**Zamansızım yürek sızım**
Kader insanın önüne bir çok yol çıkarır sana seçenek sunardı.
Geneli işle geçen yemek Meleğin canını sıksada belli etmedi. Her daim bunaltıcı bulmuştu iş konularını hoş bundan sonra abileriyle birlikte aile yadigarı şirketin başına geçecekti.
Bu duruma kendini hazırsalasa iyi olacaktı. Yemeğin yarısını yemiş midesi isyan bayrağını çekmişti artık garson boşalan tabakları tek tek alırken, tatlı servisine başlanmıştı.
Demirkan el işaretiyle garsonu tekrar çağırmıştı.
"Buyrun efendim bir arzunuz mu var" diyen garsona başını sallayıp onayladı.
"Melek hanıma sufle getirin" demiş arkasına yaşlanmıştı.
Melek Demirkan'ın bunca insan içinde onun için en sevdiği tatlıyı istemesine şaşırmıştı. Kaldı ki Merzah'da dalgın dalgın dostunun yüzüne bakıyordu.
Umuyordu aklına gelen şey başlarına gelmemiş olsundu. Çünkü bu durumu ne Melek kabul ederdi ne kendisi belki affetmiş olabilirdi. Ama insan hatayı bir kere yapa dursun tekrarlanması güç olmazdı.
Bu yüzden umutsuzca dostundan bakışlarını çekip Hüsnü bey ve Çetine odaklandı.
"Dediğim gibi Merzah bir hafta sonra holdingin yüzüncü yıl kutlaması var. Sizlerde orada olacaksınız" diyip sade kahvesinden bir yudum aldı.
"İyi akıl ettin Hüsnü bey Melek kızım ben ve Dicle alışverişe çıkarız" Dicle kimdi.
"Senin şımarık kızın Allah bilir nerede hatun bak o kadar yemek var geç kalma dedik dinleyen kim ama" Çetin babasının sözlerine gülerken gözleri bir çift kahverengi göze tav olmuştu.
Bu kızda ne vardı bilmiyordu ama feci halde arkasına bakmadan kaçası vardı.
Genç kızın kahve harelerinde ateşten top vardı sanki ve durum Çetin koskoca Çetin Çetineri içten içe korkutmuyor değildi hani!
Bu kez Melekin ince ve naif sesi kulaklarına çalındı.
"Benim içinde iyi olur Sevgi Hanım" derken ses tonu içten çıkmıştı.
O sırada mekana bomba gibi giriş yapan Dicle gözleriyle ortamı tarıyordu.
Hüsnü bey kızına ters ters bakmakla yetinsede yaşlı kurt kızını ayrı seviyordu.
Pek sevgisini gösteremesede, evlatları can paresiydi.
"Sevgili ailem biraz geç kaldım ama hiçte üzgün değilim ortam bana göre değil" diyen Dicleye Samet tersce baktı.
Hüsnü bey haklıydı bu kız fazla şımarıktı.
"Ne oldu hanımefendi memnun edemedik mi sizi"alayla konuşan abisine uzaktan öpücük atıp boş sandalyelerden birine oturdu.
O ara gözü mavi gözlü adama takılı kalmıştı. Kimdi ki bu adam kendisine dik dik bakıyordu.
Demirkan Dicle denen kızdan hiç hoşlanmamıştı.
"Yo beğendim abicim" Dicle abisine bakıp hemen az önce ona bakan adamın yanında oturan kıza bakıp güldü.
İtiraf etmesi gerekirse eğer fazla güzeldi.
"Dicle diyorum ki haftasonu alışverişe çıkalım sen ben Melek kızımla şirketin yıldönümü var"ah evet annesi ve bitmek tükenmek bilmeyen alışveriş tutkusu!
"Bana uyar anne gidelim" masadakilerle kısaca tanışıp kendisi içinde çikolatalı pasta sipariş verdi. Yanına ise sütlü kahve en sevdiği iki oluyordu.
Sohbet boyunca dikkatinden kaçmayan tek şey abisinin ara ara Melek denen kıza bakışlarını yakalaması olmuştu.
Abisini sonunda adam edecek biri hayatlarına giriyordu galiba!
Bakışmaları yakalayan biri daha vardı ki onun için işler hiç iyi yönde gitmiyordu.
Demirkan içini yakan kızgın alevin farkındaydı. Öfke damarlarında çağlayan gibi akarken Çetin denen zibidiyi kalkıp dövememek zoruna gidiyordu.
Hem ne hakla hangi sıfatla adama durup dururken saldıracaktı ki ah ulan dedi içinden keşke keşke Melekin Hazar tarafından ilk aldattığını duyduğunda çekip alsaydı onu şimdi böyle uzaktan bakıyor olmazdı sevdiğine kader ağlarını öyle bir iple bağlıyordu ki nefessiz kalıyordu insan!
Sohbete pek katılmamış bir an önce sığınağına gitmek için dakika sayıyordu. Biraz daha burada kalacak olursa elinden ve ağzından hiç hoş olmayan şeyler çıkabilirdi.
"Çetin Sefalar gitti mi oğlum" Hüsnü bey merakla sormuştu.
"Gittiler baba" Can dostu ve biricik yeğenini yolcu etmişti.
"Ah özleyeceğim miniğimi" Sevgi Hanım çok severdi hem Sevgiyle adaşdı.
"Yazgül gitmeden önce bol bol dedemi ve babaannemi öpün dedi" Çetin konuşurken iç çekti.
"Tatillerde gelirler dimi Çetin" annesine baş salladı. Bu pek mümkün değildi çünkü ne Sefa ne Sevgi ortada Funda gibi aktör varken gelme taraftarı değildi.
"Onlar gelmezse biz gideriz anne" yemek boyu sessiz kalan Melek biraz hava almak kendi düşünceleri içinde kaybolmak için ayaklandı.
"İzninizle biraz hava alacağım" restorand üç katlıydı.
Abisine sorun yok gibisinden dudaklarını oynatıp, mekanın teras katına çıkmak için merdivenlere yöneldi.
Oldukça hoş bir mekandı, duvarlar yerler neredeyse yarı yarıya ahşaptan yapılmış ışıklandırma ise halatlı iplerle kaplanmış avizelerle doluydu.
Elleri trabzana tutunmuş ağır ağır çıkarken teras kapısını açmış yüzüne vuran ılık rüzgarla gözleri çok kısa kapanıp açılmıştı.
Elbisesi uzundu tek eliyle toplayıp öyle yürüyordu.
Terastan görünen manzaraya bakarken, saçları rüzgarla adeta dans ediyordu sanki bunalıp saçlarını tokasının esaretinden kurtarmıştı.
Elleri demirliklere tutunmuş ay ışığının gölle nasıl uyum içinde yaşadığını izliyordu.
Dolunay bu gece başka güzeldi özellikle, kızıl olması özel bir gündü sanırım yada dolunay da tıpkı Melek gibi acı çekiyordu.
Nasıl genç kızın içinin bir yanı kanla kaplıysa ayda bu gece ona has kırmızılıkla rask ediyordu.
O kadar dalmıştı ki Dolunayın güzelliğine yanı başında duran bedenin son anda farkına varmış gibi irkildi.
Iki adım geriye kaçarken, onu dikkatle izleyen gözleri alayla parladı.
"Korkma ay güzeli insan yemiyorum" Melek Çetin denen adamın dalga geçmesine sinirlenmiş olsada onu görmezden gelmek işine gelmişti.
"Ne kadar güzel değil mi" bu adam neden gitmiyordu. Cevap vermedi Melek geldiğini gibi çekip gitsin istiyordu.
Çetin Meleğin sessiz kalışına içerlensede belli etmedi.
"Hmm dilini yuttun galiba nezaketten haberin var sanıyordum" aklı sıra laf mı sokuyordu.
Ağzından kaçan "hah" sesine engel olamadı.
"Sende sapık gibi beni mi takip ettin" Melekin konuşmasına ayrı şaşırmış sapık damgası yemesine ayrı şaşırmıştı.
"Sapık mı oradan bakınca sapığa mı benziyorum ben burası halka açık bir alan" Çetin haklıydı.
Genç adama sapık yaftası vurması hoş olmamıştı.
"Üzgünüm ama yanlız kalmak istiyorum" derdini açıkça dile getirmişti.
"Yanlızlık bir yerden sonra insanı huzursuz ediyor Melek söylesene daha ne kadar kabuğun içinde saklanacaksın" göz göze gelen ikili onları hüzünle izleyen Demirden bir haberdi.
"Bu seni alakadar etmez" dudağı hafif kıvrılan Çetin susmadı.
Melekin kahve gözlerine vuran o hüznün sebebini bilmek ve yok etmek istiyordu.
"Neden korkuyorsun Melek" demiş aldığı cevap karşısında sessiz kalmıştı.
"İyi görünen insanların aslında kötü olduğunundan daha çok kalbi karaya bulanan kötülerden" diyip terası terk etmek istemiş koluna yapışan parmaklarla durmak zorunda kalmıştı.
Bu dokunuşla içi ürpersede bunu belli edecek değildi.
"Çek elini kolumdan" diyerek uyardı.
Çetin Meleki iyice kendine çekmiş aralarında sadece bir adımlık mesefe kalmıştı.
"Bazı kötüler sinsidir en sinsi insan nasıldır bilir misin Melek" derken bakışları genç kızın dudakları ve gözleri arasında gidip geliyordu.
Melek gözlerini kaçırmış merakla konuşmanın devamını bekliyordu.
"En sinsi insan sessiz kalıp uzaktan olayları izleyen insandır" diyip son kez Melekin kahve harelerine bakıp oradan ayrıldı....
Melek ise kolunda hala varlığını koruyan dokunuşta kalmıştı....
BÖLÜM SONU...
Yıl dönümü feci olacak olaylar olaylar...
Dicle Demirkan çifti olur mu derseniz...
Hiç diyalog kuramıyorum affedin...
Ve bu hafta mihriban bitirmek istiyorum bana müsade....