9.Bölüm

1332 Kelimeler
"Asude! İyi misin?" Ayaklarım havada, kıymetlim küvetin içinde sırılsıklam bir haldeyken karşılaşmasaydım bu soruyla, şüphesiz iyiyim derdim. Ama şu an tam anlamıyla rezil bir haldeydim ve bugün kaçıncı olduğunu bilmediğim şekilde, nakavt ediyordum kendimi. Bahadır beyin gülümseyen yüzünü bir poz çekerek, başka zaman incelemek üzere arşivime kaldırdım. Ellerimi küvete bastırıp doğrulmaya çalışırken, üzerime damlayan sular kesilince, bakışlarımız bana el uzatan aynı zamanda yamuk yamuk gülmeyi ihmal etmeyen Pislikoğlu'yla kesişti. Bana uzattığı eli tutacak kadar gurursuz değildim, nihayetinde az önce kendi çapımda racon kesmiştim ben. Kendi kendime çıkmaya çalışırken tövbe Bismillah! Bahadır bey bana doğru eğildi. "Fazla gurur, iyi değildir Asude Hanım." Kaşlarımı çatıp elimle yüzüme yapışan saçlarımı geri iterken, bakışlarım omuzuna kaydı. Önce kanatıp sonra sargısını değiştirdiğim omzuna. Oda biraz tükürdüğümü yalamak gibi oldu ama insanlık ölmedi değil mi? Tam cevap vereceğim esnada, bir eliyle bacaklarımı bir eliyle sırtımı kavrayarak küvetten havalandırdı beni. Adamın ikinci kez kucağındayım, hem de bu defa sırılsıklam olarak. Dişlerimi alt dudağıma bastırıp, gözlerimi kapatırken, rimelin akıp bir pandaya dönüşmediğim gerçeğiyle avuttum kendimi. Bana bir şey söyleme fırsatı tanımadan, ayaklarımı kendi ayaklarının üstüne bastırarak tek eliyle belimi kavradı ayakta. Ayaklarım onun ayaklarının üzerinde olduğu için, boyum bir tık daha uzun duruyordu. Ne önemli bir ayrıntı ama! Gömleğinin açık olan düğmelerinden dolayı az önce kanını temizlediğim göğsüyle bakışıyordum. Aramızda milim mesafe var desem yalan olurdu, Allah günah yazmasın. Ağzımı açıp tam bağırıp çığıracağım esnada, tek eliyle uzanıp nerden aldığını görmediğim beyaz bir bornozu omuzlarıma bıraktı. Üzerine bastırdığı ayakları bu soğuk yerde, nasıl sıcacıktı, bilmiyorum. Belimin üzerinde mengene gibi yapışmış olan eli de hem sıcak hem ıslaktı. Bedenlerimiz neredeyse yapışmış bir vaziyette olduğu için, onun üzeri de ıslanmıştı. Tam başımı kaldırıp "Yeteeer!" diye bağıracağım, hop diye beni kucaklayıp klozetin üzerine oturttu. Bornozun kollarını sokmadan önünü bağlayarak, önümde diz çöküp diz üstü oturarak bu defa ayaklarımı soğuk zemin yerine dizlerinin üzerine koydu. Şuan benim cici bir kız olup, "Ayy Bahadır beeeey" diye ağzımı yaya yaya konuşmam falan mı gerekiyor? Bornozun içinde de elim kolum bağlı kalınca, soğuk suyunda etkisiyle başımı önümde oturan adama doğru eğip su damlayan saçlarımı umursamadan kaşlarımı çattım. "Siz ne yapıyorsunuz?! Beni kucağınıza aldınız diye yaranızı kanatmadım mı?" Çocuğunu azarlayan Anne moduna girdiğimde, başını havaya kaldırarak kahkaha attı. "Şu an tam bir panda gibisin, Asude." "Asude derken, hanım nereye kaçtı?" "Evli değilim ben, hanımım yok. Tabi zamanı gelince kısmetlerimi değerlendirmeyi düşünüyorum." Kısmetlerin cadı kazanına düşsün inşallah! Kuymak yerken kaşığın kırılsın, sevdalandığın kız karşında benden beterlerini yaşayıp, gözünden düşsün inşallah! "Eğer olurda bir gün kısmetlerinizi değerlendirirseniz, lütfen eleme zamanı yanınıza beni de çağırın. O adaylara sizin gerçek yüzünüzü göstermek isterim." Resmen el alemin adamıyla, banyoda oturmuş muhabbet ediyorum. Benim başıma bir gelecek var, gerçi Kalasoğlu'ndan daha beter ne gelebilir bilmiyorum. O pozisyonda on beş dakika konuşmadan otururken, az öteye kaymasını istediysem de kabul etmedi. "Hasta olup, kaytarmama izin vermezmiş ayaklarım soğuk zemine değmeyecekmiş." Önümde diz üstü oturmuş, ayaklarımı dizlerine bastırmış kendisi de öyle kıpırdamadan duruyordu. Herhalde yakında bir parti daha verecekti, uşak aramak yerine elindekini değerlendiriyordu. "Sizde öyle boş yere yerlerde oturmayın, yemin ediyorum hasta olursanız bir bardak sıcak bir şey yapmam." "Yapmazsan anlaşma bozulur, bunu istemezsin sanırım." Gözlerimi devirerek başımı azıcık geriye attım, dişlerimle bornozun kafamın üzerinden sarkan kapüşonunu yakalayıp suratıma çektim. Daha fazla görmeye tahammülüm yoktu ne yazık ki, kusarak bir kere daha rezil olamazdım. Şu an ıslak saçlarımın asi tutamları, çenem dudaklarım gözüküyordu sadece. Ben onu görmüyordum ya, oda yeterdi bana. Bu biraz deve kuşu misaline de dönse, yapacak başka bir şey yoktu. Kapıdan gelen tıkırtıları duyduğumda ayağa kalmak istedim ama bu defa bastığım yer geldi aklıma. Bahadır bey kalktıktan sonra, bende başımı geri geri atarak yüzümü açıp ayağa kalktığımda kapının arkasında Tarık amcanın sesini duydum. "Yeter kızım!" Çiğ çiğ yiyecek seni kızım, başka kurtuluşun yok! Ben kendi kendime önümü görme çabalarına girişmişken kapıyı açtı Tarık amca. Önden çıkan Bahadır Bey, benle Tarık Amca arasında bakışlarını gezdirirken, bir kez daha Yeter ismini duymadan daldım konuşmaya. "Yeter değil mi Tarık amca? Kaçıncı bu?" Tarık amca sakallarını sıvazlayıp, kaşlarını çatarken sordu. "Kız kaç kere daha kaldın sen? Hatırlayamadım." Bahadır beye bakıp, bizi izlediğini fark ettiğimde çabucak olayı ele aldım. "Tarık amca, ben akşam senin dükkanına uğrayayım olur mu? Bizimkileri görürsen söz etme, Babaannem paniklemesin." Tarık amca başını sallayıp onay verirken, Bahadır Bey elini uzatarak tokalaştı. "Teşekkür ederiz, ben sizi geçireyim." "Yok olmaz!" Tarik amcayla Bahadır Bey bana döndüğünde, açıklama hissine kapıldım. "Ben çok üşüdüm, bir an önce sıcak bir şeyler içsek Bahadır bey?" Bahadır bey, bıyık altından gülerken, Tarık amcanın tok sesini duydum. "Kapıya hasar vermedim, kilitte sıkıntı yok. Hadi hastalanmayın." Tarık amcanın gitmesinin ardından bir adet panda yavrusuyla, Kalasoğlu kaldık baş başa. Ters bakışlarımı üzerine diktiğimde, nasıl bağladıysa açamadığım düğümü işaret ettim. "Şunu açıp bana kıyafet verecek misiniz artık?" Bahadır bey bana cevap vermeden, önden ilerlerken arkasından çıplak ayaklarımla takip ettim. "Hasta olsam sıcak bir şey yapmam diyordun, hastalanmayayım diye önlem mi almaya karar verdin?" Eeeehh Yeter ama iyice cozurttu bu adam! Tut ağzını Yeter tut! Benim girmememi söylediği odaya girince, bir kaç adım kala o ikaz etmeden durdum. Bir dakika kadar sonra elinde siyah bir eşofman ve uzun kollu bir tişörtle çıkararak, önce düğümümü çözüp ardından bana uzattı. Onun hemen yanındaki odada giyebileceğimi söylediğinde, beklemeden girdim. Girdiğim oda sanırım bir Kadına aitti, kime ait olduğunu umursamadan kıyafetleri yatağın üzerine bırakıp, ıslak kıyafetlerimi çıkarttım. Temizlik yaptığım gün bu odanın kapısı kilitli olduğu için girememiştim. İç çamaşırlarımda ıslanmıştı ama yapabileceğim bir şey yoktu. Bedenimi kuruladıktan sonra kıyafetleri elime aldığımda bana haddinden fazla büyük olacağını anladım. Odanın içinde gözümü gezdirdiğimde, aradığım şeyi çekmecelerde bulma ümidiyle bir bir hepsini açıp kapattım. Son açtığım çekmecede bulduğum makasla gülümsedim, ardından eşofmanın boyunu kendime göre kestim. Belindeki ipleri de sıkınca bana göre azıcık bol oldu. Üzerime giydiğim tişörtün kollarını bir kez katladığımda daha güzel durunca kesmedim, eşofmanın üzerine bıraktığımda kalçalarımın altında bitiyordu. Akmış olan rimellerime baktığımda, koca bir kahkaha attım. Tıpkı, panda gibiydim. Islak kıyafetlerimi bornozu alıp, odadan çıktım. ... Beni kendi kıyafetleri içinde gören Bahadır Bey, kısa bir müddet bakıp ardından aşağıya indi. Bende onunla indiğimde kıyafetlerimi astım. Koltuğun üzerinde gördüğüm dosyalarla işkenceme devam edildiğini fark ettim. Bana bir şey söylemesine müsaade etmeyerek, koltuğa oturup buraya nasıl geldiği hakkında bir fikrim olmayan Laptopu kucağıma aldım. Dosyaları da yanıma aldığımda, tek eksik midemdeydi. Yavrum isyan ediyordu açlıktan, ben kahvaltı bile yapmamıştım. Duvardaki saate baktığımda, aklıma telefonum geldi. Banyoya gidip yerde bulduğum telefonumu elime aldım, bir kaç çizik vardı ekranımda ama koruyucu olduğu için problem değildi. Vakit öğleyi biraz geçiyordu, daha fazla aç kalamayacağım için mutfağın yolunu tuttum. Yerler ne kadar sıcak olsa da, benim ayaklarım üşüyordu sanırım. Mutfağa girdiğimde elinde benim tavamla dağınık saçlı Bahadır beyi buldum. Üzerinde bacaklarını sıkıca saran siyah kot bir pantolon, üzerinde salaş açık renk bir tişört vardı. "Bunu çok aradın mı?" Ona doğru gidip elinden tavamı alarak, ocağın üzerine koydum. Dün aldığım malzemelerden artanları dolaba koyduğum geldi aklıma. Zaten sabah Kuymak yemediğim için başıma gelmeyen rezalet kalmamıştı. Bünyem resmen kuymaksızlıktan isyan ediyordu. Dolaptan malzemeleri çıkartırken, sandalyeye oturmuş benden cevap bekleyen Bahadır beyin homurtularını duydum ama anlamadım. "Hayır Bahadır Bey, o benim özel kuymak tavam." Malzemeleri hazırlarken ocağın diğer gözüne de çay suyu koydum. Dünden sonra bu mutfağı kim temizledi diye düşünsem de, bana kilitlenmediği için umursamadım. "Özelliği ne peki?" "Kendisine şu güne kadar demir kaşık hiç sürmedim, tahta kaşıklıkla karı kocalar. Hiç ayırmıyorum onları, ayrıca özellik olarak benim olması yeterli." Bahadır bey başka bir şey sormadan, mutfaktan çıkınca bende rahat rahat işime odaklandım. Kuymak piştikten sonra demlenen çayla birlikte, resmen huzura doğru adım adım ilerliyordum. Kahvaltılık olarak dolapta ne varsa, hepsinden küçük kaselere koydum. Her şey hazır olduktan sonra, çayları doldurup salona Bahadır beyi çağırmaya gittim. Gördüğüm manzaraysa kaşlarımın çatılmasına sebep oldu, hele kulaklarıma dolan haykırma sesi manzaradan daha beterdi. Elinde telefonla sağa sola doğru büyük adımlar atıyor, avazı çıktığı kadar bağırıyordu. Yüzündeki damarlar seğiriyor ben buradayım diye haykırıyordu. Kızım Yeter, bu adam cinlenmiş banyoda o kadar kalırsanız olacağı bu. Git bir abdest al, hala sapasağlam olduğun için iki rekat şükür namazı kıl. Yoksa bu halinin şükrünü asla eda edemezsin. Bahadır beyi öyle görünce Babaannem gibi bir "Sübhanallah!" çekerek, soğumadan Kuymağımı yemeye döndüm. Kuymak, önemli! Soğuk yenmez mesela.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE