Ağları Örülmüş Kader ✓

1045 Kelimeler
Derler ki; dünyada hangi dağları aşmış olursan ol, aklın takılıp düştüğün taşda kalırmış. Poyraz da köye döneli neredeyse bir aya yaklaşmıştı. İlk birkaç gün dinleneceğim diyerek kendini avutsa da üçüncü gün işlerin başına geçmeye karar vermişti. Sabahları erkenden kalkıp şirkete geçiyor evrak işlerini toplantıları halledip işten gelip ayağının tozuyla araziye çıkıyordu. Geniş arazileri bereketli olduğundan ayçiçeğinden , mısıra, meyveden, sebzeye her türlü tarıma elverişli durumdaydı. Üzüm bağları desen değil köyde, tüm civar illerde dahi lezzetiyle kalitesiyle nam salmış durumdaydı. Onun hasatı ile de ayrıca meşgul olması gerekliydi.Bu konuda amcasının ve babasının tecrübelerinden faydalanması gerekecekti. Ama aklının bir köşesinde, ona bakır rengi saçlarıyla güzel gözleriyle kızgın bir yüzle bakan kızı düşünmeden edemiyordu. İlk aralar kahyaya sorup araştırmayı düşünmüştü, ama sonra kızın evli olma ihtimali ile bu fikrin pek hoş bir durum olmayacağı kanaatine varmıştı. İçerilerde bir yerde kızın bekar olduğunu fısıldıyordu iç sesi ama kim olduğunu dahi bilmediği kız içinde ortalığı ayağa kaldırmak istemiyordu. Şimdilik. Ama şirkette, arazide, köyde dolaşırken gözleri sürekli o kızı arıyordu. Hayal gördüğünü bile düşünmüştü bir ara aklının ona oyun oynadığını falan. Zira kız gerçek olamayacak kadar güzeldi. Olabilirdi. Ama arkadaşları ile olan samimi sohbetini, insanın aklını başından alan gülümsemesini , kızın kendisine olan azarını hatırlayıp varlığının gerçek olduğuna ikna etmişti. Nasibinde varsa o kızı tekrardan görmek, illa ki olacaktı bu karşılaşma. Ama bu karşılaşmanın fazla geç olmamasını umut ediyordu. Velhasılı, kalbinde kimliği belirsiz bir huri elinde bitmek tükenmek bilmeyen işlerle boğuşuyordu Poyraz. Elbette ki halinden şikayetçi değildi. Zira yıllarca bu anı beklemişti. İşlerin başına geçmek ve ailesine en uygun şekilde ağalığı yürüttüğünü göstermek istiyordu. Kendine güveni tamdı. Ufak tefek aksilikler çıksa da bir aya yaklaşan sürede en iyi şekilde idare ettiğine inanıyordu. Tabi ki eve her geldiğinde ailesinin yüzündeki memnun ve gururlu ifade bunun en büyük kanıtıydı. Ha mutlu muydu orası tartışılırdı. Hoş bunu sorgulayacak durumda da değildi zaten . Ailesinin beklentilerini boşa çıkarmamak için kendi isteklerini gözardı edebilirdi bir süre. Yine sabah erkenden şirkete gitmiş iki toplantı birden yapmıştı. Önünde açık duran ekrana o kadar çok odaklanmıştı ki; sekreterin kapıyı üçüncü kez tıklamasını dahi zor duydu. "Gel" dedi gözlerini bilgisayardan çekmeden. Suna hanım içeri başını uzatıp" Efendim Hamit bey geldiler, Halil Bey'in odasında olduğunu size bildirmemi istediler " dedi kibar bir üslupla . -"Tamam "dedi Poyraz kadına bakmadan. Tam çıkarken "amcamın odasına kahve gönderir misiniz?" -"Elbette" diyerek onu onaylayan kadın kapıyı çekip çıktı. Son düzenlemeleri de ayarlayıp e posta ile gerekli birimlere gönderdi. Ardından bilgisayarı kapatıp ayaklandı. Odasından çıkıp koridorun sonundaki amcasının çalışma ofisine doğru ilerledi. Kapıyı tıklayıp girdiğin de babasıyla amcasının koltukta sohbet ettiklerini gördü. -"Gel bakalım Poyraz" dedi Hamit bey otoriter bi sesle. "Bizde senden bahsediyorduk". -"Hayırdır?" deyip babasıyla amcasını rahat göreceği şekilde koltuğa yerleşti. - "Amcan şikâyetçi senden haberin olsun" dedi babası rahat bir şekilde koltuğa sırtını yasladı. Delikanlı tek kaşını kaldırarak meraklı gözlerle amcasına baktı -"Bi yanlışımız mı olmuş?" dedi.. Amcası babasına ters bir bakış atıp" yok oğlum "dedi. "Bakma sen babana. Yüzünü doğru düzgün görmediğinden konu açınca. Ben şirkette bile görmüyorum dedim onu söylüyor." -"Haklısınız amca ama bir süre böyle olması gerekiyor biliyorsunuz. Şirketin düzenine alışmak için" dedi. -"Biliyorum oğlum "dedi babacan bir tavırla. "Ama çok yoruyorsun kendini be oğlum. Dünya'nın arkasından mı yeteceksin?" -"Çalışşın bakalım daha yaşı genç"dedi Hamit Ağa Poyraz'ın cevap vermesine kalmadan. "Biz onun yaşındayken yorulma nedir bilmezdik." Biraz sonra kahveleri getiren Suna hanımla konuşmayı yarıda bıraktılar. Herkese teker teker servis edilirken en son kahvesini alan Poyraz, "Keklik kayasındaki üzümlerin bozum zamanı geldi " diyerek söze giren amcasına çevirdi bakışlarını. "Bir kaç tane firma ile görüştüm ama olumlu dönüş yapmadılar yine" dedi. -"Bahçenin yolunun bozukluğundan ve bağların kayalık içinde olmasında dolayı pek yanaşmak istemiyorlar her zaman ki gibi" dedi babası. -"Başka firmalarla iletişime geçelim" dedi Poyraz. "Belki de fiyat yükseltmek için yapıyorlardır? İstanbul' da bile bu şekilde hileyle müşteri tutan pek çok firmadan bahsetmişti bizim stajyer sorumlumuz." -"Yok oğlum" dedi Hamit bey ciddiyetle. "Çocukluktan beri tanırım firma sahiplerini taa babalarıyla iş yapardık zamanında. Evvel ki sene hatıra binaen bir daha deneyelim dedi çocukta ,üzüm kaldırma makinasının motorunu indirdi zorlayacağım diye." "Ee ne yapacağız peki çürümeye mi bırakacağız?" Poyrazın bu sabırsız tavrı iki adamı da gülümsetti. "Niye bırakalım oğlum" dedi amcası ilgili bir sesle."Yolu ne kadar bozuk, bağın içi taşlı ve zorluysa üzümleri de bi o kadar bereketli ve kaliteli bilmiyor musun?" Biliyordu Poyraz daha küçücük çocukken büyük amcaların dahi o bağ için kavga ettiklerini, yolu ne kadar bozuksa üzümlerinin kimsede olmadığı kadar iri taneli ve lezzetli olduğunu, hatta ülkenin farklı köşesinden hasat zamanında sırf o bağın üzümünden almak için sırada bekleyen müşterilerini çok iyi biliyordu. "Ee ne yapacağız peki?" Bir taraftan kahvesini içip diğer taraftan babasıyla amcasının vereceği cevabı bekledi. "Köyden adam bulup elimizle toparlatacağız." diyerek göz kırptı amcası. "Eski usul anlayacağın, her sene böyle yapıyoruz tabi ücreti mukabilinde." Doğru ya yıllardır bu şekilde yapılıyordu o bağın bozum işlemi. Babasıyla tarla bahce arasında mekik dokurken yeterince şahit olmuştu aslında. -"Haber saldın mı köye ? dedi bu sefer babası amcasına bakarak. "Kahyaya emri verdim abi hatta Çınarlı köyünün muhtarına da söylemiş oda kahvede duyuracak gelmek isteyenler için. Bizde buradan traktörü göndeririz erkenden, milleti toparladık ettik diyene kadar vakit kaybetmemiş oluruz. Ne kadar çabuk toparlanırsa o kadar iyi bizim için." "Öyle öyle "diyerek tasdikledi Hamit bey. "Biran önce toparlamak lazım, bozum zamanı geldi.Yakında aramaya başlar bizim daimi müşteriler." "Haklısın" dedi amcası gülümseyerek. "- Eee bitti mi senin işin?"diyerek bu sefer Poyraz'a baktı babası. "Yani ufak tefek imza işlerim var ama genel olarak bitti gibi." "iyi ben buradayken hallette birlikte çıkalım madem. Sultan Hanım su böreği yapacakmış herkesi toparlayıp gel deyip beni vazifelendirdi." "-Oo emir büyük yerden kızdırmayalım madem hanım ağamızı" deyip hızla yerinden doğruldu Poyraz. Başıyla müsade isteyip odasına yollandı. Babası arkasına yaslanıp bacak bacak üzerine atıp buruk bir gülümsemeyle baktı giden oğlunun arkasından. Aklına gelenlerle iç çekip Poyraz'ın çıktığı kapıda daldı gözleri. Abisinin durgunlaşıp sesli iç çekişini dikkatle izleyen Halil bey yıllardır yüreğini deşen vicdan azabıyla bakışlarını kaçırdı. Ona kalsa şimdiye kadar on kere itiraf etmiş abisini kaybetme pahasına gerçeği anlatmıştı. Ama ... Aması vardı işte. Bu vebal ömrünün sonuna kadar yağlı bir urgan gibi boynundan inmeyecekti biliyordu. Bazı günahların hesabı ahirete kalıyordu. Hangisi daha az acıtırdı bilemezdi ama abisine karşı, ömür boyu başı önde olacaktı. O bilmese bile. Karşına geçip helallik isteyememeside cabasıydı. Bu hayattan tek isteği ölürken kolay can verebilmek olacaktı. O böyle düşünürken elbetteki kaderin onlar için çizdiği yoldan habersizdi...
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE