6. Bölüm

3502 Kelimeler
Bedenimdeki ağırlıktan kurtulurken yavaşça gözlerimi kaldırmak istedim ama başarılı olmadım. Göz kapaklarım yapışmış gibiydi. "Armağan istediği her şeyi alır."  "Amir Bey in istediği şeyler olmuyormuş gibi konuşuyorsun Ercüment. Adamın daha dilinden dökülmeden yapılıyor istekleri. Kalıbımı basarım bu da öyle olacak."  "Vallahi ben bilmem." "Ben de bu kadını yalnız bırakmam. Henüz canıma susamadım." Dilim kurudu. Kolumu yavaşça kaldırarak gözlerime götürdüm. "Şişşt. Uyanıyor sanırım." Dedi Ercüment. "Susadım." Gözlerimi ovuşturup üzerindeki sıvıyı silerken ses tonumun neden bu kadar garip çıktığını düşündüm. Hafifçe gözlerimi araladığımda etrafın bulanık olduğunu gördüm.  "Buyurun Hesna Hanım." Suyu uzatan Tayyar'dı. Yatağı biraz kaldırarak sırtıma destek oldu. Birkaç öksürükle boğazımı temizledim. "Gözlerime ne oldu?" "Bir şey sürdüler ama ne bilmiyorum. Daha fazla uyuyabilmen için." Ercüment elindeki ıslak pamukla gözlerimi silerken görüntü netleşti.  "Hesna Hanım uyandı efendim." Tayyarın sesiyle ikimizde odanın diğer ucundaki adama döndük. "Hile yapıyor piç." Ercüment kendi kendine söylenmeye başlamıştı. "Armağan'a haber vermezsem beni keser. Bir dakikaya geliyorum." Diyerek elindeki pamuğu başucuma bırakarak odadan çıktı. Tayyar kahkaha atarak Ercüment'in yerine geçti. "Amir bir, Armağan sıfır." Sırıtıyordu. Ondaki bu saçma neşe bana da geçti. Gülümsedim. Hastane odasındaydım. Neler olduğuna dair hiçbir fikrim yoktu.  "Neden buradayım?" resmi olarak tanıştırılmadığımız adama nasıl hitap edeceğimi kestiremedim.  "Kulüpte uyuyakalmışsınız. Amir Bey sizi otele götürmek için odanıza girdiğinizde sayıklar ve titrer halde bulmuş. Sonra da zaten hastaneye geldik." evet en son kulüpteydim. Gözlerimi silme işi bitince yanımdan uzaklaştı Tayyar.  "Sabah olmuş." Dedim sessizce. Ercüment odaya girmişti. "Aslında iki kere sabah oldu." Ben uyurken gece on bir civarıydı. Demek istediğini anlamayınca, "Yaklaşık otuz altı saattir uyuyorsun Hesna." "Ciddi misin Ercüment? Nasıl?"  "Doktor geliyor şimdi. O sana anlatır." Ercüment bana her adımla seslendiğinde ya da senli benli konuştuğunda Tayyar suratını buruşturuyordu. "Esma nerede?" Bir günü aşkın süredir yanında değildim kardeşimin ve o daha kötüydü.  "Merak etmeyin Hesna Hanım. Esma gayet iyi. Dün yanınızdaydı. Hatta hastanede olmamız onun adına daha iyi oldu. Doktorla bir seans daha yaptılar. Sizin toparlanmanızı bekliyor." Telefonu isteyerek hemen Esma'yı aradım. Sesi gerçekten iyi geliyordu. Ailemizden uzak kalmak hemen iyileştirmişti sanki. Yüzeysel olarak belki ama içimizdeki yaraları kapatmaya seneler lazımdı. Üzerimde bana ait olmayan bir pijama takımı vardı ve üşümeyeyim diye çarşafla sıkıca örtülmüştüm. Ayağımla çarşafla hafifçe iterken çarşaf üzerimden kaydı ve odada yere düşen çarşafın sesi duyuldu. İki adam bu sesle oturdukları koltuktan bana doğru fırladı. "Ya sizin benle derdiniz ne?" üzerimdeki ilgi alakaya alışık olmamı geçtim bu ikisi bir yarış halindeydi. Sanırım bana kim daha iyi bakarsa güzel not alacaktı.  "Bir derdimiz yok Hesna Hanım." Ercüment kadar mahcup olmamıştı Tayyar. Kapı çalınınca Ercüment hemen kapıyı açtı. Gelen doktordu. Arkasında iki hemşire ve sivil giyimli bir adam daha vardı.  "Merhaba Hesna Hanım. Nasılsınız." Güler yüzle ve iyi bir enerjiyle girmişti odaya. "Teşekkür ederim. İyiyim. Aslında aşırı iyi ve enerjiğim." Karşımdaki konsolda duran hasta dosyasını aldı eline ve incelerken benimle konuşmaya devam etti. "Süper. Küçük bir kriz geçirmişsiniz. Buraya geldiğinizde hayati değerleriniz sınırdaydı. Bazen büyük travmalardan sonra beden kendisini kapatabiliyor ve sanırım aşırı yorgunmuşsunuz. Geldiğinizde değerlerinizi stabil hale getirip hafif bir sakinleştirici vermiştik ama siz uyumaya devam ettiniz." Buna nasıl cevap vereceğimi bilmiyordum. Doktoru dinlemeye devam ettim. "Ben elimden geleni yaptım Hesna Hanım. Bu krizin devamının gelmemesi adına psikiyatrist arkadaşım ile görüşmeye devam etmenizi öneriyorum." Sivil giyimli adamı gösterdi. "Yok ben iyiyim." "Aslında bu sadece bir öneri değil Hesna Hanım. Doktor ile görüşmeden sizi hastaneden taburcu edemem." Esma gibi değildim ki ben. Bir şeyim yoktu. "Sadece yorgundum. Tamam görüşeyim ama gerçekten iyiyim ben." Doktor bana inanmamıştı. Haklı da olabilirdi ama kendimi şu an harika hissediyordum. Sanki yeniden doğmuştum. Ailemden kurtulmuştum. Burada hastane odasında yatacağıma yeni hayatım için bir şeyler yapıyor olabilirdim. Psikiyatrist odadan herkesi çıkarttıktan sonra yatağın kenarına sandalye çekti. Otuzlu yaşlarındaydı. Tebessüm ederek, "Ben doktor Oktay Mert." Dedi. Tanışma faslında bile bir sürü notlar almıştı. "Bana en son hatırladığınız günü anlatabilir misiniz Hesna Hanım?" Ah işte buna gülerdim. Harbi iyi kahkaha atardım ama yapmadım. Karşımdaki adamın beni deli sanmasını istemiyordum. Bu yüzden o gün olanlara kendimi kaptırmadan soğukkanlılıkla anlatmaya başladım. Zaman zaman beni durdurup sorular soruyordu ki bu sorularla aile yapımı ortaya çıkartmıştı. Onun sorduğu sorularla gözlerimin dolduğu anlar oldu ama yine kendimi salmadım. Artık uykuda bile salmayacaktım.  "Bundan sonra haftada iki kez görüşmeyi öneriyorum Hesna Hanım." "İmkanı yok." Onlar istedikleri için görüşmüştüm anlatmıştım ama haftada iki kere gelecek ne param ne de zamanım olurdu.  "Fakında değilsiniz ama sürekli stres, depresyon, uykusuzluk, olumsuz düşünceler ve korkular ciddi bir tükenmişlik hissine yol açabilir. Bedensel ve psikolojik belirtileri iyileştirmek için acilen tedavi edilmeniz önemlidir. Borderline kişilik bozukluğunun belirtilerini açıkça görebilmekteyim. Aşırı travmalı bir geçmişiniz var. Bu duygusal bozuklukla hayatınızdaki büyük kararları bir anda alabilirsiniz. Bir anda birine öfkelenebilir bir anda affedebilirsiniz." Doktorun söyledikleri nefesimi kesmişti. Ben hasta değildim. Ben kendimi bilmez miydim? "Bu kişilik bozukluğu daha anne karnına girdiğiniz anda başlayabilir. Bu durum yetişkinlik döneminde de ortaya çıkabilir ergenlik döneminde de." "Beni bir saattir tanıyorsunuz doktor bey. Yanlış anlamayın ama bu kanıya nasıl hemen varabildiniz?" Hala gülümsüyordu adam. "Bahsettiğiniz hastalığın nasıl etkileri var?" Bir taraftan da şüpheye düşüyordum.  "Hayat senin için ya siyah ya da beyaz. Değil mi? Aşırı kaygılısın. Günlük hayatında ani ve dürtüsel davrandığın olmuyor mu?" Söylediği şeylerle günlük hayatımı sorguluyordum. Yavaş yavaş ve tane tane konuşmaya devam etti. "Muhteşem hedeflerin var. Birini ya da bir şeyleri aşırı yücelttin mi? Kendine zarar verme kısmına girmeyeceğim çünkü bunu yaptığını net biliyorum." Elim istemsizce sol koluma gitti. Görmüşler miydi? "Hesna çocukluğunda yaşamış olduğun travmalardan dolayı. Belki taciz-"  "Tacize uğramadım. Evet çok dövüldüm, sövüldüm, nefret söylemleri işittim ama tacize uğramadım."  "Tamam bu çok iyi." Doktor bana anlattıklarıyla dikkatimi çekmişti. Bedenime verdiğim zararı çoğu zaman kanları görene kadar anlamazdım. Bu muydu sebebi? Yine mi ailem çıkacaktı karşıma. "Birkaç tane ilaç yazdım kişilik bozukluğuyla beraber yanında getirdiği başka hastalıklar var ama asıl tedavi terapi yöntimidir. Terapiye devam edersen tamamen iyileşebilirsin. Ayrıca uyuman çok önemli Hesna. Uyuyup dinlenmiş bir bedenin olması lazım. Bu yüzden gece uykularına dikkat et." "Uyku ilacı içmek istemiyorum. Tamam geri kalanları içeceğim ama lütfen uyku ilacı vermeyin." O ilaçlardan annem içiyordu. Tabiri caizse mal gibi oluyordu tüm gün. Sabahları uyanamıyordu. Ben çalışırken o ilacı içersem serseme dönerdim. Belki vücut alıştıktan sonra normale dönebilirdim ama bedenim alışana kadar diye bile bir lüksüm yoktu benim.  "Ben yazıyorum. İçmeni de tavsiye ediyorum. Başlarda içme o zaman. Bir bak bakalım uyuyabiliyor musun? Uyuyamazsan içmek zorundasın. Üç gün sonra görüşüyoruz." İlaçların dozlarını ayarlamak aylar sürebilirmiş. Hem bu aşamada konuşmakta çok etkiliymiş. Adam yaralarımı deşerken nasıl iyi gelecekse? Doktor çıkar çıkmaz Amir ve Armağan aynı anda odaya girdi.  "Nasılsın?" Tayyar ve Ercüment'ten kurtulurken Amir ve Armağan gelmişti. Neredeyse iki gündür hastanedeydim ama ailemden kimse yoktu. Esma'da olmasa kimsesizler mezarlığına gömülürdüm ben.  "İyiyim." Armağan'a cevap verdikten sonra kafamı Amir'e döndüm. "Teşekkür ederim." Dedim. Armağan kadar yaklaşmamıştı ama bir adım attı.  "İyi olmana sevindim. Seni o halde görünce korktum." Beni tanımayan adam üzgün duruyordu. Gerçekten üzgündü. Sebebi ne olursa olsun beni iki gündür tanıyordu. Bu karanlıkta tek başıma olmam gerekirken ikisi de yanımdaydı. Tanımadığım iki insan... "İyiyim." Sessizce bakıştık Amir'le. Armağan bu durumdan rahatsız olmuş olacak ki önce boğazını temizleyen birkaç öksürükten sonra konuşmaya başladı. "Sana sürprizim var. Birazdan çıkabilirmişsin. Esma'da bizi bekliyor." "Ne sürprizi Armağan?" İyiliklerinin altında yeterince eziliyordum. Daha fazlasını kaldırabilir miydim? Kaldırırsam arsızlaşır mıydım? Ayrıca piyangodan çıkma bir hastalığım vardı. Belki de buna inandırılmaya çalışıyordum. "Güzel bir sürpriz." Otuz iki dişini gösterdi. Hem kendince bir ağırlığı vardı hem de çocuk yanı. Sanki bir tarafı hala beş yaşındaydı. İnsan sarrafı değildim ama Armağan bu yanını bana sık sık gösteriyordu. İçimdeki çocuğa benzettiğim için tanıyordum. İkimizde de eksik kalan bir yan. Nerede görsem tanırdım. "Önce kim geldi?" dedim gülümseyerek. Ercüment ve Tayyar aralarındaki çekişme geldi aklıma. Bu durum ikisi için de önemliydi. Sorduğum soruyla Amir'in yüzü gülmüş aynı anda Armağan'ın suratı asılmıştı. "Önce kimin geldiğinin önemi yok ki. Bu odada tek başıma da olabilirdim. Kimsesizin kimsesi oldunuz ikinizde. Gerçekten teşekkür ederim." Doktorun bahsettiği yüceltmeyi mi yaşıyordum? Aklıma escortluğa adım atışım geldi. O zaman da o sürtüklere hemen kanmıştım. Sebebi ben değil miydim? Aklımın oynadığı oyunlar mıydı? "Seni yalnız bırakmayacağımı söylemiştim Hesna. Kim geldi muhabbeti de Amir yüzünden çıktı." Gözlerini belerterek bakmıştı Amir'e. Koskoca adam. "Gözünü açtığında yanında olmak isterdim."  "Seni hastaneye ben getirdim diye tribe girdi. Benim yüzümden falan çıkmadı."  "Uyandığında seni görsün diye koskoca ihaleye gitmedin Amir. Bunu yapmasaydın-" "İhaleden zaten çekilecektim. Sonradan aldığımız bir haberle risklerini duyduk. Olan buydu." Amir ve Armağan arasında pinpon topu gibi gidip geliyordum. Bu durum beni yorunca, "Pardon da siz neyin kavgasını yapıyorsunuz?" Kendime bile güvenmemem gerektiğini öğrenmiştim az önce. Armağan'ı ya da Amir'i gözümde büyütebilirdim ki çoktan büyütmüştüm. Hangi duygum gerçek nereden bilecektim? "Bunların bir önemi var mı? Neden yanımdasınız ve neden bu tartışmanın içerisindesiniz?" İkisi de susmuştu. İlk konuşan Amir olunca onun sorasından Armağan'da kendisince bir açıklama yapmıştı. Seni bırakmayacağım destek olacağım vs. vs. vs. Hemşire çıkış işlemlerimizi tamamladıktan sonra hastaneden ayrıldık. Tarabya'da ki otele gideceğimizi düşünürken araç başka bir istikamete döndü. "Sürpriz dediğin şey gezmek eğlenmekse hiç havamda değilim Armağan." Dedim. Amir'de arkamızdaki araçtaydı. Başından beri yanımda olan Armağan'ın aracını seçmiştim. İlk başta beni korkutan adam şimdi sonsuz bir destek içerisindeydi.  "Gezmeğe gitmiyoruz." Kuşkulu gözlerle ona bakmaya devam ederken, "Korkma." Dedi. Korkmuyordum ki. Sadece sıkılmıştım. İçimde bir enerji varken ağzım yırtılırcasına esnedim.  "Esma orada mı? O nasıl?" "Gayet iyi. Olabileceğinin en iyisi diyelim. Diğer soruna gelecek olursam, evet gideceğimiz yerde." Tebessüm ederek elimin üzerine elini koydu. Bu dokunuşundan rahatsız olmam gerekir miydi? "Temas istemeyen sendin." Aklımdan geçeni anladı. Elimi önce sıktı sonra bıraktı. Bacağının üzerinde iki elini sabitledikten sonra konuştu. "O o zamandı Hesna. Yosun olduğun zaman." "Şimdi ne değişti. Ben aynı benim. Beden aynı beden." "Öyle. Doğru diyorsun ama önemli olan senin ne istediğindi. Karar vermen önemliydi. Hesna'nın düşüncelerine saygılıyım. Sana karşı ters bir hareketimi görmeyeceksin. Söz veriyorum. İstersen yeminde edebilirim." Vallahi şu an ona güvenmekten başka bir çarem yoktu. Ailemden kurtuluş biletimdi kendisi ve gerçekten samimi duruyordu. Benden hoşlandığını düşünmüyordum ama nedeni de kestiremiyordum.  Araç Zorlu'nun önünden geçerek rezidanslar için olan otoparka giriş yaptı. Burada mı oturuyordu? Beni de Esma'yı da evine mi getirmişti. Asansör hizasında durduk.  "Nereye geldik Armağan?" Armağan sadece sırıtıyordu. Kapım açıldı. Amir kafasını içeri uzatarak, "Hadi. Dinlenmen lazım." Araçtan inmem için elini uzattı. Hastaneden inerken de Armağan'ın koluna girmiştim. Şimdi sıra sanki kendisindeydi. Kimse benim fikrimi almıyordu. Sadece ortam yumuşasın diye hareket ediyordum. İkisi de yardım yarışına girmişti. Asansördeki yirmi numaralı tuşa bastı Armağan. O kadar kısa sürede yukarı çıkmıştık ki hayret etmiştim. Koridor lüks bir otel koridorundan farksızdı. Geniş, ferah ve oldukça sıcaktı. İner inmez sağa dönmüştük. Üçüncü kapının önüne gelince zile bastı.  Armağan çok mutlu gözüküyordu. Onun bu heyecanlı hali beni sadece geriyordu. Zili çaldıktan sonra içeriden ayak sesleri duyduk. Esma kapıyı açıp beni karşısında görünce boynuma atladı.  "Ablacım." Gerçekten neşesi yerindeydi. Kolumdan çekiştirerek beni içeriye çekti. Ufak bir koridordan sonra salon olduğunu düşündüğüm odaya girdik. Girer girmez solda mutfak vardı. Önünde yemek masası. Camın önünde ufak bir beyaz L koltuk. Spor döşenmiş odanın ortasına geldiğimde Esma zorla etrafımda üç tur attırmıştı. "Artık burada yaşayacakmışız abla." Heyecanı tavan yapmıştı. Ben daha ağzımı açamadan kolumdan tutup diğer odalara sürüklenmiştim. Armağan'a odadan çıkmadan, "Ne yaptın sen?" dedim. Ama kimse beni duymuyordu. Girdiğimiz odadaki her ayrıntıyı göstermeye başlamıştı Esma. "Bak burası benim odam." Dolabı açıp, "Bu kıyafetleri de bana almış." Alık alık bakmaya devam ederken başka bir odaya girdik. Bu oda da benimmiş. Küçük bir çalışma masası, küçük bir giyinme odası vardı. Oda ufaktı ama eşyalar güzel seçilmişti. "Nasıl? Beğendin değil mi?" kardeşimin gözlerinin içi gülüyordu. Ne diyeceğimi bu yüzden bilemedim. "Abla ilk defa umutlandım. Onlardan kurtulabileceğimize ilk defa inanıyorum." Gözleri dolmuştu ama sevinçten ağlayacaktı sanırım. Sarıldım. Sıkıca sardım.  "Sana her şey çok güzel olacak demiştim. Az kaldı demiştim." "Ama inanmamıştım. Boktan hayatımız daha da boktanlaşacak diye bekliyordum ben." Hem ağlıyor hem de gülüyordu. Armağan beni çok zor bir pozisyona sokmuş oldu. Burada kalamayız kirası kim bilir kaç paradır desem Esma üzülecekti. İçinde yeşeren ümit kırıntılarını yerle bir etmesem ve burada yaşamaya başlasam ona gebe kalacaktım. Kaldı ki Armağan'ın gerçek düşüncesini bilmiyordum bile. Benden hoşlanıyor mu yoksa birine verdiği sözden dolayı mı yardım ediyor? O biri kim? İçimden geçen hislere ne kadar güvenebilirdim? "Esma. Farkındayım burası seni çok heyecanlandırmış ama buranın kirasını ödeyebileceğimizi düşünmüyorum." Şu adını söyleyemediğim kişilik bozukluğu bunları takmamı engelleyen bir mekanizma olsaydı. Tedavi olmazsam belki takmayacağım evreye gelirdim ama öyle bir şansım da yoktu. Biran önce toparlamalı ve sağlıklı bir şekilde hayatıma devam etmeliydim. Eskiden olduğu gibi... "Bu ev Armağan abinin eviymiş. Bizden kira almayacağını söyledi." korku geçti göz bebeklerinden. Korkarak bakıyordu şimdi. Esma azla yetinmeyi bilen ve lüks merakı olmayan bir kızdı. Şu an burayı beğeniyor olması parasal sebeplerden değildi. Bu zenginlikle babamızı yeneceğini hissetti. İlk defa gidecek bir kapımız oldu. Bu yüzdendi işte. Sadece insan gibi yaşayabileceği için... "İçeri geçelim. Konuşacağız bunları." Arkamı dönmüş giderken koluma asıldı. "Abla ne olur. Yalvarırım sana. Lütfen gitmeyelim buradan." Armağan'ın bize altın tepside sunduğu şeyler korkutucuydu. Bir o kadar da cazip.  "Tamam Esma. Bir şey demedim. Şimdilik buradayız." İçeri geçtiğimizde iki adamın da koltukta oturduğunu gördük. Bu kış gününde nadir gördüğümüz güneş salonun içerisindeydi.  "Bitti mi ev turunuz?" Armağan Esma ile vurmuştu beni. Zeki adam. "Çok küçük. Senin yapacağın işi sike-" Bizim odada olduğumuzu hatırlayınca küfrün devamını getirmedi. Amir bu tarz evlere alışkın değildi. Onun yerinde ben olsam ben de alışkın olmazdım. Hoşnutsuzlukla bakınıyordu eve ama bilmiyordu ki daha büyüğünü tutsa arada Esma'da olsa o evde kalmazdım.  "Ev çok güzel Armağan. Büyüklüğü bana fazla bile." Bunları söylerken Amir'e kınayıcı bakışlar atmaktan da geri durmamıştım. Onlar gibi değildim ve Amir bunun farkında bile değildi. "Beğenmene sevindim." Yüzü güldü. "Ayrıca Hesna'ya küçük bir daireyi kabul ettirmek büyük bir daireyi kabul ettirmekten daha kolay olacaktı. Pinti değilim her halde." "Ben biran öyle olduğunu düşünmüştüm." Amir ve Armağan harbi çok oluyordu. Ayrıca Amir ne alakaydı ya? Neden dibimizden ayrılmıyordu.  "Armağan. Ben buranın kirasını vermek istiyorum ama malum öyle bir yere getirmişsin ki bizi..." demek istediğimi anlamıştı. "Kira istemiyorum." "İstemiyorsun ama ben vereceğim. Verebildiğim kadarını. Bunu kabul etmezsen burada kalmayacağız." Gitmemden korkuyordu. Kabul etti etmesine de vereceğim miktar bu evin kirasının yanında çok düşüktü.  "Biz gidelim siz dinlenin. Akşam gelirim ben." Armağan'ın Amir'i diskalifiye etme yöntemini sevmiştim. Amir ses etmeden yerinden kalkınca Armağan'da zafer kazandığını sanarak kalkmıştı. Kapıda onları yolcularken belimden sarılarak benim ondan bir adım geride kalmamı umursamadı. Kulağıma eğilerek, "Akşam için istediğin bir şey var mı?" dedi. Başımı hayır anlamında sağa sola sallayınca, "Aklına bir şey gelirse çekinme. Tayyar kapıda olacak." Diye devam etti.  "Hayır ya. Neden kapıda biri bekliyor. İstemiyorum ben kimseyi." Amir kapıdan çıkarken suratımı kapatmıştı. Kendimi, geleceğimi düşünmem gerekirken bu iki ruh hastası kafamı oldukça meşgul ediyordu. Onlar asansörü beklerken kapıyı açtım.  "İçeride bekleyin o zaman." Bu söylediğimi duyan Amir heybetli sesiyle kükredi. Kesinlikle evindeki hayvanları merak etmiştim. Ne dediğini anlayamamıştım çünkü Arapça konuşmuştu. "Amir." Asansöre binip gittiklerinde Ercüment'i sonradan fark ettim. "Sen de mi?" "Kambersiz düğün olmaz." Bu iki adamda kesin benden nefret edeceklerdi. Armağan sana karşı hislerim yok demişti. Amir? Bana oyunlar oynayan beynime kulak vermek istemedim. Onları da ailemi de düşünmek istemiyordum. Esma'nın ikazıyla içeriye geçtim. Çok fazla uyumuştum ama gözlerim sanki benimle beraber uyumamış gibi direnişe geçmişti. Esma ile benim olduğunu yarım saat önce öğrendiğim odama geçtik. Bundan sonra neler olacaktı? Gündemimizdeki ilk ve tek soruydu sanırım. Ben yokken Esma avukatlarla olan görüşmeyi bitirmiş ve babamın gözaltı süresinin uzatılmasına çok itirazlar yükselmiş.  "Çok mu kışkırttık dersin?"  "Çok az kalır. Amcam ve halam İstanbul'a gelmiş." Esma bunu dedikten sonra kahkaha attı. Babamızdan korktuğumuz kadar bu ikiliden de korkardık. Esma onların attığı mesajları gösterdi. Aramalarını cevapsız bıraktığı için kudurmuş ve tehdit içerikli mesajlar atmışlardı. Bizim için korkutucu olan mesajlar avukatlar için harika bir nimetti. Esma anlatırken daha fazla gözlerimi açık tutamadım.  Kendi isteğim dışında uyumamı hastaneden çıkmadan önce aldığım ilaçlara bağlamıştım uyandığımda. Alışma sürecinde böyle serseme döneceksem doktorla konuşmak zorundaydım. Esma yanımda değildi. Başucumdan telefonu alarak saate baktım. Amacım sadece saate bakmaktı ama iş yerinden gelen maille gözlerim kısıldı. Yanlış mı görüyordum?  Yerimden doğrularak sırtımı yatak başlığına dayadım. Maili açarak defalarca okudum. Bu gerçek olamazdı. Sadece birkaç gündür işe gitmiyordum. Ayrıca o gece durumu toparlamıştım da. Peki neden bunlar öne sürülerek işten çıkarılmıştım? Ellerim titreyerek Naim'in numarasını buldum. Çalıyor ama açmıyordu.  "Lanet olsun!!!" Yüksek sesle tekrarladığım bu laneti Esma duyarak koşarak gelmişti. Dehşetle bana bakıyordu.  "Abla ne oldu?" Onu korkutmak istemiyordum ama bu gerçeği söylemeden de yapamazdım.  "Naim beni kovmuş." O da benim kadar şaşırdı. Yüklü bir tazminat hesabıma geçmişti ama hazıra dağ dayanır mıydı?  "İşe gitmemem, sorumsuz davranışlarım falan demiş." Düşündükçe daha çok sinir oluyordum. Ben çok emek verdim o kulübe. Kendimden çok fedakarlık ettim. Bu muydu mükafatım. Mükafatta beklemiyordum ki. Sadece iş istiyordum. Öksürük sesiyle kapıya döndük. "Amir? Sen burada mıydın?" Esma'ya neden bu ayrıntıyı söylemediğini sorgularcasına döndüm.  "Sen bağırmaya başlayınca aklımdan çıktı." "Esma bizi biraz yalnız bırakır mısın?" Esma bir şey demeden odadan çıkarken Amir girdi. Kapıyı kapatarak çalışma masasının önündeki sandalyeyi yanıma çekti.  "Nasılsın?" "İşsiz, ailesiz ve ruh hastası." Son söylediğime baya bir güldü. Doğruydu. Her zaman ayağa kalkmaya çalışan ruhum bedenim doktorun dediklerinden sonra sanki artık kalkmak istemiyordu. "Yorgunum ve neden ayağa kalmak istemiyorum bilmiyorum. İlaçlar yüzünden olabilir mi?" "İlaçlar iyileşmen için Hesna. Bence bunun sebebi farklı." Gözlerinden geçenlere mana veremeyerek dinlemeye devam ettim adamı. "Hayatında ilk defa sana destek veren birileri var. Sen düşünmeden rahatın için uğraşan insanlar..." "Haklı olabilirsin. Yılların yorgunluğunu atıyorum yani." "Fazlasıyla hak etmişsin. Duyduklarım gördüklerim dehşete düşmeme sebep oluyor." Başımı ellerimin arasına alarak dizlerimi karnıma çektim.  "Biliyor musun bu ilginizi sorgulamak istemiyorum. Kendimi rüzgarınıza kaptırmak istiyorum." Yumuşacık bir ses işitince gözlerinin içine baktım. İşte şimdi anlamıştım bakışlarını. Anlamak istemediğim manalar... "Kapılsana." Beni Amir'in bakışlarından kurtaran şey kapı ziliydi. İkimizde içeri geçtiğimizde gelenin Armağan olduğunu gördük ki onun geleceğini biliyorduk. Esma mutfakta bir şeyler hazırlarken Armağan, "Doktorunla konuştum." Dedi. Devam etmesi için sustum ama kalbim gümbürdemeye başlamıştı. O aptal doktora güvenip her şeyi anlatmıştım ya da çoğu şeyi. "Öyle bakma sadece koyduğu teşhisi sordum ve sonra araştırdım." Amir'in telefonu çalınca salondan ayrılmıştı. Küçük evimizden tiksiniyor olabilir miydi? "Benim araştırmaya fırsatım olmadı." "Doktorla görüşmelere gitmen şart. Kişilik bozukluğu ilaçla geçmezmiş."  "Ama doktor bana tonla ilaç yazdı gibi." "Sadece yaşadığın durum bu değil ki. Bir sonraki seansta sana ayrıntılı anlatır." Elime tutuşturduğu telefondan etkileri okurken bir yerde kızarmaya başladım. Cinsel dürtülerin de hat safhada yaşanabileceğini ve biriyle seks yapmak isterse karşısında kim olursa olsun onunla yatabileceğini yazıyordu. Bende bu duyguların yaşanmamış olmasını daha önce kimseyle yatmamama bağladım. Sonuçta bilmediğim bir duyguyu isteyemezdim değil mi? Tabi bu tamamen mantıksızdı. Doktor hastalığın başındasın demişti.  "Naim'de beni bu yüzden mi işten attı acaba? Bende değişimleri sezmiş miydi? Belki de bir geceliğine bile olsa Yosun olduğumu duymuştur." Kafam karman çormandı. Eğer o kadınlar gibi davrandığımı duyduysa gerçekten kızmış olmalı. Sonuçta onun müşterileri benim müşterim olacaktı ilerleseydim.  "İşten mi atıldın?" Armağan'da benim kadar şaşırmıştı. Başımı salladım. "Ben konuşurum onunla-" "Hayır konuşma. Torpille geri mi döneyim Armağan. Adam belli ki benim hareketlerimi görmüş. Doktorun dediği hastalığı okumuşsun. Kim bilir dışarıdan nasıl bir imaj çizdim?" "Saçmalama Hesna. Bu kişilik bozukluğu olan kişilerde olayları algılama biçimleri farklı evet ama senin dürtüsel hareketlerinin daha fazla olduğunu gördüm. Bu da yaratıcılığını yükseltmiş. O kulüpte nasıl bir politika izlediğini anlatmıştı Naim. Değişiklikler gözle görülür şekildeydi." O kulübe başladığımda da kaliteli bir yerdi ama ben gittikten sonra daha farklı bir boyut kazanmıştı. Hiçbir zaman bu başarıyı üstlenmemiştim. Mükemmel olan ben değil mekandı.  "Peki neden işten atıldım o zaman? Ayrıca şimdi bu durumdayken nasıl başlayacağım?" Armağan oflayarak yanıma yaklaştı. "Doktorun dedi ki, bu tür hastaların büyük bir kısmı normalin üzerinde bir zekaya ve güce sahipmiş. Bu yüzden kendini kötü görmekten vazgeç. Kimseyle ilişki kuramazsın ya da işinde sorunlu olursun fikrini çıkar aklından. Bunu yaptığını kanıtladın." İçeriden Amir'in yükselen sesini duyunca sessizce yerinden kalktı. Odadan çıkarken işaret parmağını dudağına götürerek ses çıkartmamı işaret diliyle anlattı. Yaptığına anlam verememiştim. Kısa bir süre sonra hızlı hareketlerle yanıma geldi "İş meselesini dert etme. Daha güzel bir konumda başlayacağını hissedebiliyorum." Kaldığı yerden devam etmişti sanki.  Armağan ile yan yana otururken Amir köşenin diğer ucuna oturdu. Az önce Armağan resmen Amir'i dinlemişti. Onunla yakın arkadaş gibi olan Armağan güvenmiyor muydu? Hangi konuda güvenmiyordu?  "Problem ne?" Amir gerilimi hissetmişti. Benim şaşkınlığımı fark etti Armağan ve söze girdi.  "İş. Naim işten çıkartmış." Esma'nın elinde kahve tepsisiyle gelmesiyle Amir'in dikkati dağılmıştı. Kulağıma eğilerek "Ayrıntılı konuşacağız. Şimdi kendini toparla." Dedi. Ne konuşacaktık? Neden konuşacaktık?  "Aslında olabilir bir durum. Neden tepki gösteriyorsam? Kesin Sumru yüzünden oldu. Ya da diğer kızlar yüzünden. Ben o gün tuvalette sıkıştırmıştım onu." Bu nasıl bir utanç ya. Ben nasıl böyle bir yola girdim? Nasıl böyle kumpasa geldim? "Rezil oldum. Hem kendi kişiliğime hem dışarıya." "Herkes kendisine baksın Hesna. O adam herkesi eleştirir ama onların yanından da ayrılmaz." Ne demek istediğini anlamıştım. O yapınca sorun yoktu. Burada bazı şeyleri yapmak zorunda bırakılan bendim. Ben bunu bile isteye yapmamıştım ki. Bu süreçte itilmiştim.  "İş konusu çok önemli değil Hesna. Çok başarılısın. Eminim daha iyi yerlerde olacaksın." Hepsi bana destek vermeye çalışıyordu. Muhtemelen ikisi de kendi işlerinden teklif edeceklerdi.  "Ben yarın bakacağım. İsteyene iş çok. Değil mi?" Gülümsemeye çalışmıştım. Devam edecekken ev karanlığa büründü. Dünyanın en lüks yerinde de otursan elektrikler kesilebiliyordu. Tek farkı en fazla on beş saniye sonra jeneratörün devreye girmesiydi. Kaç saniye geçmişti? Biri mırıldanıyor muydu? "Esma." Diyerek yerimden el yordamıyla kalkarken Armağan'a dokunmuştum.  "Dokunma bana! Dokunma bana!" Gelen elektrikle elim havada donup kalmıştım. Armağan gözleri kırmızı suratı gergin boşluğa bakıyordu. Amir'e baktım önce. O da şaşkındı. Onu bu hale getiren benim dokunmam mı yoksa karanlık mıydı? 
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE