söylediğini duymuştum çünkü, anlamıştım senin için özel olduğunu. Ben o günden sonra o şarkıyı kaç kere dinledim bilmiyorum Mercan. Seni bir günde iki kez bulmuşken bu fırsatı kaçırmak istemedim ve tarzım olmayan bir şekilde seninle iletişime geçtim. Allah var ya dün gece yemeğe geleceğini hiç düşünmemiştim. Gözüm kapıda kırpmadan dakikalarca bekledim. Masamın başına gelip bana tebessüm edene kadar dahi inanmadım geleceğine. Ama geldin. Ben gelişinden yüz buldum Mercan. Sen şimdi kalkıp beni ne olarak tanıtmak istersen o olurum bu yüzden. Yalnız, ne olursun benden bir yabancı olmamı bekleme... Böylesini beklemediğim çok açıktı. Kaçak göçek beklediklerim elbette vardı, ona karşı uyanan merakım çok başkaydı ama bir adamın beni en yaralı, en mahrem anlarımda tanıyıp da aklında böylesine yer ettiğimi söylemesi açıkçası içten içe şımartmıştı beni. Ben belki de o kadar imkanın içinde ilk defa şımarmıştım. Şımarmak nasıl desem; çok başka bir duyguydu...
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE