Haziran, 1996
Tracey küçük bebeğine sevgiyle baktı.
"Ağlama miniğim, annen yanında, ağlama." Onu tüm olumsuzluklara rağmen kucağında tutuyor olabilmesi içini inanılmaz bir sevgiyle dolduruyordu. Ancak yorgundu ve bu yorgunluğu sesine yansıyordu. Sonunda minik bebeğin ağlaması durunca, Tracey beşiğe doğru yürüdü ve küçük kızını diğer bebeğin yanına koydu. İki küçük bebekte mışıl mışıl uyumaya başlayınca rahat bir nefes aldı. O anda kapı çalınca kaşlarını çattı Tracey. Bebeklere baktı, hala huzurla uyuduklarını görünce derin bir oh çekti ve kapıya yürüdü.
Kapıyı açtığında karşısında annesi Daffodil'i gördü ve çok sevindi.
"Ah, anne. İyiki geldin. Sabahtan beri biri uyuyor, biri uyanıyor. Gerçekten çok yoruldum. Biraz dinlenme..." Tracey annesinin elinde tuttuğu bavulları henüz yeni görmüş ve lafları yarıda kesilmişti. Kaşlarını havaya kaldırdı. Daffodil sağa sola bakındıktan sonra bavullarını dışarıda bırakıp içeri girdi.
"Anne ?" Tracey şaşkındı.
"Bu bavullar da ne ? Tatile mi gidiyorsun ?" Daffodil derin bir iç çekip beşiğin başına yürüdü ve torunlarına sevgiyle baktı. Bir süre hiçbirşey söylemedi.
"Gidiyorum Tracey." Gözleri hala torunlarının üzerinde geziniyordu. Belkide bu bir tür kaçış yoluydu onun için. Çünkü kızının gözlerindeki o ifadeyi görmek istemiyordu.
"Ne ? Ne demek gidiyorum ?" Daffodil derin bir nefes alarak beşiğin başından çekildi ve kızına doğru yürüdü.
"Mecliste söylediğim gibi Tracey. Bebeklerin doğdu. Artık Kara Kraliçe sensin." Tracey donup kaldı. Dudaklarını birşeyler söylemek için aralayamadı.
"Bak belki tüm bu olanların içinde yalnız bıraktığımı düşünüyorsun. Ancak hayır. Seni, torunlarımı ve Ralf'ı korumaya çalışıyorum sadece. Bu en iyisi. Buradan gitmeliyim. Sende meclisin başına geçmelisin." Tracey'in gözlerinden sicim gibi akmaya başladı yaşlar. Annesine inanamıyordu.
"Korumak mı ?" diye bağırdı bebeklerin uyanmasını umursamadan.
"Sen buna korumak mı diyorsun gerçekten ? Bu resmen beni ve ailemi kendi ellerinle ateşe atmak !" Daffodil yaşlı gözlerini yumdu ve birşey diyemeden kapıya yöneldi. Bebekler Tracey'in bağırışıyla uyanmış ve çoktan ağlamaya başlamışlardı. Tracey kapıya yönelen annesinin peşinden gitti.
"Hayır ! Anne lütfen ! Lütfen beni yalnız bırakma. Tüm bunlarla başa çıkamam. Yapamam ! Onları koruyamam !" Daffodil sanki duymuyormuş gibi kapıyı açtı ve kendini dışarı attı.
"Lütfen ! Lütfen gitme ! Sana ihtiyacım var !" Ve sonra kapı yüzüne sertçe kapandı. Tracey kendini daha fazla taşıyamayan bacaklarına direnmeden yere çöktü ve bebeklerin ağlama sesleri eşliğinde boğazı parçalanırmışçasına bir çığlık attı.
"Anne !"
Dizlerimde keskin bir acı hissettim. Yere düşmüştüm. Cenin pozisyonu alıp ellerimi boğazıma götürdüm ve derin nefesler almaya çalıştım. Kesik nefeslerimin arasından boğazımdan yükselen şiddetli öksürük sesleri duyuluyordu. Gözlerim sulandı ve görüş açım bulandı. Dakikalarca yerde kıvranmış ve sonunda kendime gelebilmiştim. Ellerimden destek alıp ayağı kalktım ve odanın içinde derin nefesler alarak volta atmaya başladım. Bu..bu ne demekti ? Büyük anne annemi nasıl tüm bunlarla yalnız bırakabilmişti ? Neden gitmişti ? Neden korumamıştı onları ? Ayrıca o bebekte kimdi ? Bebeklerden birinin ben olduğuma emindim ancak diğer bebek ? Kafam gerçekten gereğinden fazla karışmıştı. Ellerimi saçlarımın arasından geçirdim. Raftaki diğer şurubu içmeye cesaretim yoktu. Daha fazla sır kaldıramazdım. Hızla odadan çıkıp kapıyı kapattım ve kendime uyumak için bir oda aramaya koyuldum.