KARŞILIKSIZ SEVGİ

2785 Kelimeler
Bir kalbe bağlı kalmak demek, ona karşı karşılıksız sevgi beklemekti. Benimki de karşılıksızdı. Sessizce onu kalbimde büyütüyordum ve bu her geçen gün daha da artıyordu. Bu histen çok korkuyordum. Çünkü bu karşılıksız sevgim hiç ona ulaşamayacaktı. Onun kalbinde başkası varken de ben hiçbir zaman görünmeyecektim... Ben yine köşede kıyıda sessizce onu sevmeye devam edecektim. O, beni hiçbir zaman göremeyecek olsa da... “Anne, bavulları kapının önüne bıraktım. Babam nerede kaldı?” bavulları kapı önüne bırakıp belimi doğrulturken gözlerim her an kapıdaydı. Alnımın terimi silip odaya geçerken annem telefondan birine mesaj çekiyordu. Büyük ihtimalle ya babama ya da Barlas’aydı. Annem geldiğimi fark ederek elindeki telefonu komodinin üstüne bırakırken “İlk göz ağrım? Sen de gelmeyeceğine emin misin?” diye tekrardan sorarken ‘Hayır’ dercesine başımı salladım. Gelmek istemiyordum. Annem cevabımla iç çekip kollarını bana sardığında ben de eksik kalmadım. Hep böyle oluyordu. Annem her gidişinde bu soruyu sorar, aldığı cevapla üzülürdü ama belli etmeye çalışırdı. “Senin de bizimle gelmeni o kadar çok istiyoruz ki ilk göz ağrım... aklım ve kalbim hep sen de kalıyor.” “Bir daha bu konuyla ilgili bir şey söylemeyeceğim anne. Her defasında aynı konuşma.” annemden ayrıldığım gibi bakışlarımı kaçırırken babam içeriye girdi. “Ee hadi! Uçağı kaçır acağız Sarışın!” acele etmelerini söylerken annem göz devirdi. Babam kızgın bakışlar atarak “Acele etmemizi söylüyorsun ama ortalıkta görünmeyen sensin kocacığım!” dediğinde babam, annemi duymazlıktan gelerek belinden tuttuğu gibi benim de omzundan sarılarak odadan çıkardı. Kapı önündeki bavullar Arda’nın yardımıyla arabaya yerleştirilmişti. Yengem ve amcam hoşnutsuzca kenarda duruyordu. Gitmelerini hiç istemeseler de mecburlardı. “Olmadı böyle!” diyen yengem, anneme sarılırken kızar gibi surat astı. Amcam da üzgündü. “Aleda kızacağım hepinize! İlk defa gidiyormuşum gibi davranmayın!” kaşlarını çatınca yengem de kaşlarını çattı. “Aman! Git, git bekleyenin çok ne de olsa!” çıkışarak homurdandığında gülecek gibi oldum. “Prensesim!” diyerek bana sarılan babam kulağıma doğru eğilip muzipçe fısıldadı. “Bu ikisinin birbirine benzediğine emin miyiz?” dediğinde annem ve yengem anlaşmışlar gibi aynı anda bize bakarak “Ne kıkır kıkır gülüyorsunuz orada gizli gizli?” dediklerinde babamla birbirimize baktık. “Benziyorlarmış.” diyen babamla tekrar güldük. “Senin gidişine seviniyordur Sonay abla.” Arda’nın anneme sırnaşarak söyledikleriyle öfkeyle baktım yüzüne. Yaranacağım diye yapmayacağı şey kalmamıştı. Annemden önce babam sözü devralırken Arda’nın ensesinden tuttuğu gibi bir çöp gibi yüzünü ekşiterek annemden uzaklaştırmıştı. Zaferle sırıttım. “Karıma yaklaşmayacağını sana göstererek anlatmıştım oysaki! Anlamadıysan seve seve tekrar gösteririm!” deyişiyle amcamlarla birlikte kahkaha attık. Babamın kıskançlığı başlamıştı. İşime de gelmiyor değildi. “Beybaba, Sonay ablayla evlenmiş olabilirsin ama hala ilk aşkım.” meydan okuyan gözlerle diklenen Arda’yı hiçbirimiz kurtaramazdık. Kendi kendini kaşımıştı. Babam ‘öyle mi’ dercesine tek kaşını kaldırdı. Annem gülmekten araya giremiyordu. Amcam ise bu durumdan epey keyifliydi. “Karımdan uzak dur!” “Bilal o daha çocuk.” diyen annem, babamın inadına Arda’ya sıkı sıkı sarılınca babamda şanteller atmıştı. “Bu mu çocuk?” hayretle gözlerini açıp eliyle gösterince yüzünü tekrar ekşitti. “Çocuk dediğin adam evlenme çağında sen hala çocuk de!” “Çok konuşma kocacığım! O hala gözümde on yaşında.” deyip kışkırtırcasına daha çok sarılırken babamda tahammül denen şey kalmamıştı. “Çok şükür ki buradan gidiyoruz. Karıma bir süre daha yanaşmayacaksın.” diyerek annemi kendine doğru çekerek sarıldı. “Arda’cım? Bu kıt beyinlidir merak etme!” amcamın laf sokuşuyla babam öfkeyle soluyup amcama yürüyecekken annem bir bakışıyla engel oldu. Giderayak hepsi babamı kalpten götürmeye niyetliydi. “O ne demek lan?” “Aklı gidip geliyor. Yakında kardeşim seni boşar diyorum.” amcam ne yapmaya çalışıyordu? Kendini dövdürtmek ise çok başarılı yoldaydı. “Kenan’cım? Daha fazla saçmalığa devam edersen ben değil de Aleda seni...” alttan alttan ima yapınca bakışları tedirginle yengemi buldu. Yengem öyle bir bakıyordu ki... “Geç kalacağız Sarışın. Hadi.” diyerek bana yeniden dönerek sarılırken ben de sıkı sıkı sarıldım. Annem de sarılırken kırgınca onlara bakıyordum. “Aklımız sen de kalmasın tamam mı prensesim? Uslu uslu dur!” deyişiyle gözlerimi kıstım. “Ne zaman yaramazlık yapmışım ben!” sonuna kadar inkarla kızım. “en son motor vukuatını hatırlatayım mı?” tek kaşını kaldırarak inanmayan gözlerle bakınca numaradan tavır gösterdim “Vukuatım yok benim! Gönül rahatlığıyla terk edebilirsiniz bu şehri.” İç çekti. Zorlukla gülümsediğinde “Yemezler.” dedi son dakika çakarak. “Motor aldırmak için yaptığını biliyorum.” deyip kısa bir süre yengemle konuşan anneme baktı. Ne olduğunu anlayamadan gizli bir sır veriyormuşçasına sessizce fısıldadı. “Depoda bir sürpriz var. Biz gidince bakarsın ama uyarıyorum! Dikkat edeceksin!” anlamadım ne demek istediğini. Kaşlarımı çatınca benden ayrıldı ve göz kırpıp annemi de arabaya bindirince benim köfte yeni yeni çakıyordu. Gözlerim yuvalarımdan çıkacak gibi olduğunda yerimde duramıyordum. Coşkuyla sevinirken umarım düşündüğüm şey gerçekleşmiştir. Annemler gözden kaybolurken yanıma amcam geldi. Neye bu kadar sevindiğimi annemlerin gidişine yorumlayarak kaşlarını kaldırırken havalara uçacaktım neredeyse. “O üzgün hallerin yalan mıydı kız?” amcamın konuşmasıyla yerimde korkuyla sıçrarken çığlık attım. “Aniden konuşulur mu amca ya! Ödüm patladı.” “Ne çevirdiğini öğrenebilir miyim?” “Hiç.” dedim uzatarak. “Ne çevireceğim?” dediğimde bakışlarımı kaçırdığım gibi mahalleden ayrıldım. Ondan önce de “Dersim var amca! Geç kalmamam lazım.” dedim en son. Babamın hediyesi kesinlikle motordu. Açık açık bunu ima etmişti. Biricik prensesine kıyabilir miydi zaten! Depoya geçtiğimde heyecandan içim kıpır kıpırdı. Karanlıkta durmayı keserek ışığı açtığımda hevesle etrafıma bakındım. Her yere baksam da motora dair bir şey yoktu. Ne yani babamın sürprizi motor değil miydi? Hüsranla surat asarken kenarda duran bir cisimle adımlarım oraya doğru yöneldi. Gözlerimi kısarak bakındığım kaşlarım gördüklerimle hızla çatıldı. Hayır! Hayır, hayır! Bu değildir değil mi? Bana bunu hediye etmiş olamaz değil mi? Scooter mı gerçekten? Bildiğimiz scooter bu! Kabahat ben de ki babama inandım! “Of baba of! Ne güzel heveslenmiştim ben de. Bana motor aldın diye! Giderayak yaptın yine şovunu! Bu ne ya! Bu ne!” sinirden yerimde duramıyordum. Telefona bildirim gelince isteksizce baktım mesaja. Babacığım: Beğendin mi hediyeyi prensesim? Sonuna da göz kırpan emoji koymamış mı? Süveyda: Ya ya! O kadar beğendim ki mutluluktan sevinç gözyaşları akıtacağım! Bırak baba Allah aşkına! Resmen benimle dalga geçiyorsun! Scooter ne baba ha! Küçük çocuk muyum ben? Delirmek üzereydim şu an da. Babacığım: Benim gözümde evet küçük kız çocuğundan farkın yok. Güle güle kullan güzel kızım. Emin ol motordan daha güvenlidir. Süveyda: Çok sağ ol baba gerçekten ÇOK SAĞ OL!!! Babacığım: Rica ederim prensesim. Annenin de selamı var. Biz uçağa biniyoruz şimdi. İnince ararım. Ağlayayım ben vallahi billahi ağlayım ya! Scootere tiksintiyle bakarken okula geç kaldığımı hatırlayarak acele ettim. 🔥 “Hiç güleceğim yoktu Süveyda ahhhahhh! Baban seni keklemiş. Motor almış sözde değil mi?” okula scooterle gelince sağ olsun Enes’e malzeme olmuştum. Ters ters yüzüne baktığımda hala kahkaha atıyordu. Sinirle omzuna bir tane geçirdim. İşlemedi ona. “Gülme Enes! Çok sinirliyim şu an!” sinirden kıpkırmızı kesildim. Enes elini havaya kaldırdı. “Oy benim güzel Süveyda’m kızmış mı? Kıyamam ben ona!” hala dalga geçiyordu. Öfkeyle kaşlarını çattım. “Sus Enes sus ya! Kalk hadi derse geçelim!” bıkkınlıkla uzandığım yerden doğrulup ayaklandığımda Enes de doğrulup elini omzuna attı. Beni kendine doğru yaslarken alnıma dudaklarını değdirdi. Ona boş boş bakarken “Sen şu an küçük bir çocuksun. Büyü en güzelini ben sana alacağım.” diye mırıldadığında ona vuracağımı anlayarak hızla benden uzaklaşırken arkasından kovalıyordum. “Enes kaçma seni öldüreceğim! Gel buraya!” “Küçük kızlar, abilerine el kaldırmazlar öğren de gel!” diye bağırdı aramızdaki mesafe büyürken. “Benim adım da Süveyda’ysa seni canına okumadan bırakmayacağım!” arkasından en son bağırdığımda daha da hızlanmıştım derse yetişmek için. Merdivenlerden hızla çıkarak dersimin olduğu kapıya ulaşırken hocanın gelmediğini düşünerek rahat tavırlar sergilemiştim. Kimseye bakmadan sırama geçecekken korktuğum başıma geldi. “Süveyda! Hem dersime geç geliyorsun hem de elini kolunu sallayarak sırana mı geçiyorsun?” Eyvah! Yine bu hocanın dersine mi denk geldim ben? Tedirginlikten dudağımı ısırırken adımlarım son bulmuş tereddütle arkama dönmüştüm. Hocanın öfkeli bakışları beni bulurken şirince sırıttım. “En sevdiğim bölüm hocam!” yalakalıktan yürü Süveyda! Yüzde yüz işe yarar. “Bugün ne kadar yakışıklısın hocam. Eşiniz size her gün katbekat aşık oluyordur eminim.” söylediklerimle sınıf kahkahalara boğuldu. Hoca tek kaşını havaya kaldırdı. “Bu renk size tam uymuş.” Sussan mı acaba Süveyda? Çünkü hocanın bakışları hiç iyi değil. “Dersimden çıkacak mısın yoksa ben uygun bir...” Hemen sözünü böldüm. Ellerimi havaya doğru kaldırdım. “Ben yolu biliyorum hocam. Çıkarım.” dedikten sona Enes’e sonra görüşeceğiz bakışı atıp sınıftan çıktım. Dersim yine yanmıştı. Başka bir sınıfa girsem? Mesela geçen gün bana takan hocanın dersine? Ya beterini yaparsa? Başka çare yok Süveyda! Kazdığın kuyuya düşenler kulübüne tekrar alalım seni. Bismillah çekelim? Hadi bismillah! Diğer kattaki derse gireceğim zaman koridorda beliren Barlas’la ağzım açık kaldı. Görüş açıma girdiğinde hızla bana doğru gelirken tam karşımda durdu. Elleri sıkıntıyla cebine giderken dudakları birbirine bastırmıştı. Ne işi vardı bunun burada! Annemlerle gitmeyecek miydi? “Buket burada mı?” diye sorduğunda dudaklarımın arasından şaşkınlıkla bir “Ne?” çıktı. Buket ne alakaydı? Kaşlarım istemsizce çatıldı. “Buket’i neden arıyorsunuz Barlas Bey?” “Dersi mi var, hangisinde?” beni duymazlıktan gelerek bakışlarını etrafta gezindirdi. Acele bir hali vardı. “Barlas Bey!” dediğimde kalbimi hızlandıran yangın çağrısı bakışlarını bana değdirdi. Konuşmaya devam ettim. “Buket’i neden arıyorsunuz?” “Uçağa yetişmedi.” dediğinde ‘Ee yani?” dercesine başımı salladım. “Ne ee’si?” sabrı tükenerek çıkıştı. “Buket hosteslik yapmıyor mu? Bugün de uçuş vardı.” Ben bu adamı anlamıyorum. Buket'ten başka hostes mi kalmadı arkadaş uçakta? “Buket’in bugün full dersi var.” deyip ‘ayrıca’ dercesine parmağımı salladım. “Ayrıca Buket'in kampüsü diğer alt binada.” Sonradan idrak etmişçesine iç çekerken düşünür bir hale büründü. Gözleri etrafta dönüp dururken farkında mıydı acaba? Ona bakmam bile yüreğimi bu denli hoplatması doğru muydu? Aslında bir gülse... bir gülse çiçek bahçelerini önüne sererdim. Ah bir bana gülse... yüreğim onunla taşıp dolardı. Buraya gelmek için bir bahanesi olsaydı keşke... onunla vakit geçirmek için vakit verseydi hiç düşünmeden kabul ederdim. Kalbim bir bahane arıyordu onunla daha uzun kalabilmek için. “Sen gel!” dedi ansızın. Sen ‘gel’ dedin ya ben gelmez miydim Yangın Çağrısı. “Anlamadım?” “Hosteslik bilgin yok mu senin? Buket'in yerine sen gel!” deyişiyle kalakaldım. Yüzüne aval aval baktığımda kalbimin duası gerçekleşmiş gibiydi. “Ben...” sustum. Uçaktan korkardım ben ona rağmen Buket için katlanırdım. Şimdi Barlas da bana aynını diyordu. Kararsız kaldım. “Dersim var.” dedim yutkunamayarak. Boğazım kurumuştu. “Herkes derste sen değilsin. Dersin yok gibi görünüyor?” diye tahmin yürüttüğünde “Hocalar benim zekamı çekemediği için dersten kovuluyorum.” dedim özgüven patlaması yaşayarak. Hocalar seni, derse geç kaldığından kovmasın Süveyda? Detaya gerek yok. Biraz atmaktan zarar gelmez. At ama yavaş at. Buna sen kendin inanıyor musun? Barlas tek kaşını alayla kaldırdı. İnanmadığındandır. “Hostes hanım biraz atıyor gibi!” derken gözleri kısıldı. “Ne atacağım! İspatlarsam görürsünüz Barlas bey!” İspatla, derse? Kızım sen çok mu kendinden emin misin? Nereden geliyor bu cesaret sana? Dudağımı ısırdım. Deme ne olur deme. Ben senden emin değilim bu konuda. “İspatla o zaman!” deyişiyle hapı yutmuştum. Şirinlikle gülümsedim. Her zaman şirinlik işe yarar Süveyda’cım. “Siz geç kalmıyorsunuz Barlas Bey? Benimde derse geçmem lazım!” diyerek yanından kaçarak kapıyı açacakken elimi tuttuğu gibi geriye çekti. Dudaklarım aralı kalırken “Yemezler.” dedi inanmayarak. Tüh inandıramadık! “Derse birlikte gireceğiz ve sen bana ispatlayacaksın.” dediğinde hiç acelesi kalmamış gibi bir hale büründü. Bu adam uçağa yetişmesi gerekmiyor muydu az önce? Bunu yapınca eline ne geçecekti? “Barlas Bey şu an da çok gereks...” “Kapıyı sen mi çalarsın yoksa ben çalma zahmetinde bulunayım mı?” sözümü keser kesmez beni bırakırken bir dahakine sözlerime dikkat edecektim. Çünkü karşımdaki adam ne dersem onu ispatlamak için harekete geçiyordu. Tüm suç sen de Süveyda! Istemeye istemeye kapıyı çalıp açtım. Barlas da benimle birlikte içeriye girerken yüzüme gülümseme ekledim. Tatlı bir dille “Hocammmm?” dediğimde ise hocanın bakışları beni buldu. “Dersin yarısında gelip de amacın ne Süveyda? Hem derslere geç kalıyorsun hem de sürekli hoca değişikliği yapıyorsun. Dekan'ın odasına çabuk!” diye azarlayarak bağırdığında haklıydı haklı olmasına... bari hocam Barlas’ın yanında yapmasaydınız keşke! Barlas’a bakamıyordum bile. Gözlerimi yummuş Barlas’ın alaylı bakışlarından kaçmaya çalışıyordum. “Derslerine bir daha geç kalma Hostes hanım. Bak yoksa dekana gidermişsin?” Barlas’ın kulağıma doğru fısıldayışıyla sınıftan öfkeyle çıkarken bir kere daha Enes’e saydırdım. Hocalar da beni unutmuyordu ne hikmetse! Normalde adımızı zor hatırlarlar. Dekana gidersem annemlerin haberi olacaktı ve bu sefer kesinlikle Şırnak’a sürgün edelerdi beni. Korkuyla yerimde dururken arkamı döndüğüm gibi onunla karşılaştım. “Hadi gitmiyor muyuz?” dediğimde aceleciydim. “Dekan?” diye sorduğunda adeta benimle eğleniyordu. “Yok dekan bugün! Siz geç kalmadan yetişelim uçağa!” diyerek kolundan çekiştirirken ne yaptığımın farkında değildim. 🔥 Dekan mı iyiydi yoksa şu aan da annemin bindiği uçakta hostes olmam mı, karar verememiştim. Her ikisinin de kötüydü oysaki. Tedirginlikle dudağımı ısırdım. Perdenin arkasından annemleri izlerken Barlas kendi alanına çoktan geçmiş anons yapıyordu. Anons biter bitmez bölmeye dalarken Selçuk destur çekerek parmağını damağına götürdü. Barlas kulaklarını takmış önüne odaklanırken “Annemlerin bu uçağa bindiğinden haberiniz var mıydı?” diye sorduğumda duymadı. Ya da duymazlıktan geldi. Tırnağımla oynayıp dururken yerime geçme vaktim gelmişti. Gidemezdim ama! Tekrar Barlas’a dönecekken Selçuk bana doğru seslendi. “Uçak kalkacak Süveyda. Kemerlerini bağlamayı göster.” dediğinde “Diğer iki hostes nerede?” diye sordum hızla. “İzindeler.” deyişiyle hayretle kaşlarımı çattım. “Her ikisi de mi?” Barlas kısa bir onaylamayla başını salladığında bu işte bir iş olduğunu düşündüm. Normal değildi çünkü. Ofladım ve tereddütle içeriye geçerken annemlere görünmemeye çalışarak kemerinin nasıl bağlanacağını diğer unsurları anlatıp yerime geçtim. Uçağın kalkışıyla korkuyla gözlerimi kapatırken bugün tektim. Korkum bugün daha artarken aklımı dağıtacak bir şey düşündüm ve o an gözüm önüme gözleri geldi istemsizce. Bu kadar çabuk kapılmam doğru değildi. Elimde değildi. Onu gördükçe yüreğimde oluşan kıpırtılar ona daha çok kapılmamı sağlıyordu. Benimki karşılıksız bir aşktı. Beni belki de hiç sevmeyecek adama gönlümü kaptırmıştım. O Yangın Çağrısı’ydı... O, yangında kalmış o gözlerdi. Kimseye söyleyemedim aşkım, yüreğimde git gide büyürken kimsenin farkında olmayacaktı. Uçak tamamen havaya geçiş yaparken kemerlerimizi çıkartmıştık. Yolcuların arasına karışmak istemesem de mecburdum. Yolcuların arasında geçerek ilerlerken annemlerin olduğu koltukta duraksamak zorunda kaldım. Babam bana daha doğru hostese seslenirken dönmek zorunda kaldım. Babama bakmamaya çalışsam da tanınmıştım. Dudağımı ısırdım. Babam yalandan hayret edercesine kaşlarını kaldırırken masumca gülümsedim. “Süveyda?” “Babacığım?” “Sen ne yapıyorsun burada?” diye sorduğunda hiç şaşırmışa benzemiyordu. O an fark ettim ortada dönen oyununu. “Anne?” der demez anneme hızla dönerken oyuna devam etti. “Derste olman gerekirken burada ne yapıyorsun kızım?” diye yapay bir kızgınlıkla sorduğunda bu kadarını beklemiyordum. “Bu kadarını yapmış olamazsınız değil mi?” hayretle gözlerimi büyütürken babama öfke dolu bakışlar attım. “Ne yapmışız? Şırnak’a uçakla gidiyoruz işte prensesim?” “Başka uçak yok muydu babacığım?” “Tanıdığın uçağına binmek varken neden başka uçağa binelim ki?” taviz vermedi. Öyle mi anneciğim? “Beni de Şırnak’a getirmek için olmasın mı anneciğim?” imayla çıkışırken babam inkar etti. “Aklımıza bile gelmedi prensesim!” “Sana kızgınım zaten baba! Daha fazla inkar edip de sinir etmeyin beni!” derken kollarımı birleştirdim. Babam ne demek istediğimi anlayınca sırıtmaya başladı. Hayretle baktım yüzüne. Sinirden kuduracaktım resmen. Annem ne olduğunu anlamamıştı. Babama ‘ne oluyor’ dercesine bakarken ben açıklama gereği duydum. Ben yandıysam sen de yan babacığım. “Bana motor aldığını, depoda olduğunu söyledi ama depoya baktığımda motor yerine scooterle karşılaştım.” Annem kaşlarını çattığı gibi babama bakarken “Motor?” dedi teyit etmek istercesine. Evet motor anneciğim. “Sarışınım?” “Benden gizli işler mi çeviriyorsunuz siz?” diye kızdığında “Babam, anneciğim.” dedim hatayı düzelterek “Ben işin içinde değilim.” “Baba kız çevirdiğiniz numaraları burada saymamı istemiyorsan sus kızım!” ov annem baya kızgın. Tamam anneciğim sustum. Tıp. “Uçaktan bir inelim konuşacağız.” tehdit vaki bir şekilde söylerken onları yalnız bıraktım. Babamın sırnaşmak için söylediklerini gülerek dinlerken bir diğer suçlunun yanına ilerledim. Barlas bey demek bana oyun oynarsınız? Pilotların olduğu perdeyi sertçe çekerek adımlarken karşısına geçtim. “Bu ne demek oluyor?” diye sorduğumda “Ne, ne oluyor?” diye mesafeli konuştu. “Kampüse gelme amacınız Buket’i bulma değildi değil mi? Beni ikna edip uçağa bindirecektiniz. Annemlerle Şırnak’a gitmemi sağlamak istediniz?” “Ben sadece hostes aradım. Buket yoktu sen vardın.” dedi rahatlıkla. “Diğer iki hostes kasten izinliydi değil mi?” sakin kalmaya çalıştım. “Hostes hanım karşınızda başkası değil ben varım! Bana hesap sorma yetkiniz yok.” “Hesap sormuyorum, soruyorum sadece!” “Soru da soramazsınız! Derdiniz kiminleyse onunla tartışın!” dediğinde buz gibiydi. Elleri koldaydı bana bakmıyordu. Yine eski mesafeli haline dönmüştü ya da hep öyleydi de bir tek ben öyle görmüyormuşum... Şırnak benim mezarımdı ve Barlas beni o mezara tekrar getirmişti. Barlas bilmeden de olsa da beni mezarın içine sokmuştu... Şırnak benim mezarımdı. Açık kalan toprağı kapatamadığım mezarımdı...
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE