Bir Aşk Bir Tebessüm 12 Bölüm

1051 Kelimeler
Kimine göre fark gösterir acı eşiği kimisi içinde yaşar kimisi dışına yansıtır bağıra çağıra haykırır. Kadınlar çiçektir, bakmasını görmesini bilirsen en çok sevene bağlanır. Kalbi katran karasına bulanmış insanlar çiçeğe dahi saygı göstermez ayağının altında ezer. Melek en kötüsüne en olmazına en kötüsüne denk gelmiş eşi onu acıta acıta yıpratmıştı. Sevmesin sevmeyi bilmeyen kör yürekler bakmasın aşka kapalı gözler. Acıya acıya öğrenmişti Melek Hazar ona güvensizliği sevginin sadece acı getirdiğini göstermiş bir güzel yaşatmıştı. Şu saatten sonra tek istediği abileriyle birlikte ayağa kalkıp eskisi gibi aynı çatı altında yaşamaktı. Bunun için önce Merzah abisinin suçsuzluğunu kanıtlaması gerekiyordu. Demirkan çocukluk arkadaşı yarı abisi ona güvensede içinde bir yerlerde daima şüphe tohumu vardı. Kahvaltısını yapmış otele tekrar giriş yapmıştı. Bitmezdi bu gün ona ama Allaha güveni sonsuzdu onca acıyı veren Allah mutluluğu'da nasip edecekti. Gözünden akan yaşı silip banyoya geçti abdestini almıştı. Bavulundan annesine ait yazmasını alıp başına bağladı. Uzun kalem eteğini giyip, aşağı indi otelde Mescid vardır belki diyerek görevlinin yanına gitmiş dikkatini üstüne çekmişti. "Burada bayanlar için Mescid var mı?" Orta yaşlı görevli Meleğe bakıp gülümsedi. "Var tabi efendim ikinci katta soldan birinci kapı." Demişti. Melek aldığı cevapla ikinci kata çıkarken sola dönmüş ilk kapıyı açıp içeri girmişti. Kulağına ulaşan ezan sesiyle gülümserken, kenarda duran seccadeyi serdi. İyi zamanında annesi ona namaz kılmayı duaları öğretmişti. Belki o zamanlar küçüktü ama hepsi aklındaydı. Gözlerini yumup açtı huzur buydu işte Allaha secde etmek, namazını kılıp ellerini semaya doğru kaldırdı. Gözleri yeniden buğulanırken, yüreğinden geçenleri diline döktü. Önce ülkesi için sonra abileri ve kendisi için huzur mutluluk diledi. Seccadeyi kaldırıp yerine koyarken odasına geçti. Demirkanın yollacağı adamı beklemeye başladı. Yatağın üstüne otururken kumandayı almış tv açmıştı. Rast gele kanallardan birinde dururken ekranda dönüp geçen görüntüyle donup kalmış elinde ki kumanda düşmüştü. Hazar daha ne kadar onurunu gururunu ayaklar altına alacaktı. Ya Aysel bunu nasıl yapardı. Acımıyor desede canı çok yanıyordu bunların hiç birini hak etmemişti. Melek titreyen eline inat yere düşen kumandayı alıp tv kapattı. Yanağını ıslatan yaşları sinirle silip ayaklandı. "Ağlamak göz yaşı dökmek yok Melek güçlü olacak ona boyun eğmeyeceksin Rabbin yanında senin o herşeyi görüp duyuyor. Bugünlerde bitip gidecek mutlu olduğun zamanlar uzak değil" göz yaşı Meleğe ihanet eder gibi aktı. Bunca zamana yazık diyordu merak ediyordu kolay değildi ki 7 sene bir hafta sonra 8 olacaktı. Hiç mi saygı duymamış sevmemişti. Neden intikamını 7 sene sonra en acı en kötü şekilde almıştı. Dizlerinin üstüne çökerken son kez içi dışına çıkana kadar ağladı. Bu sondu bir daha kimse için özellikle hak etmeyenler için göz yaşı dökmeyecekti. Demirkan Melekle konuştuktan sonra düşünceler içine girmiş, aldığı kararı uygulamak adına ortağı olan Ferhatın odasına dalmıştı. Ferhatla ortak yürütüyordu otel işini beraber Rusyaya dönmüşlerdi. "Ferhat ben Türkiye'ye dönmek zorundayım bir kaç hafta beni idare eder misin?" Direkt sormuştu. Ferhat ise dostunun derdini az çok biliyordu zaten işleri yolunda gidiyordu. Oteli yakanlar bulunmuş gereği yapılmıştı. "Demirkan bir kaç önemli toplantı daha var onlara katılmak zorundasın biliyorsun" dedi çünkü yapacakları bu toplantı. Onları dünya çapında öne çıkaracaktı. Demirkan elbette biliyordu ama Melek onun hayatı herşeyden daha önemliydi. "Biliyorum ama Melek onun hayatı tehlike altında" Ferhat tam ağzını açacağı sırada odaya dalan asistan kızla sustu. Ebrar Demirkana ve Ferhata bakıp yutkundu bu haberi nasıl verecekti ki! "Ne var Ebrar kapıyı çalmadan hangi cüretle odama dalarsın" Ferhat buz gibi sesiyle kızın yüreğini buza çevirmişti. "Özür dilerim efendim ama acil olmasa girmezdim şey magazin haberleri Demirkan beyi ve Aysel hanımı konuşuyor bir baksanız iyi olur" diyip geldiği gibi çıkmıştı. Demirkan kaşlarını çatarken odada bulunan tv baktı. "Açsana Ferhat türk kanalları vardı yine ne uydurmuşlar" Ferhat kumandayı alıp magazin kanalların birinde durmuştu. Ekranda boy boy Aysel ve Hazarın oldukça yakın görüntüleri dönüyordu. Elleri yumruk halini alan Demirkanın aklında olan tek kişi Melekti. Ne Hazar ne Aysel umrunda değildi. Ama bu durum planlarını bozacaktı. "Lanet piç kurusu bu kez seni kimse elimden alamayacak" demiş hırsla odadan çıkmıştı. Ferhat ise Aysel denen kaltağın er yada geç gerçek yüzünün ortaya çıkacağını biliyordu. Hazar geceden beri düşünüp duruyordu. İtiraftan sonra Aysel uyumuş onu kucağında dağ evine getirip yatağa bağlamıştı. Uyanmasını bekliyordu belki ipucu bulurum diye çantasını karıştırmış içinden çıkan USByi cebine atmıştı. Başına saplanan ağrıyla yüzü buruşan Aysel gözlerini zorlukla açmış beyaz tavanla karşı karşıya gelmişti. En son dans ettiğini hatırlıyordu gerisi yoktu. Kalkmak için harekete geçmek istemiş bağlı duran elleri sızlamıştı. Gözleri odayı tararken yabancı bir yerde olduğunu yeni fark etmiş pencere kenarında oturan Hazarla göz göze gelmiş ağırca yutkunmuştu. "Ne işim var benim burada çöz beni hemen" kalbi korkuyla atıyordu çünkü Hazarın elinde parlayan hançeri görmüştü. "Çözemem seni önce bana bazı şeyleri açıklayacaksın" Ne açıklaması ne diyordu bu ya! "Ne saçmalıyorsun sen Allah aşkına bırak beni yoksa kötü olur." Dedi ama dinleyen yoktu. "Kötü mü olur bundan daha kötü ne olabilir Aysel şimdi tek bir soru tek vur cevap istiyorum" ses tonu fazla tehditkar çıkıyordu. "Abi mi sen mi öldürdün" yüreği kanat çırpan kuş gibi atıyordu. Aysel korkuyu iliklerine kadar hissederken sesinin düz çıkması için uğraşsada titrek çıkmasına mani olamamıştı. "Merzah öldürdü Abini şimdi beni rahat bırak gideyim" Hazar başını yana yatırırken dudağının kenarı tehlikeli bir biçimde kıvrılmıştı. Aysel git gide yüzü kasılan Hazarla ellerini oynatıp ipleri çözmeye çalıştı. "Yalan söyleme lan bana dün itiraf ettin ya Aysel seni ben öldürdüm dedin ,neyin itirazını yapıyorsun" Aysel din geceyi hatırlamak istesede gram anı yoktu. "Lanet herif yalan söylemiyorum ben Meleğin abisi öldürdü intihar süsü verdi. Şimdi derhal çöz ellerimi" Hazar yavaş yavaş ayaklanmış odadan çıkıp kendi yatak odasına girmişti. Meleğin laptop alıp tekrar odaya döndü. Aysel bağırıyor yardım istiyordu. "Boşuna bağırma kimse duymaz seni" diyen Hazara küfür etti. "Piç kurusu bırak beni" Git gide sınırı aşan Aysel ne dediğini bilmiyordu. "Bak bunu çantandan aldım önemli olmalı Yoksa niye yanında taşıyasın dimi bakalım içinde ne varmış" gördüğü flaş bellekle sonunun geldiğini anlayan Aysel boşa yere bağırdı. "Abine Melek kıydı Hazar bırak beni" yanağının yanmasıyla başı sağa dönen Aysel yediği ikinci tokatla dudağı kanamıştı. "Meleğin adını ağzına alma sürtük" demiş flaş belleği yerleştirip lap top açmıştı. Çıkan video görüntüsüne tıklarken göreceklerinden sonra yüreği yangın yerine dönecek yaşattıkları için bin pişman olacaktı. Çünkü gözlerinin önüne gelen görüntüde abisi ve Melek vardı... Duyduğu şeylerle bembeyaz kesildi. "Hadi Melek git artık gitte hem senin hem abinin ipini keseyim" diyen ise Ayseldi. Abisi ve Melek konuşuyor ama sesleri net gelmiyordu. Melek Ali Çınara bakmış ardına bakmadan ayrılmıştı uçurum kenarından. Sonrası mı kulakları sağır eden iki el silah sesi... BÖLÜM SONU...
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE