Şans insana en ummadık anda uğrardı. Kader çizgisi sen daha ne olduğunu anlamadan, çizilir görünmez bağlarla bağlanırdı. Kader, ölüm ve ceza Merzah yaşadıklarının hayal olduğunu düşünmek istiyordu.
Buzdolabı Çetin babasının dostunun oğlu çıkmıştı. Kaşları yukarı doğru kalkarken bir eliyle burnunu kaşıyıp baba oğula doğru ilerledi.
Her adımında yeri sarsan gücü, ona hayranlıkla bakmasına vesile olurken ardından ilerleyen Samet ise kardeşi Meleğe ortaklık işinin başladığını akşam yemekte kutlama olacağını yazmıştı.
Meleği kardeşi onu affetse'de Samet kendini bir türlü affedemiyordu. Her gün her gece önce Allah'tan sonra Melekten af diliyordu.
O kadar pişmandı ki kardeşini şeytanın eline mecbur bıraktığı için bencilce hareket etmiş bir anlık hevesinin anlık kararların kurbanı olmuştu.
Samet gençliğinin en çokta aşk denen yakıcı duygunun kurbanı olmuş o ateşin içine en masumu hiç düşünmeden atmıştı.
Kulağına ulaşan seslerle düşünce sisine ara verdi. Abisi ve Çetin denen adam karşılıklı konuşuyordu.
Ceketinin düğmesini açarak yanlarına ilerledi. Duyduğu her sözle şaşkınlıkla gözleri açıldı.
Ne yani Çetin Hüsnü beyin oğlumu oluyordu.
Merzah'ın bakışları Samete bir iki saniye değip tekrar Çetin ve Sefa ya döndürdü.
"Hüsnü amca oğlunun Çetin olduğunu bilmiyorduk" Diyen Merzahla Hüsnü bey bakışlarını kaçırdı.
Ne diyecekti ki onlara biz babanızla daha siz ortalıkta yokken büyük kavga ettik çocuklar gibi küsüp, aramıza dağları soktuk mu bunun için erkendi henüz gerçekleri dile getirmeye cesareti gücü yoktu.
"Bir gün anlatacağım evlat ama şuan değil" diyip konuyu kapattı.
Merzah Çetin ve Samet ise susmakla yetindi. Vardı bir şeyler ama ne bunu sonra sorgulamak hatta araştırmak adına hafızanın derinlerine itti.
"Nasıl istersen Hüsnü amca, Çetin'de geldiğine göre şu imzayı atsın bizde gidelim akşam görüşeceğiz nasılsa" diyip Çetinin sert hatlarla bezenmiş yüzüne baktı.
Çetin yüzünde mimik dahi oynamadan sadece babasına baktı. Az çok biliyordu geçmişin sırrını bu yüzden ağırca yutkunup yönünü toplantı odasına çevirip arkasında kalanlara seslendi.
İçinde kopan fırtınalara inat!
"Merzah haklı bir an önce atalım imzayı'da bitsin şu tatava" diyip yine eski haline Merzahın deyimiyle buzdolabı oldu.
Hüsnü bey oğlunun yaptığı saygısızlığa sinirlensede ses etmedi. Başını sağa sola çevirip içinden Allaha dua etti.
"Rabbim oğlumun aklını başından alacak birini yolla" diye duasını hayırla bitirip toplantı odasına girdiler.
Samet abisinin kolunu tutup durdurdu.
"Abi ortak olmak zorunda değiliz" Ne oğluna ne babasına güvenmiyordu.
"Saçmalama Samet bu ortalıkılığa ihtiyacımız var" dedi. Piç kurusu Hazar ne kadar işleri elinde tutsada son bir yılda, şirketi iflasa doğru sürüklemişti.
"Bilmiyorum abi Çetini Hüsnü beyi tanımıyoruz tamam babamın eski arkadaşı olabilir ama o kadar ilerisi yok neden küstüler. En zor zamanlarımızda niye yardım eli uzatmadı." Haklı sözlerine Merzah bir şey demedi.
Onunda aklında vardı bir takım şeyler bu yüzden sessizce, kardeşinin omzunu sıkıp, diğerlerinin peşinden toplantı odasına girdi.
Onun girişiyle susan iki arkadaş gözleriyle anlaştı. Odayı saran telefon sesi sessizliği bölmüş Çetin ceketin cebinden telefonu çıkartıp ekrana bakmıştı.
Yüzünde oluşan gülümsemeyle onu bekleyenlere bir dakika işareti yapıp aramayı yanıtladı.
Kulağına ulaşan ufakta olsa neşeli ses kardeşi Meleğe aitti. Eskisi gibi olması için elinden ne geliyorsa yapacak gerekirse canını ortaya koyacaktı.
"Meleğim" derken gözleri ışıl ışıl olmuştu. Samet dudağının kenarıyla gülerken Meleğin yine hangi çiçek tohumunu isteyeceğini merak ediyordu.
Melek kendini çiçeklere daha çok toprak işine adamıştı. Ne demişti iki abisine!
"Kötü enerjiyi toprakla atacağım" onlara'da destek vermesi kalmıştı.
Melek ise yeni evinin arka bahçesinde son iki haftada cennete çevirdiği bahçeye hayranlıkla baktı.

Çok sevmişti bu işi bu yüzden abisini arayıp ufak bir ricada bulunacak akşam yemeği için mecburen hazırlanacaktı.
Kaçarak saklanarak hayatta ömürde geçmezdi biliyordu.
Bir anlığına abimle konuşmuş olduğumu unutup kendimi, geçmişe gömmüştüm.
Hazarın beni o gece bırakıp, alelacele gittiği güne kafamı sağa sola sallayıp o lanet günü aklımdan attım.
Zorlukla yutkunup bana seslenen abime cevap verdim.
"Güzelim neden sustun Melek orada mısın?" Saf endişe barındıran sese kayıtsız kalamadım.
"Elime diken battı da onu çıkardım iyiyim abi bana gelirken Menekşe çiçeği getirir misin?"kardeşinin isteği ile rahatlayan Merzah taktığı kravatı gevşetip arkasına yaslandı.
"Alırım güzelim benim kapatmam lazım, iki saate evde oluruz" diyip kapattı.
Melek ise telefonu bahçeye kurduğu masaya bırakıp arkasını döndü.
Ona gülümseyerek bakan adamla, acı acı yutkundu. Demirkan son zamanlarda bakışlarında yakaladığı tanıdık his Meleği garip şekilde huzursuz ediyordu.
Kondurmak istemiyordu sonuçta kime aşık olacağını yada seveceğini sen seçemezdin bu yüzden, görmezden gelmeye karar verdi.
Abisi gibi gördüğü adama, içtenlikle gülümseyip elinde ki eldivenleri çıkardı.
"Hoşgeldin Demirkan abi" derken yüzünde ki tebessüm solar gibi oldu Demirin!
Ama Melek Demirkanın bazı şeylerin farkına varmasını istiyordu. Bahçeye kurulan çardağa geçip oturdu.
Başında ki şapkayı çıkartıp saçlarını eliyle düzeltti. Bu süreçte Demirkan ise Meleki izliyordu.
Onun her abi diyişinde kalbine binlerce çivi batıyordu. Bazı kararlar almıştı genç adam mesala Meleke aşkını itiraf etmek gibi ama sonra aklına genç kızın yaşadığı acılar gelince vazgeçiyordu.
"Abi orada niye duruyorsun gelsene bak kendi ellerimle limonata yaptım." Diyen Melekle kendine gelip tam karşısına oturdu.
"Baya hamaratız bakıyorum" Melek gülümseyip bir bardak limonata doldurup, genç adama uzattı.
"Ee iki tane abim bir tane küçük yeğenim var." Diyip başını Demirkanın yoğun gözlerinden çevirdi.
Çok yoğun bakıyordu ve Melek bunu yeni fark ettiği için kızgındı kendine, keşke daha önce fark etseydi. Belki bu denli sevmesine aşık olmasına izin vermezdi.
"Melek bizimkiler imzayı atmış" diyen adama bir kez daha baktı.
"Az önce mesaj attı Samet abim" diyip sustu.
Eskisi gibi konuşası gelmiyordu Melekin susması sessizliğe sığınması bu yüzdendi.
Demirkan ise hem soğuk limonatasından içiyor hem Meleke göz ucuyla bakıyordu.
Genç kızın sürekli olarak bakışlarını kaçırmasıyla kaşları çatılan Demirkan diken üstünde hissetti kendini.
"Akşam kutlama yemeği varmış Merzah davet etti." Melek titreyen elini masanın altında tutup Demir abisine baktı.
"Öyle mi haberim yoktu bundan neyse ben hazırlansam iyi olacak sonra konuşsak olur değil mi?" Gayet nazik yanlız kalmak istediğini belirtmişti.
Demirkan bu duruma bozulsada belli etmedi.
"Tabi sen hazırlan sonra konuşuruz güzelim" diyip saçları arasına varla yok arası öpücük kondurup evden ayrıldı.
Melek ise ani gelen öpücükten dolayı, donup kalmış bir süre Demirkanın arkasından bakmıştı.
Başını gökyüzüne kaldırıp derince nefes aldı. Ciğerlerine dolan çiçek kokuları negatif enerjisini alıp götürmüştü bile!
Birazdan abileri evde olurdu onları fazla bekletmemek adına hazırlanmak için odasına çıktı.
Çatı katı bilhassa burayı tercih etmesi hem manzaranın güzel oluşu hemde odanın epey geniş olmasıydı.
Hızla banyoya girip üstünde ki kıyafetlerden kurtuldu.
Soğuk suyu ayarlayıp altına girmiş şu bedeninden akıp giderken, ruhu huzura kavuşmuş gibiydi.
Biraz daha suyun altında kalmış banyodan çıkmıştı. Duyduğu sesler abilerinin geldiğini gösteriyordu.
Dolabın başına geçip akşam için en uygun kıyafeti gözleriyle taradı.
Gözüne çarpan siyah üst tarafı püsküllü alt tarafı bol elbisesini çıkartıp giyindi.
Saçlarına maşa yardımıyla dalga halini vermiş çok hafif makyaj yapıp odasından ayrılmıştı.
Vakit epey ilerlemişti. Merdivenlerden inerken Samet ve Merzah abisinin yine tatlı tatlı atıştığını duydu.
"İnanmıyorum sana resmen Berene gel sevgilim ol seni çiçek bahçelerinde rahat ettireyim dedin hayır o değil bizim kadının iş yerinde ne işimiz vardı." Derken şüpheli şüpheli abisini süzüyordu.
"Sanane lan sen işine bak hem görmedin mi o denyoyu nasıl da Berene yanaşıyordu." Samet tam konuşmak üzere ağzını açmıştı ki Melekin sesini duydular.
"Ben hazırım canım abilerim" eğer konuyu değiştirmese Merzah abisi her an Samet abisine dalabilirdi.
"Kardeşim bu ne güzellik anlaşılan bu gece dibinden ayrılmayacağım" Merzah şaka amaçlı konuşsada gayet ciddiydi.
"Yapma abi ya bu gece bizim için önemli" Melek son iki basamağı inip iki abisinin koluna girdi.
"Hadi artık gidelim geç kalmadan" demişti.
"Gidelim bakalım fıstık" üç kardeş evden ayrılmış Demirkanın hazır ettiği araca binmişlerdi.
Yol boyu aynadan Meleke bakan Demir karşılık alamamıştı. Bu durumu fark eden Merzah aklına ekilen şüpheden rahatsız oldu.
Yarım saat süren yolculuğun ardından geldikleri mekanın park yerine aracı park edip indiler.
Aynı anda yanı başlarında duran iki araçtan inen adam ve kadınlara ilerleyen abilerini takip eden Melek ise bir çift siyah hareden habersizdi.
Hüsnü bey ve Sevgi Hanım ise eski dostlarının çocuklarını sevinçle karşıladı.
Merzah Sevgi hanımın elini nazikçe öpmüş aynı şekilde Hüsnü beyle selamlaşıp kız kardeşi Meleki kanatları altına alıp tanıştırma faslına geçmişti.
"İşte en küçüğümüz biriciğimiz Melek" Melekin yanakları utançla yansada çabuk toparlanıp elini Sevgi hanıma uzatıp öptü.
"MaşAllah pek güzel tıpkı annene benziyorsun" kırdığı potu fark eder etmez sustu.
Annesinin kırdığı potla araya giren Çetin genç kadına elini uzattı.
"Bende Çetin memnum oldum Melek" ona elini uzatan adama kısaca bakıp elini uzatmış saniyesinde geri çekmişti.
Onları uzaktan izleyen öfkeli göz ise yeni planlar peşindeydi....
BÖLÜM SONU...
Geç oldu üzgünüm...