8.Bölüm

1295 Kelimeler
Beklediğim dünya azabı çok erken başlamış, ben şirketten Gıcıkoğlu'nun kucağında çıkmaya mahkum edilmiştim. Şu dünya üzerinde nefret ettiğim insan tipidir, paçalarından ukalalık akan insanlar. Bahadır beyde yapmamasını söylediğim şeyi yapınca, arabanın olduğu kısma ulaşmadan başımı biraz kaldırıp ceketini çekiştirerek, gömleğinin üzerinden dişlerimi sapladım. Dünya üzerinde nefret ettiğim bir insan profili daha var ki, oda sözünü yerine getirmeyen insanlardır. Arabaya bırakılıp kucağından inene kadar, acıyla tuhaf sesler çıkarmasına aldırış etmeden resmen ısırdım. Etrafımızdan birisi bakacak olsa, benim yüzümü sakladığımı zanneder ama hayır, ben işkence ediyorum şu an. Arabanın önüne geldiğimizde beni arabanın ön kapısını açarak oturttu. Önümden eğilerek emniyet kemerimi bağlarken, beyaz gömleğinin üzerine çıkan kırmızı lekeyi görünce, derince bir ohh çektim. Allah'ım sana şükürler olsun ki, bana yaptığım işin sonucunu hemen gösteriyorsun. Dağ gibi adam, nokta kadar yara için sızlanacak canı acıyacak değil ya? Oturduğum yerde kuzu kuzu beklerken, arka kapı açılarak ayakkabılarım fırlatıldı. Ablamın arabası burada kalacaktı ama şu anlık ses çıkarmamam en hayırlısıydı. Eve gidene kadar tek kelime etmedi Bahadır Bey, bende arabada olduğumuz için ses çıkarmadım. Pisipisine ölmeyi isteyecek kadar kafayı yemedim yani. Eve geldiğimizde onun tarafına bakmadan arabadan inerek, arka koltuktan ayakkabılarımı alıp, hafif seke seke taş yolda ilerledim. Beyefendi arkasına bile bakma tenezzülünde bulunmadan, kapıyı açıp içeriye girdi. Arkasından çıplak ayaklarımla girip en yakında ki lavaboya attım kendimi. "Ayaklarını güzel yıka, evi pisletme!" Bahadır beyin sesini duyduğumda, ayaklarımı yıkamadan başımı lavabodan dışarı çıkartıp seslendim. "Neden? Senin ayakkabıların Zemzem suyuyla mı yıkanmış, ahu pahu paklar mı?" Vereceği cevabı beklemeden ayaklarımı duşun içinde güzelce yıkayıp, klozetin üstüne oturarak peçeteyle güzelce kuruladım. Adamın evi kaykay gibi, kıymetlimi yerle öpüştürüp öpüştürüp duruyorum sonra. Hata bende değil, adamın evinde. Tam aralık bıraktığım kapıyı açacağım esnada, Bahadır beye seslendim. "Bahadır bey, bu kapıy---" Ben cümlemi tamamlamadan, Bahadır bey yüzüme bakmadan lavaboya girerek o an ki hiddetiyle kapıyı itti. Benim cümlemi bitirmemi keşke bekleseydi, keşke. Bir kaç adım gerileyip Bahadır beyin ulaşmaya çalıştığı çekmeceyi açmasını izlerken, sabrımın son kırıntısını resmen yaladım yuttum. "Kapıyı neden kapatıyorsunuz?" Eline aldıklarını lavabonun üzerine koyarak, gömleğinin düğmelerini açmaya başladığında, hiddetle sesimi yükselttim. "Çıkartamazsınız o gömleği!" Aynadan bana umursamaz gözlerle bakarken, "Kapı orada çık!" dedi düz bir sesle. Açık kahverengi gözleri sanki bal rengine dönüşmüş, gözlerimi nemlenmişti bu adamın. Kaşlarıysa mümkün mertebe çatılmışken, dudakları hafif aralıktı. Her zaman düzgün olan saçları dağılmış bir kaç tutam alnına düşmüşken, göğüs kafesi sık sık inip kalkıyordu. Acaba ısırma işlemini biraz fazla mı abartmıştım? Yok canım, ne abartacağım hak etti o! Kaşlarıyla işaret ettiği kapıyı elimle göstererek, sıkıntılı bir nefes verdim. "Kapının kulpunu bozmuşlar, bozuk yani." Sakin Yeter! Sakin ol kızım, şimdi sen halledersin bunu da. Bahadır bey, kaldığı işleme devam ederken ona doğru dönmeden düz bir sesle konuştum. "Ben şu kapıyı açana kadar bekleyin, sonra ne yapıyorsanız yapın!" "Kusura bakmayın Hanımefendi, yaram mikrop kapmadan sargıyı değiştirmem gerekiyor!" "Yaralanmak istemiyorsanız, dilinize sahip çıkın beyefendi." Çekmecelerde bulduğum bir kaç şeyle kapıyı açmaya zorlarken, pek mümkün gibi görünmüyordu. Neredeyse on beş dakika boyunca uğraştığım kapı açılmayınca, kendi kendime sayıştırmaya son verdim. Çünkü dönüp Kalasoğlu'na saydıracaktım. Tanıdığım bir çilingiri arayarak, adresi verdim. Bu evi bilen tek kişi Melek'ti, çağırsam bile dış kapıyı açamazdı. Sıcaktan enseme yapışan saçlarımı toparlarken, dakikalardır sesi çıkmayan Bahadır beye baktım. Bir metre kadar ötemde, ayakları çıplak gömleğinin tüm düğmeleri açık, başını duvara yaslamış şekilde oturuyordu. Bir kaç adım attığımda elinde tuttuğu sargı bezini görünce yarası geldi aklıma, hemen omuzuna baktığımda incecik bir kan omuzundan göğsünün aşağısına doğru akıyordu. Allah seni bildiği gibi etsin Yeter! Adam sen bekle dedin diye, yarası kanayan bir vaziyette öylece bekliyor. Hemen yanına gidip oturduğumda, önce seslendim. "Bahadır bey!" Gözlerini aralayıp baktığında, sessizce cevap verdi. "Efendim?" "Yaranızı niye sarmadınız hala?" Omuzunu biraz dikleştirmek isterken, elimi koluna koyarak engel oldum. "Bekle dedin" Yahu bu adam, ne ara bu kadar itaatkar oldu? Bahadır beye ters ters bakıp, elinde ki malzemeleri aldım. "Bekleyin dedim de, banyo köşelerinde son nefesinizi verin demedim. Şu ana kadar kimsenin Azrail'i olmadım, değişik bir deneyim olurdu gerçi." Gömleği yavaşça kolundan sıyırarak, canım dişlerimin izlerine baktım. Mübarekleri nasıl bastırdıysam, tü Maşallah bana! Pamuğu elime alıp göğüs hizasından akan kanı temizlerken, kısık sesle sordu. "Ölmemi ister miydin?" Elimdeki kanlı pamukla sinsice sırıttım. "Elbette isterdim, hop geri kalan 19 gün özgürlüğün tadına varırdım. Sonra ömür kısa diyerek Arzuhal ablayı ikna eder, abimin düğününde sizin ölümünüzü kutlar, horon ederdim." Yarasını temizlerken fazla bastırmadığım halde, acı bir tebessüm kondurdu dudaklarına. Söylediklerime takılacak bir adam değildi zaten. Bana cevap vermek yerine elimin ağır olduğunu ima etti. "Bana bakın, yok elin yavaş, yok elin ağır, yok siz kadınlar! Bir durun yahu, bir nefes alın, nedir bu kendinize düşman edinme çabaları?" Yarasının üzerini kapatırken yere bastırdığım diz kapaklarım acıyordu ama konuşmamdan taviz vermedim. Hazır hastayken yakalamışım, o konuşmadan bir hizaya getireyim değil mi? Çekilmez yoksa bu 19 gün. Gömleğinin kolunu giydirmeden, ellerimi yıkayıp tam karşısına geçip klozetin üstüne oturdum. "İlk olarak benim elim yavaş olsaydı, dün pislik yuvası olarak bulduğum bu evi tertemiz yapamazdım. Onca yemeği söylediğiniz saate yetiştiremezdim. Elim ağır olsaydı şu an kıvranıyor olurdunuz, anladınız mı?" Bahadır bey, oturduğu yerden kalkarak bana bakmadan ellerini yıkadı. "Çağırdığın çilingir ne zaman gelir?" Adama bak yahu! Hiç ben erkeğim, senden bir tık daha güçlü olabilirim, dur birde ben deniyeyim yok! Belli zaten o beden kof! Ama ne demişler; Kara yemiş yapraği yeşildur, yeşildur sari olmaz. Babam doğri söylerdi bulardan adam olmaz. Bu defa Bahadır beye cevap vermek yerine, kendi kendime şarkı mırıldanmaya başladım. "Kitap açtıracağum çaykarali hocaya, bu zamanı herifler hep oldiler zampara. Elumde bir on beşluk tabanca." Ben şarkı söylemeye devam ederken, Bahadır bey ayakta dikilmiş bana bakıyordu. Ne var dercesine başımı iki yana salladığımda, bakışlarından normal bir kız olsam tırsabilirdim. Tabi bu benim anormal olduğumu değil, fazla cesur olduğumu gösterir. Bir anlık benim oturduğum klozette gözü var diye düşünürken, hiç ummadığım bir şey oldu. Bahadır Kalasoğlu, önüme gelip bana doğru eğilerek sordu. "Dün yaptığın yemekler ve gece telefonda verdiğin cevaplar. Bunların bir açıklaması var mı?" Buyurun cenaze namazına... Yeter'in değil, Asude Yüksel'in. Öncelik olarak bakışlarımı en az onunkisi kadar sert kılıp, sakince konuşmaya başladım. "Dün yaptığım yemekler gayet lezzetliydi, siz sürekli elime isnaden bir şeyler atfetmiş olsanız da benim elim lezzetlidir. Bıraktığınızı söylediğiniz yerde listeyi göremeyince sizi aradım ve asistanınız benimle görüşemeyeceğinizi belirtti. Bende misafirleriniz kim olursa olsun, Karadeniz mutfağını sevmeyen yoktur diyerek, kendi hazırlamak durumunda kaldığım menüyü size sundum." Bahadır Bey, yaptığım açıklamaları beklemeyen bir tavrını öne sürmekten sakınmazken, yutkunarak başını biraz geriye doğru çekti çok şükür. Zaten burada kaldığımız için başının etini yiyecektim ama şu an bu pozisyonda değil. "Gece telefonu açmamak, açtığında saçma sapan cümleler kurmak ne demek?" Parmağımı sağlam olan omuzuna koyup hafifçe iterek ayağa kalktım, bu kadarı fazlaydı. "Öncelikle şunu unutmayın, ben sizin emrinizde ki bir çalışan değilim. Benim Abim için kabul ettiğim bu şartı abartmayın. Eğer anlaşmamızda sadık kalmanızı hatırlarsanız, benim tabularıma aykırı bir şey yapmayacağım sözümü de hatırlamış olursunuz. Ve ben gece yarıları tanımadığım erkeklerle konuşmam." "Asude hanım." Küvetin olduğu kısma doğru bir adım atıp, engel oldum konuşmasına. "Henüz sözümü bitirmedim, müsaadenizle." Başını hafifçe sallayarak, kendince onay verdi. Onay vermese ne olur, ben her şekilde konuşurum. "Eğer benim abim için bu üç haftayı kabul etmem size göre rahat bir kız olduğumu gösteriyorsa, yanılıyorsunuz. Sizden böyle bir ima dahi duyacak olursam, bana bu yaptıklarınızı Arzuhal ablaya anlatır. Onun için verdiğim savaşlar sonunca, bu işi tatlıya bağlamamız gerektiğini söylerim." Bahadır beyin konuşacağı esnada, telefonum çalınca açtığı ağzını kapatmak zorunda kaldı. Bir kaç adım geri giderek duvara yaslandığı esnada, hafifçe öne eğilip cebimde sıkışmış olan telefonu çıkartmakla meşguldüm. Ekranda çilingirin adını görünce, sevinçle bir adım geri atıp cevapladım telefonu. Ve az önce racon kesen, bambaşka bir yönünü Bahadır Arslanoğlu'na gösteren nadide kişilik ben Yeter, bastığım yer ıslak olunca küvete arka üstü düşerken elimden telefon Bahadır beye doğru uçtu. Düşerken başımla çarptığım için açılan su, fıskiyeden yağmur misali üzerime yağarken gür bir kahkaha sesine şahit oldu kulaklarım. Gitti yine benim çanak, gitti yine benim karizma! Yeter yetmez, tüm asaletiyle Bahadır Arslanoğlu'na rezil oldu, iyimi?
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE