7.BÖLÜM
SEVİLMEMENİN ACI YANI
İnsanın canını yakan sevmek değil sevilmemekti. Sevilmemek çok koyuyordu; hele ki o kalpte başkası için bitmeyen sevda varsa daha can yakıcıydı. Gözlerinin içine baktığında kendini görememek, dudaklarındaki tebessüm senin için olmaması, sarılmak için can attığın o kollar başkasını beklerken sevildiğini hissedememek kalbimi derin bir alevin içine düşürmüştü.
Onun kalbinde bir başkası vardı. Hala bitmemiş hala külü kalmış bir sevda onun için değerliydi. Bana bakarken onun için parlayan gözler vardı. Acı tebessüm olsa da onun için gülümsüyordu. Şimdi gelse dilinden dökülen sözleri değil kalbini dinlerdi ve onun için sakladığı sarılışı düşünmez onun kollarına dolardı. Dil ve kalp hep aynı sözler vermezdi. Dilinden dökülen kalbe uymazdı bazen.
Gözleri alev simgeli olan yüzüğü buldu yine. O yüzüğe dokunan parmakları titriyordu. Boğazına takılan yumruyu kendi boğazımda hissedebiliyordum. O yumru nefesimi daraltıyordu. Nefes alamaz hale geliyordum.
Kalbim acıdı yine. Boğazım düğüm düğüm olurken derin bir nefes aldım ve zorlukla gülümsedim. “Gidelim mi?” diye sorduğumda sesim beklenmedik bir şekilde güçlü çıktı.
Barlas onaylarcasına başını hafif öne eğerken doğruldu. Elini bana uzatıp kalkmama yardımcı olurken o eli bir an tutmayla tutmamak arasında gidip geldim. O el hiçbir zaman benim elimi sahiplenircesine tutmayacaktı. Bunu biliyordum ama yine de içten içe tutmak istiyordum. Ona dokunmak istiyordum. Sevilmeyecektim belki de onun tarafından ama o el bana uzatılmıştı. Geri çevirmek gibi hataya düşemezdim. Elim yumuşacık elinin üstüne gitti ve avucunun içine aldığı gibi beni doğrulturken üzerimi silkeledim.
Elini çektiğinde arkasını dönmüştü bile. Sabırsız ve aceleci davranıyordu. Akşam gidecekti. Savaşın ortasında belki de...
Düşünme bunları Süveyda! Annen ve baban için nasıl dualarını eksik etmiyorsan Barlas için de eksik etme! Onlar vatanını korumaya çalışırken dualarla koruyabiliriz.
“Buradan direkt karargâha mı geçeceksiniz?” diye sorduğumda arkasından yetişmiştim. Barlas kısa bir an bana dönüp “Evet.” diye cevap verdiğinde arabanın ön kapısını açmıştı. Öne binip “Senin için de dua edeceğim.” dedim kendisi de öne binerken.
“Bana edeceğin duaları annen ve baban için ettiğin duanın içine kat.” demesiyle hemen itiraz ettim.
“Olmaz öyle! Sana edeceğim dualar ayrı ailem için ettiğim dualar ayrı.”
“Bana niye edesin Hostes Hanım?” tek kaşını kaldırıp merak edercesine sorduğunda gayet de mantıklıydı. Gözlerini bana dikmiş cevap bekler gibi bir hal üzerinde varken cevabını almadan aracı çalıştırmayacakmış gibi duruyordu.
Kalbimi ateşiyle alt üst eden adama neden dua etmeyeydim ki? Başımı yere doğru eğerken sessizdim. Cevap verecek gibi olacakken dudaklarım yeniden kapandı. Anlamış mıydı acaba nedeni?
Ondan bahsettiğinde benim ona olan hislerimi anlamış da olup anlatmış olabilirdi. Ona kapılmamam için beni belki de bu şekilde uyarmıştı, bilmiyorum.
“Bana dua etme hostes hanım, duaların ailenin üstünde olsun.” deyip önüne bakarken aracı çalıştırdı. Ondan sonra da araba çıt dair bir ses çıkmamıştı. Kolumu cama doğru yaslayıp giden yolu izlerken kendi içimde dualar ediyordum. Kalbime ansızın inen sevdası bir an önce benden gitsin diye dua ettim. Çünkü biz hiç olmazdık. O başkasını severken bile bile kendimi ateşe bırakmamalıydım.
🔥
“Baba, annem rahatsız biliyorsun? Sakın operasyona katılmasına izin verme!” babama sıkı sıkı sarılırken sürekli tembihleyen cümleler kuruyordum. Annem için endişe ediyordum ve biliyordum ki annem durmazdı.
“Prensesim merak etme. Benim himayem altında asla katılmasına izin vermem. Hele bir adım atsın üsse şikâyet ederim.” babamın sözleriyle bakışları anında annemi bulurken annem huysuzca babama bakıyordu. Kaşlarını çatmış ben sana sorarım der gibi bakarken babamın göğsüne daha çok sığındım.
Babam sahiplenircesine saçlarımın arasına buseler kondururken yanımıza annem geldi ve sahte bir kıskançlıkla babama sarılırken babam bana imayla sırıtıp annemi göstermişti. Kedi gibi kıvranan annemi kollarının arasına alırken iki kadında göğsüne sığınık haldeydi.
“Sarışınım kedi gibi sırnaşmanın altında yatan amaç nedir? Senin şu anda bana kök söktürmen gerek!” gülüyordu. Alay etmesine rağmen annem umursamayıp daha çok sığınırken “Operasyona uzaktan müdahale edeceğimi söylemiştim. O yüzden hiç kök söktüremem. Kocamın kollarını arasında sevilmek varken hem de.” demişti gülümseyerek.
Daha sonra bana döndüğünde yanağıma öpücük kondurup babamın kolları arasından annemin kolları arasına geçmiştim.
“Ben bu cümlenin altında yatan hinliği biliyorum sarışın! Bana bu numaralar gelmez. Senin aklında ne var de hele bana?” kaşlarını kaldırmış sorarcasına dudaklarını kıvırdığında annem bilmezliğe yatarak “Ne olacak canım?” dedi. “Söz verdim hem katılamayacağım diye...”
“Ben o sözleri bilirim sarışın! Yusuf komutana az söz vermedin!” dediğinde aralarından çekilmiş ikisinin atışmasını izliyordum.
“Ne yapmışım ben ya! Verdiğim sözleri tuttum işte!” kıvranıyordu annem. Foyası ortadaydı. Gözlerini kaçırıp dururken babam başını inanmış gibi sallayıp nefes alıp verdi.
“Öyle olsun bakalım sarışın.” deyip tekrar bana döndü. Gözlerim bu sefer buğulanırken gitmelerini hiç istemiyordum. Hızla boynuna sarıldığımda bir hıçkırık koptu dudaklarımın arasında.
“Dualarım hep üstünüzde olacak babacığım. Dikkat edeceksiniz kendinize.” dediğimde kendimi daha fazla tutamamıştım. Babam asla ağlama dayanamazdı. Anında sustururdu ama şimdi bir şey demiyordu. Biliyordu çünkü ne söylese ağlamam durmayacaktı. İlk defa gitmiyorlardı ama sanki ilk defa gidiyorlarmış gibi kötü oluyordum. Kalbim sıkışırdı.
“İlk göz ağrım.” dedi annem beni bu sefer kolları arasına alırken. “Salih ve Arda burada olur iki saate.” dediğinde ilk başta ne dediğini idrak edemedim. Annemden ayrıldığım gibi kaşlarımı çattığımda “Salih abi ve Arda abi ne alaka? Niye geliyorlar?” diye sordum.
“Yanında duracaklar.” diyen annemle, babam homurdanarak isyanla çıkıştı.
“Salih neyse de Arda puştu niye kalıyor, sarışın?”
“Bilal, oğluma puşt demesene! Hem Arda’dan iyi bir abi mi var? Oğluma bir daha puşt dediğini duyayım koltukta bile yatamazsın!” deyişiyle babam anında u dönüşü yaptı.
“Aman iyi be! Ne kıymetli oğlun var! Görende tek o var! Kocanı ihmal et sen zaten, ben kimim ki! O puşt varken ben ne hacet!”
Baba benim taktiğim o! Annem kanar mı buna ha?
“Kocacığım.” diyen annem anında cilvesini kullanırken kolları arasına sığınmıştı. Gözlerini kırpıştırarak babama bakarken babam çoktan erimiş buza dönmüştü. “Arda bizim oğlumuz sayılır. Kıskanman yersiz.”
Babam da durur mu hiç.
“O eşek kadar olmuş hala oğlumuz olmasından bahsediyorsun sarışın! Ben anlamam, kıskanırım ben!”
“Ay bırakın kıskançlığı! Geç kalacaksınız!” olaya el atmasam bu konu uzar giderdi.
Annem ve babam kendine çekim düzen verip son kez saçlarımı öpüp sarıldıklarında arabaya binmişlerdi sonunda. Arabayı çalıştırıp evin önünden uzaklaştıklarında çoktan dua etmeye başlamıştım. Barlas'ı görmek isteyen yanım ağır bassa da yetişemeyeceğimi biliyordum. O yüzden direkt eve geçince kendimi koltuğa bırakmıştım. Başım arkaya düşünce gözlerimi yumdum.
Korkuyordum hem de çok korkuyordum. Bu korkum kalbime de yansıyordu. Onlardan başka kimsem yoktu benim. Onların haklarını hiçbir zaman ödeyemezdim. Gözlerimi aradığım sıra telefonu elime aldım. Sessizde olan telefonumun sesini fullerken yine bildirim geldi.
Buket, Enes ve Ardalardan farklı bir mesaj bildirimi görürken anında doğrulup mesajı açtığımda hızlı hızlı okumuştum.
“Aileni elimden geldiğince koruyacağım. Kendi canımdan olurum yine de ailene bir şey olmasına izin vermem.”
Bu mesajdan sonra istemsizce hıçkırığa boğuldum. Kalbim mesajla hızlanırken defalarca okurken bulmuştum kendimi. Barlas bana bir söz vermişti ve bunu kendi canını hiçe sayarak söylemişti.
Ama ben ona da bir şey olsun istemiyorum ki? Üçü de sağ salim gelsinler istiyordum. Bu operasyon dört aydan fazla sürebilirmiş, annem öyle demişti. O zamana kadar kalbim boğazımda atacaktı. Her telefon geldiğinde onlar zannedecektim. Şimdiden yüreğim ağzımda atıyordu.
Daha gideli beş dakika olmamışken yine bir göreve gittikleri gibi korkuyla bekleyecektim onları.
Barlas'ı arasam en azından son kez sesini duysam açar mıydı? Dört aydan fazla ay belki göremeyecektim. Sesini duyamayacaktım. Şimdi arasam o güne dek yeter miydi bana? Yetmezdi belki de ama dayanacaktım.
Cesaretimi toplamalıydım! Her zamanki gibi davranıp aramalıydım. Sesini duyduktan sonra da kapatmalıydım telefonu. Parmaklarım tuşlara gitti. Ardından aradığımda kulağıma götürdüm. Çalıyordu ama açan yoktu. Bir süre daha beklerken tam kapatıyordum ki sesini duydum.
“Alo?”
Derin bir iç çektim. Gözlerim yarı kapanıp dururken “Vardın mı diye sormak için aradım...” dediğimde annemlerden önce oraya gittiğini biliyordum.
“Vardım varmasına ama...”
“Ama...” dedim anında.
“Beni aramanı anlamadım hostes hanım? Neden aradın beni?” netti ve açık sözlüydü. Direkt sormuştu. Ne diyecektim peki? Merak ettiğimden aradım, mı diyecektim? Adam da farkındaydı her şeyin. Zaten kim olsa anlardı ona olan bakışlarımdan.
“Hiç öyle...” dudaklarımı ısırdım tedirginlikle.
“Kapatmam gerek...” derken aceleciydi ve o an bir kadına seslendiğini duyarken telefonu kapatmıştı. Aval aval kapanan telefona bakarken aklım iyice karıştı. Komutanım diye seslenmemişti bile.
O olabilir miydi?
Alev...
Boğazıma takılan yumru git gide büyürken o olma düşüncesi canımı yakmadı değildi. Seslenirken sesindeki o heyecanı anlamamak mümkün değildi. Affetmeyeceğini söylemişti bana ama ya kalbi? Dayanmazsa... yenilirse yine aşkına?
Ne için ayrıldıklarını bilmiyordum ama hala ortada bitmeyen bir hikâye vardı. O hikâye durmuştu. Zamanı geldiğinde yeniden başlamak içindi belki de...
Çok merak ediyordum, ne olduğunu? Ne oldu da ayrılmak zorunda kalmıştı?
Her ne olursa olsun, Barlas bir başkasını sevse de ona hissettirmeden içimde yaşardım. İllaki karşılıklı olması gerekmezdi. O böyle mutluysa bana da o mutluğu sessizce izlemek kalırdı.
Ne ara oldu anlamadım ama andım olsun ki senden vazgeçersem...
🔥
“Arda, bu Çikolata avaresinin çenesi nereye düştü? Bulamıyorum da...” Salih abinin yersiz ve soğuk esprisiyle yüzümü buruşturdum. Çenesi düşüp bulmak ne demek ya? Oturduğum koltukta yana dönerken Salih abiye ters bakışlar attım.
“İğrenç bir espriydi! Bir daha sen espri falan yapma!”
“O zaman sen de bu duruma kendini düşürme Çikolata avaresi. Geldiğimizden beri bir surat bir surat! Yüzün gülsün be azıcık! Alışkın değiliz biz senin bu hallerine!”
“Şu an başımızın etini yemesi gerekiyordu?” dedi aptal âşık olan Arda’mız. Alayla sırıtması yok muydu bir de! Ağzının ortasına bir tane çakasım geliyordu.
“Havamda değilim Arda abicim. Rahat bırakın beni!” dediğim an başını pencereye doğru çevirip kollarımı gövdemde birleştirdim. Her an çatılı olan kaşlarımla derin bir düşüncenin içine girerken yanıma Arda abi oturdu. Kollarını omuzuma attığı gibi beni kendine doğru çekerken başımın ucuna öpücük bıraktı. Anında göğsüne sığınırken konuşmaya başladı.
“Senin bir derdin var gibi? Sonay teyzeler gitti diye böyle değilsin, doğru mu?” bir nevi doğruydu. Hep gittiklerinden dolayı alışmıştım bu duruma.
“Biri canını mı sıktı abim!” dedi Salih abi de ciddiyete dönerken. Bir abi korumacılığıyla sormuştu.
“Hayır.” dedim anında.
“Yüzün neden asık peki?” dedi Arda abim.
“Buraya geldim ya... bir kötü oldum.” doğruydu. Bu şehre gelmek kötü etkilemişti. Bu da bir sebepti ne de olsa. Dudak büküp kollarından sıyrıldığım gibi doğrulurken ikisine de baktım. “Kahve mi çay mı?” diye sorduğumda iyi gider diye düşünmüştüm.
“Otur kız şuraya! Ben yaparım!” diyen Salih abi beni omuzlarımdan tuttuğu gibi yerime oturttu. Huysuzca homurdanıp söylendiğimde gözleriyle susmamı istemişti.
“Ben yapardım işte!”
“Bu kafayla o mutfağı yakarsın! O yüzden otur oturduğun yerde!” dediği gibi mutfağa geçti. Sıkıntıyla oflarken Arda abi bana dik dik bakıyordu. Ne oldu, der gibi kaşlarımı çatarken hiç dercesine önüne döndü.
“Ne demek hiç? Ağzındaki baklayı çıkarsana sen!” diyerek bağırdığımda sinirlerim gerilmişti.
İmayla kaşlarını kaldırdığı gibi dudak kıvırırken “Aklın o delikanlıda kaldı değil mi?” dedi.
Gözlerim anında büyürken kimden bahsettiğini anlayıp da anlamazlıktan geldim. Elim ayağım titrerken bakışlarımı kaçırdım. Kısık bir sesle “Kim?” dediğimde dudaklarımı ısırıyordum.
“Salağa yatma Süveyda!”
“Sensin be salak!” derken buldum kendimi bir anda. Sonradan ne dediğimin farkına varırken “Şey yani Arda’cım... öyle demek istemedim.” şirin bire masum gülüşle göz kırpıştırırken tatlı olmaya çalışıyordum ama yer mi yemez!
“Sen böyle kıvırdığına göre var bir durum.” dedi ilk başta sakinlikle. Sonra öyle bir sinirle ağzını açmıştı ki korkmadan edemedim. “Onunla aranda bir şey oldu değil mi?”
“Arda’cım canım, bir tanem. Can içim bana öyle bakmasan mı, babamın öfkesini üzerimde hissediyorum sanki? Aslan parçası boya posa bak be! Endamlı deli kanlı abim benim!”
Evet evet Süveyda yalaka mod online.
“Yalaka modun geçtiğine göre kendine gelmiş demek k?” diyen Salih abi oldu. Elinde çay tepsisiyle salona giriş yaparken araya girmeden duramıyordu. “Ne yalakası be! Doğrular bunlar. Ayda abla boyuna posuna endamına aşık olmadı mı zaten!” dememle Arda gözlerini büyütüp bir eliyle ağzımı kapatmaya çalıştı. Ben susar mıyım hayır tabiki de!
“Arda abim de onun gülüşüne, gülümsemesine...”
“Sussana avare! Çenen düştü yine senin!” diyerek terslediğinde aynı Salih abinin dediğini yaptım. “Hani nerede çenem! Nereye düştü?” bilerek etrafıma arar gibi bakarken sonra elim çeneme gitti. Sırıttığım gibi “Ha düşmemiş buradaymış!” dediğimde ikisi de baygınca başlarını arkaya attılar.
Ya Salih abi böyle morartılar işte.
“Sus sus tamam demedim say sen onu. Yürü balkona çay içelim! İki dakika da iştahımı kaçırdın be! Sarma da ne çekmişti canım!”
Salih abimin elinde sarmayı görür görmez gözlerim kocaman olurken çoktan balkona geçmişti bile. Tam arkasından yakalıyordum ki belimden tutulmamla geriye çekildim. Anında ellerimi arkaya atıp saçlarını çekerken beni bırakmasını sağladım. Acıyla inleyen Arda beni bırakırken balkona koşmuştum bile.
O sarmalar benimdi ve kimseye dokundurmazdım.
“Salih senin Allah belanı versin! Gizlice alacaktık ya! Bekleyemedin mi kızın uyumasını!” arkadan bağıran Arda’yla, Salih abi benden kaçmaya başlamıştı bile. Ağzına attığı her sarmayla daha da deliye dönerken “Salih abi! Öldüreceğim seni! Bıraksana anamın o marifetli elleriyle sardığı sarmaları! Benimdi onlar!” diye bağırırken üçümüz kendimizi kovalamacanın içinde bulduk.
“İki parça alsak ne olur, dünya mı çöker ne!”
“Dünya çöker mi bilmem ama ben şimdi üstüne çökeceğim SALİH ABİ! Boğazında kalsın o sarmalar emi!” dediğim an bedduam hızla tutulmuştu. Salih abi boğazında kalmışçasına öksürmeye başlarken sonunda durmuştu. Elinden sarma kabını kaptığım gibi kaçarken Salih abiye acımıyordum bile.
Beter olsundu.
“Al iç suyu lan.” elinde suyla yanına koşan Arda bana kötü kötü bakarken umursamazca burun kıvırdım. Ağzıma attığım sarmalarla nispet yaparken bir tane uzatır gibi yapıp “Alır mısın?” dediğimde kahkaha atıp balkona geçtim.
Sarma kırmızı çizgimdi. Babamı bile tanımam yolunda.
Arda ve Salih abimde birkaç dakika geçtikten sonra yanıma gelirken Salih abi bana öldürücü bakışlar atıp duruyordu.
“Alacağın olsun avare! Bir sarmayı çok gördün bana!” Arda abim kahkahalar atıyordu ben de öyle.
Salih ters ters Arda abime bakarken ben seni uyarmıştım der gibi ellerini havaya kaldırmıştı.
“Oğlum gülmesene!”
“Vurmayı kes lan puşt herif!” hala kahkaha atıyordu.
“Ayda’ya âşık olduğunu söylerim.” demesiyle ağzım açık kaldı. Arda'nın bakışları anında beni bulurken ben masumum der gibi baktım. Salih şu an kendi kendini kaşıyordu.
“Hep senin bu susmayan çenen yüzünden oluyor.” dedi bana doğru. Valla Arda’cım benim suçum değil. Salih abinin kurnazlığı bu.
Onlar çocuk gibi didişip dururken ben de düşüncelere kapılmıştım yine. Benim bir şekilde o askeriye girmem gerekiyordu. Onu görüp içimdeki sıkıntıdan kurtulmam gerekti.
Bir elim çenenin altına gitti. Gözlerimi kısıp sandalyenin üstünde bacaklarımı toplayıp bir bacağımı dikleştirdim. Çenem bu sefer dizime yaslı dururken Arda abi ve Salih abi konuşmayı kesmiş çay doldurmaya başlamıştı. Arda abi bana da çay doldururken elime aldım bardağı.
İçeriye sızmanın bir yo...
“Çikolata avaresi ne düşünüyorsun yine?” Arda’nın sorusuyla kendimi silkelerken dudak sarkıttım.
“Keyfinize baksanıza siz! Annem başıma iki yakışıklı gardiyan dikmiş, dışarıda eğlenmeniz gerekirken buradasınız! Gitsenize hakikatten!”
Gitsinler de ben de aklımdakini uygulayaydım.
Arda anında korkuyla gözlerini pörtletti. “Gözünü seveyim rahat dur Süveyda! Kenan amcadan sonra beni de yakma!” deyişiyle o an aklıma ilişti. Kıkırdamam sesliye dönerken Kenan amcamın o hali gözümün önümden gitmiyordu.
“Beni görmeseniz, duymasanız hiçbir şey olmaz ama...” hinlikle dolan aklım ikisini daha da korkuturken Salih kafasını olumsuzca salladı.
“Süveyda abicim sen bizi Sonay teyzeye öldürtmeye mi çalışmak istiyorsun?” sakin başlayan sesi sonlara doğru yükselirken yerimde zıpladım. Kaşlarımı çattığım gibi ayaklanırken “Aman iyi be! Size fırsat verende kabahat!” dediğim an saçlarımı savurduğum gibi odama geçtim. Görürsünüz siz ama.
“Bana bak deli, eğer ki aklında kaçmak gibi bir düşünce varsa unut. Hemen salonda olacağız. Bir ses duyayım uyanırım hemen.”
Kapımı suratlarına örtüp yatağıma geçerken tedirginlikle tırnaklarımla oynadım. Salih abi neyse de Arda’dan nasıl sıyrılacaktım?
Of anne ya of! Giderayak yine yaptın yapacağını. Kendimi yatağa bırakırken topladığım saçları serbest bıraktım. Tavana diktiğim gözlerle surat asarken uyumalarını bekledim.
Saat sabahın sekizine gelirken onların uyumasını beklerken ben de sızıp kalmıştım yatakta. Genişçe ağzımı açıp esnediğimde gözlerimi zar zor açtım. Kendime geldiğim gibi sessizce hareket ederken kapıya kadar ilerledim ve hafifçe sessiz bir şekilde kapıyı araladığımda ikisi de koyun koyuna uyuduğunu gördüm. Ardından kapımı tekrardan aynı şekilde kapatırken kendime birkaç giysi ayarladım. Çantaya da koyup sırtıma attığımda sessizce kapıyı tekrar açtım. Salondan sessiz adımlarla çıkmadan önce sehpaya bıraktığı motor anahtarı arakladığım gibi çıkmıştım.
Dışarısı yeni yeni kalabalıklaşıyordu.
Motoru karşımda gördüğüm gibi sevinçle gülümserken âşık olduğum motora çoktan binip anahtarı yerine yerleştirdim. Çıkan sesle heyecanlanırken bu sesi ne kadar özlediğimi fark ettim.
Bekle beni yavuklum. Sana geliyorum.
🔥
Sabah antrenmana çıkan Barlas hızlı hızlı şınav çekerken biraz sonra gerçekleşecek olan operasyona hazırlığını yapıyordu. Şınav yapması bittiği gibi Sonay komutanın odasına geçerken Bilal komutan ile bir başka komutan daha yanındaydı. Sonay, Barlas’ı gördüğü gibi ayaklanırken Barlas saygıyla baş selamı verdi.
Sonay komutanın karşısında öyle çekingen bir şekilde duruyordu ki, göz göze gelmeye bile bazen çekiniyordu. Normalde rahat tavrı, sert duruşluyken Sonay komutanın karşısında bambaşka biri oluyordu.
Bilal, karısının belinden destekleyerek yürümesine yardımcı olurken bu sabah ağrısının şiddetlendiğini fark etmişti. Ne kadar dinlenmesini, doktora gitmesini söylese de Sonay Komutanın inadı tutmuştu yine.
“Barlas sen önden geç. Ben karımı doktora bırakıp geleceğim.” diyen Bilal komutanıyla endişeyle baktı Barlas. Daha sonra komutanını onayladığında Sonay komutanın itiraz dolu serzenişlerini duydu.
“Bir şeyim yok Bilal! Zaten operasyona katılamıyorum canım bir hayli sıkkın. Bensiz o operasyonu yapamazsınız da! Uzaktan müdahale edeceğim sadece!” Yüzünü ekşiterek konuşmayı keserken Bilal son derece sert ve ciddi bir tavırla kaşlarını çatıp “Sarışın!” diye uyardı.
“Seni eve kilitlememi istemiyorsan dediğimi yaparsın!”
“Sanki o kilitlerden kurtulamayacağım!”
“Barlas sen git oğlum. Bu kadın yaşlılıktan daha inatçı biri olup çıktı.” Barlas varla yok arası gülümserken odadan çıkıp bahçeye geçtiğinde iki askerin bahçe kapısında duran daha önce hiç görmediği yeni askerle konuştuğunu görünce kaşlarını çattığı gibi yanlarına geçti. İki askerde Barlas üsteğmenini gördüğü gibi geriye çekilirken hemen hazır ola geçtiler.
Diğer yeni gelen asker ise konuşmayı kestiği gibi Barlas’a dönerken Barlas da dikkatli bir şekilde ona baktı. Kaşlarını daha da çatıp önde olan askere “Kim bu?” diye sordu.
“Yeni gelenlerden.” dediği gibi hazır ola geçti yeni gelen asker.
“Halil Kinyaz - Şırnak. Emredin komutanım!” demesiyle sesi tanıdık geldi nedense. Gözlerini kısıp şüpheyle baktığında ne kadar paniklediğini gözlerinin sağa sola çevirmesinden anladı. Başını onaylarcasına sallayıp arkadaki askere döndü.
“Odaya alın geliyorum hemen!” demesiyle anında başını sallayıp yeni gelen askeri yürüttü.
Kendisi de sonradan odasına geçince yalnız başına beklediğini görüp koltuğuna geçtiğinde kendisine bakmaktan çekindiğini fark etti. Barlas karşısındaki askerin aslında kim olduğunu anlamış ama renk vermemeyi tercih etmişti. Taktığı peruğun altında kumral saçı görünüyordu ve perukla aynı renkte değildi.
Nedenini bir türlü anlamıyordu. Neden her seferinde peşinde olduğunu, çabaladığını niçin şimdi bu halde olduğunu anlamıyordu. Ya da anlamazlığa yatıyordu. En kolayı bu olduğunu düşünüyordu çünkü.
Arkasına yaslanıp parmaklarını oynatarak masada ses çıkardığında alnından akan soğuk terler çoğalmıştı.
“Yeni gelen asker sensin demek?” sesi alay ve ciddilik arasında gidip geldi.
“Evet.” sesini kalınlaştırmayı becermişti. Barlas foyasını nasıl ortaya çıkaracağını biliyordu. O yüzden kalktığı gibi yanına gelirken kalbini hızlandığını duyabiliyordu.
Merakla kendisine bakan askere “Görevde sen de olacaksın!” dedi keskin bir dille. Kaskatı kesilen asker daha çok paniklerken gelir gelmez bunu beklemiyordu. Hem ilk günden göreve mi gidilirdi?
“Ama!” dedi anında itiraz edecek gibi olurken.
“Burası keyfini süreceğin bir yere mi benziyor asker!” öyle bir bağırmıştı ki peruk olan saçı bedenin zıplanmasıyla gerilemişti. Acele ile çaktırmadan düzeltecekti ki saçına dokunan elle dondu. Peruk saçlarından çıktığı gibi kendi saçları omuzlarına doğru saçılırken eli ayağı birbirine girmişti.
“Hostes Hanım, asker olmaya çok meraklı olduysanız imtihanlara girerdiniz? Neden gizli saklı bu karargâha sızdığını sorabilir miyim?” tek kaşını havaya kaldırmış cevap bekler gibi bakmaya devam etti.
“Şey...” dedi bakışlarını kaçırıp başını yere doğru eğerken. Planı batırmamakla kalmamıştı rezilde olmuştu karşısında. Bir saniye olsun görebilmek adına neye bulaşmıştı. Kendine gerçekten hayret ediyordu.
Aşk insanı bu hale de mi sokardı gerçekten?
“Anne ve babanı görmek için bu kılığa girmedin sanırım? Onları doğal kendi halinle de görebilirdin?” köşeye sıkıştırdıkça sıkıştırıyordu.
“Sen yani siz bir hoşça kal demeden gittiğiniz için... ben de dedim ki kendim geleyim bir hoşça kal diyeyim dedim... hem size Allah’a emanet olun da demek için...” heyecan ve panikten sözleri dudaklarının arasından yarım yamalak çıkıyordu.
Karşısındaki adam kalbini öyle hızlandırıyordu ki buna bir türlü engel olamıyordu.
“Buraya böyle girmenin cezası nedir biliyor musun?”
“Bilmiyorum.” dedi tek nefeste.
“Seni kurtaramam da...” derken bir nevi gözünü korkutmak ister gibi söylemişti. Zaten öyle bir durum olursa kurtarırdı ama bunu şimdilik bilmesine gerek yoktu.
“Nasıl yani? Cezaevine mi girerim yoksa? Gerçekten mi?” öyle masumca sormuştu ki Barlas gülmemek adına kendini sıkmıştı.
“Büyük ihtimal?” alay ediyordu ama Süveyda hala farkına varamamıştı.
“Ben sadece Allah’a emanet ol demek için girmiştim bu kılığa?”
“Telefonda da diyebilirdin?”
“Açtığın mı vardı sanki? Hem çok meşgul görünüyordunuz sizi aradığımda!” pençelerini anında ortaya çıkarmıştı. Kıskançlık iliklerine kadar bulaşırken Barlas kollarını gövdesinde birleştirdi ve dudaklarını sorgularcasına yukarıya doğru kıvırdı.
“Sen bana hesap sormaya mı çalışıyorsun hostes hanım? İyi çok iyi.” deyip tam da kapıdaki askere seslenecekken Süveyda bunu anlayıp anında eliyle ağzını kapattı. Gözleri korkuyla büyürken yakınlaşmışlardı birbirilerine.
“Tamam tamam pilot bey! Sustum.” demesiyle hızlı hızlı nefes alıp veriyordu.
Dudaklarından hala elini çekmediğini fark edince sertçe yutkunup geriye çekildi.
“Demeyecek misin?” diye sordu beklenti içinde gözlerinin içine bakarken.
Süveyda saf saf yüzüne bakarak “Neyi?” dediğinde hala idrak edememişti.
Barlas dudak kıvırdı. “Göreve gideceğim şimdi. Bir Allah’a emanet ol pilot bey, demeyecek misin?”
Süveyda'nın göğsü inip kalktı o an. Duyduklarına inanamayarak yüzünü izlemeye devam ettiğinde dudakları aralı kaldı.
İdrak etmekte zorlanırken bilinçsizce dudaklarının arasından o sözler dökülmüştü. “Allah’a emanet ol pilot bey. Sağ salim dönersin inşallah.” bana...
Şimdi bu yüzü, âşık olduğu adamı dört ay göremeyecek miydi? Nasıl dayanacaktı peki bu özleme?
Ailesi için deli gibi korkan kalbi, sevdiği adam için daha korkuyla atıyordu. Duaları hep üzerinde olacaktı. Uykusunda bile kesmeyecekti dua etmeyi. Ona sağ salim dönmesi için elinden geleni yapacaktı.