İnce ince atıştıran yağmur tanelerinin teras camına vurmasıyla kendine gelen Melek, gözlerini sabitlediği yerden çekip terastan ayrıldı.
Epey uzun zamandır, orada durduğunu geç fark etmiş şimdiden abilerine ne diyeceğini düşünmeye başlamıştı.
Çetin denen adam yüzünden, fazlasıyla vakit kaybetmişti. Saçlarını arkaya doğru atarak, terastan ayrıldı.
Restoranda girmesiyle gözlerin ona çevrilmesi bir oldu. Melek masaya doğru yaklaşırken Demirkan abisinin gittiğini fark etti.
Merzah abisinin sorgulayıcı bakışları altında, eski yerine oturdu. Masada bulunan şişeden bardağına su doldurarak içti.
Dicle ise Meleği göz hapsine almıştı. Abisi belki fark etmiyorum sanıyordu ama kaçamak bakışlarla Meleği izliyordu.
"Melek şirket işlerinden anlıyor musun" diyerek soru sordu. Amacı genç kadını yakından tanımaktı.
Melek ona samimiyetle bakan Dicleye ufak bur tebessüm gönderdi.
"Abilerim sayesinde biliyorum" Eh yalan değildi. Hazarda az çok öğretmişti.
"Ne mezunusun peki" Melek gelen soruyla yüzü düşsede çabuk toparladı.
Durumu fark eden Merzah Dicleye keskin bakışlar atıp ayaklandı.
"Geç oldu yemek için teşekkür ederiz Hüsnü amca kalkalım biz artık" Samet ve Melek aynı anda ayaklanıp Hüsnü bey ve Sevgi hanımın elini öpüp Çetinle kısaca el sıkıştılar.
"Yarın şirkette görüşürüz" diyen Çetine baş salladı Merzah.
"Sabah çalışanlarla toplantı ayarlandı. Melekte diğer patron olarak aramıza katılacak" bu kez Çetin konuşmuştu.
"Pekala sabah görüşürüz" diyen Sametle beraber mekandan çıktılar.
Dicle ise giden kardeşlerin arkasından baktı. Sevgi Hanım ise oğluna bakıp sevecenlikle aklında ki fikri dile getirdi.
"Ne tatlı kız değil mi Melek tıpkı annesine benziyor" derken Hüsnü beyin içtiği su boğazında kaldı.
"Evet öyle Melihaya çok benziyor" Hüsnü bey istifini dahi bozmadan cevap vermişti.
Çetin ise annesinin alta alta laf sokmasına aldırış etmeden beyaz şarabından bir yudum alıp arkasına yaslandı.
"Niye öyle bakıyorsun anne" annesi ve onu evlendirme çabaları.
"Melek güzel kız" dedi Sevgi Hanım ve karşılığını sertçe kızı Dicleden aldı.
"Evli kadın anne" Elbette Melek ve abileri hakkında mekana gelmeden evvel araştırma yapmıştı.
Kadın evliydi ve boşanma aşamasındaydı. Haftaya davası vardı.
Çetin evli sözüyle şaşkınlıkla kız kardeşine bakakaldı.
"Nasıl evli" dedi kendin engel olamadan.
"Boşanma aşamasında detayları bilmiyorum" dedi.
Hüsnü bey gerilen ortamla garsona hesap işareti yaptıktan sonra kızına döndü.
"İnsanların özel hayatı bizi ilgilendirmez Dicle" diyip eşine döndü.
"Sende oğlanı rahat bırak Sevgi" Çetin babasına minnetle bakıp ailesine veda etmiş, valenin getirdiği arabasına binip yola çıkmıştı.
Melek odasına adım atar atmaz elbisesini çıkartıp ılık suyun altına kendini güçlükle attı.
Hem ruhen hem bedenen epey yorgun hissediyordu kendini. Akan su bedeninden akıp giderken nedensizce gözleri sol koluna gidip geliyordu.
Başını banyonun fayansına dayayıp, gelecek hafta görülecek olan boşanma davasına kaydı karanlık dehlizleri.
Hazar mahkemeye gelsede gelmesede bu dava görülecekti. Sonunda bileklerine vurulan o yağlı urgandan kurtulacak özgürlüğüne kanat çırpan kuş gibi hafifleyecekti.
Ne kadar suyun altında kaldı ne Hazar geçmişi geleceği düşünüp birbiri birbirine giren hayalleri banyo kapısının çalınmasıyla bölündü.
"Melek kardeşim iyi misin" Samet endişeyle sormuştu.
"İyiyim abi birazdan salona inerim" sesi boğuk ve çatlak çıkmıştı.
Hangi ara ağlamaya başlamış anlamamıştı.
"Tamam kahve yapıyorum ikimize Merzah uyudu abi kardeş keyif yapalım verandada" uzun zamandır baş başa vakit geçirmemişledi.
"10 dakikaya geliyorum" diyip suyu kapattı.
Dolabtan havlusunu alıp bedenine sardı. Kısa saç havlusunu başına sarıp banyodan çıktı.
Dolaptan kıyafetlerini alıp yatağın üstüne bıraktı. Çekmeceden iç çamaşırlarını alıp giydi.
Hafif nemli kalan saçlarını tarayıp yandan ördü. Ayaklarına ev terliğini giyip, odasından çıktı.
Ev derin bir sessizliğe gömülmüştü. Çıkan tek ses duvarda asılı duran saatin çıkardığı tık tak sesiydi.
Ve ciddi anlamda sinir bozucuydu Merzah abisinin zoruyla asılmıştı. Neymiş saat önemli bir nesne eşyaymış!
Abisi ve işleri merdiven boyu inerken tablolara göz ata ata verandaya girdi.
Abisi koltuklardan birine oturmuş önlerine serilen manzarayı izliyordu. İstanbul boğazını gören evleri oldukça güzel bir yerdeydi.
"Gelsene Melek" diyen abisine kayıtsız kalamayıp yanı başına oturdu.
Başını abisinin omzuna koyup onlara sunulan manzarayı seyre daldı.
"Bazen diyorum ki Melek keşke Hazar itine boyun eğmeyip seni ellerinden çekip alsaydım kaçıp götürseydim" abisinin isyanıyla hızla ona döndü.
"Mecburdun abi Çınar Ali için ben seni suçlu olarak görmüyorum Hazar hep kötüydü ben geç fark ettim bırakalım bu konuyu artık lütfen" diyip kahvesinden içti.
Melek eskisine nazaran daha iyiydi.
"Affet beni Meleğim" abisine bakıp gülümsedi.
"Ben seni affettim abim" Samet Meleği sıkıca kendine çekip sarıldı.
Abi kardeşi odasının camından izleyen Merzah, gözleri dolarak geriye çekildi.
Hiç bir kuvvet aile bağlarını en önemlisi sevgilerini yıkamazdı. Sırt üstü yatağa uzanıp uzun uzun beyaz tavanı izledi.
Hapishanede geçirdiği vakitlerde düşünmek için bol bol vakti olmuştu.
Gözleri ağır usul kapanırken uykuya dalmadan önce düşlerine düşen bir adet Beren vardı.
Yeşillerine vurulduğu kadın!
Gün çoktan ayar güneş ufuktan doğarken, günler hızlı bir o kadarda anlamlı geçiyordu.
Melek gününün çoğunu şirkette abilerine yardım ederek geçirirken, eylül ayının gelmesiyle mahkeme öncesi aklında eylemi gerçekleştirmek için şirketten çıktı.
Çağırdığı taksiye binip adresi verdi. Yolu izleyip abilerine mesaj atarken taksinin duymasıyla inmiş koca binaya bakıp içeri girmiş kaydını yaptırmıştı.
Hazarın ondan aldıklarını tek tek alacak hayallerine geçte olsa kavuşmuş olacaktı.
Açıköğretim binasından çıkıp bu kez adliyeye gitmek üzere taksiye bindi.
Bugün herşey son bulacak özgürlüğüne kanat çırpacaktı.
Merzah Samet Beren ise mahkeme salonunda Meleği bekliyordu.
Hazar elinden tuttuğu ikinci karısıyla oturan üçlüye sırıtarak girdi.
Yazgı o ise Hazarın tutsağı olmuştu. Kaçma planları genç adamın dönmesiyle son bulmuştu.
"Ulan piç utanmadan onuda mı getirdin" dedi. Hazar hala daha bacak arasında ki acıyı hissediyordu.
"Yasak mı var" Merzah burun kemerini sıkıp ayaklandı.
"Sana var lan" Sesini ne kadar alçak tutmaya çalışsada pek başarılı olamıyordu.
Kolunda ki hafif baskıyla gözleri odağını buldu.
"Sakin ol Merzah atılmak mı istiyorsun" Beren it dalaşı yapan ikiliye çıkıştı.
"Sakinim ben sakin" derken hızlı hızlı gelen Meleke baktı.
Melek binadan içeri girer girmez 5 mahkeme salonunu sormuş öğrendiği bilgiyle koridordan sola doğru dönmüştü.
Döner dönmez ise kuması ve kocasıyla göz göze geldi.
Yüreğinden geçip giden o sızıya engel olamamıştı. Ancak şunu fark etmişti acısı kanayan yarası dursada o yaradan sızıntı gibi akan kana mani olamıyordu.
Bütün benliğiyle nefret ediyordu Hazar Kahramandan hayallerinin yaşamının ruhunun tek katili oydu.
Birde ölen abisi!
Yüzüne yapıştırdığı umursamaz maskeyle ve bütün asaletiyle yürüdü.
Giydiği turkuaz mavisi dizlerinin üstünde biten v yakalı elbisesi hafif makyajı yeni boyattığı köpük kahvesi saçlarıyla güzel görünüyordu.
Hazar Meleki baştan aşağı inceleyip son durağı bal gözlerinde durdu.
Diyecek konuşacak tek kelimesi yoktu.
Hem ne diyecekti "pişmanım affet mi?" Dese ne olacaktı inanmazdı dönmezdi.
Karşı karşıya gelen iki tarafın bakışmasını mubaşirin sesi bozdu.
"Davacı Melek Kahraman, Davalı Hazar Kahraman içeri girin" diyip kapıyı açtı.
Hazarın boğazına oturan koca yumru gitmek bilmiyordu.
Melek yanından rüzgar gibi geçip gitmiş gitmeden önce Hazarı pişmanlıktan kavuracak sözleri söyledi.
"Esaretim tutsaklığım bitiyor özgürlüğe açılan kapım bugün açılıyor"
Yazgı ve Hazar bir kadının ebedi ahını almıştı.
Onların cezası Meleğin mutluluk dolu günleri başlıyordu...
BÖLÜM SONU...