Bölüm 2: Yeni Kimlik😯

2150 Kelimeler
Banyo kapısına ulaştığımda kapı kulpunu yavaşça indirdim ve kafamı usulca içeri soktum. Ama beklemediğim bir görüntü karşısında gözlerim büyüyerek kala kaldım. Bu nasıl bir manzaraydı böyle!? Suyun altındaki öpücük yağmurunda gözümü gezdirdim. Banyoda karımın öpücük sesi yankılanıyordu. Oha ama!? Benim banyomda!? Benim karımla! Bedenimde kaynayan kıskançlık hissi ile banyoya hızlıca daldım. ‘’Arven! Ben de istiyorum!’’ ‘’Ay Candar! Ne yapıyorsun!?’’ ‘’Beni de Aşir’i öptüğün gibi öp. Aynısından istiyorum, bana ne!’’ Arven Aşir’i kucağına almış bedeninden su akmasını sağlıyordu. Bir yandan da Aşir’in yanaklarına sulu sulu öpücükler konduruyordu. Beni gördüğünde hiçte şaşırmış gibi değildi, sanki burada olduğumu zaten biliyordu. ‘’Ne var siz de çıplaksınız?’’ ‘’Aşir’in psikolojisini etkileyeceksin!’’ ‘’Ha sen böyle etkilemiyorsun yani?’’ Karımın çırılçıplak bedenini zevkle süzdüm. Bu nasıl bir kadındı, adeta bir tanrıçaydı. ‘’Arven..’’ ‘’Efendim Candar?’’ Aşir’i göğsüne bastırarak bir kez daha suyun altına geçti, birkaç saniye sonra Aşir’i kenara aldı. ‘’Suyun altında nefes alamıyor mu?’’ diye şaşkınlıkla sordum. ‘’Sen alabiliyor musun?’’ dediğinde birkaç saniye düşündüm. ‘’Hayır alamıyorum.’’ ‘’Ee haliyle o da alamıyor.’’ ‘’Eee anne karnında nasıl nefes alıyor?’’ Arven Aşir’in agu gugusu arasında şefkatle kafasını öptü. Sonra da bana, ‘’Oksijeni kordon ve plasenta vasıtasıyla annelerinden alırlar.’’ dedi. Mantıklıydı, yoksa zaten boğulurlardı. Öyle değil mi? Aşir Arven’in göğsüne sığınmışken, bende Arven’in arkasından beline sarıldım ve omzuna minik öpücükler kondurmaya başladım. ‘’Bir an önce bizimde bebeğimiz olsun istiyorum.’’ Arven ‘’Bilemiyorum..’’ diye nazlı şekilde mırıldandı. ‘’Ne demek bilemiyorum? Bunu bana sen şart koştun ya? Benden mehir olarak kız çocuk istedin papatyam?’’ Arven burnundan soluyarak göz ucuyla bana baktı. ''Hay papatyanı arılar kovalasın Candar ağa! Hala mı papatyanım, hem de gördüklerinden sonra?'' Arven konağın avlusunda gözümüzün önünde, kardeşimin kocası Vedat itini öldürmüştü. Hem de gözünü bile kırpmadan! Onun sayesinde hamile kız kardeşim Sevim hayatta kalmış, oğlu Miran Adal ise sağlıklı şekilde dünyaya gelmişti. Ben.. Arven’e bu konuda minnettardım. Eğer bir saniye geç müdahale etseydi, silahtan çıkan kurşun suyu gelmiş kardeşimin kafasına saplanacaktı. ‘’Evet, şimdi daha çok papatya olmaya ihtiyacın var.’’ Arven bakışlarını banyo fayanslarına çevirirken gözlerini devirdi. Parmaklarımla karnını okşayarak aşağıya doğru yol aldığım sırada, Arven poposuyla beni yumuşak şekilde ittirdi. ‘’Aşir kucağımda Candar!’’ ‘’Görüyorum bebeğim. Bak! Aşir suyu tutmaya çalışıyor.’’ ‘’Candar..’’ diye cilveli şekilde bana seslendi. ‘’Efendim canımın içi karım?’’ ‘’Ben Aşir’in babası ile görüştüm.’’ Şaşkınlıkla Arven’i kendime çevirdim. ‘’Ne zaman? Neden?’’ diye sordum. İçime resmen bir öküz oturmuştu, çünkü Aşir’e fazlasıyla alışmıştım. Şimdi ondan koparak Aşir’i babasına verecek olmamız anında moralimi bozmuştu. ‘’Aşir’in babası konağa geldi. Biz..’’ bakışlarını ikimizin üstünde gezdirdi. ‘’.. demeye çalıştığım sen ve ben, onunla bir anlaşma yaptık.’’ Tek kaşımı kaldırarak, ‘’Benden habersiz?’’ diye sordum. Çünkü bu konuda tavrım açık ve netti. Her konuda kararı birlikte verecektik, benim yerime asla karar almayacaktı. Kirpiklerinin altından konuşarak, ‘’Biliyorum… Ama Senin kabul edeceğine emindim, o yüzden.’’ dedi. Arven, beni nasıl etkileyeceğini ve nasıl konuşması gerektiğini çok iyi biliyordu. Arven Reis.. fena ötesi fena bir kadındı! Neyse ki gözlerim bunları göremeyecek kadar kördü, çünkü bu kadına yıllardır körkütük aşıktım. ‘’Anlat bakalım.’’ diye ılımlı şekilde konuştum. Arven dudaklarını konuşmak için aralamıştı ki, onu sorduğum soruyla bir anda susturdum. ‘’Aşir’in babası kim? Ben tanıyor muyum?’’ Kafasını olumlu olarak salladı. ‘’Aşir’in babası teyzemin oğlu.’’ Şaşkınlıkla dudaklarım aralandı. O zaman Aşir’in annesinin sınırda ne işi vardı? Kadın Suriye’den Türkiye sınırına kadar en az bir saat doğum yaparken yürümüştü. Doktor kadının hastaneye geldiğinde kan revan içinde olduğunu söylemişti. Hatta ‘oğlunu koruma içgüdüsü ile, hamile şekilde en az bir saat yürümüş’ demişti. Doğuma sayılı günleri kalan hamile bir kadın, hem de doğu sınırında neden bir saat yürümüştü? ‘’Her neyse, o geldi ve biz Aşir’in babası ile bir anlaşma yaptık.’’ ‘’Neymiş bu anlaşma? Bizden Aşir’i mi istiyor, ne zaman ona vermemizi söyledi?’’ Sesim endişeli şekilde çıkmıştı. Çünkü Aşir’i asla vermek istemiyordum, üstelik Aşir’in velayetini almak için başvuru yapmıştım. ‘’Bebeğin bizimle kalmasını kabul etti.’’ Gerilen kaslarım rahatlarken derin bir nefes verdim. ‘’Bu güzel..’’ ‘’Ama..’’ dedi. ‘’Onun soyadını mı taşımasını istiyor? Velayeti onda mı olacak?’’ ‘’Hayır, sen ve ben ortak velayeti çoktan aldık.’’ Kaşlarım bir anda çatıldı. ‘’Ne ara!?’’ ‘’Canberk halletti, bugün sana Aşir’in kimliğini ve belgelerini verecekti. Daha vermedi mi?’’ O anda ceketimin iç cebine yerleştirdiğim zarflar aklıma geldi. ‘’Ah! Evet verdi, ama henüz zarfları açmadım. İçlerinde ne olduğunu bilmiyordum.’’ Arven kafasıyla beni onayladı. Aşir üşümesin diye arada onu üstümüzden akan suya sokup çıkarıyordu. Bir yandan da Aşir’e sardığı kollarıyla vücut ısısını korumasına yardımcı oluyordu. ‘’Kimsenin onun oğlu olduğunu bilmemesini istedi.’’ Kaşlarım otomatik olarak çatıldı. ‘’Bu da ne demek?’’ ‘’Aşir, bizim zor durumdan kurtardığımız evlatlığımız olarak bilinecek. Hiç kimse, Aşir’in gerçekten ailemize ait olduğunu öğrenmeyecek.’’ ‘’Neden!?’’ diye hayretle sordum. ‘’Çünkü Aşir’i korumak istiyorsak, bunu gerçekten yapmalıyız. Yani.. Aşir’in öz babası öyle söyledi.’’ ‘’Aşir’in babası tehlikeli bir adam mı?’’ Arven dudak büzerek birkaç saniye düşündü. ‘’Benim kadar değil. Ama sıralama yapacaksak, benden hemen sonra geldiğini söylemek yanlış olmaz.’’ ‘’Tabii henüz.. yakında bu değişecek.’’ Bazen Arven’i anlamıyordum. İşte şu anda onlardan biriydi. Karım bazen açıkça bir şeyleri söylüyordu, ama ben romanın ortasından başlamış gibi hissediyordum. Sanki bu Kraliçe isminde bir devam kitabıydı, ve ben henüz Konağın Delisi kitabını okumamıştım. Çok.. çok ama çok ilginçti. ‘’Peki, teyzenin oğlunun ismi ne?’’ ‘’Aren A..’’ Arven bir anda sustu. Gözlerimi kısıp ne olduğunu anlamak için ona bakarken, karımın bakışları banyo kapısını buldu. Birkaç saniye sonra da banyo kapısı tıklandı. Şaşkınlıkla Arven’e baka kaldım. Çünkü bunu öncesinde nasıl anlayabilmişti, asla çözemedim. Gözlerinde kızılötesi ışınlar mı vardı? Hayır.. üstünde bir ekipman falan var desem.. eee yoktu. Arven şu an çırılçıplak karşımdaydı. ‘’Efendim Ayşegül?’’ diye seslendiğinde daha da fazla şaşırdım. Kimin geldiğini nasıl anlamıştı? Ayşegül ses bile çıkarmadan sadece kapıya tıklamıştı. ‘’Hanımım uzun kalınca merak ettim. Aşir için bir şeyler lazım mı?’’ diye sordu. Arven ve ben kısa süre bakıştık. Arven kısık bir sesle, ‘’Sanırım senin burada olduğunu söylememem gerekiyor değil mi?’’ diye sordu. ‘’Ee bi’ zahmet Arven!’’ ‘’Ama hani yatak odamızda tüm sınırlar kalkıyordu?’’ O sırada kapı yeniden tıklatıldı. ‘’Hanımağam?’’ diye Ayşegül yeniden sordu. ‘’Çıkıyoruz şimdi Ayşegül. Sen terası bir kontrol eder misin güzelim? Sofrada eksik bir şey kalmamış olsun.’’ ‘’Emrin olur hanımım, hemen kontrol ediyorum.’’ Kenardaki şampuanı alarak saçıma döktüm ve hızlıca yıkandım. O sırada ise Arven soğuk fayanslara dayanmış, manzaranın tadını çıkarıyordu. ‘’Fayanslar soğuk değil mi? Üşümedin mi?’’ Elimle Arven’i suyun içine çektim. ‘’Yok yok! Ben burada gayet iyiyim, sen devam et kocacığım.’’ Aklından neler geçiyorsa bakışları arzu ile parlıyordu. Beni de müstehcen hayallerine davet ediyordu farkında değildi. ‘’Arven..’’ Arven cilveli ama kısık bir ses tonuyla, ‘’Söyle, kocacığım?’’ diye sordu. ‘’Çok fena kaşınıyorsun.. üstüne de gel beni kaşı diyorsun, ona göre.’’ Arven arsızca kafasını olumlu olarak salladı. ‘’Gelsen de keşke beni kaşısan!’’ Gözlerimi sıkıca yumarak aklımdaki düşünceleri resmen unutmaya çalıştım. Arkamı Arven’e dönerek son kez durulanmaya başladım. Arven ise beni bu halde görmek hoşuna gidiyor gibi, o müptelası olduğum sesiyle kahkaha attı. Dayanamayarak göz ucuyla ne yaptığına baktım. Arven önce Aşir’i ufak bir havluya sardı, sonra da kendisi havluya sarıldı. ‘’Aşirciğim bugün acaba hangi iç çamaşırını giysem? Şu ateş kırmızısı dantel detaylı olanı mı? Yoksa beyaz jartiyerli olanı mı?’’ Gözlerimi kocaman açarak soğuk suyun altında kalmış gibi irkildim. Kafamı anında ona doğru uzanıp, ‘’Ufacık çocuk nereden bilsin Arven? Sen kırmızı olanı giy bence.’’ dedim. ‘’Ihmm.’’ diye adeta inleyerek mırıldandı. ‘’Tamam kocacığım, sen öyle istiyorsan kırmızı olanı giyerim.’’ dedi ve arkasına bile bakmadan banyodan çıktı. Beni resmen elinde oynatıyordu, bu nasıl kadındı böyle? Aklıma Arven’in kırmızı iç çamaşırlı hali geliyor ve istemsiz olarak belli organlarım hareketleniyordu. Lanet olsun ama! Bu kadın beni fena sınıyordu. Yeniden ve.. yeniden. Arven! Andım olsun seni altımda öyle bir kıvrandıracağım ki, bana rahatlamak için yalvaracaksın. Aha da.. Elimi soğuk fayansa değdirip imzamı attım. ..buraya yazıyorum! Üçümüzünde işi bitince odadan dışarıya birlikte çıktık. Konak hizmetçilerinden orta yaşlardaki Yeliz bizi görerek yanımıza geldi. ‘’Hanımağam Aşir’i alayım, rahat rahat ailecek yemek yiyin.’’ dedi. Arven’in Aşir’i kendisine teslim etmek konusunda tereddütte kaldığını anlayınca, Yeliz ‘’Miran bebekte bizimle merak etmeyin. Gözünüz arkada kalmasın hanımım, ben çok bebek baktım.’’ dedi. Arven kucağındaki bebeği Yeliz’e emanet etti. ‘’Bebekleri gözünüzün önünden ayırmayın.’’ diye tembihlerken fazla ciddiydi. Yeliz, ‘’Emrin olur hanımağam.’’ dedi ve yanımızdan uzaklaşarak konağın oturma odasına girdi. Ben de karımın elini tutarak terasa çıkmak için merdivenlere yöneldim. Arven bir anda, ‘’Mahmudi gözünü bebeklerden ayırma, yemin ederim seni Ürdün’e sürerim.’’ diye bir tehdit savurdu. Ne olduğunu anlamayarak sağımıza solumuza baktım, ama Mahmut burada yoktu. Hem bebeklere de o bakmıyordu ki? Arven bana dönerek, ‘’Ne oldu?’’ diye sordu. ‘’Ben..’’ ‘’Neyse, bir şey yok.’’ dedim. Yanlış mı duymuştum? Yok canım! Nasıl yanlış duyabilirdim ki? Merdivenlerden çıkmaya devam ederken, ‘’Az önce Mahmut’a seslendin ya, onu anlayamadım.’’ dedim. Arven sağ elini havaya kaldırarak, elinin baş parmağı ile işaret parmağı arasındaki yumuşak dokuyu gösterdi. ‘’Burada adamlarımla iletişim kurmamı sağlayan bir implant var.’’ dedi. Şaşkınlıkla Arven’in ne söylediğini anlamaya çalıştım. Elbette implantın ne demek olduğunu biliyordum, ama onların sistemi nasıl çalışıyordu merak etmiştim. ‘’Kulağımda da bir implant var. Sağ elimdeki implanta dokunduğumda, kulaklığım aktifleşiyor ve yapay zeka sayesinde sesli komut verebiliyorum.’’ dedi. Sonra konuşmaya devam ederek, ‘’Bunlar ülkemizin bulut sunucularına bağlı, onlarda özel uydular ile iletişim kurmayı sağlıyor.’’ dedi. Arven’in aslında her şeyi nasıl da bildiğini şimdi anlamıştım. Ayşegül’ün odamıza geldiğini biliyordu, çünkü adamları Arven’e haber vermişti. ‘’Yani uydu, yapay zeka ve bulut teknolojisi sayesinde, dünyanın herhangi bir yerinde belirlediğimiz grup hatlarıyla ya da bireysel hatlarla kesintisiz iletişime geçebiliyoruz.’’ Arven kendi kendine kafasını aşağı yukarı salladı. ‘’Evet.. bu şekilde örnekleme yapabilirim.’’ dedi. Aslında anlamıştım. ‘’Dur bir dakika! Gece’nin doktor olarak konağa gelmesi.. senin şu kumamla konuştuğunu söylemen.. dahası bir anda ortaya çıkan şahitlerin falan, bunları bu şekilde mi ayarladınız?’’ Arven beklenmedik şekilde kahkaha attı. ‘’Saeed’i bu kadar kolay benimseyeceğini düşünmemiştim.’’ Dilimi ısırarak Arven’e ters şekilde baktım. ‘’Sürekli kuman kuman diyorsunuz.. oradan alışkanlık kaldı. Ben.. seni bir başkasıyla asla paylaşamam!’’ ‘’Yavrum, Saeed ile aramda olanların anlaşmalı olduğunu biliyorsun. Sakin ol.. ben de senden başkasının bedenini hiçbir zaman arzulamadım.’’ Arven yüzünü buruşturdu. ‘’Ne oldu?’’ ‘’Muhtemelen senden önce birine karşı böyle duygular hissetseydim, onu kendi ellerimle öldürürdüm.’’ dedi. ‘’Ne!?’’ ‘’Zayıf bir yanımın olmasına asla tahammül edemiyorum! Ben her koşulda ve her şartta mükemmelim. Artık birden çok zaafım var, bu da zafiyete neden olabilir.’’ Omuz silkeleyerek, ‘’Şimdi her zamankinden daha fazla dikkatli olmalıyım.’’ dedi. Birden fazla zaafı dediği, muhtemelen ben ve Aşir’di. Başka kimi ya da kimleri kastetmiş olabileceğini bilmiyordum. Terasa çıktığımızda mükemmel bir sofra ile karşılaştım. Arven, ‘’Hepsini ellerimle hazırladım.’’ diyerek gülümsedi. Sonra da bana göz kırparak, ‘’Senin için.’’ dedi. Arven hiç çekinmeden baş köşeye geçip oturdu. Onun bu davranışını kimse garipsememişti, çünkü herkes onun bu haline fazlasıyla alışmaya başlamıştı. Arven’in hemen sağına ben oturdum. Arven’in karşısına da babam Argun ağa geçti. Arven anneme bakarak, ‘’Narin anneciğim, umarım yemeklerimi beğenirsiniz.’’ dedi. Annem ise, ‘’Mutfaktan güzel kokular geliyordu, önce tadına bakalım.’’ dedi. Araları sanki iyiye gidiyordu, ama iyi de olmayabilirdi. Bakışlarım ikisinin arasında gezindi, ama negatif bir elektrik alamadım. Sanırım yavaş yavaş kaynaşıyorlardı. Annemle karımın anlaşmasını elbetteki isterdim. Babamın sağ tarafında annem, onun yanında Sevim, Sevim’in yanında teyzemin kızı Zelal vardı. Benim hemen yanımda Hafife teyzem ve onun yanında da erkek kardeşim Baver oturuyordu. Baver aynı zamanda babamın sol tarafında kalıyordu. Arven bir anda ortaya bir bomba atarak, ‘’Baver ne zaman bu masayı büyütmek gerekecek, ona göre yenisini sipariş edelim?’’ diye sordu. Baver’in içtiği çorba boğazında kalırken, annem soru dolu gözlerini karşısındaki Baver’e çevirdi. ‘’Oğlum? Biri mi var hayatında?’’ ‘’Yok ana, hiç kimse yok hayatımda.’’ derken, yemek servisi yapan Ayşegül’ün annesine gözü kaydı. Sanırım kadının yanlış anlamasını istemiyordu. Baver’in bu haline kıs kıs gülerek, ‘’Aa ayıp ediyorsun kardeşim! Anam sana hemen helal süt emmiş bir kız buluverir.’’ dedim. ‘’He valla oğlum, yeter ki bul ana de, ben hemencik bulurum.’’ Annemde direkt bana arka çıkmıştı. Arven ise yarattığı bu kaosu dudaklarını ısırarak izliyordu. Babam solundaki Baver’e, ‘’Eğer sevdiğin bir kız varsa, tez gidip ailesi ile tanışalım.’’ dedi. Baver ne diyeceğini bilmiyormuş gibi kala kaldı. Kız kardeşim Sevim muzurluk yaparak, ‘’Baver ağam.. yoksa biz tanıyor muyuz?’’ diye sordu. Baver, her tarafında aslanlarla kuşatılmış bir ceylan yavrusu gibi kala kaldı. Medet uman gözlerle bana bakarken, ben onun bu halini zevkle izliyordum. Baver’in bakışları o sırada merdivenlerden çıkan Ayşegül’ü buldu. Sesli şekilde yutkundu ve gözlerini bir anda Arven’e çevirdi. Ayşegül, ‘’Candar ağam, bunlar ceketinizin cebinde kalmış.’’ diyerek bana zarfları getirdi. ‘’Makinaya atacaktım da, görünce önemlidir diye getireyim dedim.’’ Baver lafı değiştirip, üstündeki bakışları def etmek için Arven’e ‘’Yenge senin tam adın ne? Yani abimin bundan sonra soyadı ne olacak?’’ diye sordu. Elimdeki zarflardan birini açarken, sorunun cevabını merak ettiğim için Arven’e de odaklandım. Zarftaki Aşir’in kimliği olduğunu tahmin ettiğim kartı alarak üstünü okudum. Sonra da şok olarak Arven’e döndüm. Çünkü bu Aşir’in değil, benim kimliğimdi! Ve soyadım da..
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE