7. Bölüm

3479 Kelimeler
Ben ne yapacağımı bilemez bir halde ayakta dikilirken Amir yanıma gelerek koluma dokundu. Armağan'ın ne yaşadığını biliyor muydu? Neden böyle olduğunu?  "Armağan iyi misin?" Ondan hala bir tepki yoktu ama kapı ısrarla çalınıyordu. "Esma kapıyı aç." Armağan'a bir kez daha dokunmaya korkuyordum. Kendim adına değildi bu korku. Sadece ona zarar vermek istemediğim içindi. Ercüment hızla Armağan'ın yanına gidip kulağına bir şeyler fısıldayınca Armağan gözlerini kapattı sıkıca.  "Neler oluyor Ercüment?" Amir'de benim kadar merak etmişti. Gerçi az çok bir şeyler tahmin edebiliyorduk ama... Ercüment sorulan soruyu yanıtlamayarak odadan çıktı. Armağan'ın dudakları ritmik bir şekilde kımıldandıktan sonra yerinden kalktı. Gözlerini açmıştı ama bizim suratımıza bile bakmadan, "Gitmem lazım. Lütfen kusura bakmayın." Dedi. O dışarı çıkarken biz sadece arkasından bakmıştık. Neden ve neyin kusuruna bakacaktık ki?  "Esma sen odana gider misin?" Amir ile yalnız kalmak istediğimi anlayan Esma sessizce odasına giderken bende az önce kalktığım yere oturdum. Amir üzerindeki gömleğin yakasından birkaç düğme açtı ve akabinde kollarındaki düğmeleri de açarak kollarını sıvadı. Bir ileri bir geri yürüyordu ki bu küçük bir ev için üç adım da bitiyordu.  "Az önce ne yaşadık biz?" O da etkilenmişti. Kim olsa etkilenirdi.  "Bilmiyorum ama Armağan'ın sağlam duruşunun altında kırılgan bir yapısı var. Bence bu durumu ona sormamamız lazım. Eğer isterse o bize anlatacaktır." "Haklısın. Ona soramam ama bir başkasına sorabilirim." İşaret parmağımla başparmağımı gözlerime bastırarak kimi kastettiğini düşündüm. Tabi ki de Ercüment'ti. "Telaşla kapıyı yumruklamaya başladı. O olmasaydı Armağan hala trans halinde olabilirdi. Öyle değil mi?" haklıydı ama zaten Ercüment hemen hemen her anında onun yanında oluyordu. Gerçi kaç gündür benim yanımdaydı. Kendi sorunlarından daha öte mi görmüştü beni. Bu kadar fazla mı değer veriyordu? Pek ama neden? "Başım döndü Amir. Otur lütfen." Hayat ne garipti. Az önce kendi derdime yanarken şimdi acı çeken Armağan'ı düşünüyordum. Amir durmuştu ama karşımda dikilmeye başlamıştı. Düşünüyordu. "Tamam ben de etkilendim ama bence şimdi daha iyi ve bu durumu isterse zaten anlatır."  "Sen nasılsın?" yanıma gelerek dizlerinin üzerinde çöktü. Gözlerimin içine bakıyordu.  "İyiyim." İyiyim demek adetten olmuştu. Bir alışkanlık. Hiçte iyi değildim. Bu yaşadıklarımı hangi kelime tam olarak anlatırdı diye düşündüm. Felaket olabilir miydi? "Az önce sana konulan teşhisle ilgili bir görüşme yaptım." "Kiminle?" benden uzaklaşarak tezgahta duran su dolu bardağı aldı. Bir dikişte içerek tekrar yanıma geldi.  "Yüzde altmış oranında bu hastalığı iyileştirebilen ülkeler var. Seni oraya götürecektim ama..." "Bir şey olmuş." Dedim. O yüzden mi içeri geldiğinde gergindi? "Bir şey olmuş. Anlatır mısın?" "Doktora senin dosyan gönderildi. O da hemen ilgilendi. Aslında az önce Armağan ile bu konuyu konuşacaktım ama sana söylemek zorundayım." Amir'in bu tavrı beni işkillendirdi. Hasta değil miydim ya da ölene kadar bu illetten kurtulamayacak mıydım? "Gerçekten çok yoruldum Amir. Beynim zonkluyor. Lütfen hemen anlatır mısın?" "Senin bulgularının Borderline kişilik bozukluğuyla bir alakası yokmuş. Evet varmış ama o hastalığın daha kesin çizgileri olurmuş. Belirleyici etkenler. Sana kim ve neden bu teşhisi koymak istiyor?" Aklıma gelen ilk isim babamdı. O mu yapmıştı. Halam ve amcam buradaydı. Bir doktoru etki edecek kadar güçlüler miydi? Bize uyguladıkları orantısız güç dışarıda başka şekilde mi etkiliydi? "Amir benim kafam karıştı. Bu bilinçli mi yapılmış? Belki de yanlışlıkla konulmuş bir teşhistir." Onca yaşadığımız şeyden sonra hayattaki tesadüflere inanmam saçma olurdu. Amir ve Armağan'da öyle.  "Bu teşhisi hastalık üzerine uzman olan bir profesör koydu. Sence yanlışlıkla konuşmuş bir teşhis midir?" benden ses çıkmayınca konuşmaya devam etti. "Yarın gerçekten iyi bir doktora gitmen lazım. Armağan'a da bu konuda danışacaktım. O doktoru Armağan tanıyor. Kesinlikle sana zarar verecek bir şey yapacağını düşünmem ama..."  "Babam mı acaba? Amcam ve halam İstanbul'a gelmiş." Amir bir şey demeyip düşünmeye devam etmişti. Kendi kendime konuştuğum ve beyin fırtınası yaptığım bir saat geçmişti ama kesin bir karar veremiyordum. Yapacağım tek şey başka bir doktora gitmekti. Kendimi hasta hissetmiyordum ama bazı gariplikler de vardı. Sadece kendimi ikinci plana atıp duruyordum.  "Abla ben yatıyorum." Esma'yı odaya gönderdikten sonra öğrendiğim şeyle onu tamamen unutmuştum. Yemekte yememişti.  "Sen yat ben sana süt ısıtayım." Evde yemek yiyemediğimiz zamanlar gizlice sıcak süt ısıtırdık çünkü ulaşabileceğimiz tek şey süt ya da su olurdu. Dolaplarda cezveyi ararken balı görünce onu da çıkartmıştım.  "Yarın başka bir doktor bakarız sana. Armağan ile de otele geçince görüşürüm. Dubai'ye dönmem gerekiyor ama-" "Ben bulurum doktor ayrıca Armağan ile de konuşurum. Sen işine bakabilirsin Amir. Beni düşünmene gerek yok." Ses tonum gayet iyiydi. "İşi ne yapacaksın?" ısınan sütü kupaya koymuştum ama artmıştı. Amir iş hakkında konuşma yaparken başka bir kupaya kalan sütü boşaltım.  "Önce Naim'e ulaşmak istiyorum. Sebebini öğrenmek zorundayım." Amir'in iş ile ilgili söylediği sözler içime kuşku düşürmüştü. Ballı sütü karıştırdıktan sonra diğer kupaya takıldı gözüm. Bir Amir'e bir kupaya bakıyordum. "Süt ister misin?"  "Olur." Kiler dolabını açarak işime yarayacak bir şey olup olmadığına baktım. "Ne arıyorsun?" dediğinde fıstık diyemedim. "Şeker." Ufak bir kavanoz fıstık ezmesini görünce dolaptan çıkartmadan bir tatlı kaşığı aldım. Neden böyle bir şey yapıyordum bilmiyordum ama işkillenmiştim. İyice eriyene kadar karıştırdıktan sonra Amir'in yanına giderek kupayı ona uzattım. Adamın cidden alerjisi varsa yanmıştım ama yoksa o yanmıştı.   "Esma'nın sütünü götürmeyecek misin?" tabi ya Esma! Mal gibi adamın elindeki kupaya takılı kalmıştım.  "Biraz soğusun diye bekledim de." Diyerek yerimden kalktım. Esma yatağında beni bekliyordu. "Yarın daha güzel konuşabileceğiz bebeğim. Şimdi dinlen."  "Abla. Ben Armağan abiye gerçekten üzüldüm. Hasta mı?" "Sanmıyorum. Yarın konuşuruz. Tamam mı?" kokusunu içime çekerek öptüm kardeşimi. Hifa'yı da böyle öperdim. Bebek kokularımdı onlar benim. Ne kadar büyürlerse büyüsünler yaşayamadığım çocukluklarımdı. "Hifa bana mesaj atıp duruyor." Odanın kapısını açmıştım bunu duyduğumda. Hiddetle geri döndüm.  "Bana bak. Sakın cevap verme. Ne derse desin cevap vermeyeceksin ona." Esma kızardı ederdi ama yufka yüreği vardı. Kime çekti demeyeceğim çünkü ben de öyleydim. Dim...  "O sürtüğe ölsem cevap vermem. Ben sadece seni deniyordum." Gülümseyerek söylemişti bunu. Tekrar Hifa'yı affedip affetmeyeceğimi sorguluyordu. Normaldi. Onun gözünde sürekli affedici konumundaydım. Benim amacım sadece ve sadece aile birliğimizi sağlamaktı. Hifa'da bizim gibi çekmişti ama onun olaylara verdiği tepkiler çok farklıydı. Onu toparlamak istemiştim ama içimde aşırı bir öfke vardı artık.  "Düşünme artık onları. Çok kısa bir süre sonra gündemimiz onlar olmayacak. Güven bana. Adana'dan İstanbul'a gelirken nasıl güvendiysen yine aynı şekilde güven kardeşim." Tebessüm etti. Odanın kapısını yavaşça kapatıp salona girdim. Amir elindeki kupayı orta sehpaya bırakırken telefonuyla ilgileniyordu.  "Uyudu mu?" kafasını bile kaldırmamıştı. Geldiğimi ayak seslerinden anlamış olmalıydı. Yanına yaklaşarak kupayı elime aldım. Dibine kadar içmişti.  "Uyuyacak. Afiyet olsun." Dedim imayla. Başını kaldırarak gülümsedi. "Senin şu alerjin nasıldı? Bir parça bile yesen nefessiz kalıyordun sanki. Öyle duymuştum." Ne demek istediğimi anlamamıştı.  "Evet. Dikkat ediyorum. Ben de gideyim o zaman. Yarın Armağan ile konuşurum." Gözlerimi kısarak yapmacık bir şekilde güldüm. Kaçak dövüş.  "Birazdan gidersin zaten. Söyleyeceklerim bitmedi." "Ne demek istiyorsun?" çok şükür aptal yerine konulan sadece ben değildim. Ne demek istediğimi anlamış ama ağzımı yokluyordu.  "O gece beni apar topar kulübe çağırdılar çünkü bir müşterinin yemek listesi karışmış ve müşterinin sıkıntısı olmuş. Ne hikmetse o müşteri az önce fıstık ezmesine karşı reaksiyon göstermedi."  "Açıklayabilirim Hesna." "Neyi açıklayacaksın? İnsanlar üzerinde nasıl bir gücün olduğunu mu? Nasıl yalan söylediğini mi?" Bu durum beni delirtmişti. Sürekli ben kimseye benzemem tavırları kocaman bir yalandı. Onun hakkında düşündüğüm ilk şeyler doğruydu işte. Sadece kendisini düşünen ve sadece zengin olduğu için her şeyi yapabileceğini düşünen içi boş aptal biriydi. "O öyle değil. Evet yalan söyledim kabul ediyorum ama gerçekten kötü bir amacım yoktu." "Kötü bir amacın yoktu demek. Beni mala çevirdiniz be. En kötü anımda kime inanacağımı bilemezken beni resmen aptal ettin. Neden yaptın bunu? Ben senden yardım bile istememişken neden bana yardım ediyorsun ayağına arkamdan iş çevirdin?" Sinirlenmiştim. Ben ondan yardım istememiştim. Dibimde biten oydu. Armağan ile yarışa giren yine oydu.  "Arkandan oyun çevirmedim. En azından seni tehlikeye atmak için hiçbir şey yapmadım Hesna." "Bilmiyorum. Bilmekte istemiyorum. Lütfen şimdi çık git. Bir daha da karşıma çıkma." Yerimden kalkarak salondan gözüken dış kapıya gittim ve kapıyı açtım. Tayyar karşımda bana merakla bakarken Amir bana yetişmişti.  "Kapat kapıyı." Sesinde yumuşaklıktan eser yoktu. Tayyar gözlerini patronundan alamıyordu. İkinci bir komutla öne doğru uzanarak kapıyı kapatınca aslında sertliğinin bana olmadığını anlamıştım. Tayyarın atağıyla arkamı dönerek kollarımı birleştirdim. "Kulübe ilk geldiğimde gördüm seni. Beş ay önce." Söylediği şeyler sesli yutkunmamı sağlamıştı. Biri bir aydır biri beş aydır tanıyordu beni. Etrafımda hayalet gibi dolanan insanlardan bir haberdim.  "Bu ne demek oluyor? Sapık mısın sen?"  "Hayır tabi ki. Seni gördüğüm gün... Onca erkeğe patronluk taslaman ve bir olayı güzelce savuşturman... Dikkatimi çektin işte. Sonra her geldiğimde seni görmek için geldim oraya. Armağan'ın seninle olan mevzusunu o gün otelde öğrendim ve seni onun yanında görünce çok kötü oldum." "Duymak istemiyorum. Çık!"  "O yüzden Ercüment'i konuşturdum Hesna. Zaten ailenden haberim vardı. Sana nasıl yaklaşacağımı düşündüğüm için bekledim. Ne yapacağımı bilemedim." Kapıyı yavaşça tekrar açtım. Beden dilimle ona kararlı olduğumu gösteriyordum. Bir şey demedim. Başımı Tayyara çevirdim. O ise bakışlarını yere sabitleyerek kapıdan uzaklaştı. "Tamam gidiyorum ama sana her şeyi açıklayacağım." Dışarıya adım atar atmaz kapıyı sertçe kapatıp içeriye geçtim. Beş ay öncesini düşünüyordum ama hatırlayamıyordum. Söylemesine göre en az haftada bir kez psikopat gibi kulübe gelmişti. Armağan'ın bıraktığı sigara gözüme çarpınca bir tane yakarak camın kenarına gittim.  Birkaç gün önce sürekli kendime kızıyordum. Bu kadar aptal mıyım diyordum ama hayır değildim. Sadece hayattaki önceliklerim farklıydı. Benim önceliğim ailem ve geçimimi sağlamakken, milletin ya da çevremdekilerin eğlenceydi. Beş dakika gördüğüm insanları beynimde tutmuyordum. İşim buydu. Bu yüzden hatırlamıyordum. Armağan da Amir'de zihnimde yoktu.  Diğer taraftan hastasın diye direten bir doktor tayfası vardı. Kendi ayakları üzerinde durmaya çalışan sıradan bir kızken birileri tarafından manipüle mi ediliyordum? Babam hariç kimsenin tavuğuna kışt dememiştim ki.  Sigarayı söndürdükten sonra etraftı toparlayarak göz gezdirdim. Yeni hayatımdaki ilk basamağa yani bu eve bakarken içim gitmişti. Senelerce kafayı yiyecek boyutta çalışmıştım. Bunu hayal etmemiştim. Esma ile ederdik bazen etmesine de o da bende gerçek olmayacağını bilirdik.  Şimdi yaşananlar gerçek üstüydü ama ister gerçek olsun ister yalan. Bana iyi gelmişti. Yıllardır yük olan ailemden uzaklaşmıştım. Bir direnç göstermiştim. Artık gerçek olacağına inanacağım hayalleri kurabilirdim.  Yatağa uzanarak ileriki günlerde neler olabileceğini düşünmeye başlarken yine uykuya dalmıştım. Telefonun sesiyle uyanınca ekrana bakmadan açıp kulağıma götürdüm. Çirkef, merhamet yoksunu kadının sesini duyunca telefonu kulağımdan uzaklaştırdım.  "Nankörler. Bu muydu babanıza reva gördüğünüz. Allah evladın hayırlısı versin. Sizin gibi evlat olmaz olsun.----" Bunun gibi şeyleri sıralarken yataktan kalktım.  "Ne istiyorsun hala?" neden hala ona saygılıydım? Ben böyle yetiştirildim diyemezdim sanırım. Kendi kendime düşündüğüm şey gülmeme sebep olmuştu.  "Ne mi istiyorum? Ne mi istiyorum? Ocağımızı yaktın Hesna. Abim hala gözaltında. Yasal süre dolduğu halde mahkemeye çıkartmıyorlar. Senin irtibatta olduğun kişiler yüzünden. Biliyoruz ama peşini bırakmayacağız." "Benim bir şeyden haberim yok hala. Biz neler çektik senin haberin var mı? Sadece ruh hastası kardeşini düşündüğün çok belli. Kanun adamı değilim. Ne nasıl olur bilmem ama siz çok iyi bilirsiniz. Bence beni değil başka bir mecrayı arayın." Ailede kız çocukları sevilmezdi. Babaannem de halamı sevmemişti. O yaşadığı sevgisizlikle bize eziyet etmişti. Dedemden gördüğü sevgi de yetmemişti. Halbuki biz her taraftan darbe almıştık.  "Şikayetini geri çekeceksin." Attığım kahkaha ile halam deliye dönmüş gibi bağırmaya başlamıştı. "Anneni götürüyoruz. Hifa'yı da. Bundan sonra çok değer verdiğin aile kavramını elinden alacağız. Bir kişiyi dahi göremeyeceksin." Benden hala ses duyamayan halam, "Kabusumuz oldun Hesna." Deyince nefretimi dökmek istedim. Ben miydim kabus? Ben miydim? "Evet. Çok değer verdim. Aile kavramını yaşamadığım için ben kendim oluşturmak istedim ama anladım ki olmuyormuş. Zorlama bir aile olmadı. Her şey ortada. Bu yüzden o ikisini de götürmeniz benim yararıma olacak. Ayrıca şikayetimi asla geri çekmeyeceğim. Bu uğurda ölsem bile böyle bir şey olmayacak. Duydun mu beni saygıdeğer halacım. Hesna eski Hesna değil. Size karşı saygıda kusur etmeyen kızınız yok artık." Daha fazla onun söylemlerini işitmemek için telefonu suratına kapattım. Normalde halamın bu söylemleriyle baya bir çökmem lazımdı ama şimdi kendimi aşırı mutlu hissediyordum. Kahkaha atmamak için dudaklarımı dişlerken daha fazla dayanamayarak saldım kendimi. Gülme seslerine uyanan Esma korkarak yanıma geldi. Muhtemelen akıl sağlığımdan endişe ediyordu.  "Abla iyi misin?" tedirgin adımlarla yanıma gelerek bana bakmaya başladı. Ona halamla olan konuşmamı anlattım ama gülerken anlattığım için çoğu şeyi anlamamıştı. "Off abla ya korkuyorum senin bu hallerinden."  "Hadi oradan Esma Hanım. Tam da istediğin gibi bir abla oldum işte." Tek dudağı kıvrılarak baktı bana.  "Evet. Bize karşı güçlü olan ablamın artık dünyaya bile pabucunu ters giydireceğini hissediyorum." Esma'yı arkamda bırakarak banyoya ilerledim. "Çok güzel demişsin hatta az bile demişsin halama." Elimi yüzümü yıkarken kapının sesini duydum. Ev ev değil yol geçen hanıydı mübarek. Amir dün Dubai'ye gideceğini söylemişti. Geleni merak ederek hemen banyodan çıktım.  "Armağan?" Dün ki kötü halinden sonra onu daha da neşeli görmek pek beklediğim bir mevzu değildi. Esma Armağan'a sıkıca sarıldıktan sonra onu salona çekmişti. Salona girerken bana göz kırpan adamın arkasından ilerdim.  "Ben şimdi hemen kahvaltı hazırlarım." Diyen Esma'yı durdurdu. "Yok tatlım. Okula gideceksin bugün. Git hemen hazırlan. İşe giderken bırakacağım seni." En son Cuma günü okula gitmişti ve bugün salıydı. Bu süreçte kendisini okuldan azat etmemişti ama çokta mantıklı düşünebilecek olaylar yaşamamıştı.  "Hadi Esma git hazırlan. Ben sana sandviç yaparım." Dedim tebessüm ederek ama Armağan bana da çıkıştı. "Sende hazırlan. İşe gidiyoruz." Yeni bir iş aramadan önce gidip Naim'in ağzına sıçacaktım. Kesin Amir yüzünden atılmıştım işten. O ya da bu sebepten fark etmezdi. Fark eden şey ona okkalı bir dava açacağımdı. Kanunlar işçinin yanında mı değil mi bilmezdim ama sosyal medyada onu güzelce rezil edebilirdim. "Armağan benim bir işim yok farkındasın değil mi?" duraklayarak, "Sen nasıl oldun?" "İyiyim. Hesna çok ciddiyim. İnat etmeni ve direnmeni istemiyorum. Bu tutumlarını ailene karşı uygularsan güzel olur." Onu dinlemeyerek buzdolabını açınca eliyle itip kapattı.  "Ne yapıyorsun Armağan?" Madem iyiydi ona karşı sesimi yükseltebilirdim.  "Senin yüzünden işe geç kalacağız. Git giyin diyorum."  "Önce Naim'in yanına gideceğim. İçimdekileri dökmem lazım. Sonra belki sürtüklerin yanına giderim. Onlara yetirince çemkiremedim." Kollarımı göğsümde bağlayarak gözlerimi tavana diktim. "Hem işsizliğimin ilk günü. Hayatımda sadece bir gün aylak aylak dolaşabilirim. Ben seninle tanıştığım gece hariç hiç izin almadım biliyor musun?" Armağan kaşlarını çatarken gülümsemişti. "Cidden mi? Tam aradığım eleman. Sedyeyle bile işe gelen tiplere bayılırım. Seni CEO yapabilirim. Şu dönem çalışanlar oto boka izin alıyor." "Üniversitedeyken, bir hocamız ölüm döşeğinde de olsanız da devamsızlık yapmayacaksınız demişti. Aklıma o geldi sen böyle konuşunca. Ne yapıyor acaba şimdi?" Armağan koluma yapışarak beni odaya doğru sürüklemeye başlarken, "Bulurum ben o hocanı ama önce giyin. Senin gibi bir çalışanı kaçıracak değilim." Dedi ve beni odanın içine ittikten sonra kapıyı kapatarak dışarı çıktı. "En fazla on beş dakika veriyorum. Harekete geç." Giyinme odasından siyah bir takım elbise alarak içine beyaz önü dökümlü salaş bir gömlek seçtim. Siyah stilettolar ve klasik bir topuzla hazırdım. Hafiften bir tık öte yaptığım makyaj gece kulübü için az bile sayılırdı ama bir otel için nasıldı bilmiyordum. Klasik kare elden tutma bir çantaya eşyalarımı koyarak salona geçtim.  "Esma. Hadi." Salonda Esma'yı göremeyince ona seslenmiştim. Normalde çabuk hazırlanırdı ama Armağan'ın ona aldığı kıyafetlerin içersinde kaybolduğuna garanti verebilirdim.  "Çok hoş gözüküyorsun." Armağan beni iyi etmek için çırpınırken ben fazla mı kuşkucu davranıyordum? "Dün olanlardan haberin var mı?" onun bağırmasını kastettiğimi düşünerek, "Dün olanları konuşmak istemiyorum Hesna. Sadece karanlıkla aram pekiyi değil. Bunu bil yeter." Dedi. "Yok onu söylemek istememiştim." İzin vermiyorsa özeline saldıracak değildim. Kendimi kötü hissetmiştim. "Amir bana teşhis koyan doktorun doğru teşhis koymadığını söyledi. Bugün başka bir doktora gitmem lazım." Armağan dediğime baya şaşırmıştı. Masum bir ifadeye bürünerek ve kuşkuyla bakmaya başladı.  "Nasıl yani? Neden bu kanıya vardı? Ayrıca doktor nasıl yanlış teşhis koyar?" sorduğu sorulara cevap veremeden devam etti. "İçme sakın o ilaçları. O teşhis yanlışsa ilaçlarda yanlıştır. Ben sorarım ona." Yerinden kalkarak montunun cebinden telefonunu çıkarttı. "Hatta Esma'da içmesin ilaç falan. Lan ben onun ebesini bellemez miyim?" toplumca çok meraklısıydık birilerinin ebesini bellemeye. Küfür kıyamet büyümüş bir insan evladı olarak çok hoşlandığım söylenemezdi ama sinir anında herkes buna sarılırdı.  "Amir'in beni beş aydır tanıdığını biliyor muydun?" Arkası bana dönükken sormamam lazımdı. Şimdi surat ifadesini göremiyordum. Telefonunu kulağına götürerek bir müddet bekledikten sonra doktora hemen ofisine gelmesini söyledi. Adamlarına aldırtacağını da Ercüment'e verdiği direktifle anlamıştım. "Armağan sana bir soru sordum." Hala telefonuna bakarken yavaşça bana döndü.  "Anlamadım. Ne demiştin?" "Telefondan başını kaldırırsan anlatacağım." Bir şekilde bildiğini hissetmiştim. Bana yalan söylememek için mi yoksa söyleyecek bir yalan bulmak için mi vakit kazanmaya çalışıyordu? "Dün neden telefon görüşmesini dinledin?" "Ben hazırım." Esma odaya girince Armağan telefonunu cebine atarak yanıma geldi.  "Daha vakti var. Her şeyi anlatacağım." Benden uzaklaşırken tekrar geriye döndü. "Amir sana karşı kusursuz olabilecek biri ama bize karşı değil. Bu yüzden ona güvenmiyorum." "O zaman neden iki dost gibi davranıyorsunuz?" Hep birlikte asansöre binince konu kapanmıştı. Şimdilik kapanmıştı. Onlar istedi diye kapanan ne çok konu vardı be! "Armağan abi. Ablam halamla konuştu." Armağan önce bana baktı sonra Esma'ya döndü. "Aramızda yaş farkı var evet ama abi deme bana ya. Harbi yaşlı hissediyorum kendimi." İşte yine içi çocuk Armağan piyasaya adım atmıştı. "Dua et amca demedi. Bence abi demeye devam etmeli." Sevgiye aç kardeşim bu durumu yanlış anlayabilirdi. Ben bile neyi neden yaptığını bilmezken Esma bu karmaşık durumları doğru şekilde analiz edebilir miydi? "Amca mı? Ne amcası be! Evin en küçük erkek çocuğu gibiyim ben. Hadi sizi kırmayayım, en fazla yaşıtınız olurum." Esma Armağan'a hayranlıkla bakarken gülümsüyordu. Asansörden inince hemen yakında olan araca doğru ilerledik.  Ercüment şoför koltuğuna geçerken Esma'yı yanına oturttum. En azından ben duygularımdan emindim.  "Ne dedi halan?" "Şikayetinden vazgeç diyor. Ayrıca yasal süreyi doldurmamıza rağmen mahkemeye çıkmadıkta dedi. Ne demek istedi? Ben adli işleri pek bilmem." Nasıl ki bir doktorun işini bilmiyorsam bu konuları da bilmiyordum. Ben kendi uzmanlık alanımda iyiydim. Bununla övünebilirdim ama diğer konulara yabancıydım. Bunun için her işin uzmanı yok muydu zaten? "Yasal süre en fazla üç gün ama biz bunu uzattık. Amir'in benden daha güçlü bağlantıları var. Yine yasalara uygun bir kılıf hazırlandı ama avukatlar hazırlanana kadar baban gözaltında kalmaya devam edecek." Devlet işlerine de aklım ermezdi. Aslında ererdi ama ney neden yapılır bilemezdim. Olmaması gereken şeyler olur, bazen haksızlıklara kimse dur demezdi. Şu an Amir'in ya da Armağan'ın nüfuzunu kullanarak yaptığı da canımı sıkmıştı. Sıradan bir vatandaş olsaydım muhtemelen babam dışarıda olacaktı ve onun elinden kimse bizi alamayacaktı.  "Amir'in gücü... Önemli biri mi?" Amir için google araması yapmamıştım. Vaktim olmamıştı ama aklıma da gelmemişti. "Dünyanın üçüncü zengini Amir. Aslında altın klozet konusuna haklıydın. Vahşi hayvanlar konusunda da. Adamın ilginç zevkleri var." ben Amir'e klasik bir zengin gözüyle bakarken adam dünyanın en zenginleri arasında çıkmıştı.  "Ne iş yapıyor?"  "Teknik olarak hiçbir iş yapmasa da olur." Dubai Birleşmiş Arap Emirliklerine bağlı yedi emirlikten biriydi ve bu ülkedeki Araplara Emirati denirdi. Özellikle Dubai'de Emirati'lerin azlığından dolayı devlet onları koruma altına almıştı. Teknik olarak dediği kısım bu olmalıydı. "Telekomünikasyon şirketi var. Sağlam bir şirket. Suudi Arabistan'da petrol rezervleri, inci ticareti, birkaç tane ultra lüks kesime hitap eden otelleri ve bir havayolu şirketi var ama o uçakların iç dizaynı altın kaplamalı ve gösterişli. Daha çok zenginlere hitap eden bir yanı var." bunları duydukça kalp atışlarım yükselmeye başlamıştı. Lanet olası adam bana kafayı takmış mıydı? Onun eline düşersem cenazem bile ülkeme geri gelmezdi. Esma'nın hayret dolu söylemlerini keserek, "Evli mi? Çocuğu var mı?" Armağan ne demek istediğimi anlamıştı.  "Evli değil. Uzatmalı bir ilişkisi vardı ama sadece göstermelik gibi bir şeydi. Günlük ilişkiler tercihi. Bu yüzden ona ulaşmak isteyen insanlar kadın faktörünü hep elerler. Adam düzgün biri. Böylesine bir düzgünlüğe ulaşmak zordur. Kimsenin önünde eğilmen gerekmez. Ayrıca dünya görüşü diğer Araplar gibi değil. İki erkek iki de kız kardeşi var. Erkeklerden birinin çok düzgün evlilik hayatı varken diğeri bizim zampara gençlik gibi. Kızlar okumuş ve kültürlü. Kendi şirketlerinin başındalar. Kadın stoku yapan biri değil." Harem yerine stok kelimesini seçmişti. Arap Emirliklerinin çoğu böyle miydi bilmiyordum? Aslında biraz araştırma yapabilirdim. Ney ile karşı karşıya olduğumu bilirdim.  Okulun önüne gelince Esma ile vedalaştık. Her ihtimale karşı Armağan Esma'nın yanına bir adamını bırakmıştı. Halamlar bizi tehdit ederken tek kalmaması daha iyiydi. Buna hayır diyememiştim. "Şimdi sıra amcan ve halana geldi." Ercüment bu süreçte ilk defa konuştu. Şeytani bir gülüş içerisindeydi. "Mafyacılık oynayacağız." "Ne?" Ercüment'in bulaşıcı gülüşü beni de güldürdü.  "Vallahi bana bakma. Ercüment'in fikri. Esma onlardan bahsedince bir ziyaret edelim dedi. Önce onların yanına gideceğiz sonra da yeni bir doktora. Sonra da işe gideriz." Araç babaannemin evine doğru giderken tırnaklarımı yemeğe başladım. Armağan dik durup onları çıldırtacak düzeyde gülümsememi istedi. Gerisini Ercüment'e bırakacaktık. Onların planına göre bir daha yanımıza bile yaklaşamayacaklardı. Amcam babam gibi değildi. Gölgesinden bile korkardı ama diğer taraftan babam ne derse o olurdu. Bu yüzden ne düzeyde etkili olurdu kestiremiyordum.  Araçlar sitenin girişine girecekken önünüzdeki arabalardan ilerleyememiştik.  "Sonunda renksiz hayatımıza renk geldi."  "Baya eğleniyorsun Ercüment." Mafyacılık demişti ama daha çok polisçilik gibiydi. Mesleğini özlüyor olabilirdi.  Öndeki araçlardan bir adam inerek güvenlikle konuştu. Normalde sıkı olan güvenlik kapılarını sonuna kadar açmıştı.  "Öndekiler de arkadakiler de bizden." Önde üç araç vardı. Arkama döndüğümde 3 araç daha gördüm. Evin önünde durunca filmlerdeki gibi aynı anda kapıları açıldı. Ben bile bu durumdan korkmuştum. Ercüment'in eğlendiği kadar vardı. "Siz bekleyin." Diyerek araçtan indi. Evin zilini çalıp beklerken tedirginlikle onları izledim. Kapı açıldı. Halam ve arkadında amcam vardı.  "Bu hazırlıklar senin için. Zevk al." Zevk mi? Onların surat ifadesini görünce nirvanaya ulaşmıştım. Ercümen'in bir baş hareketiyle aracın etrafını saran korumalardan biri kapımızı açtı. Armağan ile aynı anda inerek onun yanıma gelmesini bekledim. Bugün telefonda çemkiren halam ağzı beş karış açık bana bakıyordu. Dışarıda topuklu ayakkabılarımın sesinden başka ses yoktu.  Kaderimin yönünü değiştirmek zordu. Çıldırmam an meselesiydi. Elimden her şeyi almışken çelik gibi karşılarındaydım. Vicdanımı koparıp atmışlardı. Beni gömdükleri çukurdan böylesine bir yükselişle çıkmam hepsini dumur etmişti.  "Halacım, amcacım. Kabusunuz geri döndü." 
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE