AVCI TİMİ

1369 Kelimeler
ILGAZ ERDEN- Feza bahçeye adımını attığı anda tüm dikkatim ona kaymıştı. İstemeden, farkında olmadan… Gözlerimi ondan ayıramıyordum. İçten içe bu kızı merak ediyordum. Sert duruşunun, soğuk tavırlarının ardında başka bir şey vardı. Sanki etrafına ördüğü kalın duvarların arkasında gizlenen bir ateş… Yalnız kaldığımızda, bana meydan okuduğunda o ateşi gözlerinde gördüm. Yakarcasına parlayan ama bir o kadar da bastırılmaya çalışılan bir ateş... Ali ayağa fırlayıp ona yer verdi. Feza yanımdan geçerken burnuma tanıdık o kokusu doldu. Derin bir nefes almadan edemedim. Dağ yolunda arabasına ilk bindiğimde de aynı kokuyu almıştım. Bu koku direkt erkekliğimi harekete geçiriyordu. Uzun zamandır kadınsız kalmam yüzünden olmalıydı. Göz göze geldiğimiz her saniye içimdeki merak biraz daha deşiliyordu sanki. Askerlere, Albay’a verdiği kısa ve mesafeli cevapları dikkatle dinledim. Ama esas ilgimi çeken o anlarda yüzünde beliren en ufak mimiklerdi. Dudaklarının kenarında belli belirsiz kıpırdanmalar, gözlerinde bir anlığına parlayan küçücük ışıklar… Hepsini kaydettim zihnime. Sonra Handan Teyze bahçeye adım attı. Feza’nın bakışları hemen ona kaydı. O an gözlerinde bir şey belirdi. Çok kısa sürdü ama gözlerimi kısmış, dikkatle onu incelediğim için fark ettim. Bir duygu akışı vardı orada; öyle kolay okunmayan ama varlığını inkâr da edemeyeceğim bir şey. Bu iyice merakımı körükledi. İsminin “Feza” olduğunu söylediği anda, Handan Teyze’nin tepkilerini ölçercesine baktı ona. Bu sıradan bir bakış değildi. Bilinçliydi. Her mimiğiyle, her göz hareketiyle bir şey arıyordu bu kız. Ve ben onun o bakışlarını izlerken kafamın içinde daha fazla soru birikmeye başladı. Feza’nın ardındaki hikâyeyi çözmek istiyordum. Ama aynı zamanda biliyordum ki, ne kadar yaklaşsam da o duvarın ardına kolay kolay giremeyecektim. İçimde uyandırdığı sıcaklığın aksine çok soğuk bir kadındı. Kudret'in sorusuyla kafasını ona çevirdiğini gördüm. Kaşları mikro bir mimikle kırışıp yeniden düzeldi. Avcı timini ne zaman devraldığını sormuştu Kudret. Yeniden tüm dikkatimi ona verdim. Ellerimi masanın üzerine koyarak açıklamasını bekledim. Ve o beni dumura uğratan o cevabı verdi. Timi kendisi kurduğunu söyledi. Duyduğum bilginin daha şokunu atlatamadan yeni bir şey söyledi. "15 yaşımda eğitime aldılar beni. Kuryelik yaparak ilk görevime başladım..." Tüm bedenim karıncalandı sanki. 15 yaşında göreve başlamak ne demek? Daha çocukken eğitim almaya başlamak ne demek? Önce şaşkınlık sardı içimi. Sonra hemen yerini başka bir şeye bıraktı. İnanamamazlığa... Ve ardından giderek büyüyen bir meraka... Sadece ben değil, herkes şoka uğramıştı. Ali’nin ağzı açık kaldı, Kadir’in elinden kaşık düşecek gibi oldu. Öylece bakakaldım ona. Ve kafamın içinde kendi kendime sorular sormaya başladım. Yetimhanede büyüdüm dediğinde kalbimin ortasında filizlenen bir acı hissettim. Neden onun her şeyini öğrenmek istiyordum? Daha iki gündür tanıdığım bir kadına karşı bu ilgi de neyin nesiydi? Erkeksi duygularım neden harekete geçiyordu? Ne zamandan beri bir kadın ilgimi çekmeye başlamıştı? Telefonu çaldığında gözüm anında masanın üzerine kaydı. Ekranı çevirdiği an gördüğüm isimle beynimden vurulmuşa döndüm. Birtanem yazıyordu yanında kalplerle. Siktir! Hay sikeyim... Kızın sevgilisi olup olmadığını bilmeden ne sikime ona karşı ilgi duyabilirdim ben? Nasıl böyle bir aptallık yapardım? Kafamı anında diğer tarafa çevirdim. Telefonu açıp konuşmaya başladığında istemeden dinlesem de kendime sövmekle meşguldüm. Geliyorum şimdi dediğinde sevgilisinin kapıda olduğunu anladım. Feza ayağa kalkıp albayla konuşurken ben gözümle delecekmiş gibi duvara bakıyordum. Ne zaman sigara yaktığımı ne zaman külünün birikip söndüğünü bile anlamadım. Feza albayla eve girdiği an ayaklarım benden bağımsız hareket etti. Askerlerimin "komutanım?" Seslenmelerine "geliyorum şimdi" diyerek geçiştirdim ve kendimi anında sokağa attım. O araba oradaydı. Feza'nın arabası... Şoför koltuğunda kumral saçlı uzun boylu bir adam vardı. Ben dışarı çıkınca adamla göz göze geldik. Sokak lambasının ışığıyla gözlerinin renkli olduğunu seçebildim. Yeniden sigara yakarak ve neden kendimin burada olduğumu sorgulayarak evin karşısındaki duvara sırtımı yasladım. Arabada oturan adamı sürekli izledim. Yakışıklı biriydi. Sürekli üşüyormuş gibi ellerini birbirine sürtüyordu. Buralı değildi. Belli ki Feza'nın peşinden gelmişti buralara. Eğer gerçekten de sevgilisiyse Feza'ya meydan okumamı iptal etmeyi düşündüm. Sırf onunla uğraşmak istediğim için meydan okumuştum. Zaten yakın dövüş benim uzmanlık alanımdı. Kazanacağım kesindi ama o da meydan okumama karşılık vererek beni yeniden sertleştirmişti. Bir ay boyunca her gün odama gelip çay servisimi yapacak olmasını deli gibi istediğimi fark etmiştim. Ama şu geldiğim duruma bak... Kızın bir sevgilisi vardı! Feza evden sonunda çıktığında gözleri bana kilitlendi. Kıstığım gözlerimle her tepkisini incelerken benden bakışlarını hiç ayırmadı. Gözleri sadece bedenimi süzmek için benden ayrıldı ama hemen ardından gözlerimi yeniden buldu. İçimde bir volkan kaynamaya başlarken arabadaki adam kornaya bastı ve ben dişlerimi sıktım. Feza arabaya yürüyüp bindikten sonra bile arkasından bakmaya devam ettim. Bomboş kalan yolda sigaramdan son nefesimi çektikten sonra buz kesmiş baş parmağımla söndürdüm. İçime derin bir nefes çekerken düşündüğüm tek şey, Feza göreve başladığı gün ondan şahsi olarak hak ettiği özrü dilemek ve iş dışında bir daha konuşmamaktı. Sevgilisi olan bir kıza karşı ilgi besleyecek kadar midesiz değildim.... -FEZA- Timim, Kerem, Uğur ve Ersin de sonunda gelmişlerdi. Kaya ile birlikte hepsi karşımdaki dairede kalacaktı. Yarın işbaşı yapacaktık sonunda. Banyodan çıkıp üzerimi giyinmiş ve onların kaldığı eve geçmiştim. Eve girer girmez mis gibi menemen kokusu karşıladı beni. Ersin'in menemeni çok ünlüydü. Salona girince Kerem ve Kaya'nın Uğur'a bakarak kahkaha attığını gördüm ama beni görünce hemen sustular. "Komutanım hoşgeldiniz" diyerek toparlandılar. "Hoş buldum. Hayırdır neye gülüyorsunuz yine?" diyerek sandalyeye attım kendimi. Kerem bana dönüp "komutanım her zamanki konular işte. Uğur beyin açlığı mevzu bahis. Menemene trip atıyor pişmedi diye. Yeni bir şey yok yani." "Sen ne yaptın?" Diyen Kaya'ya baktım. Sabahın köründe albay aramış, Kerem'in bir belgesindeki eksiklik yüzünden karargaha çağırmıştı. Hazırlanmak için banyoya girip çıktığımda telefonumda "yarın getirirsin yüzbaşım" yazan mesajı görüp yönümü Kaya'lara çevirmiştim. "Yarın halledeceğim zaten işbaşı yapıyoruz." O esnada Ersin elinde buharı tüten tavayla içeri girdi. Üzerinde mutfak önlüğüyle "ama komutanım gitmediniz mi?" Diye sordu. "Yok albaya dedim Ersin'in menemenini bırakıp gelemem. Fazla yaptın değil mi?" Ersin büyük tavayı ortaya koyduğu an herkes ekmekten büyükçe parça koparmış, dalmaya hazırlanıyorlardı. "Uğur sağolsun onu çift kişi sayıyoruz zaten komutanım, fazla yaptım." "İyice adım çıktı benim" diyerek göz devirdi Uğur. Ekmeğini ilk o sokmuştu tavaya. "Gören de çok yiyorum sanacak!" Kaya ve Kerem de ekmekle saldırınca ben çatalımı kenardan menemene soktum. "Geçen seneki 42 saat süren operasyonda biz mermi değiştirirken sen kumanya değiştiriyordun lan?" Diye yaylanarak konuşan Kerem'in kafasına patlattı Uğur. "Lokmalarımı mı sayıyorsunuz ulan siz? Çatışmada çok sıkıldım ondan yedim. Vur vur bitmiyorlardı abi ben ne yapayım? Sıkılınca iştahım açılıyor biliyorsunuz." Ben hafifçe sırıtırken herkes yıkılırcasına gülüyordu. "Operasyondan döndükten sonra karargâha iki dürüm söylemiştin üstüne" diyen Kaya'ya gözlerini büyüterek baktı Uğur. Alınmış gibi kalbini tuttu. Kerem ve Ersin kahkaha krizine girmişti ama çok komikti gerçekten de. Asıl biz açlıktan ölürken Uğur sanki daha yeni yememiş gibi ağzını şapırdata şapırdata sipariş vermişti. Bir de siz de yiyecek misiniz? Diye sormuştu. "Sen de mi reis?" Dedi kırgın çıkarttığı bir sesle Kaya'ya. Onlar konuşurken ben menemeni götürüyordum. "Aşk olsun ama ayıp ediyorsunuz artık. Bak bundan sonra yemek falan yemem he!" "Lan takılıyoruz işte sana ne alınıyorsun" dedi Kaya anında eriyerek. "Herkesin bir kulpunu bulup takılıyoruz bilmiyor musun? Takılmazsak nasıl geçer bu hayat?" Sonunda kahvaltı bitip salonda oturduk. Kaya'nın yaptığı Türk kahvelerini içerken herkes bu şehrin soğukluğundan bahsediyordu. Timimi çok seviyordum. Hepsini özellikle kendim seçmiştim. Bir araya geldiğimizde ve yanımızda başka kimse olmadığında aşırı makara olsak da birileri varken herkes mekanikleşiyordu. Hangi şehre, hangi karargaha gitsek dikkat çekerdik. Tüm timim alanının en iyilerindendi. Hepsi heybetli ve gözükara askerlerdi. Kendimiz dışında kimseyle muhatap olmamayı seçtiğimiz için hep göze de batardık. Havalı olduğumuzu arkamızdan çok konuşmuşlardı, benim de kulağıma çok gelmişti. Burada da nasıl karşılanacağımızı bilmiyordum ama timime henüz terörist olarak tutuklandığımın bilgisini vermemiştim. Kaya'yı da tembihlemiştim söylememesi için çünkü bana aşırı düşkün olan timim başıma böyle bir olay geldiğini duyarlarsa ortalığı 56 yaparlardı. Onlar kahve eşliğinde sohbet ederken ben de sessizce camdan dışarıyı izleyerek Ilgaz binbaşıyı düşünmeye başladım. Son bir haftadır sürekli aklımdaydı zaten. Gece yatağa yattığımda bile bana attığı o son bakış gözlerimin önüne geliyordu. O akşamdan beri onu görmemiştim. Neden telefonumda birtanem yazısını gördükten sonra bir daha bana bakmamıştı? Ve neden ben arabaya binene kadar gözünü benden ayırmamıştı? Merak ediyordum. O adamda beni aşırı derecede gıcık eden, ama aşırı derecede de çeken bir şeyler vardı. Yarın için içten içe heyecanlanıyordum. İşbaşı yaptığım gün bir müsabakamız olacaktı onunla. Ali onun yakın dövüş uzmanı olduğunu söylemişti ama ben de yakın dövüş ve bıçak uzmanıydım. Hem de ustasından öğrenmiştim. Dikiş tutmaz bıçağım vücudumun bir parçası gibiydi. Çok detaylı ve karmaşık dövüş teknikleri biliyordum. Bu bildiğim tekniklerle karşımdaki insanın cüssesinin ya da cinsiyetinin bir önemi kalmıyordu. Doğru açıyı bulduğum an direkt yıkardım. Ilgaz binbaşıyı yarın yıkmak için sabırsızlanıyordum.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE