ACI BEKLEYİŞ

2288 Kelimeler
8. BÖLÜM: ACI BEKLEYİŞ Yüreğim onunla dolu olmasına rağmen onun bir başkasını sevmesi... Bir başkasının adı dudaklarının arasından çıkışı, kalbimi intihara sürüklüyordu. Bu bir ölüm değildi fakat bir ölüm kadar acıtıcıydı.. 4 AY SONRA... Aradan dört ay geçmişti. Onu son kez Karargâhta görmüştüm. Dualarımın yarısı onun için fısıldıyordu. Korkuyordum fakat bunu göstermiyordum. Çünkü anlasınlar istemiyordum. Kalbimin acizliğime şahit olmamalıydı kimse. Yine pencere tarafına dizlerimin kendime doğru bükmüş bir şekilde dışarda yayan yağmuru izlerken arkamdan yine her zamanki azarıyla Arda yanıma gelerek oturdu. Onun tarafına bakmadım. "Çikolata avaresi, biraz o pencere önünden kalk da gerçek hayatta dön. Annenler ilk defa göreve gitmiyor ya? Sanki... Tövbe tövbe açtırma ağzımı yine yersiz yersiz." Önüme sıcak çikolatamı da bırakmıştı. Sanıyordu ki tek Annemler için bu haldeydim. Hayır. Kalbimde taşıdığım adam yüzünden bu haldeydim. Korkularım bana arkadaş haline gelmişti. Soğuktan donan burnumu çekip elime sımsıcak olan sıcak çikolatamı alırken göz ucuyla Arda'ya döndüm. "Arda abi sen bir defolun gitsene?" Gitsindi, beni yalnız bıraksındı. Tek ihtiyacım olan yalnızlığıma. Arda yalandan kınarcasına kaşlarını çattı ve yanıma dizlerini kendine doğru çekerken burnumun ucunu hafif sıktı. "Abiye defol denilmez! Gitmiyorum da. Sonay teyze seni bana emanet etmişken hele." Bıkkınlıkla ofladım. Annemin katı kuralları. Sanki çocuğum. "Şırnak'tan kaçmadığıma göre yanımda durmana gerek yok değil mi? Gitseydim çoktan giderdim." "Hala güvenmiyorum sana." Demesiyle sertçe yüzüne baktım. Güvenmiyor muşmuş! Sen dua et de Barlas'ın memleketinde kalmak istiyorum. Yoksa hiç kimse beni burada tutamazdı. "Pislik." "Süveyda!" "Ay sen bir defolup gitsene! Beni yalnız bırak. Annemler." deyip içimden Barlas'ın adını da ekledim bekleyişe. "Gelmeden buradan ayrılmayacağım!" "İnatçı, keçi inadı mübarek." bir kez daha pes etmesiyle haince sırıtırken "Bir sıcak çikolata daha lütfen." Diyerek masumca istekte bulundum. Bu bana yetmezdi sonuçta. "Elindekini bitir, elindeki daha soğumadı!" "Zahmet olacak abicim." nispeten uzaktan öpücük de fırlatırken yüzü sinirle kıpkırmızı kesilmek üzereydi. Yerinde kıpırdadığında sabır dileyerek mutfağa geçmişti. Ben de kendi köşeme daha çok kurulurken yağan yağmuru izlemeye devam ettim. Elimdeki sıcak çikolata yarısında soğumuştu bile. Arda'ya dönmeden başımı hafif arkaya attım ve acele etmesini defalarca söyledim. "Ardiş acele et ya alt tarafı bir sıcak çikolata!" "Kızım sütün ısınması on dakika zaten. Bekle azıcık. Üstüne de kalın bir şeyler giy. İncecik kazakla duruyorsun, hasta olacaksın sonra hesabı bize kesiliyor." diye mutfaktan bağırdı bizim hanzo. "Üşümüyorum, içerisi hamam gibi bir kere. Sen kafadan üşüttüğün için benim de üşüteceğimi sanıyorsun?" susar mısın Süveyda. Dilin yine on metre uzağa gitti. Arda'nın bakışları anında yanımda bulunurken tedirginlikle sırıttım. Elinde küçük cezve ile duruyordu ve hiç iyi bakmıyordu. Kaşlar çatık, sinirler burundan alınıyor... "Bir şey mi dedin avare?" alttan alttan uyarı... hemen şirinliğimi göstermem gerek yoksa katır kutur keser beni. "Abicim, ne diyeceğim ne kadar yakışıklısın bugün diyordum?" aferin iyi kıvırdın. "Yalakacı." göz kırparak sırıttığında rahatlayacaktım ki sırıtması yeniden ciddiyete döndü. Bana bir hareketsizlik gelirken elindeki sütle yanımdan kayboldu. "Yok sana çikolata falan. Bu sütü de ben kendime nescafe yapacağım. Evdeki son sütle." sondaki cümlesiyle kan beynime sıçradı. Elimdeki kupayı yere bıraktığım gibi mutfağa geçerken elinden son sütü almaya çalıştım. Fakat sadece çalıştım. "Arda'cım, Ardişşşş." masumca göz kırpıştırırken bir yandan da elindeki cezveyle cebelleşiyordum. "Hiç yağ çekme. Hem günde üç tane sıcak çikolata içmek çok zararlı. Tamamen senin iyiliğinden söylüyorum." diyerek bardağa koyduğu nescafe ve şekerle üzerine son sütü boşalttı ve kafasına dikerek susuz kalmışçasına içti. Sıcak sıcak bir çırpı da içti. "Benim ağzım yandı senin yerine." gerçekten öyleydi. Onun yerine benim ağzım yanmıştı. "Afiyet bal şeker olsun." "Zıkkım iç." dedim sinirle parmağımı sıkarken. İçti Süveyda kana kana son sütümüzü de içti. "Teşekkürler abim." sinsice sırıtıp yanağımdan makas aldı ve salona geçerken "Dışarıya çıkmaya ne dersin?" dedi yüzsüz yüzsüz. "Dört aydır doğru düzgün hava da solumuyorsun. İyi gelir, aklın dağılır?" diye öneride bulunmaya devam etti. Ona sinir olsam da kabul ettim. Gerçekten evin içinde bunalıma girecektim. "Yağmur ne zaman diner peki?" diye sordum yanındaki koltuğa otururken. "Hava durumunda bir iki saate biter diye gösteriyordu?" "İyi madem çok sürmezmiş." ** Yağmur dindikten sonra Arda ile mahalleyi turlamıştık resmen. Dışarıya çıkma anlamının bu oduğunu bilseydim hayatta çıkmazdım. Anne beni kimlere emanet ettin bak gör! Çamurlu yollar reva mıydı aneyyy! Suratımın asık ve kızgınlığını fark ettiğinde bilmezlikten gelerek sırıtması yok mu? Ters bir bakış atıp "Ne?" diye çıkıştım yandan yürümeye devam ederken. O bebeksi suratını dağıtırdım da dua et ben naif kızım. Tırnağım kırılsa ağlarım o derece. Tamam abarttım biraz. "Sen de hiçbir şey beğenmiyorsun ha? Mis gibi mahallenin sokağında çekirdek çitleye çitleye ilerliyoruz? Bakarsın kısmetin burada açılır." omzuna sert bir yumruk geçirdim. Kısmetmişmiş! Benim kısmetim çıktı halay çekiyor haberin yok oğlum!" "Arda bak sinirlerim geriliyor sana patlarım! Kısmetmiş ne kısmeti? Sen ilk önce kendi kısmetine odaklansana! Ayda abla senden tek bir adım atmana razı ama sen camış gibi geriliyorsun iyice!" Sözlerimle ağzı açık kalırken benden korkar gibi bir bakış attı. "Konunun benimle alakası ne acaba? Ayda benden adım mı bekliyor?" dedi ağzına çekirdek götürürken. "Tabi canım Ayda ablayı almayacaksan kısmetini de kapatma! Güzel alımlı bir kadın sonuçta? Seveni çok." göz ucuyla tepkisine bakarken çok abartılı bir şekilde söylemiştim. Yüzüne yayılan öfke sıcaklığı keyfimi yerime getirirken içimdeki kadın sinsice kıkırdadı. "Kimmiş o sevenler? Hepsini geminin kancasına astırtma bana!" "Bir şartla söylerim?" dedim hevesli hevesli pazarcılık ruhuma dönerek. "Sen iyice sinsi bir kıza dönüştün, fırsatını kaçırmıyorsun?" Göğsümü kabartarak üstten bir bakış attım. Parmaklarımı havada şıklatarak "Bir Süveyda kolay doğmuyor." dedim kaldırıma doğru otururken. "Ama ben senden daha akıllıyım, o motoru sana aldırtmam Çikolata Avaresi. Sonuçta bir şekilde onların kim olduğunu öğrenirim." dudaklarındaki sinsi sırıtışlarından yumruk yersin inşallah. "Köpek!" "Abiye küfredilmez." "Oğlum nihayet bugün dönüyor askerden. Az önce bana haber verdi oğluşum. Bir ziyafet çekeyim aslanıma özlemiştir benim yemeklerimi?" Yaşlı kadının sözleri dikkatimi çeker çekmez bakışlarım önümüzden geçip duran yaşlı kadına dönerken Arda'yı duymuyordum bile. "Sağ salim evine geliyor şükür Gülazer teyze. Barlas oğlumuz gibi şükür kavuşturana." Barlas mı? Hangi Barlas... Kozeli soyadlı olan mı, asker olan ama aslında pilotluk da yapan yavuklum mu? Ne geliyor mu? Bir dakika bir dakika bu kadın benim yavuklumun annesi mi? Benim gelecekteki kaynanam mı? Pek de sevimli anam. Tam sırası kızım, git tanış kayınvalideciğinle. Merhaba ben oğlunuzun sevdiceğim? Yok olmaz böyle tanışma olur? Bana hem Barlas'ı da görebilmem için de bir yol lazım. Bu kadın acaba bohçacıyı alır mı evine? "Süveyda kime sesleniyorum sabahtan beri? Alo?" omzumu delecek bir itişle kendime gelirken ağzımdan sadece bir "Hı?" çıktı. Onun tarafına dönmemiştim bile. Odağım kaynanamdaydı. "Kime bakıyorsun sen?" "Hiç... hiç kimseye." "Süveyda?" bir kere daha adımı seslenince tamamen ona döndüm. Öfkeyle soluyup "Ne ya, ne oldu?" diye çıkıştım. "Nereye bakıyorsun sen?" bir şeyler çevirdiğimi fıldır fıldır dönen gözlerimden anlarken az önce baktığım yere bakışları döndü. Benim de otomatikman bakışlarım Gülazer teyzenin olduğu tarafa dönerken kimse yoktu. Kaşla göz arasında kaybettim iyi mi? Evini nereden bulacağım ben şimdi? "Görünmeyen varlıklar mı göründü sana? Bu kadar dikkat kesildin?" "Ardiş?" 'ş' harfini uzatarak adını söylediğimde "Efendim?" dedi hızlıca. Benim bakışlarım ilerdeki sokaktaydı. "Sen eve geç ben de... ben de işte gelirim!" apar topar ayaklanıp üstümü silkeledim. Ben de bir değişiklik olduğunun farkındaydı ama ne olduğunu çözememişti. Çözmesindi zaten. "Neden ve sen niye ayaklandın bir yere mi gideceksin?" "Ay şiştim soru sormandan ha! Git oğlum işte yalnız bırak beni?" gözlerine sertçe baktığımda yerinden doğruldu. İmayla kaşlarını çattığında "Ne çeviriyorsun?" diye sordu inada binerek. "Elinin körünü çeviriyorum oldu mu? Buket'i arayacağım malum dedikodular birikti üç saate bitmez. Yanımda kafan şişer." anında yüzünü buruşturdu. Geriye çekilirken "Bir dedikodu üç saat sürer mi? Anlamıyorum valla siz kızları? Bu kadar konuşacak ne buluyorsunuz?" dedi pes ederek. "Yalnız Ardiş, bir değil birkaç tane?" göz kırpıp yanından hızla kaçtım. Mühim işlerim var sonuçta. ** Ah Süveyda ah oyalandın bak kaçırdın kaynananı. Şimdi nerede bulacağız evini? Etrafa göz atmaya devam ederken üstümdeki yeşilimsi çarşaf rahatsız etmişti. Tanışmak için girdiğim kılığa bak? Kızım neden adamakıllı tanışmak istemezsin ki? İllaki bir heyecan, saçmalık olacak değil mi? Bu elimdeki bohça amma ağır. "Belim koptu burada ya!" diye sesli isyanda bulundum. Arkama döndüm bohçayı daha sıkı tutarken. Yürümeye devam ederken mahalledekiler tuhaf bir şekilde bana bakıyorlardı. Tanıdık bir sima aramak adına gözlerini kısarak bana baktıklarında içlerinden biri eliyle yanına çağırdı. Ben mi dercesine parmağımı göğsüme bastırdığım sıra tereddütle beni çağıran teyzeye baktım. Duymazlıktan gelsem çok geçti artık. "Gelsene bohçacı!" "Ee, şey..." ne diyeceğimi gelemez hale gelmiştim resmen. Tam o sırada yanımdan tanıdık bir siluet geçerken sevinçten çığlık atacaktım resmen. Bana doğru döndü. Kısılan gözlere beni şöyle bir süzdü ardından genişçe gülümsediğinde ben de tedirginliğimi yok etmek adını yarım ağız gülümsedim. Kaynanam elimdekilere baya ilgili bir edayla bakıyordu ve bu benim için çok iyiydi. Sağ elimi perçeme uzatıp hafif burnuma kadar indirirken terlemiştim de içinde. "Ben de bohçacıyı bekliyordum ne güzel. Hadi gel de bana yeni getirdiklerini göster." demesiyle ağzım şaşkınlıkla kocaman açılacaktı neredeyse perçemin altıdan. Demek her seferinde buraya bir bohçacı gelirdi. Ben bu bilgiyi kafama yazarak kaynanamı onaylayarak başımı salladım. Elime bir fırsat geçmişti ve ben bunu sonuna kadar kullanırdım. Diğer teyzeler kendilerine başka bir bohçacı bulsunlar canım! Şu an beni kaynanam çağırmış gitmemek ayıp olur. Bohçama daha çok sarılıp adımlarını takip ederken geçtiğimiz yolları ezberlemeye çalıştım. Bir üst sokaktan sonra sola dönünce ikinci evin kapısının önüne gelmiştik. Ellerim heyecandan terliyordu çünkü Barlas eğer eve varmışsa onu görecektim. Bu 4 ayda o kadar çok özlemiştim ki onu... Eve kadar gireceğimizi fark edince çekingen bir edayla ilk önce geri çekildim. "Bahçede de gösterebilirim?" "Raziye Hanım her zaman buyurdunuz ev, çekinmeyin." efendi bir şekilde içeriye buyur etmemi isteyince sürekli eve aldığı bohçacı sanmıştı beni. İçeriye geçer geçmez tatlı ve yemek kokuları burnuma dolunca Barlas için şimdiden hazırlık yapıldığı anlaşıyordu. Süveyda derin bir nefes çek ve sakinleş. Heyecanlanmanın sırası değil. Salona doğru geçtiğimiz zaman bohçayı kenara bıraktım ve etrafı kısaca süzüp Gülazer teyzeye döndüm. Çok tatlı bir kadın olmasına rağmen otoriterliği de yüzüne yansımış gibiydi. Barlas sertliğini annesinden almış olmalıydı. "Aç bakalım bohçayı bugün ne getirdin bana?" diyerek yere oturunca yerde bohçayı alıp düğümü çözdüm ve yere geniş geniş sererken bohçacı kılığına adapte olmaya çalıştım. Buket ve Enes beni şu an böyle görse kalpten giderlerdi. Hiç yapacağım şeyler değildi bunlar. "Buyurunuz efendim. Aradığınız her şey burada?" Gülazer teyze kıyafetlere odaklanmış her birini üzerinde tutarken sanki birine beğendirmek adına özenle seçiyordu. "Oğluşum bugün askerden dönüyor onun için ayrı özeniyorum. Dört aydır burnumda tütüyor kokusu." Yalandan şaşırmış gibi yapıp "Aa?" dedim tek kaşımı kaldırıp. "Gözünüz aydın öyleyse. Asker yolu beklemek zor gerçekten. Allah askerli aileye sabır versin." Bana anlamsızca baktı ama sonradan çok üstelemeyip diğer kıyafeti üzerinde tuttu. "Amin." dedi iç çeke çeke. "Ona defalarca kez söyledim bırak şu askerliği ama anne sözü dinleyen yok ki?" Yok kaynanacım vallahi billahi de yok. Birkaç tanesi de tam karşında duruyor hatta. "Askerlikten başka bir işi var mıydı bu oğlanın?" bilgi öğrenmenin tam sırası Süveyda. Gelecekteki kocan için hakkında bilgi edin. "Vardı tabii. Pilotluk okuyordu kendisi. Tam zamanlı pilotlukla uğraşsın istiyorum ama kendisi illaki asker olacağım diye tutturdu. "O öyle istiyorsa bize laf düşmez. Sonuçta kendi kararı." dediğimde bakışlarımı kaçırıp diğer kıyafeti uzattım. Nerede kaldı Barlas? Onu göremeden gidersem olmazdı. "Kız şu kırmızı nasıl durdu? Yakıştı mı?" diye sorduğunda parmaklarımı birleştirip beğendiğimi söyledim. "Kırmızı sizi açıyor gerçekten. Çok yakıştı. Oğlunuz gelince sizi bu kıyafetle görsün." deyince yüzündeki sevinç büyüdü ve "Öyleyse gidip giyineyim hemen. Birazdan burada olur. Bekle geliyorum hemen." demesiyle odasına geçip kapıyı kapattığında derin bir nefes aldım. Birazdan burada olurdu değil mi? Kalbim yine heyecandan güm güm atıyor. Boynum bile terledi. Birkaç dakika geçmesine rağmen hala odadan çıkmamıştı ben de yerde oturmayı kesip pencere tarafına geçerken dan diye kapı çalmaya başladı. Anlık irkilip kapıya doğru dönünce içerden kapyı açmamı söylemişti Gülazer teyze. O olsun lütfen o olsun. Yavaş adımlarla kapıya açmaya gittim. Kapıyı açtığım gibi onunla göz göze gelirken kalbim boğazımda atmaya başladı. Yangın çağrısı gözleri tam gözlerimdeydi ve o sert duruşu çökmüş yorgun argın bir şekilde omuzları düşük duruyordu. Üstündeki asker kıyafetiydi ve buraya onlarla gelmişti. Bir elim kapım kolunda kalmıştı. Beni tanıyacak diye gerilirken perçemi daha da yukarıya çekme gereksiminde bulundum ama çekmedim de. Allah'ım nasıl da özlemişim! Yeniden can bulmuşum gibi hissediyordum. Sağ salim karşımdaydı ve hiçbir şeyi yoktu yani göründüğü kadar. Hala kapının ortasında dikili dururken bana sabırsız bir bakış attı. Kaş göz işareti yaparak çekil dediğinde sonradan idrak ettim. Boğazımı temizleyip kenar çekildiğimde bakışlarımı bir türlü ondan koparamıyordum. "Kim geldi?" demeye kalmadan oğlunu görür görmez boynuna sıkıca sarılınca bir kıskanmadım değildi. Ben de sarılsam keşke... "Oğlum!" diye özlemle haykırdığında Barlas onun boyuna kadar eğilmek durumunda kaldı. Sertçe yutkundum. "Annem!" Barlas da annesinin tersine sakin bir şekilde konuşsa da özlemi anlaşılıyordu. Acaba bizi de böyle özlemiş midir? "Çok şükür kavuşturana." birbirine sıkıca sarılıp ilk geri çekilen Barlas oldu. Bakışlarıyla beni işaret edince Gülazer teyze "Her zaman gelen bohçacı oğluşum." diye açıklama yaptıktan sonra oğluna dönüp "Aç mısın, ilk önce duş al istersen ben de o sırada yemeği ısıtırım. Bu arada üstümdeki nasıl?" diyerek azıcık geriye gitti. Yeni kıyafetini gösterirken Barlas'ın dudakları genişçe kıvrıldı ve ıslık çaldı. "Validem yine çok muhteşem olmuş. Bu kadar güzel olmanız gözlerimi kamaştırdı." İltifatları karşısında bir şok olurken bu yanını daha önce göremediğim için daha çok delirdim. "Hadi hadi seni gidi? Git bir duş al." dediğinde nihayet beni hatırladılar. "Ben sana ödemeyi yapayım. Hadi gel." dediğinde ilk başta Barlas geçti. Onunla birlikte kokusu da iliklerime ilişti. Gözlerimi kapatmamak adına zar zor dururken kendime geldim. "Ne parası?" diye saçma bir soru ağzımdan döküldü. "Elbisenin parasını ödeyeceğim ya!" dediğinde bir "Ha." çıktı dudaklarımdan. Peşinden ilerlerken Barlas salondaydı. Benim gitmemi bekliyordu sanırım." Gülazer teyze parayı getirmek için tekrardan odaya geçince Barlas'ın bakışlarını üzerimde hissettim. Anlamış mıydı acaba ben olduğumu. Anlarsa büyük bir rezillik olurdu. Yüzüne bir daha bakamazdım. Bakışlarımı kaçırsam da bakmaya devam etti. O sıraya beni kurtaran annesi olmuştu. "Buyur, ücreti." elime doğru parayı uzattığında almak istemedim ama tanımasın diye almak durumdaydım. Bakışları üzerimdeyken hareket etmek bile zor geliyordu. Elim istemeyerek paraya giderken "teşekkür ederim." dedim yarım ağız. Sesimi de iyice incelttim tanımasın diye. "Anne, üstündeki çok hoş durmuş üzerinde. Bohçacı hala buradayken birkaç parça daha mı baksan?" sesindeki munzurluk... Anlamıştı vallahi de anlamıştı. Bakışlarım hızla onu bulurken koltuğa yayılmış genişçe sırıtıyordu. Süveyda, kaç kaçabiliyorsan.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE