ALEV

3402 Kelimeler
9. BÖLÜM: ALEV Görüyor musun? Yangınları Kalbimde cayır cayır yanan alevleri Görüyor musun? Acıları Yüreğim acıyla kavrulurken sen gülüyordun Bir başkasının kollarında benim acılarım ile kahkaha atarken ben kalbimde seni hatırlayarak ölüyordum... Telaş yapma Süveyda, anladıysa yapacak bir şey yok. Kaderimize razı geleceğiz. Yangın çağrısı gözleri hala üzerimdeydi ve büyük bir sabırla bekliyordu. Sertçe yutkundum. Burada kalırsam onu görmeye devam edecektim. Fakat foyam da ortaya çıkacak ne yaptığımı sorgulayacaktı. Hoş şu an aklından geçeni anlamamak zor değildi. Gülazer teyze oğluna döndü. "Oğluşum, ben aldım kıyafet, bir göz attım da başka beğendiğim çıkmadı. Hem sen yorgunsun gidip dinlensene?" Evet gidip dinlesene sen? Operasyon yormuştur seni. Sana bakmaya sonra da doyalım artık. Ne de olsa geldin... Barlas genişçe sırıtmaya devam edip ayaklandı. Tam dibime gireceği sanırken son anda rötar yapıp annesinin yanına ilerlerken yanağından bir makas çaldı. "Validem, şu mavi olan sana çok yakışır onu da denesene?" diye rica da bulunup yere serdiğim kıyafetlerden mavi olanı hızla kapıp bana da imalı bir bakış attı. Bakışlarımı kaçırmak zorunda kaldım anında. "Oğlum istemiş de denemem mi?" oğluna hayran hayran bakıp mavi renkliyi elinden alıp odaya geçtiğinde gerginliğim arttı. Barlas tekrardan yerine geçerken ben de ona hariç her tarafa baktım. Kaçamıyordum da. Masanın üzerinde duran çerçeveye bakınırken onun sesini işittim. "Ee, nasılsın abla? Sağlığın iyidir?" beni, evlerine sürekli gelen bohçacı olarak görüp nasıl olduğumu sorarken dudaklarımı ısırmamak için direndim. Gülmek istiyordum bu haline ama kendimi tutmam gerekti. Hiç zamanı değildi. Bir de abla dedi bana... Barlas ben o abla değilim. Anladın tamam da füze de at demedim! Ses vermesem susar, başka bir şeyle ilgilenir sanırdım fakat Barlas bir soru daha yöneltti. "Rengin attı sanki iyi misin abla?" Bak hala... Rengim atar tabi ki? Şurada ecel terleri döküyorum farkında değil misin? Zaten bu çarşafta beni iyice terletti. Bunu nasıl giyilebiliyorlardı anlamıyorum. Yüzündeki perçemi çıkart bari. Bak onu takıyorsun sonra terliyorsun. Yüzünün rahatlaması gerek abla. Açar mısın perçemini?" Sen çok biliyorsun galiba? Biz de biliyoruz herhalde bu perçemin içinde nefes alınmadığını ama çıkarırsam da sana gün doğar, ömrün boyunca önüme koyarsın. Ömrü boyunca demişken acaba iyi yanından mı bakmak gerek miydi? Seninle bir ömür boyu... olur kabul ediyorum seninle bir ömür boyu yaşayabilir hatta bu anımızı sürekli hatırlatmana müsaade edebilirim. Tekrar ayaklandı. Adımları yanımı bulurken kıpırdayamadım. Elim refleksle yüzümdeki perçeme giderken, Barlas üstten bir bakış atıp yerdeki kıyafetlerden bir tane eline alıp gelişi güzel inceledi. Derin bir nefes alırken bir kez daha ecel terleri dökmeme sebep oldu. Bilerek yapıyordu gözlerine öldüğüm şerefsizi. "Bunu da Sinem'e mi alsam? Pek sever yeşili." Sinem kim? Kim o kadın? Gözlerim yuvalardan çıkacaktı neredeyse. Barlas bana bakmadan Munzur bir şekilde kıyafeti incelerken elinden bir hışımla kapıp yerine bıraktım. Barlas bana yalandan bir şaşkınlıkla bakarken ne yaptığımı sonradan idrak ettim. "O güzel değildi bak bu daha yakışır Sinem'ine. Pardon Sinem hanım kızıma." Diye son anda lafı çevirirken kıskançlıktan gözüm dönmüştü. Yerdeki kıyafetlerden elime ilk geçeni uzatırken eline bıraktığım kıyafete şaşkınlıkla bakakaldım. Gülme Süveyda gülme. Sırası değil. Barlas'ın yüzünde oluşan ifadeye sonra bol bol gülersin. Elindekine bakınırken bana inanmayarak döndü. "Atlet mi daha güzel, abla?" Biri beni yerin dibine gömsün yalvarırım! Kızım çirkin bir elbise varken neden atleti verirsin? Aklın nerede kızım senin? Aklım bir çift yangın çağrısında efendim (Gözlerde) "Evet." Dedim hoşnutsuz bir edayla. "Atlet de bir kıyafet çeşidi değil midir?" Barlas yüzünü bir hızla arkasına çevirip bıyık altından güldü. Gözleri gülerken kısılıyordu ve onu daha yakışıklı yakıyordu. Gülüşünü kesip ciddiyetine hızla dönerken derin bir nefes aldı. "Sen öyle diyorsan, alayım..." sözü kapının çalmasıyla kesilirken tedirginliğim gün yüzüne çıktı. Barlas hemen kapıya doğru ilerlerken ben de dudağımı ısırdım. Ya gerçek olan bohçacısıysa... birkaç dakika geçti geçmedi kapı kapanma sesi geldi ardından Barlas salona geri döndü. Meraklı bir şekilde davranmak istemesem de gözlerim çoktan beni ele vermişti. İmdadıma Gülazer teyze yetişti ve dilimin ucuna kadar gelen o meşhur soruyu sordu. "Kim geldi oğlum?" Evet kim geldi, açıklar mısın? "Bizim çocuklar anne, geldiğimi duyunca kapıya kadar gelmişler?" o imalı bakış ne içindi? "Ee, geçselerdi içeriye oğlum?" kızar gibi baktı oğluna. "Yok, anne. Zaten akşama buluşurum bizimkilerle. Ben şimdi bu güzel kadınla ilgilenmek istiyorum." Deyip annesine göz kırptı çapkınca. Bazen bir göz kırpışı olmak istersin... "Eşek sıpası seni." Deyip azıcık geriye gitti. Yana dönerek giydiği mavi elbiseyi gösterirken oğluna "Olmuş mu oğlum?" diye sordu. Beğendiği gözlerinden anlaşılıyordu. "Fıstık gibi!" deyip ıslık çalınca Gülazer teyze kaşlarını çattı. "Baban gibisin yeminle. Islık çalmadan iltifat edemiyorsunuz." Bu bilgi bana ulaşırken anladım ki Barlas iltifat ederse ıslık çalardı ardından. Böylece bana iltifat ederse bu yöntemle anlardım. "Kimin oğluyum?" hınzırca sırıttıktan sonra Gülazer teyze bana nihayet döndü ve bu elbiseyi de alacağını söyleyip parasını da verdi. Almamam gerekti ama almasam da işkillenirdi. Mecburen alırken başka bir şey almayacağını söyleyerek içimi rahatladı. "Güle güle kullanın." Deyip evden kaçarcasına çıkarken tuttuğum nefesimi dışarıya bıraktım. Kalbim çok hızlı atıyordu. Korkudan mı dersiniz yoksa heyecandan mı ben her ikisi de derdim. Bir işe kalkışayım dedim az daha ifşa oluyordum. Barlas anlamıştı aslında pek de ifşa olmamışım gibi değildi. Allah'ım, bir de yüzüme yüzüme Sinem diyor. Alev yetmezmiş gibi... Çarşafı tenha bir yerde çıkarıp bohçayı da parayı da içine koyup kenara bıraktım. Bulan kişi sevinir artık. İşlek yola girerken telefonum çaldı. Hızla telefonu elime alıp ekrana baktım. Arda abi arıyordu. Kaç saat ortalıkta yoktum delirmiştir. Hadi Süveyda şirinliğin online olsun. Telefonu açar açmaz şirinlikle "Ardiş!" diye son harfini uzatarak söyledim. "Neredesin sen?" bağırmasıyla telefonu kulağımdan uzaklaştırıp yüzümü ekşittim. Bağırmasan iyiydi. Bağırışı son bulurken tekrardan kulağıma telefonu yasladım. "Ardiş'im, canım, abim! Nerede olabilirim, dışardayım. Hava alıyorum." "Dört saattir mi?" O kadar oldu mu ya? "Sana dedikodu yapacağımı da söylemiştim, üç saat sürer dedim. Demedim mi?" "Bir saat de hava mı alıyorsun? Ne çeviriyorsun lafı dolandırmadan anlat!" diye kızarken şirinliğe devam ettim. "Ama günahımı alıyorsun şu an Arda'm. Ben kim iş çevirmek kim?" bir gün bu yalandan çarpılacaktım yeminle. "Seni tanımasak bu dediğine inanırdık da işte ne yaparsın? Allah ceza diye seni yollamış." Kaşlarımı çattım anında. O bana hakaret etmişti değil mi? "Sen bana kurban ol, köpek!" "Haa işte bana bunlarla gel çikolata avaresi." "Sen ne çeşit ruh hastasısın acaba? Adama bak ya küfür ediyorum seviniyor." "Dua et de en mutlu günümdeyim. Yoksa o küfrü sana yedirmesini bilirim." Sesindeki sevinç! Dedikodu var dedikodu var hanımlar! "Anlat anlat ne oldu çatlatma insanı?" "Oldu, sonra da her yere yay!" Evet yayacaktım, dedikodu var sonuçta. Yalandan kırılmış gibi sesimi üzgün çıkardım. "Kalbim çıt diye kırıldı Ardiş. Böyle ikiye ayrıldı, paramparça oldu sonra." "Sen bence bu yalakalıklarını annene göster. Çünkü kadını delirttin yine. Her yerde seni arıyoruz, canımıza okuyor şu an." Has... Annemleri tamamen unuttum! Gözlerimi kocaman oldu. Telaşla adımlarımı hızlandırırken Barlas'ı geleceğini duyduğumdan annemlerin de onunla beraber geleceğini tamamen unuttum. Asıl şimdi kaç Süveyda! Kaç ve kurtar kendini. "Bu şimdi mi söylenir akılsız herif!" "Sonay teyze, bizim kaçak nihayet ortaya çıktı! Kimseyi arama." Beni hemen gammazladığı yetmiyormuş gibi siniri bozacak bir şekilde sırıttığını duydum. "Hainsin oğlum sen? Annemi sakinleştir ben geliyorum." "Kılımı kıpırdatmam, senin yüzünden bana da ceza verdi." "Ayda ablaya seni kötüleyeyim de gör sen köpek!" yüzüne telefonu kapatıp acele etmeye devam ettim. ** Eve adım atmaz ayakkabımı kenara bırakıp yüzüme şirin ifadeyi ekledim. Annemin sesi salondan gelmesiyle genişçe gülümseyip "Benim güzeller güzeli annem mi gelmiş? Bir yanak verse de özlemim dinse." Dedim ve anneme kocaman sarıldığımda ilk başta kızgınlığından göz devirip sarılmamıştı. Fakat sonradan endişesi göz önüne belirince "İlk göz ağrım!" diyerek saçlarımdan öperek sarıldı. Bu endişenin sebebini biliyordum o yüzden de sarılmaya devam ederken ellerini yüzüme doğru götürüp okşadı. Sağ salim gelmişlerdi ya o bana yeterdi. Kızsalar da başım gözüm üzerineydi. Babam neredeydi? Birkaç dakika bana sarılı dururken kalçama yediğim terlikle neye uğradığımı şaşırdım. Vurduğu yerin sızlamasıyla "Acıdı!" diye söylenirken bir kere daha kalçama terlik yiyecektim ki kolların arasından kaçıp salonda küçük bir koşturma yaşadık. "Sen beni korkutmaktan vazgeçmeyecek misin kızım! Seni göremeyince ne kadar endişe ettim haberin var mı? Arda da ulaşamamış sana. Neredeydin sen yine, ne haltlar karıştırıyorsun Süveyda? Gözlerin fıldır fıldır dönmesin. Çabuk bana ne karıştırdığını anlat!" Valla annecim bir haltlar dediğin senin damadın. Bir şeyler karıştırmadım sadece damadının annesiyle küçük bir tanışma yaşadık o kadar. "Ben ne karıştıracağım anne ya? Kızını tanımıyor musun?" derken bir yandan anneme laf yetiştirip bir yandan da terlikten kaçmaya devam ettim. Anne insan ilk önce biraz özlem giderir. Ben seni çok özledim senin yaptığına bak. "Tanıdığım için söylüyorum ya! Biz eve gelelim, kızımız bizi özlemiştir diyelim? Eve geliyoruz bir bakıyoruz biz kız kaçmış." "İstanbul'a da kaçabilirdim annecim." Dememle öfkesi daha da harlandı. Yanına yandan yandan yaklaşmaya çalışıp sinirini almam gerekti. "Ha bir de söylüyorsun?" "Yüreğine indirmeyim dedim annem, kaçarsam ilk senin haberin olur söz." Deyip hızla anneme sarılıp yanaklarını istila ettim. "Benim annem endişelenmiş mi benim için? Kurban olayım ben sana, ben seni çok özledim, böyle kokun olmayınca çok üşüdüm. Varlığın bana hazine biliyor musun?" saçlarını kokladım özlemle. Gerçekten o kadar çok özlemiştim ki, varlığını... şu geçen dört ay bana haram kılmıştı. Nihayet yumuşadığını omuzlarının inmesiyle anlarken "Birlikte anne kız kahveye ne dersin sultanım? Bu arada babam nerede?" dedim son kez yanaklarından kocaman öperken. "Baban, Arda ileydi en son." Derken sesi huysuzlanarak çıkmıştı. "Desene Arda abi paçayı kaptırmış?" Kıkırdadım. "Gül, gül sen tabi. Senin yüzünden oğlum, kocam tarafından hırpalanıyor." Diye iç çekerek söylediğinde annem için Arda abinin yeri çok ayrıydı. "Ben gider yumuşatırım babamı, oğluna dokunamaz." İçini rahatlamak istercesine gülümsediğimde gözleri benimkilerle buluştu. Bakışlarında geçen duyguyu anladığımda kocaman gülümsemeye devam ettim. "Çok mu korkmuş benim güzeller güzeli annem? Evham da yaparmış, ben anlıyorum seni anne ama sen de korkmasan mı artık? O adam peşimi çoktan bıraktı. Sen ve babam varken de kimse de beni sizden ayırmaya gücü yetmez." O adam yüzündendi annemin korkusu. O yüzden her operasyona gidişinde beni de yanına götürmek isterdi. Yanındayken kimse bize dokunamazdı zaten. "Tabi yetmez! Sen benim kızımsın!" boynuma sarılıp son kez kokumu içine çektiğinde babam ve Arda abim gelmişti. Babamı görür görmez koşarak boynuma sarıldığımda annemin kıskançlık damarı atmıştı yine. "Babasını gördü hemen sarılmaya koştu. Oh ne Allah!" babamla beraber güldüğümüzde Arda abi boş durmayıp fırsattan istifade anneme sarılmıştı. "Gönlümün sultanı da ben sarılırım. Senin kızın hep Yanar dönerdi zaten ama ben öyle miyim? Seni, hiçbir kimseye tercih etmem." İmayla göz kırpıp anneme sırnaşınca babam hemen beni bırakıp karısına koşmasın mı? Ben yavrusu kaybolmuş kimse gibi kalmayım mı ortada? Aşk olsun gerçekten baba ya! Hani ben senin prensesindim? "Lan it herif karımdan uzak dur yoksa kararımdan vazgeçer eşek sudan gelene kadar döverim!" diyerek karısını kıskacının altından aldığı gibi Arda abiye öldürücü bakışlar attı. "Bir senden kurtulamadım zaten! Arkama ne zaman dönsem karıma sarılıyorsun it!" Annemin, babamın kıskançlığı hoşuna gidip yandan gülümse de hemen eski haline dönüp ters bir bakış attı. "Bilal!" diye uyardığında babamın bakışları hemen yumuşayarak "Efendim sarışınım?" dedi anneme sarılmaya devam ederek. "Oğlumla bir daha arama girersen o çok özlediğin koltuğa dönersin!" diyerek beni ve Arda abimi de kollarının arasına alarak salondan çıktık. Arda abi nispet yaparcasına damarına basarken annemin saçlarından da öpüyordu. Arda'cım hani o nispet yaptığın kişi benim babam olur ya? Damarına basmasan mı acaba, seni severim tüm şerefsizliklerine rağmen bilirsin... sakat kalmanı istemem. "Hiçbir kuvvet beni o koltukta yatıramaz! Karımdan uzakta uyuyunca hasta olurum. Duyuyor musun beni sarışın! Senin kokun olmadan ölürüm sen geçmiş karşıma ne diyorsun!" Babamın çocuk gibi sızlanmasıyla annem son lafını söyleyip noktayı basmıştı. "Oğlumla uğraşmayı kesmediğin sürece o koltuktasın kocacığım." "Hay oğlun kadar başıma taş düşsün!" ** Dört aydır gerçekten ne keyfim vardı ne de gülesim. Annemlere en çok korktuğum dönemdeydim yine ve şükür ki sağ salim dönmüşlerdi. Yüzümde o eksilmeyen gülümsemem yerini bulmuş keyfim yerine gelmişti. Tüm günümü annemlere sarılarak geçirmiştim. Şimdi de banyodan sonra annemin yanına oturmuş saçlarımı tarayışını izliyordum aynadan. Tarağı, saçıma her değdirdiğinde canımı acıtmaktan korkarcasına tararken ara ara saçlarımdan öperdi. Dizlerimi kendime doğru çekmiş ellerimi de önümde birleştirirken "İlk göz ağrım benim..." diye severdi beni her zaman. Babamın prensesiydim evet ama annemin de güçlü yanıydım. Gülümsediğimde bile sanki omuzlarına taşıdığı ağır yükler, hafifleşirdi. Gözünden sakınırdı beni babam gibi... "Anne, bir daha gidecek misiniz?" "Şu anlık hayır." Diye kısa ve net cevap verdiğinde arkamı dönüp anneme doğru gözlerimi çevirdim. Bağdaş yapıp elinden tarağı suya koyduğumda "Şırnak'tan da gider miyiz?" diye sordum yutkunmakta zorlanarak. Şu dört ay bana zaten azapken bir de bu şehirde olmam beni ateşe itiyordu. Ruhumu cayır cayır yakan şehirdi. "Burada bir düzenimiz var kızım..." bunu biliyorum zaten ama hep birlikte yaşamak istiyordum. Buradan uzak nerede olursa olsun... "O düzenizi benim için değiştirseniz olmaz mı? İllaki İstanbul da olsun demiyorum ki. Başka şehre taşınsak?" "Bu konuyu kapatsak ilk göz ağrım... hadi saçlarını örerim de yat, dinlen. Sabah erken kalkacağız." Alnımdan öpüp arkamı dönmemi beklerken arkamı döndüm. "Senin mutluluğun benim için kıymetli. O yüzden bir daha bu konuyu açmayacağım annem. Senin canından kıymetli değil ya bu şehrin azabı... sen burada mutluysan benim söyleyecek bir şey yok. Saçlarımı iki örgü yapar mısın?" son sözlerimle konuyu tamamen kapattığımda annemin bir süre hareketsiz duruşunu aynadan görüyordum. Elinde tarakla kalakalırken zorlukla gülümseyip saçlarımı iki yandan ayırdı. YAZARDAN... Kızının saçlarını ördükten hemen sonra kendi odasına geçen Sonay, makyaj masasının önüne oturdu. Gözleri yatakta uzanan kocasını bulduğunda kendi saçlarını da tarayıp yanına uzandığında Bilal, kollarının arasına hapsetmişti sevdiği kadını. Sarı saçlarını öpe öpe kokusunu içine çekmeye doyamıyordu. Öyle seviyordu ki kokusunu, bir dakika o kokuyu içine çekmesin özleminden tutuşurdu. Başını göğsüne yaslayıp bu güzel anın tadını çıkarırken derin bir iç çekmesiyle bir sorun olduğunu anlayan Bilal, sevdiğinin çehresini kendisine doğru çevirdi. "Ne oldu sarışınım, neden öyle kasvetli iç çektin? Söyle kocana, anlat seni bu hale sokan derdin dermanı olayım?" gözlerinin içine bakarak söylediğinde Sonay ilk başta söylememekle söylemek arasında kararsız kalmıştı. Kızının gözlerindeki acıyı görmeye dayanamıyordu. Ne zaman bu lanet şehre getirse o korkunç anları gözünün önüne geliyordu. Burada birlikte yaşamayı öyle çok istese de burada yaşananlardan dolayı kızına hasret çekiyordu. "Bilal..." dedi nefesi kesilircesine. Zihni yirmi yıl öncesine gittiğinde hiçbir zaman anne olamayacağını kendine öyle bir inandırmıştı ki, bir mucizenin gelişi hayatlarına bahar gibi düşeceğini beklemiyordu. O gün, Süveyda karşısına çıkmasaydı, o küçük kızın yeri toprak olacaktı... "Söyle sarışınım?" Korkuyla kocasına bakan Sonay titreyen bir sesle konuştu. "Biz kötü bir şey yapmadık değil mi? Vatana ihanet etmedik..." herkes gerçeği öğrenirse kızını öldürürlerdi. Kocası neyden bahsettiğini anladığında ilk önce gözlerinden öptü. Ardından alnından uzunca dudaklarını çekmezken karısının korkusunu gayet iyi anlıyordu. "Biz doğru olanı yaptık sarışın. Süveyda onun kanından olabilir ama onlar gibi değildi." Yirmi senedir kimse anlamamıştı bu saatten sonra da kimse anlamazdı zaten. Fakat karısının kaybetme korkusu o kadar çoktu ki, kızlarının habersizin ortadan kaybolmasına bile dayanamıyordu. "Kızımızı bizden alacaklar diye... Öldürürler diye çok korkuyorum..." "O kansız herif şimdiye bir iz bulamadı, bulamayacak da! O çatışmada öldü geberdi." "Biliyorum ama tedirginim, Oktay da annemlerin kabusuydu. Yine öyle olacak di..." sözü dudaklarına değen dudaklarla bölünürken yüzünü avuçlarının arasına almıştı. Birkaç dakika geçerken nihayet dudaklarından ayrılırken alnını alnına yaslamıştı. "Geçmişte yaşananlar gibi olmayacak güzel karım. O adam da geberdi gitti. Daha fazla o geçmişi düşünüp de kahretme bizi." "Yarın, Süveyda İstanbul'a dönmek istiyor?" diyen Sonay konuyu kapatmıştı. "Dönmemesi için bir sebebi yok. Bu şehrin azabına dört Ay dayandı bir gün de dayanmak istemiyor." "Nereye kadar gidecek bu durum Bilal? Ben İstanbul'a gidemem kızım buraya gelemez. Biz ne yapacağız böyle? Nereye kadar katlanacağız bu duruma? Ben kızımı özlemekten yoruldum. O korku bana ölüm gibi gelirken bir de kızımızın yanımızda olmaması..." "Bilmiyorum yemin ederim bilmiyorum sarışın. İstanbul'a gitsek sen yaralanıyorsun. Seni güçlükle oradan kurtarmışken bir daha ateşe atamam ama kızımı da atamam." Çaresizliği gözlerinden belirlenirken karısı uzun uzun gözlerine bakıp iç çekişle mırıldandı. "Gidelim." Bir nefeste. Emin bir şekilde sesi titremeden söylediğinde Bilal ilk başta algılayamadı. Şaşkınlıkla karısını izlerken Sonay yatakta yan dönerek elini yastıkla başının arasına yasladı. "Anlamadım?" "Madem kızımız buraya gelmiyor, biz ona koşalım. Ben artık yokluğuna dayanamıyorum. Yirmi yılın ardından kalıcı olarak orada yaşayalım. O ev olmasa bile başka ev tutarız. Süveyda'nın gözlerindeki hüzne dayanamıyorum artık. Buraya her gelişinde hep aynı soruyu aynı istekle soruyor. Bir ümit fikrimiz değişir diye beklenti içinde bakıyor bana. Beklentiler yorar insanı hele ki belirsizse o beklentiler..." Bazen öyle büyük fedakârlık yapman gerekir ki... sevdiğin kimse için o acıya bile katlanırsın. "Olmaz Sarışın. Ben seni oraya bir daha kalıcı olarak götürmem. Başka bir çözüm buluruz elbette." "Yok!" diye bağırdı Sonay. Yatakta oturur vaziyete geldiğinde bir kez daha bağırarak söyledi. "Yok, anlıyor musun yok! Süveyda başka şehirde yaşamayı söylese de yapamaz. Tanımıyor musunuz kızını. Sırf bizim için katlanır ama mutlu olmaz." "Böyle de sen mutsuz olacaksın. Hangisi daha berbat Sonay? Hangisi daha kötü, ben söyleyeyim ikisi de. İki taraftan da berbat kötü. Ben seni ateşe atamam Sonay." Bilal de ayaklanmış odanın içinde tur atarken bu konunun açılmasından hep nefret etmişti. Sonay da yataktan kalkıp karşısına geçtiğinde ellerinden tuttu. Gözlerine sevgiyle bakarken sarı saçlarının arasında kırlaşan saçlarına kısa bir bakış attı. "Bizim yaşımız elliyi buldu Bilal. Gidiciyiz bu dünyadan belki de... ölüm bize hep en yakını, bir bakmışsın yarına buradan cesedimiz çıkar bilemeyiz. O yüzden bazı şeyler artık ertelenmemeli, Hasret'in acısı hep yüreğim de zaten. Gitsem gitmesem de o acı benimle. Eskisi gibi değilim. Dayanmak zor gelmez. Gidelim Bilal. Ömrümün geri kalanını kızımın yanında geçirmek istiyorum. Kızımın varlığı bana güç veriyor, o acı hepten dinmese de bir yere kadar dayatır. Gidelim Bilal, İstanbul'un altından da kalkarız. Sizin varlığınız yeter." Karısının her sözünde nefesi daralıyor yutkunamaz bir hale dönüşüyordu. Karısının sözleri iki kolunu bağlıyordu. Göğsüne yaslanan başıyla sıkıca beline sarılırken saçlarından öptü. Yaşları elliyi bulmuştu ikisinin de. Fakat ilk günkü gibi kalp atış hızları aynıydı. İlk günküleri gibiydi bakışları, sevişleri. Karısı için her şeye göze alırdı ama bu durum çok başkaydı. Sarı saçlarından gelen kokuyu ciğerlerine çekerken ikisi de sessizleşmiş yataklarına geçmişlerdi. Karısının gözlerinden akan uykuya yenik düşmesiyle beraber üzerine örtüyü örtüp belinden tuttuğu gibi kendisine yasladı ve mis kokusuyla uykuya dalarken sabah söyleyecekti kararını... ** "Hadi kızım uçağı kaçıracağız! Dışarıya çık." Diyen annemle ilk başta anlamadım. "-ğız derken?" elimde bavulla kapı önünde kalakalmıştım. Annem gülümsedi. Ardından babam da yanımıza doğru gelince elinde üç bavul daha gördüm. İdrak edemedim o an... uzun uzun bavula bakınır dururken tahmin ettiğim şeyle gözlerim kocaman oldu. Gülümsemem büyüdü ve çığlık ata ata babama sarıldım. "Gerçekten mi? Ciddi misin babacığım. Benimle mi geliyorsunuz? Ay sonunda!" babamın yanaklarından sulu sulu öperken bu habere o kadar sevindim ki bağırmadan duramıyordum. Nihayet hep birlikte olacaktık. "Evet kızım." Diye onayladı beni annem. Tereddütle dudağımı ısırıp "Ama dün gece..." demeye kalmadan sözümü hızla kesti. Yanıma gelen annem bana kocaman sarıldığında ben de aynı karşılıkla boynuna sarıldım. "Dün, dünde kaldı ilk göz ağrım. Hadi geç kalacağız." Dediğinde yanaklarından öyle uzun öptüm ki en son Arda'nın kornaya basmasıyla geri çekilmiştim. Neşeyle şakırdayıp bavulumu arka bagaja koyduğumda annemler de kendilerininkini koydu. Heyecandan o an Barlas'ı bile unutacaktım. Bir kere daha çığlık attığımda babamın yüreğine indirmiş olacağım ki telaşla bana dönmüştü. "Ne oldu prensesim?" Dudağımı ısırdım. Çığlığı fazla abartmıştım evet. Ne diyecektim ki şimdi? Barlas'a veda etmeden de gitmek istemiyordum. Belki bizimle beraber dönecekti bilmiyorum ama veda etmeden gitmek istemiyordum. "Şey babacığım. Üniversiteye gitmem gerekiyordu da dekana haber vermek için. Aklımdan tamamen çıkmış. Hala zamanımız varsa bir üniversiteye uğrasam?" şirin bir bakış atıp gözlerimi kırpıştığımda Arda bana yandan ima dolu bir dolu bakış atıp dudak kıvırmıştı. Ardiş, hiç öyle bakma ne anladıysan sil kafandan onu. Sadece Barlas'ıma veda edeceğim o kadar. Annem direkt bana alışık olduğundan arkaya geçerken biricik yakışıklı babam kuşkuyla baktı. "Sen o işi zaten iki gün önce halletmemiş miydin?" Halletmiş miydim? Aklıma geldi de valla halletmişim... hay aklıma o zaman. Ne diyecektim şimdi ben diye düşünürken imdadıma Ardiş'im, bir tanecik abim yetişti. Bilal amca sen de geç öne. Ben sonra döner çikolata avaresini de okuldan alırım." Demesiyle babam görmese minnet dolu öpücük atacaktım. "İyi bakalım? Sen git o özel işini pardon okul işini hallet." Anladım deme bana babam! Valla şuraya düşüp bayılırım. Zaten Barlas'ın yüzüne kızarmadan nasıl bakacağımı düşünüyorum sen yapma baba! "Geleceğim hemen babaların en yakışıklısı." Arabaya bindi. Arda aracı çalıştırırken arkalarından el salladım. Gözden kayboldukları gibi derin bir nefes bırakırken acele ettim. Mahalleden hızla ayrılıp diğer mahalleye geçerken Barlas'ı aramakla aramamakla gidip geldim. En son aramakta karar verdiğimde telefonumu arka cebimden çıkardım. Her ihtimale göre hazırlıklı olmalıydım. Belki de çoktan evden ayrılmıştır. Birkaç kere arasam da açmadı. Yeniden arasam da çoktan mahallerine ulaşmış telefonu kapatmıştım. Bakışlarımı yerden çektiğim gibi yukarıya kaldırırken onu gördüm ve yüzümde güller açtı. Kocaman gülümseyerek arkasını dönük olan Barlas'a doğru ilerlerken saçlarım rüzgârdan ahenkle dans etmeye başladı. Tam yaklaşmışken Barlas kenara çekilmesiyle gördüğüm kadınla duraksamak zorunda kaldım. Gülümsemem soldu o an. Çünkü Barlas'ın bakışlarında bir özleme denk geldim. O, gelmişti... Gelmişti ve gözleri onu gördüğü gibi heyecanla parıldamıştı. Heyecanını saklamaya çalışıyordu fakat bunu hiç beceremiyordu. Öfkeli görünmeye çalışa da kalbi ona itaat etmiyordu. Kalbinden bile sakındığı kadını görür görmez öfkesi tuzla buz olurken, görmedi içimdeki alevi. Sevdiği kadının adı kalbimi yakmaya devam ederken göremedi yangını... Sensiz kaldığım geceler, bana hiç gündüz uğramadı. Belki bir umut gelirsin diye hep bekledim.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE