11. BÖLÜM:
AŞKIN SESSİZ ÇIĞLIĞI
Bu aşkın sessizliği beni öldürüyordu.
Finallere asıldığım döneme girmiştim resmen. Başımı dersten kaldıramadığım gibi sinir sistemim bozulmuştu. Üniversiteden direkt eve gelip masa başına geçişim bir haftadır sürüyordu. Barlas'ı bile göremiyordum. En çok da buna deliriyordum.
"İlk göz ağrım hadi gel biraz dinlen. Kalktığından beri derslere gömülüp kaldın." odanın kapısı açıldığı gibi içeriye kaçıncı kez girişin hatırlayamadığım anneme kısa bir bakış atıp "Yok anne, şu an derse odaklanmışken ara veremem. Sonra dikkatim dağılıyor." deyişimle adımları kapı dışına değil de sandalyemin dibinde durdu. Arkadan bana sarılıp saçlarımdan öptüğünde başımı arkaya doğru attım. O kadar saat masa başında durmanın sonucu boynuma ağrı girmemesi anormal olurdu. Boynumu ovalarken annem bana yukarıdan bir bakış atıp itiraz istemiyorum der gibi kaşlarını havaya kaldırınca el mecbur kalktım. Açıkçası biraz daha sandalyede oturursam tüm kemiklerim iflas bayrağını çekecekti.
Birlikte mutfağa geçtiğimizde burnuma nefis kokular gelmesiyle karnım o an açlıktan guruldamıştı. O kadar derse dalmışım ki acıktığımın bile farkında değildim.
Masanın en başında oturan babam beni görmesiyle yüzünde güller açmıştı. "Prensesim, yüzünü gören cennetlik." diyerek kollarını bana doğru açmasıyla küçük çocuklar gibi kolları arasına doğru koşup boynuna sarıldım.
"Sonra şikayet edip duruyorsun ama babacığım. Bütün gün peşinden koşuyorum diye."
Yalandan kaşlarını çatıp inkar etti. "Ne zaman öyle demişim prensesim? Allah kuru iftiradan saklasın."
"Demiyor anne?" diye anneme döndüğümde annem bize ortak olmak yerine geriye çekildi.
"Baba kız arasına sokmayın beni. Sonra ihale başıma kalıyor." deyişiyle babamla birlikte kahkaha atıp annemi iki yanağından öpmüştük. Annem de yüzünü ekşitip bizden uzaklaşmaya çalışınca da öpmeyi bırakıp sofranın başına geçtim.
Babamla annem küçük bir didişme yaşayadururken ben çoktan sarmalara gömülmüştüm.
"Bilal başladın yine sulanmaya. Bir rahat dur be yaşlı adam!"
"Ben mi yaşlıyım sarışın? Seni bile cebimden çıkarırım ben!" demesiyle göz kırpması bir oldu.
"Sussana adam! Kızın yanında iyice edepsizleştin sen!"
"Ne dedim sanki? Alt tarafı karımı seviyoruz şurada." deyip annemin yanağından bir buse çalmasıyla imayla anneme bakıp göz kırptım. Hemen ardından masa altından terliğini çıkarır gibi yapınca hemencecik babama sığındım.
"Baba, annem yine silahını çıkarıyor?" babam anında beni sığınağı altına alırken başımın ucuna buse kondurdu. "Kızıma karışma hatun."
Annem ikimize homurdanarak bir bakış atarken söylenmeden duramıyordu. "Kızının da kime çektiği belli zaten. Senin gibi arsız."
Yalandan kırgın bir bakış atıp dudak büktüm. "Aşk olsun anne, ben mi arsızım. Kuru iftira. Ben uslu, hanım hanımcık dersinde, okulunda olan bir genç kızım. Ne arsızlığımı gördün?"
"Babası, kızın geçen gün okula diye nereye gitti biliyor musun?" demesiyle hemen dikleşip anneme döndüm.
"Nereye?" dikkatini çekmiş gibi ciddiyete dönen babama sırnaşıp "Annem ne güzel bir kadın değil mi babacığım? Bu yaşında hala taş gibi maşallah." deyişimle annem bana alttan bir bakış attı.
"Dur prensesim." benim sözümü kesip anneme kulak kesildiğinde annem yüreğime indirecekti neredeyse.
"Söylesene hatun, Süveyda nereye gitmiş okula diye?"
"Sarma yer misin kocacığım? Sen seversin, kendim sardım." diyen annem cilve modunu aralarken babam anında annemin bakışlarına kanmıştı. Gözlerimi kapatıp derin bir soluk çektiğimde iki dakika da ecel terleri dökmüştüm.
Anneme kötü bir bakış atıp yemeğime döndüğümde babam ve annem sohbete dalıp gitmişlerdi. Allah'tan okula diye hosteslik yapmaya gittiğimi, hatta motor sürdüğümü söylememişti. Yoksa uzun bir süre çenesinden kurtulamazdım. Üstelik babam biliyordu yükseklik korkumu ve bunun altında başka bir şey çıkacağını da çok iyi bilirdi.
Üzgünüm babacığım ama Barlas'la aramı yapmadan daha fazla ona düşman kesilmeni istemem.
🔥
"Yarım saat sonra sınav var iyi hazırlandın mı avare?" Enes'in çimenlere uzanmasıyla sorduğu soruyla memnuniyet dolu bir gülüş sergileyip başımı çimene doğru yasladım. "Fazlasıyla hem de. Eminim bu sınavdan da tam not alacağım."
"Geçen ki gibi sınavı beş dakikada bitirmezsin değil mi? Aman diyeyim bu sınav beş dakikada çıktığın sınava benzemez."
Yandan bir bakış atıp saçlarımı çimene doğru dağıtıp "Rahat ol Enes'im o iş ben de." deyip göz kırptığımda bana iflah olmaz bir bakış atıp homurdandı.
"Yine uçağa yetişmek için sınavı yarıda bitirirsen valla saçını başını yollarım senin!"
gözlerim büyüdü anında. "Valla öyle bir şeye kalkışırken Ardiş'i çağırırım! Bu saçı yapmak için kaç saat uğraşıyorum haberin var mı katıksız geri zekalı." bana inanmaz gözlerle baktığında sanki yanlış bir şey söylemişim gibi gözlerini kısmıştı.
Omzuma yediğim tokatla neye uğradığımı şaşırırken yüzüne doğru çemkirip omzuna bir tane yumruk attım. "Ne yapıyorsun be manyak?"
"Asıl manyak sensin! Saçın bozulacak diye mi Arda abiyi çağıracaksın? O da zaten hemen kabul edecekti. Manyak! Ben de sanıyorum ki saçını çektiğim için tehdit savuruyor bana? Alt tarafı saçını tarıyorsun kız sen! Neyiyle uğraştın sanki? Gören de sanacak saçlarına gelin topuzu yaptırdı."
Gözlerim anında parıldarken çimenlerin üzerinden hızla doğrulup hevesle konuştum. "Ay gelin topuzu yaptırsam duam kabul olur mu Enes? Bir totem gibi olsa... ay bunu neden daha önce düşünmedim ki? Belki o zaman bir kapı aralanır." ellerimi sevinçle çırpıp ayaklandım. Enes bana hayretle bakakalırken kolundan tuttuğum gibi ayağa kaldırıp kampüsten çıkarmaya çalıştım.
"Yarım saatimiz vardı değil mi? Alt sokaktaki kuaföre gitsek, yetişir mi acaba? Sınavdan sonra direkt uçağa bineceğim çünkü."
Enes sabır çekerek bana akıl dilenirken kolundan çekiştirmeye devam ediyordum. "Sınava çalışa çalışa beyni yandı garibin. Allah'ım bendeki Aklı biraz ona ver. Ver ki aklı yerine gelsin."
"Çene yapmayı kes de acele et! Daha yetişmem gereken bir sınav ardından bir uçak yolculuğu!"
"Ben mi çene yapıyorum sabahtan beri! Lan manyak dur, düşüreceksin bizi. Giderayak sakat bırakma beni, sağ salim sınava girmek istiyorum. Ayrıca nereden çıktı bu kuaför? Sırası mı?"
"Tam da sırası! Totem yaptım şimdi yapmasam tutmaz bir daha!"
"Beni niye peşinden sürüklüyorsun, kendin gitsene!"
"Olmaz, ben seni de totemin içine soktum. Sen olmazsan tutmaz."
"Hay totemine..."
"Küfür de olmaz."
25 DAKİKA SONRA...
"Koş, koş Allah'ın cezası! Sınava geç kaldık!"
"Saçım bozulacak dursana. Daha beş dakikamız var?"
"Hala saç diyor ya! Hala saç derdinde. Avare, sınava geç kalırsam canına okurum haberin olsun!"
"Ay korkma bu kadar ben ne eder yapar hocanın kanına girerim." bana güven dercesine gözlerimi yumup açtığımda kolumdan sürüklemeyi kesip kızgın gözlerle bana bakmasına sebep oldum. O sırada dengemi kaybetmemle yüzümü sert göğsüne çarptığımda acıyla burnumu tuttum.
Çok acıdı!
"Sen kanlarına girmiyorsun Süveyda. Sen o kanın sinirden çekilmesine sebep oluyorsun." omzuna bir tane geçirip kaşlarımı çattım.
"Pislik! Ne zaman öyle bir şey oldu?" hala bahçede durduğumuzu idrak edip tüm amfi sesimi duyacak bir çığlık attığımda Enes korkuyla yerinde zıplatmıştı.
"Allah'ın manyağı! Ödüm koptu ne çığlık atıyorsun deli danalar gibi?" Enes'i kolundan tuttuğum gibi amfiye kadar çekiştirdiğimde "Kafayı bana takmış hoca bizi sınavdan çıkarmadan yetişmemiz lazım!" diye bağırdım.
"Sana akıl geç uğradı sanırım." deyip saçlarıma eli gidecekken öfkeyle soludum. "Sakın!" diye tehdit vaki bir şekilde uyardığımda bu konuda ne kadar delilik göstereceğimi bildiğinden eli ateşe değmişçesine hızla geriye gitti. Ardından homurdanarak önden yürürken koridordaki küçük aynadan kendime son kez baktım.
Yüzümdeki gülümseme büyürken en son kolumdan çekilerek amfinin kapısına kadar sürüklendim. Enes kapısını açtığı gibi beni arkalara doğru sürüklemeye devam ederken boş bir yere oturtup yüzüme tehdit vaki bir şekilde eğilip uyardı.
"Göz bebeklerinin bile fıldır fıldır dolandığını görürsem ve bu sınavdan erken çıkmak gibi bir hataya düşersen ağzına sıçarım!"
Ağzım şokla aralanırken kötü kötü yüzüne bakıp hocanın gelmesini bekledim. Enes de yanıma oturur oturmaz aklımdaki sinsiliği icraata geçirdim ve sınıfın ortasında bağırdım.
"Enes yavuklum neden böyle yapıyorsun ya! Senin için gelin topuzu bile yaptım."
Enes tam bana doğru uzanıp o kadar uğraş verdiğim topuza dalacaktı ki, hocanın gelişiyle eli havada kaldı. Öldürecekmiş bir bakış attığında sevimlice gülümseyip el salladım.
"Ben sana göstereceğim el sallamayı dur sen! Şu sınavdan çıkalım?"
"Ama Enes'cim ben ne yaptım ki? Ben uslu uslu yerimde oturuyorum senin dediğini yaparak."
"Sessiz olun, sınav başlamıştır!" hocanın ikazıyla önüme dönerken şu sınavdan da erken çıkmayı umuyordum. Çünkü buradan direkt motorla Barlas'ı görmeye gidecektim.
🔥
Antrenman için poligona geçen Barlas, tüm hıncını karşıdaki tahtaya yapışık duran kağıttan çıkarırken aklından bir an olsun gözleri çıkmıyordu. Kendisine hala aynı bakışlarla bakması, yüreğindeki ateşi harlarken daha da hırslandı.
Üst üste atış yapıp gözlerini yumarken derin bir nefes alıp verdi. En son kurşunu da nokta atışı yaparken elindeki tabancayı bırakıp kenara geçti. Yanındaki su dolu şişenin kapağını açıp kana kana içerken tam karşısında duran bir gölgeyle şişe dudağının üstünde duraksadı. Bu kokuyu biliyordu.
Kendisine ıstırap çektiren kadının kokusuydu. Bakışlarını yukarıya doğru kaldığında göz göze gelmeleriyle göğsü şiddetle inip kalktı. Elindeki şişeyi sıkmaktan su yüzeye kadar çıkmış yere döküldüğü kadar üzerine de dökülüyordu.
Üzerine giydiği üniforma, Barlas'ın yutkunmasına neden olurken hala bu kadar güzel kalması hiç adi değildi oysaki.
"Neden geldin?" kendini toparlayıp sert ifadesine dönerken yerden kalkmaya kalkıştı fakat o kadar enerji sarf etmişti ki dengesini kuramadan yeniden yere oturmuştu. O sırada önünde bir el uzandı. Gözleri o ele gidip gelirken kendisine uzatılan eli görmezden gelip yerden kalktı.
Üzerini silkeleyip şişeyi çöpe atıp yüzüne bakmadan atış yerine geçerken kadın da peşinden ilerledi.
"Albay çağırdı. Yeni bir görev varmış." diye açıklama yaptığında Barlas'ın dudaklarında acı bir geçmişin tebessümü peyda oldu.
"Bu sefer de yeni sevgilini bir başkasıyla mı aldatacaksın? Senin için zor olmamalı."
"Barlas yeter!" diye bağırdı sabrı taşarak. Saçları sinirle öne doğru gelirken Barlas'ın kısa bir an gözleri saçlarına gitti. Eskiden olsa öne düşen saçlarını arkaya atar boynuna bir kaçamak öpücük bırakırdı. Sertçe yutkunup "Yetmez!" diye soludu.
"Bu kinci davranışlarına bir son ver artık! Yıllardır aynı öfken, hırsın hiç mi dinmez be adam! Bu kadar mı nefret ediyorsun benden... bu kadar mı kinin... her seferinde buraya geldiğimde geçmişi mi açıp duracaksın? Barlas ben gerçekten çok yoruldum! Benden nefret etmenden, dinlememeyişinden, böyle bakmandan... en çok da bana böyle davranıp bir yabancıymışım gibi bakmandan..."
Yabancı bakışlardan mı? Barlas'ın gözlerinden ona her baktığında yandığını göremiyor muydu gerçekten?
Oysa, gözlerine her baktığında ateşler içinde yanıyordu.
Barlas, kadının çırpınışlarını da görmezden gelerek silahını arkasına yerleştirip sanki o yokmuş gibi yapmaya çalışarak içeriye geçti.
Yokmuş gibi davranamıyordu Allah kahretsin ki! Tam dibindeydi, yakınında, burnunun dibinde... bir hışımla kadına doğru dönüp dudaklarına saldırmamak için içinde öyle bir savaş veriyordu ki, an meselesiydi aklının bedeninden kopuk gitmesi.
"Ben seni çok özledim Barlas, bize olan her şeyi." duymazlıktan geldi. Bunları duymaya gücü kalmamıştı artık.
Koridordan kendi odasına doğru ilerlemeye devam ettikçe peşinden ayrılmıyordu. Sert adımları odasının önünde durduğunda kadına bakmadan konuştu.
"Odama geçeceğim."
"Geç."
"Git." dedi zorlukla, eli kapı kuluna giderken bedeni titriyordu.
"Gidemem." demesiyle derin bir nefes alıp odasına hızla geçip kapıyı sertçe ardından kapattığında kapıyı kilitledi. Bunu neden yaptığının farkında bile değildi. Başını kapıya doğru yaslayıp gözlerini yumduğunda kalbine sert yumruklar atarken buldu kendini.
"Atma Allah'ın cezası atma böyle! Sana bu ihaneti eden kadın için neden böyle delicesine çarparsın? Unut lan unut işte şu sikt*iğimin aşkını! Allah'ım dayanamıyorum. Al canımı da kurtulayım artık. Silemiyorum kalbimden, canım acıyor Allah'ım çok yanıyor." bedeninin çöküşü hızla yeri boylarken boğazına dizilen sancılar dinmek bilmiyordu. Kalbi bir kaya gibi ağırlaşmıştı sanki o an.
Kurtulmanın bir yolu yok muydu? Bu zehirden ancak başka bir zehirle mi kurtulmak zorundaydı?
"Barlas..." kısık da olsa sesini duyduğunda cevapsız bıraktı.
"Biliyorum... bana karşı çok kırgın ve öfkelisin ama bir görev var ve bunu sen olmadan yapamayız. Albay kesin bir dille senin de olmanı istiyor? Yoksa..." demeye kalmadan konuşmayı kestiğinde Barlas yerden kalkıp çatılı kaşlarla susuşunu izledi.
"Bu görevi daha önce de kabul etmeyeceğimi kesin bir dille söylemiştim? Seninle bir dakika bile aynı yerde duramam." deyişiyle Alev en sonda diğer hamlesini kullanıp adamı kışkırtmaya başladı. Bu görevi kabul etmese birçok kişinin canı tehlikeye girecekti. Özellikle de komutanın kızı Süveyda...
"Neden, yoksa bana karşı yenileceğin için mi korkuyorsun? Bana yine kapılmak mı korkun Barlas? Aşkın bu kadar mı iradesiz." son cümlesiyle öfkesi büyüdüğü gibi kapıyı açıp tam karşısına geçerken sertçe gözlerine bakıyordu.
Hiç kimse ama hiç kimse aşkına laf edemezdi. Bu ihanet eden sevdiği kadın olsa bile.
"Sakın! Sakın aşkımı ağzına meze etme!" sinirden delirmek üzereydi. Ardından duran duvara vurmamak için kendini dizginlemeye çalışıyordu.
"Aşkıma inanıp da kendini vazgeçilmez de sanma. Beni delirtme kadın! Beni aşkından vurmaya kalkma artık yeter!" gözlerinin içine acıyla bakan kadın, derin bir iç çekip yarım ağız gülümsedi. Ona inanmayacaktı. Sevdiği kadın onun için bir yabancıdan farksızdı. Bunu görebiliyordu da kabullenemiyordu işte.
"Tamam. Albaya söyleyeceğim. Bu görevde olmak istemeyeceğimi ama lütfen benim hatırıma olmasa bile kurtaracağın kişilerin hatırına bu görevi kabul et. Bu görevin üstesinden bir sen gelebilirsin." bakışlarını kaçırdı. Ağlamamak için bakışlarını yukarıya kaldırırken bu kadar yakınında olan kokusuna son bir kez sarılmak istiyordu.
"Sana son kez sarılmak istesem kabul etmesin değil mi?" başını olumsuzca iki yana doğru salladı Barlas.
"Peki." başını ağır ağır öne doğru sallayıp Barlas'tan uzaklaştığında kalbinde bir ağırlık oldu. Taşıyamaz bir halde olmasına rağmen ruhu dimdikti. Barlas'ın kinci bir yanı vardı ve ona yapılan hiçbir şeyi kolay kolay unutmazdı, bu aşkından geberecek gibi olsa bile...
Ama bilmediği bir gerçek vardı ki Alev hiçbir Zaman Barlas'a ihanet etmediği gerçeğiydi. Bir gerçek daha vardı fakat bunu ona söyleyecek cesaretin olmamasından daha çok aralarındaki uçurumdan sebebiyet açıklayamıyordu bile.
Barlas'a öyle aşıktı ki ne pahasına olsun onun için savaşacak güçteydi. Fakat artık o gücü de yavaş yavaş tükeniyordu. Bu aşkın sessizce yok oluşu ruhuyla beraber kalbini de idam ediyordu.
Bazı aşkların sessizliği kalbinde bir mezara neden olurmuş.
Beni affet sevgilim, aşkımız, kalbimizde bir mezar gibi gömüldüğü için affet beni...
Alev'in gidişi yüreğinde bir enkaz bırakırken adımlarını durdurup ona sarılmamak için ayaklarına işkence çektiriyordu. Ya doğruysa diye düşünmeden kafayı yemek üzereydi. Parmağındaki alev simgeli olan yüzüğü parmağında döndürüp durduğunda daha fazla burada kalmayı istemeyip bir öfkeyle Havaalanına doğru yol aldığında içindeki bu öfke kolay kolay sönmeyecek gibi duruyordu.
🔥
sınavdan çıktığım gibi soluğu havaalanında alırken motoru park edip direkt içeriye geçmiştim. Hemen ardından pistte doğru ilerlediğimde bizim uçak kalkmak için hazırlanıyordu. Uçağın merdivenlerinde Selçuk ve Barlas'ı görmemle adımlarım hızlanmıştı. Gülümsercesine yanlarına ulaştığım sırada onlara seslensem de Barlas durmamış arkasından köpek kovalıyormuşçasına içine girmişti.
Selçuk, beni duyduğu gibi arkasına dönerken genişçe sırıttı. "Süveyda, sen bugün gelecek miydin işe? Hiç haberim yok." derken bir yandan da gözleri birini arar gibi arkama gitti.
Ay bu şapşik bizim Buket'i bekliyor kıyamam.
İmayla göz kırptım. "Ne o, beni gördüğüne pek sevinmedin herhalde? Başka birini mi bekliyordun?"
eli ensesini bulduğu gibi çekingen bir edayla gözlerini benden kaçırdı. "Sevindim tabii. Niye sevinmeyeyim ki? Hani Buket'in gelmesine alışkınız ya o gelecek yine diye işte..."
yanına ulaşıp gülümsemeye devam ettim. "Buket bu aralar gelemez. Sınavlarla boğuşuyor."
"Ya... sen neden buradasın peki? Senin de sınav dönemin değil mi?"
"Öyle." dedim onaylayarak. "Ama iki gün boşluğum var, bunaldım da... biraz ara vermek istedim çalışmaya."
"Selçuk!" içeriden sinirli bir ses duyduğumda bakışlarımız o an uçağın içini buldu. Barlas yine sinirlenmişti sanırım. Kabinde olsak neyse diyeceğim ama kabinde değildik ki? Dışarıda da sohbet etmemize bir şey diyemezdi ya.
"Kaptan çağırıyor, sinirini bizden çıkarmadan geçelim uçağa?" diyerek hızlıca merdivenlerden ikişer ikişer çıkıp içeriye geçince seyrek adımlarla ben de yukarıya çıktım. Boynumdaki fuları düzeltip elimi gelin topuzuna doğru götürdüğünde bozulmamıştı şükür. Motor kaskı, rüzgar derken saçım bozulacak diye çok korkmuştum.
Yolcular yavaş yavaş uçağa doluşurken en son uçağın kapısını kendime doğru çekip kapattığımda ağırıyla derin bir nefes almıştım. Hemen ardından yerime geçip her zaman ki hareketleri gösterdiğimde uçağın kalkışıyla ilgili anons yapılmasıyla arkaya geçip bir yere oturdum ve kemerimi takıp gözlerimi korkuyla kapattım.
Uçağın havaya doğru kalkmasıyla beraber yerimden kalkıp kabine doğru ilerlediğimde kenarda duran tekerlekli masayı kendime doğru çektim. O sırada kabinin olduğu kısımdan Barlas'ın öfke dolu sesiyle duraksadım.
"Sen de başlama Selçuk! Benim derdim bana yeter, akıl alacak yaşı çoktan geçtim."
"Ne bu çocuk gibi öfkelenmeler o zaman? Elinden en sevdiği oyuncak alınmış gibi hareketlerde bulunmalar?"
"Çünkü öyle de ondan geri zekalı!" elinden alınan neydi ? Ne demek istemişti anlamıyordum.
"O görevi kabul edeceksin, onunla bir arada olmayacaksın zaten ne bu istememe inadı anlamıyorum ki? Sanki sen tek bu dertle Başa çıkmaya çalışıyorsun? Birbirinden ölesiye nefret eden çok asker var ama konu vatan oldu mu da birlik olurlar."
Göreve mi gidecekti? Barlas neden görevi reddediyordu ki, kimden nefret ediyordu?
"Ben nefret etmiyorum hatta hiçbir şey hissetmiyorum."
"Öyleyse sorun ne Barlas? Neden kabul etmiyorsun?"
"Selçuk sus! Sus, yemin ederim elimden bir kaza çıkacak! Her an patlayacak bomba gibiyim, sus!"
"Takılmışsın o yıla, çıkamıyorsun da o lanet günden! Gözünün önündekini de kör olmuşsun!"
Ne olmuştu ki acaba? Selçuk neyden bahsediyordu?
"Kör değilim görmezden geliyorum. Görmeye de niyetim yok!" Barlas'ın sert sözleri konuşmaya son noktayı koyarken içimdeki merak iyice kabarmıştı.
"Süveyda?" arkamdan seslenen hostesle az kalsın yüreğime iniyordu. Çığlık atmamaya çalışarak önüme döndüğümde sessizce mırıldandım. "Ödümü kopardın!"
"Üzgünüm." mahcup bir edayla dudağını ısırırken derin bir iç çektim. "Ne oldu?" diye sorduğumda gözleriyle tekerlekli masayı gösterdi. Aklıma dank etmesiyle ağzımdan bir ha sesi çıktı. Ardından onunla beraber yolcuların arasına karıştığımızda aklım hala konuşulanlardaydı.
🔥
uçaktan iner inmez pistin ortasında Barlas'ı bekledim. Yolculuk boyunca çok kötüydü ve öfkeliydi. Nihayet uçaktan inince hülyalı hülyalı inişini izledim. Heybetine kurban olsunlar be! Görüş alanı beni bulduğunda genişçe sırıttım. Koşarak kolundan tutup "Hadi gidiyoruz?" dememle ilk önce kolundaki elime baktı.
"Nereye?" diye sert bir tavırla sorduğunda "Soru sormak yok!" dedim.
"Süveyda..."
"İtiraz kabul edilmedi. Takip edin beni kaptan bey." kolundan tutmaya devam edip çıkışa kadar yürüdük. Kapı girişine park edilen motorla genişçe sırıtırken başımla motoru işaret ettim.
"Motoru nereden buldun?"
"Ben bulurum." deyip coşkuyla arkadaki kaskı eline uzattım. İsteksiz bir şekilde kaska baktığında "Yorgunum Süveyda. Bir iki saatliğine dinlenmek istiyorum." demesiyle hüsranla kaşlarımı indirdim.
"Ama bu şans kaç defa ayağımıza kadar gelir ki? Azerbaycan'dayız gezmeden olmaz mı?"
"Sen gez Süveyda ben otele geçeceğim." beni bir başıma havaalanında bırakıp giderken moralinin bozuk olduğu gözlerinden anlaşılıyordu. Onu böyle görmeye dayanamıyordum. Yangın çağrısı gözleri hep parıldarken şimdi ise sönük gibiydi.
Bir motora bir arkasını dönüp giden Barlas'ı izlediğimde peşinden gitmek istedim ve içimdeki dürtü ağır basarcasına arkasından yetişirken motoru orada bırakmıştım. Gözleri yandan bir bakış attığında ilerlemeye devam etti. Üzerinde pilot kıyafeti duruyordu. Şapkasını da bir kolunun altına sıkıştırdığında saçları rüzgarla dans ediyordu. Onu izlemeden duramıyordum. Engelleyemiyordum kendimi.
"Neyin var?" diye sordum pat diye.
"Önüne dön Süveyda." diye uyarısıyla sus diyordu bana kibarca.
"Otelle kadar konuşmayacak mıyız? Hem kafan dağılır. İyi gelir yani durgunluğuna?"
adımları durduğunda hazırlıksız bir şekilde dengemi sarstım. Son anda toparlanırken neden durduğunu anlamayarak gözlerine baktığımda "Sessizliğimi bozma." dedi net bir şekilde.
"Ama..."
"Süveyda ya sessiz ol ya da geri dön gez. Nereye gezmek istiyorsan."
"Geri dönmeye üşeniyorum. Hiç geriye dönemem şu an." gözlerimi kısıp önüme döndüğümde sabırsız bir iç çekişle "İyi." dedi. "Sessizce yürümeye devam et."
öyle bir istekle bakıyordum ki gözlerine sabır çekerek adımlarını geriye döndürdü. Yüzümde anında gülümseme olurken sevinçle el çırptım.
Birlikte hava alanına geri döndüğümüzde kaskı bana uzattı. Kendisi de diğer kaskı alıp öne atladığında arkasını işaret edip "Atla başımın belası." dedi. Hemencecik arkasına geçtiğimde bir fırsat elime geçmişti. Motoru sürerken ona temas edecektim ve bu o kadar güzel bir haberdi ki... hiç bitmesin istedim motor yolculuğunun.
"Nereye gidiyoruz kaptan?"
"Bana sıkı sıkı tutun gerisini boş ver." büyük bir zevkle efendim.
Ellerim belini buldu. Ona dokunduğum gibi bedeni gerilse de kıpırdamadı. Yüzümü sırtına yasladığımda kokusu buram buram aktı ciğerlerime. Hep bu anda kalsak olmaz mıydı?
Gaza bastı ve motoru sağa çevirdiği gibi sürmeye başlarken bu anın tadını çıkardım.
Motor yarım saat sonra bir sahilde durduğunda kaskımı çıkarıp motordan indim. Barlas da ardımdan inerken kaskını motorun üstüne koydu.
"Neden geldik buraya? Sadece deniz havası mı alacağız?" hüsranla iç geçirdiğimde daha güzel bir yere gideriz düşünmüştüm.
"Gel." diyerek az ileride duran vapura doğru ilerlediğinde peşinden ilerledim. Geminin kaptanı Barlas'ı tanıdığı gibi oturduğu yerden kalkıp Barlas'a sarılınca "Oğlum, yolun buraya düştü demek." diyerek sırtını sıvazladığında saçını da baba şefkatiyle okşamıştı.
"Düştü baba." ne baba mı? Gözlerim kocaman olurken üstüm başımı inceledim. Beni babasının yanına mı getirmişti? İnsan bir haber verir ama! Kayınbabamın karşısında böyle çıkmak istemezdim.
"Sen de hoş geldin kızım." demesiyle kendimi toparlayıp kocaman gülümsedim. Elini uzatınca sıkmak yerine öperken "Hoş buldum." dedim uslu bir hanımcık gibi.
Üzerinde kaptan kıyafeti vardı. Oğlu kadar yakışıklıydı yaşına göre. Oğlunun kime çektiği belli oluyor şimdi?
"Annem söyleniyordu haberin olsun." deyip kendine bir tabure çekip oturduğunda bana da bir tabure ayarladı. Yanına otururken babası iç çekti.
"Ne yapayım oğlum fırsat kollamaya çalışıyorum. Çok mu delirdi?" diye sorduğunda sesinde özlem vardı.
"Çok."
"Gönlünü alırım ben kraliçemin. Ee sen niye geldin yanıma?"
Barlas'ın bakışları Bana döndü. Gemini ödünç alacaktım bir saatliğine?"
"Al oğlum. İzin mi istiyorsun?"
"Boşta adam varsa gemiyi sürecek onun için dedim."
"Ha, tamam oğlum. İdris gelir sizinle." deyince Barlas ayaklandı. Ben de hızla ayaklanınca "Eyvallah baba." dedi gülümseyerek.
"Hanım kız da pek suskun?" imalı bir şekilde oğluna bakınca içimden gülmeye başladım. Ah kayınbabacım benim gibi biri suskun olabilir mi hiç?
Barlas da imayla bana baktığında "Ya, öyledir." dedi. Dua et hanım kişiliğimi bozmamaya çalışıyorum pilot bey.
"Hadi geçin siz. İdris de geldi." diyen babasıyla önden yürüdüm. Barlas da babasını onaylayarak arkamdan gelince "Babanla tanıştıracağını neden söylemiyorsun bana? Karşısına böyle çıkmazdım." diye söylenerek kızdığımda "Söylesem gelmezdin." dedi.
Yalan! Gelirdim. Kayınbabamla tanışmak vardı ucunda. Tabi ki gelecektim.
"Nereden biliyorsun gelmeyeceğimi? Beni tanıyor musun ki soruyorsun?"
"Peki sen beni tanıyor musun da peşimden geliyorsun?" sesine öfke karışınca içimden yanıtladım.
Tanımama izin vermiyorsun ki? Ben de mecburen kendi yollarımı deniyorum.
"Tanımıyorum." dedim onun yerine. "Ama tanımak istesem yoluma taşlar ekliyorsun. Haliyle seni tanımaya çalıştıkça zorlanıyorum." dedim içimdekini dürüstçe dile getirerek.
"Süveyda sen beni neden tanımak istiyorsun? Açıkça dile getirsene? Birbirimize yabancı olmak varken neden tanıdık olalım?" kuşkuya kaşlarını yukarıya doğru kaldırdığında bunun cevabını gerçekten bekler gibiydi.
Sertçe yutkundum. Ne diyecektim. Sana aşık olduğum için tanımak istediğimi söyleyemezdim. En azından kalbinde hala o varken asla.
En çok da bu canımı yakıyordu ya işte. Kalbinde birisi varken daha zordu ama kalbi boş olsaydı en azından bir şansım olurdu.
Olurdu değil mi?