Kimse Beni Tehdit Edemez

1195 Kelimeler
Feza'nın timi dinlenme odalarına kısaca göz atıp eşyalarını yerleştirdikten sonra içtima kıyafetlerini giymişlerdi. Ardından haberleşmeye bile ihtiyaç duymadan hepsi aynı kararı alarak bahçeye çıkmışlardı. Her gün bunu yaparlardı zaten çalışırken. Feza onlara içtimaya gelin bile demezdi. Bahçe, sabah içtimasından sonraki o başıboş, geçiş dönemindeydi. Askerler gruplar halinde sohbet ediyor, kahvaltı vaktini bekliyorlardı. Binadan çıkıp gelen maskeli dört kişiyi görünce hepsinin bakışları anında onlara döndü. Ali bu timi çok merak ediyordu. İçlerinden birisiyle nasıl konuşurum acaba diye düşünüyordu. Sohbeti muhabbeti çok severdi kendisi. Dört asker, hiç etrafa bakmadan, konuşmadan, bahçenin boş bir köşesine ilerledi. Mükemmel bir hiza ile yan yana dizildiler. İçlerinden biri bir adım öne çıktı. Ses, balaklavanın kalın kumaşının ardından gelse de net ve keskindi: Dört asker, aynı anda, tek bir ağızdan gürledi: "EMREDERSİNİZ REİS!" "Reis" hitabı, bahçedeki diğer askerler arasında hafif bir şaşkınlık dalgasına neden oldu. Kaşlar kalktı, birbirlerine anlamlı bakışlar attılar. Ve sonra dört siyah bereli figür, aynı anda, aynı ritimle, aynı adım uzunluğuyla koşmaya başladı. Nefes alışverişleri bile senkronizeydi. Aralarında en ufak bir ses, bir homurtu yoktu. Sadece yere vuran çizmelerin sert, disiplinli sesi ve izleyenlerin hayranlık dolu bakışları vardı. Feza ise odasına yerleşmişti çoktan. Çok bir eşyası da yoktu zaten. Gidici gözüküyordu buradan da. Sadece Kaya ile ikisinin akademinin ilk yıllarında çekilmiş bir resmini alıp masasının önüne koydu. Pencereden gürültüyü duyduğunda dudağının kenarında küçük, gizli bir gülümseme belirdi. "Deliler," diye mırıldandı kendi kendine. "Gelir gelmez dikkat çekmeden duramazlar." Feza gelene kadar her zamanki gibi ısınma hareketlerine ve moral motivasyon türkülerine başlamışlardı bile. "KORKU NEDİR BİLMEYİZ!" diye bir ses, Kaya'nın sesi, tüm karargahın bahçesinde yankılandı. Tüm karargâhı inletmişti. Ilgaz'ın timinden Kudret refleksle silahına davranıp sesin onlardan geldiğini anlayınca rahat bir nefes alarak elini çekmişti. Feza, gururla göğsünü kabartarak pencereden dışarı baktı. Artık sadece bahçedekiler değil, sesi duyan diğer askerler de merakla dışarı akın ediyor, bu gizemli timi izliyordu. "BİZ DAĞLARIN ERLERİYİZ!" diye devam etti Uğur, sesi bir davul gibi gürlüyordu. Kerem, onu dürterek lafı aldı ve bağıra bağıra devam etti: "YUVA YAPTIK GÖKLERE, BAŞ DÖNDÜREN YERLERE!" Ardından dörtlü, hep bir ağızdan, koşu ritimlerini bozmadan bağırmaya başladılar. Koşarken görüş açısından çıksalar da hâlâ seslerini duyuyordu Feza. Onlarla birlikte dudaklarını oynatarak mırıldanıyor, onlara eşlik ediyordu. "Ben Türk komandosuyum. Düşmanı çelik pençemle ezerim. Her yerde ben varım. Havada, karada, denizde, çölde, çatakta ve batakta...." Kapısı tıklatıldığında susup, pencereden arkasını döndü Feza. "Gel!" Dediği an kapı açılıp tüm yakışıklığıyla Ilgaz binbaşı gözüktü. Banyodan yeni çıkmıştı; üniforması tertemizdi, bordo beresi kafasında mükemmel bir açıyla duruyordu, ancak saçlarının diplerinden süzülen birkaç damla su henüz kurumadığını ele veriyordu. Feza yutkunmak zorunda hissetti kendini zira bu adam kalbinde farklı bir sıcaklık oluşturyordu. Ilgaz'ın gözleri anında Feza'nınkilere kenetlendi; sanki bir mıknatıs parçaları gibilerdi. O anda odada görünmez bir elektrik akımı oluştu. İki zıt kutup birbirini çekiyor ama aynı zamanda itiyordu. "Komutanııım!" dedi Feza, sesine kasıtlı olarak hafif bir alaycılık, bir meydan okuma tonu katarak. Ilgaz bu karşılama tavrı yüzünden gerilip burun delikleri sinirle büyüdü. Bu kadın daha ilk saniyeden onun sinirlerini hoplatmayı başarıyordu. Feza onun bu ani gerilimini görünce içinden bir zafer kahkahası attı ve hemen, resmiyet perdesini arkasına saklanarak, "Feza Duman, emir ve görüşlerinize hazırım komutanım," diye ekledi, ses tonunu düzelterek. Ilgaz içeriye girdi ve kapıyı arkasından sertçe kapattı. Gözleri hâlâ Feza'nın üzerindeydi. "Rahat, Yüzbaşı. Otur bakalım," dedi sesi onunla baş başa olmanın gerginliğini ele veriyordu. Ukala, ne olacak? diye düşündü Feza ama itaatsizlik etmeden kendi masasının ardındaki sandalyeye oturdu. Ilgaz ise odanın ortasında ayakta duruyordu. Onunla ne yapacağını bilemiyordu. Bu kadın, varlığıyla aklındaki tüm mantık çizgilerini alt üst ediyordu. Bir an ölesiye sinirleniyor, bir anda sönüyordu. Hele o alaycı bakışları, o kalkık kaşları... Onu yakıyor ama aynı zamanda hiçbir kadında hissetmediği bir çekim uyandırıyordu. Feza'nın farklı, tehditkar ve bir o kadar da büyüleyici bir havası vardı. Aslında buraya, dövüş iddiasını iptal etmek için gelmişti. Sevgilisi olduğu için, bu kadar yakın ve kişisel bir temasın yanlış olacağını düşünüyordu. Kalbi anlamsız şekilde bu konu yüzünden sızlarken vicdanı rahatsız ediyordu omu. Ama daha ağzını açamadan, Feza lafı ağzına tıkayacaktı. Feza hafifçe koltuğuna yaslanıp, Ilgaz'ı baştan aşağı süzdü. Zalimane bir gülümsemeyle, "Unutmuşsunuz galiba, Binbaşım," diye başladı, sesi bal gibi yumuşak ama zehir gibi keskindi. "Aramızda küçük bir... anlaşma vardı. Kazandığımda tüm karargahın önünde benden özür dilemek zorunda kalacaksınız. Halbuki," diye vurguladı, "böyle bir iddiaya girmeyip, yapmanız gerektiği gibi özür dileseydiniz, özrünüzü benden başka kimse duymazdı. Şimdi herkes izleyecek." Ilgaz yine içten içe yanmaya başlamıştı anında. Yüzüne bile ateş bastı. Feza'nın sözleri, onun gururuna ağır bir darbe indirmişti direkt. İptal etmek için geldiği şey, şimdi bir onur meselesine dönüşmüştü sanki. Hele böyle alaycı konuşunca... Gözlerini Feza'nın üzerinden ayırmadan dişlerini sıktı. İçindeki çelişki onu paramparça ediyordu. Bir yanda hissettiği yoğun çekim, diğer yanda... şimdi de bu kadın tarafından köşeye sıkıştırılmış olmanın öfkesi... Ilgaz kollarını göğsünde kavuşturup gerginliğini saklamaya çalıştı. Kadının boş odasına göz gezdirirken ona ters duran tek bir fotoğraf çerçevesi gördü. Resmi net göremeyince yeniden Feza'ya dönüp, "Özür mü? Senin o küçük, oyunbaz aklınla beni provoke etmeye çalıştığını biliyorum" dedi. "İşe yarıyor da sanki," diye çıkıştı Feza, gözlerini kısarak. "Görüyorum ki sinirinizden köpürüyorsunuz. İtiraf etsenize, bana kızmak yerine bu cesaretimi beğeniyorsunuz. Siz benim günahımı almadınız mı? Terörist diyerek bana kelepçe takmadınız mı?" "Sanki hayatını karartmışım gibi konuşuyorsun" dedi Ilgaz direkt. "Ufak bir yanlış anlama hepsi bu. Ben delilerle uğraşmam!" "Ama ben sizinle uğraşacağım," diye hafifçe öne eğildi Feza. "Çünkü yarın o minderde, kimin deli kimin akılı olduğunu göreceğiz." Yeniden arkasına yaslanırken gözlerini kıstı. "Yoksa korkup vaz mı geçiyorsunuz, binbaşım?" Ilgaz bu sinir olduğu tonu duyunca gerim gerim gerildi yeniden. Boynunu yana yatırarak sert bir sesle çıtlattı. Ardından yavaşça kadına doğru yürümeye başladı. Feza ise tepkisiz bir şekilde yüzüne bakıyordu. "Seni ezip geçeceğim, Yüzbaşı" dedi onun masasına doğru eğilerek. "Daha gelir gelmez ayakçım olacaksın." Feza hafifçe sırıtırken gözleri parlıyordu. Meydan okumalar Feza'nın zayıf noktasıydı. Bayılırdı. Hele bu adamdan gelen meydan okuma kanını deli gibi kaynatıyordu. Kesinlikle dövüşü iptal etmek için gelmişti diye düşündü. Aldığı vücut dili eğitimleri sayesinde herkesin niyetini kestirirdi evelallah. "Ah, Ilgaz," diye iç çekti Feza arkasına yaslanırken, ismini ilk kez bu şekilde, neredeyse bir okşayışla söyleyerek. Ilgaz dondu kaldı. Siktir, siktir, siktir dedi içinden. Duruşunu değiştirerek yan döndü kadının kasıklarının arasında kabaran sertliği fark etmemesi için. Feza gözlerine bakmaktan zaten fark etmezdi ama onun beden dilini değiştirmesiyle, vücuduna göz atarken ekledi. "Benden özür dilemek için bu kadar çok çabalaman... Altında başka bir şeyler olduğunu itiraf etmekten daha kolay geliyor, değil mi?" Ilgaz'ın yüzüne bir ateş yürüdü. "Ne olduğunu sanıyorsun? Sen sadece sinir bozucu, ukala bir..." "Evet?" diye lafını kesti Feza, onun gibi ayağa kalkarak ve kaşlarını kaldırarak. "Bitir cümleni. Ukala bir... ne?" Ilgaz dişlerini sıktı. "Ukala bir subaysın. Şımarık çocuklar gibisin. Anladık güçlü bir timin var ama bu kadar kendini beğenmişlik fazla. Yarın sabah 8'de hazır ol, yüzbaşı" diye mırıldandı. Feza'nın gülümsemesi daha da genişledi. "Öyle mi? Peki, o zaman yarın bu 'ukala subay'a karşı ne yapacağınızı çok merak ediyorum." Ilgaz artık dayanamayacağını hissetti. Bu kadın onunla adeta ateşle oynar gibi oynuyordu. Son bir uyarıyla işaret parmağını ona doğru salladı. "Oyunlarını başkalarına kur, Yüzbaşı. Ben oynamam" kapıdan çıkmadan ekledi. "Yarın seni fena yapacağım..." Feza kapı kapanırken arkasından eğlenen bir tonla bağırdı. "Kimse beni tehdit edemez, Ilgaz!" Ilgaz kapının önünden çıkıp sertçe odasına doğru yürürken arkasında kendinden emin, muzip ve bir o kadar da Ilgaz'ın gitmiş olmasına içi buruk bir Feza kaldı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE