Bir Aşk Bir Tebessüm 20 Bölüm

1151 Kelimeler
Not Bu bölüm Çetin ağzından canlar.... İzahı olmaz bazı kötülüklerin, nedeni olmaz yapılan zalimliklerin içinde varsa kötülük seni sen bile durduramazsın! Sonu olmaz sonu gelmez bitmez tükenmez yolların en çokta acılardan yoğrulmuş bir yüreğe sahibim, katı soğuk ve en önemlisi umursamaz bu yüzden insanlar tarafından adım nemruda çıkmıştı ya! Saat henüz sabah 08.00 gösterirken, İstanbul trafiğinin bu saatte bile yoğun olması küfürlüktü. Sinirlerim yavaş yavaş gün yüzüne çıkarken beni takip eden üç tane koruma aracına göz attım. İş dünyası sanıldığı kadar kolay değildi yeri geldiği zaman fazlasıyla acımasız olabiliyordu. Daha geçen hafta girdiğimiz ihale yüzünden saldırıya uğramış bir kaç adamım yaralı kurtulmuştu. Siyah güneş gözlüğümü çıkartıp koltuğun üstüne attım. Arabanın içini saran klasik müzik sesiyle, fitnesin dibine koyduğum telefonu alıp ekrana baktım. Can dostum kan kardeşim Sefa Derkax beni arıyordu. Bu trafikte bir saate ancak varırdım holdinge. Telefonu açıp kulağıma koydum ve sitem dolu ses kulaklarımı delip geçti. "Toplantı başlayacak Çetin nerdesin sen Allah aşkına" bugün yeni iş ortaklarıyla imza atacaktık. "İstanbul trafiği dostum elimde değil bensiz idare et Sefa" sıkkınlık barındıran sesiyle ofladı. "Lanet olsun tamam idare edeceğim ama senin imzan olmadan ortaklık sağlayamayız biliyorsun babanın talimatını" Evet evet neymiş aile dostunun çocuklarına yardım etmezse içi rahat etmezmiş ne kadar olmaz desem'de ipler peder beyin elindeydi. "Bir saate gelirim sen adamları oyala" dedim. "Demesi kolay baban geldi az önce odana girdi bekliyor." Ah baba ah illa kontrol edecek. Kaç yaşında adamlarız ayıp ayıp bu işleri senden öğrendik. "Trafiğe kalmış de Sefa ya sabır neyse sen onu bunu bırak akşam için ne aldın prensese" anında sesi yumuşacık olmuştu. Baba olmanın güzel buradan duygu olduğunu bilsemde henüz bana olmaya hazır değildim. "Sorma sorma geceden beri heyecanlı sabah erken kalktı gözümüzün içine bakıyor. Ama ne ben nede Sevgi belli etmedik büyük süpriz olacak ufaklığa" kahkaha attım. Yüz ifadesini az çok tahmin ediyordum. "Bana bak sakın o yılışık kuzenini davet etme gelmem yoksa Yazgülle sen uğraşırsın" trafik yavaş yavaş ilerlemeye devam ediyordu. "Sevda seni seviyor şans versen ne var" şans mı öyle bir dünya yoktu. "Sefa açtırma bayramlık ağzımı benim" ses tonum epey yüksek çıkmıştı. Hayatımı kaltağın biri sikip atmıştı zaten halen izlerini yaşıyordum. Hayatımda kadına yer yoktu olamazdı. "İyi böyle sap gibi yaşamaya devam et sen elbet çıkar biri kapatıyorum geldi mendebur suratlı ortak" şak diye yüzüme kapanan telefona boş boş bakıp hızlıca attım. "Sikik herif" diyip camı açtım. Açtım açmasına ama sıcak hava vurdu yüzüme. En kısa zamanda tatile çıkmayı not aldım. Bir saatin ardından açılan trafikle usuldan gaza basarken telefonum defalarca babam tarafından çaldırılmıştı. Büyük çiftci holdingin önüne park ettiğim siyah spor arabamdan inip korumalardan Samiye anahtarı atıp uyarımı verdim. "Arabama iyi bak" diyip holdinginden içeri girerken beni gören çalışanlar selam veriyordu. Buz gibi bakışlarını çekip yöneticiler için kullanılan asönsere binip 45 katın düğmesine bastım. Aynada kendime çeki düzen verirken iyiden iyiye uzayan sakallarımı akşam kesmeye karar vererek tık sesiyle duran asansörden inip direk toplantı salonuna yöneldim. Babamın ve Sefa'nın sesini duyarken araya karışan yabancı seslerle tam adım atmış içeri girecekken, bugün 100 kez çalan telefonun ekranına bakmış gördüğü yabancı numarayla kaşlarını çatıp o katta bulunan terasa girip hala çalan telefonunu yanıtladı. "Alo" demişti demesine ama duyduğu sesle siniri yine ayyuka çıktı. "Çetin" Lanet olasıca kadın ve sesi hangi yüzle arıyordu ki! "Ne istiyorsun Allahın belası" yüksek çıkan sesime aldırmadım. "Kızımı istiyorum Çetin" bunca yıl sonra hangi hakla hangi yüzle iki günlük bebeğini terk edip gitmişti. "Bak sen hangi hakla Funda" bu kez o bağırmıştı. Pis sürtük birde üste çıkıyordu. "Anne olma hakkıyla" midem bu sözle kasılırken alnımda ki damarın attığını hissettim. "Senin kızın senin hataların yüzünden öldü Funda erken doğumuna sebep oldun o yetmedi çekip gittin sormadın bile ne halde diye terk derdin ben ona bakamam görmek bile istemedin şimdi hangi deliğe kimin koynuna girdiysen oradan çıkma" onun gibi kadına bebek mi verilirdi. Duyduğum hıçkırık sesine gram kanmadım elbette yalandı sahte göz yaşları işte! "Ya yalan söylüyorsun sırf vermemek için polise giderim şikayet ederim seni" istediğin yere git! "Kime istersen git sor soruştur senin kızın öldü Funda" daha fazla konuşmadan kapattım. Salak falan sanıyordu herhalde beni! Arkamı dönmüştüm ama Sefayla göz göze gelmek hiç iyi olmadı. Yeşil gözleri alev alev yanıyordu. "Kimdi o Çetin" duydumu acaba diye düşünmeden edemedim. "Salağın biri hadi şu imzaları atalım" elleri iki yanında yumruk olmuştu. "Oydu değil mi niçin aramış" ah Sefa ah illa duyacaktı. Bok vardı duyacak! "Kızını istiyormuş gerekeni söyledim ben zaten duymuşsun duyacağı bir halt yapamaz" kimse zarar vermezdi üç kişilik aileye. "Doğru söylüyorsun hadi gidelim daha akşam için hazırlık yapacağız" babalık duyguları tekrar gün yüzüne çıkarken korkusu gözlerinden okunuyordu. Ama bu boş korkuydu çünkü ben gerekeni yıllar önce en ince ayrıntısına kadar ayarlayıp yapmıştım. Yani kimse o küçük kızı bizden alamazdı. Anne babanın hatalarını masumlar ödeyemezdi. Belki çoğunu değil ama gücümüz yettiğince hayat kurtarmaya devam ediyorduk. Sefa ve Sevginin çocuğu olmuyordu sorun tamamen Sefa da olsada bir gün bile Sevgi ondan aşkını desteğini esirgemiş en azından evlatlık alarak çocuk hasretini dindirmek istemişlerdi. O gün Funda sırf bana ulaşmak için ne yaptıysa erken doğumu başlatmıştı. Daha bir ay vardı doğuma bana aşkını itiraf ettikten sonra çekip gitmiş bir daha o eve adım atmamıştım. Taki Funda'nın düştüğünü doğumun başladığını haber alana kadar. Sefa ve Sevgi'de durumdan haberdardı. Beraber hastaneye gitmiş doğumhane katına çıkmış sabaha kadar beklemiş bebeğin o cılız sesini duymuş yüzümüzde istemsiz tebessüm olmuştu. Bebek erken doğduğu için kuveze alınmış Funda ise normal odaya düşmüş olsada iyiydi. Bununda onun oyunu olduğunu fark etmiştim. Hemşirenin bebeği emzirin acıktı demesine rağmen kadını odadan kovmuş "istemiyorum o piçi defol git" demişti. İşte o günün ertesi Funda hastaneden kaçıp gitmişti. Sevgi ise bir an olsun bebeği yanlız bırakmamıştı. Camın arkasından sürekli olarak mama içen küçük bebeği izliyordu. Sefanın yanına gidip aklıma gelen fikri dile getirdim. "İyide birazdan hastane polisi gelir biliyorsun prosedürleri" demişti. "Halledeceğim ben" demiş Allahtan hastane babamın arkadaşına aitti. Herşey bir kaç saat içinde olup bitmişti. Bebeği ölü göstermiştik Funda dan bir iki saat önce doğum yapan kocasının öldürmeye teşebbüs ettiği kadın ölü doğum yapmış aldığı darbelere dayanamayan kadın hayata gözlerini yummuştu. Funda ve o kadının bebeği yer değiştirmişti. Eğer Yazgül yetimhaneye gitseydi geç kalırdık emindim. Çünkü bebek sahibi olmak isteyen aile çoktu. Sevgi Yazgülü bağrına basmıştı. Sefa'nın omzuna vurup bana dönmesini sağladım. "Korkma Sefa Yazgülü bizden alamaz" dedim. "Elimde değil o kadının kime sığındığını bilirsin" ah evet Funda hayatının hatasını yine evli barklı adama metreslik yaparak veriyordu. Ve o adamın namı iyi değildi. "Sikimde değil Sefa hak ettiğini bulacak o emin ol Cafer denen adam hataya yer vermez" diyip odama girdim. "Ya herşeyi öğrenirse o adamı kandırıp üstümüze salarsa" ah ulan Sefa. "Üç gün sonra Amerikaya gidiyorsun Sefa korkma bu kadar bir bok yiyemez" gözleri dolmuştu. "Yazgül benim kızım kaybedemem Sevgi dayanamaz buna" demişti. "Ağlama lan ben varım herşeyden önce Allah var" tam o anda kapı ardına kadar açıldı. "Ulan dürzü biz seni beklemek zorunda mıyız?" Ve babam sahalarda. "Ah baba ya" kafama inen şaplak ve kahkaha sesleriyle seslerin sahibine baktım. Hayatımın şokunu o an yaşadım. "Merzah" "Buzdolabı Çetin" Şansa bak... BÖLÜM SONU...
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE