"Zihin sadece yükü, sorumluluğu, görevi düşünebilir. Zihin sorumluluktan başka bir şey bilmez. Kalp yükü bilmez çünkü sevgiyi bilir. Sevgi tüm ağırlıkları yok eder. Sevgi, yerçekiminin kontrolü altında olmayan tek kuvvettir. Seni aşağı çekmez. Seni kanatlandırır ve her şeyin ötesine götürür."
Eline sıkı sıkı tutunduğum adam, beni nasıl bir sıkıntının içinden çekip aldığından haberdar değildi. Kaşlarını çatmış, muhtemelen çevreye karşı onun sevgilim olduğunu göstermek adına elini tuttuğumu düşünüyordu. Yürüdüğü yolu seyrederken düşündüklerini çok net kestirebiliyordum. Onu bu cendereden kurtarmam gerektiğini de biliyordum elbette. Restoranın önünde durduğumuzda nihayet bakışlarını yerden kaldırmayı başardı.
- Levent... arabana bindiğimde canım çok yanıyordu, sana belli etmemeye çalıştım ama...
- Mercan neden söylemedin bana?
- Lafımı bitirmeme izin ver lütfen. Buraya gelince arabadan inmem için elini uzattın ya, bir akım hissettim sanki ben. O akım bütün omurgamı dolaşıp ağrımı benden aldı. Ben o yüzden eline sıkı sıkı tutundum. Birileri seni sevgilim sanmaya devam etsin diye değil. İyi geldin Levent, lütfen o güzel enerjiyi negatif yöne çevirme.
- Bu enerji işleri genelde bizim Elif'in ilgi alanıdır. Ama şimdi sen böyle söyleyince ben de tuttum bu teoriyi. Eğer sana iyi geldiyse hiç bırakmam Mercan. Ama senden tek ricam; lütfen benden ağrın acın olduğunda gizleme.
- Tamam gizlemem.
- Tamam, tamam. Böyle söyledin ama ben senin iyi olduğuna emin olamıyorum şu an. Gerçekten iyisin değil mi?
- İyiyim Levent. Gerçekten iyiyim. Hadi gidip bir şeyler yiyelim, sonra da şu ev artık tamamen benim olsun.
- Olsun, olsun bakalım.
Ciddi anlamda ağrımın azalması ve yerini sadece ufak ufak batmalara bırakması bir mucizeden başka bir şey olamazdı. Aydın'ın ağrının psikolojik olduğunu iddia etmesi sanırım artık kabul edilebilir bir şeydi. Vücudum ağrı kesicilere olan açlığını bu kez başka bir şeyle, Levent'in ellerime tutunan elleri ile dindirmişti. Bugün ağrım için değilse bile bu durum için mutlaka Aydın'la görüşmeyi aklımın bir köşesine yazdım.
Mekandan içeri girdiğimizde hemen küçük iskeleye bakan masalardan birine geçip karşılıklı oturduk. Levent elimi bırakmak zorunda kaldığı için belli ki çok tedirgindi ve sürekli yüzümden geçen ifadeleri tartıyordu. "Merak etme daha iyiyim" desem de ikna olacak gibi durmuyordu. Basit şeylerden oluşan iki kahvaltı tabağı isteyip yemeye koyulduğumuzda ikimiz de sessizdik. Ancak çayından son yudumunu alıp arkasına yaslanan Levent bu sessizliği bozmakta kararlıydı.
- Bu ağrılar ne kadar sıklıkla oluyor?
- Ne güzel unutmuştuk. Can sıkıcı şeylerden mi konuşacağız?
- Mercan bilmek istiyorum. Bir atak geçirdiğinde sana nasıl yardım edebileceğimi bilmem gerek.
- Aslında fazla sıcak ya da fazla soğuk, ya da stres tetikiliyor. Ama bu sabah saate bakıp geç kaldığımı anlayınca ani bir hareketle doğruldum. O yüzden başladı ağrım. Aydın'a göre yoğun ağrılar için kullandığım ağrı kesicilere vücudum bir bağımlılık geliştirdiği için arada sırada yalancı ağrı sinyalleri gönderebiliyor. Ama her halükarda canım çok yandığı için hangisi gerçek, hangisi yalancı ağrı ayırt edemiyorum.
- Gerçekten de elimi tutunca geçti mi ağrın?
- Gerçekten geçti Levent.
- O zaman ben senin elini hiç bırakmam Mercan.
Bırakmasını istemiyordum zaten. Yaşadığım şeyin garipliğini bir kenara bırakalı çok olmuştu. Taş çatlasa bir haftadır tanıdığım adam, hayatımın merkezi olma yolunda emin adımlarla ilerliyordu. O merkeze yaklaştıkça sanki benim dengede durma çabalarım bir karşılık buluyor ve bunca zamandır her an devrileceğini düşündüğüm bedenim kendinden emin bir şekilde dik duruyordu. "bırakma" dedim. Hatta çatalımı koyup bu kez ben uzattım elimi ona. Bekletmeden tuttuğunda uzanıp parmak uçlarıma bir öpücük kondurdu.
"Mercan ben bu eli artık istesem de bırakamam." dedi.
Bizim Levent'le hikayemiz işte böyle başladı. İlk sözümü bu salaş kahvaltı mekanında aldım, ilk sözümü yine aynı mekanda verdim. Mekandan ayrıldığımızda ellerimiz bu kez hiçbir mecburiyet olmadan kendiliğinden buluşmuştu. Gülümseyip kapımı açtığında geçip yerime kuruldum. Levent'e ait her şey; elleri, gözleri, sesi, evi, arabası bana yuvamdaymış gibi hissettiriyordu.
Levent'in sakin sürüşüyle vardığımız tapu dairesinde bizi bekleyen; Levent'in yaşlarında uzun boylu, yapılı bir adamdı. Önce birleşen ellerimize baktı, sonra da genişçe gülümseyerek tanışmak için elini uzattı.
- Merhaba hoş geldniz. Ben Kemal Harmancı. Almak istediğiniz evin sahibiyim. Siz de?
- Mercan Giritli. O şanslı alıcı benim.
- Giritli? Bildiğimiz Giritli'lerden mi?
- Evet Kemal. Şark kurnazlığı yapayım deme, evin değerini söyledim Mercan'a.
- Bak ettiği lafa ya hu. Oğlum, Levent'cim neden şark kurnazlığı yapayım? Ne demeye beni kötü gösteriyorsun Mercan hanımın yanında?
- Çünkü ben senin ciğerini biliyorum.
- Siz buna bakmayın hanım efendi. Fiyat elbette sabit. Hatta rahat etmek istiyorsanız çevredeki diğer evlerin emlak değerlerini soruşturabilirsiniz. Üstelik ev tamamen renove edilmiş şekilde. Sadece zevkinize göre döşeyip oturacaksınız. Başka hiçbir masrafı yok.
- Evi dün gezme fırsatı buldum ve çok beğendim. Açıkçası başka bir yere bakmayı da düşünmedim. Sadece bir şeyi merak ediyorum. Böyle güzel bir evi neden satmak istiyorsunuz?
- Yurtdışına yerleşiyorum. Orada kendime ufak bir şirket kurmak istiyorum ve bu evi de sermayeme katkı olsun diye satıyorum. Baştan niyetim kiralamaktı ama uzun süre kalacağımız kesinleşince satmak daha makul geldi.
- Kemal'in eşi bir beyin cerrahı. Kanada'da çok iyi bir üniversiteden teklif aldı. Eşinin eğitimi sürdüğü müddetçe Kemal de onun yanında olacak.
- Anlıyorum. Hakkınızda hayırlısı olu umarım. Merak etmeyin eve çok iyi bakacağım.
- Artık ev sizin, dilediğiniz gibi kullanabilirsiniz. Yalnız bu adamla komşu olmak istediğinize emin misiniz? Gerçi çok saçma bir soru oldu farkındayım. Siz çok daha fazlası olmuşsunuz. Hayırlı olsun diyelim mi? Bir de Allah kolaylık versin, Allah sabır versin falan?
- Kemal!
- Ula anam ha bu kada adumi demadi, sağa ne oli fuşki yiyan?
- Karadeniz'lisiniz yani? Ne kadar güzel.
Kemal bey Trabzon'lu bir inşaat mühendisiymiş. Hatta benim satın almak istediğim ev de dahil, o bölgedeki bütün evleri onun ortağı olduğu inşaat şirketi yapmış. Kendine başka bir ülkede yeni bir hayat, münferit bir iş kurmak istediği için de buradaki mülklerini elden çıkarmaya karar vermiş. İlerde ne olur, ülkeye dönmek ister miyim bilmiyorum diyor. Eğer öyle olursa alırım evimi geri diye de takılmaktan geri durmuyor tabii.
- Ben gerekli işlemleri kendi adıma hallettim. Sizin sadece tapuyu üzerinize almanız kaldı. Fiyat konusunda Levent'e bilgi vermiştim ama eğer ödeme kolaylığı isterseniz yardımcı olabilirim.
- Çok incesiniz, teşekkür ederim ama ben hemen hesabınıza havale etmek istiyorum evin bedelini. Ardından da hemen tapu işlemlerini halledelim.
-Hay hay şöyle vereyim hesap bilgilerimi.
Bana uzattığı belgeler üzerinden bankacılık uygulamasına girip evin fiyatını Ali Kemal beyin hesabına havale ettim. Noterin hazırladığı belgeleri de imzaladıktan sonra artık evin yeni sahibi bendim. ilk defa kendi adıma bir şey aldığım için bu kadar mutlu hissediyordum kendimi. Sanki yeni bir eşya değil de yeni bir hayat satın almış gibiydim.
İşlerimizi halledip Kemal beyle ayrıldıktan sonra elimdeki tapu belgesine son bir kez bakıp beklemediği bir anda Levent'in boynuna sarıldım. Sanki ne zamandır bunu yapmak istiyormuş gibi elleri belimi buldu ve beni kendine iyice çekti. Saçlarımın arasına dalan burnuyla derin nefesler alıyor ve benim sevincimi yürekten paylaşıyordu.
- Levent çok mutluyum. Bu kadar hızlı hallolacağına inanmıyordum, hala inanamıyorum, gerçek mi şimdi, o ev benim mi?
- Senin, o ev senin. Sen benim en yakın komşumsun artık. İnan en az senin kadar seviniyorum bu duruma.
- Çok heyecanlıyım. Bir an önce taşınmak istiyorum.
- Kendini çok yorma lütfen. Neye ihtiyacın varsa bana söyle ben senin için hallederim, beni araman yeterli.
- O zaman şey yapalım mı, Elif eğer uygunsa onu da çağıralım ve eşyalara bakmaya başlayalım yavaştan.
- Sen günün geri kalanını ayakta geçirebilecek kadar iyi hissediyor musun kendini?
- Ben iyiyim Levent. Çok iyiyim merak etme lütfen. Hadi ara Elif'i. Hatta ver telefonunu ben konuşayım olur mu?
Cocuksu heyecanıma bakıp hayranca gülümsedi ve benim aslında uzun zamandır yapmak istediğim bir şey yaptı. Uzanıp yanağımdan öptü ve çekilirken "bu tatlılığa daha fazla dayanamadım." dedi. Heyecanım kalbimi durduracak kadar kuvvetliydi. Alt dudağımı dişlerimin arasında yuvarlayıp halime tebessüm eden yüzüne baktım. Beni daha fazla bekletmeden telefonunu çıkardı ve Elif'i aradı. İsteğim üzere telefonu bana verince, Elif'e sadece evi aldığımızı söylemem yetmişti. Çığlık atarak nerede buluşmamız gerektiğini söyledi ve telefonu kapattı. Söylediği mağaza olduğumuz yere çok uzak değildi. Levent ile tekrar arabaya binip mağazaya gittiğimizde Elif'in çoktan gelip bizi beklediğini gördüm. Levent arabadan iner inmez elimi tutunca Elif'in gözleri resmen fal taşı gibi açılmıştı. "dayı" diyebildi sadece. Ya da daha doğrusu "dayı" diye çığlık da attı diyebiliriz. Ardından koşup önce dayısının boynuna, ardından da aynı şekilde bana sarılmıştı. Levent bana zarar verebileceğini düşünmüş olacak ki; Elif'i belinden tutup kenara çekti ve saçlarını karıştırarak; "boğacaksın Mercan'ı" dedi.
Sonrasında ise Elif'in gayet ciddiye aldığı tasarım nedeniyle yaklaşık iki saat boyunca ev için ne gerekiyorsa hepsini tamamlamıştık. Salon için rahat koltuklardan, on kişilik yemek masasına, televizyondan eksik olan beyaz eşyalara, Levent'in performansını çok beğendiği kahve makinesine, rahatlığı konusunda satıcıları oldukça darladığı ortopedik yatağa, veranda için elzem olan rattan dış mekan mobilyalarına, halılara, mutfak araç gereçlerine kadar her şeyi temin etmiştik. Levent bürolarının temizliği ile ilgilenen şirketi ev için ayarlayabileceğini söylediğinde ise bana yapacak pek de bir iş kalmamıştı. Mobilyaların çoğunu hazır olanlardan beğendiğimiz için, nakliyesini istediğimiz zamanda yapabileceklerini söylediler. Biz de temizliği halleder halletmez isteyeceğimizi belirtip ayrıldık mağazadan.
Şimdi ise Ömer'i de çağırmış, güzel bir restoranda yemek yemek için toplanmıştık. Levent yanımda oturuyordu, kendi yerine yerleşmeden önce benim sandalyemi kendine biraz daha yaklaştırmış, kolunu da arkama doğru uzatmıştı. Yemeklerimiz gelene, Ömer'i aramızda bir şeyler olduğunu ikna edene kadar saçlarımla uğraştı. Yaptığı bu basit hareket bana o kadar rahatlatıcı, o kadar şefkatli gelmişti ki; saçlarımın en son ne zaman böylesine içten, hesapsız okşandığını hatırlayamadım bir an. Yaşadığım rahatlama yüzünden neredeyse uykum gelmişti. Sonra bir şeyin daha farkına vardım. Bu gün güne ağrıyla başlamama rağmen; günün geri kalanında ağrım artıp beni çaresiz bırakmak yerine, benimterk etmiş, bedenimde sanki hiç bir araz yokmuş gibi rahat ve gevşemiş hissetmeye başlamıştım. Üstelik ağrıdan sonra kendimi kapatmamış, ilaç için Aydın'a koşmamış ve buna rağmen gün boyunca ayakta kalıp oradan oraya yürümüştüm. Ayağımda 10 santimlik topuklular verken hem de.
Yemeğin çoğunluğu evi nasıl ve ne zaman yerleştireceğimizi planlamakla geçti. Ardından Levent çocukları bir taksiye bindirip eve göndermek için ayaklandı. Sanırım benim gibi o da bu günü henüz bitirmek istemiyordu. Levent çocukları tembihlerken ben de gün boyunca bakmadığım telefonuma göz gezdirmek istedim. Bugün kimse tarafından rahatsız edilmek istemediğim için; Vildan ve Melike ile kurduğum kızlar grubuna her şeyin yolunda olduğuna, evi aldığıma dair bir mesaj göndermiştim. Uygulamada Melike'den bir mesaj olduğunu görünce girip ne yazdığına baktım. Yazdığına göre müvekkili ile bir yemek yeme durumunda kaldığını, onu beklememem gerektiğini söylüyordu. Diğer mesajlar amcam ve Kartal abimdendi. Elbette banka hesabımdan çektiğim yüksek meblağ dikkatlerini çekmiş, kararlarım konusunda ne kadar ciddi olduğumu görünce de bariz bir şekilde paniğe kapılmışlardı. Evi terk etmiş olmamı büyük ihtimalle anlık bir kızgınlık hali diye düşünüyorlardı. Sanırım bir ev almış olmam ne kadar ciddi olduğumun kanıtıydı.
Levent yanıma geldiğinde aklıma gelen şeyi hiç düşünmeden dillendirdim.
- Melike geç gelecekmiş. Kahveyi evde içmeye ne dersin?
- Hımm. Daha iyi bir fikrim yok. Ben de ne yapsam da günü biraz daha uzatsam diye düşünüyordum. Sanırım cevabını almam gereken çok klişe bir soru var.
- Neymiş?
- Biz şimdi seninle neyiz?
- Bu sorunun cevabını evde vermek istiyorum, gelecek misin?
- Elbette geleceğim...
Bu sorunun cevabına onu inandırmak için aklımda çok etkili bir yöntem vardı. Yanağımdaki öpücüğünün, boynumda gezinen soluğunun etkisi hala kendsini hissettirirken, ona nasıl hissetiğim konusunda bir fikir vermek istiyordum. İstediği cevap dudaklarımdan dökülecekti ama onun beklediği gibi sözlü olmayacaktı...