Bazen düşünüyorum acaba eskiden bilmeden büyük bir günah mı işledim'de Allah bana Hazarı sınav olarak verdi. Belkide onun hayır değilde şer olduğunu göstermek istedi.
Her şerde bir hayır her hayırda bir şer vardır diye boşuna denmemiş enine boyuna düşündüğün zaman en çok acı çekenin aslında kadınlar olduğu su götürmez bir gerçekti.
Gece dışarı mı çıktın bu saatte ne işin var sokakta, abin geç mi geldi aman erkek adam işte geçte gelir erkende sanane diye diye aslında ne kadar düşüncesizce çocuk yetiştirdiğini anlıyordu insan!
Hazar'da onlardan biriydi işte annesi oğlunu çocuklarını el bebek gül bebek şımartarak büyütmüş içten içe kendini bilmez düşüncesiz acıdan zevk alan bir evlat büyüttüğünü gören ama kör olan gözleri görmemişti.
Bulunduğu otel odasında pencereden doğan güneşi izlerken sızlayan gözlerini ovaladı. Ne uyuyacak hali nede dinlenecek dermanı vardı.
Melek huzurlu uyku uyumayalı aylar oluyordu. Öyle hasret kalmıştı ki aile sıcaklığına abilerin şen şakrak seslerine anne ve babasını çok arıyordu bu zamanlarda.
Karar vermesi gerekiyordu değil mi abisi ve Demirkan gelene kadar köşe bucak saklanacak değildi.
Elinde ki para onu ancak bir kaç idare ederdi. Ailesi zengindi bankada parasıda vardı ama lanet olsun ki Hazar bütün hesapları üstüne almıştı.
Bu yüzden gidip para çekemezdi anında yerini bulurdu. Bunu göze alamayacak kadar bıkmıştı.
Allahtan kadının önerdiği otel temiz ve güvenirdi. Başını cama dayarken neden hala göğüs kafesinin altında atan yüreğinin acıdığını bilmiyordu.
Hak etmemişti Melek ne Hazar gibi bir eşi nede yaşadıklarını ya abisi o suçsuz yere 7 senedir hapishanede yatıyordu.
Dua ediyordu Demirkanın planı tutsun işe yarasın diye tek umudu oydu.
Gözleri saate kayarken burukça tebessüm etti. Abisi 16 yaş gününde hediye etmişti. O zamanlar ne güzeldi bütün aile mutlu mesut yaşıyordu.

Bilseydi eğer dost kurbanı olacaklar hiç düşünmeden onlar yerine ölümü göze alırdı.
Bir an evvel çıkıp iş arasa iyi olacaktı. Kadınlar asla erkeklerin arkasına sığınıp hayatı boşuna yaşamamalıydı.
Her halükarda kadın güçlü olduğunu göstermeli ve ona göre hareket etmeliydi.
Bunu ona abisi Barkan Merzah öğretmişti eğer o suç abisine kalmasaydı. Sevdiği kadınla evlenip yuva kuracaktı.
Daha fazla vicdan müzakeresine girmeden sırt çantasını alıp otelden ayrıldı.
Bursa Merkeze inmişti boş boş caddelerde gezerken yönünü, portakal cafe yazan bahçeli binaya yöneltti.
Midesi açlığını gösterir gibi guruldarken cafeye giriş yapmış boş yerlerden birine oturmuştu.
Çalan telefonu dikkatini dağıtırken, çantasından telefonu çıkartıp ekrana baktı.
Abisi arıyordu vakit kaybetmeden açarken kulağına ulaşan sesle gözleri doldu.
"Meleğim" diyen o ses buğulu ve merhamet dolu çıkıyordu.
"Demirkan" ama abime söyleme dememe rağmen nasıl haber vermişti ona!
"Sesini duydum ya Allahım bana nasıl ulaşmaz kendini tehlikeye atarsın Melek ben neyim burada" Sen benim için yeterince başını belaya soktun zaten!
"Ben başını yeterince belaya soktum Demirkan hem ailenle benim yüzümden aran açılsın istemedim" kaşlarını çatan Demirkan elini yumruk yaptı.
Yok bu kız Hazarla kala kala iyice safa bağlamıştı. Ah ulan ah bunu bize yapanlara elbet soracaktı hesabını az kalmıştı çok az tuttuğu dedektif Ali Mirzanın ölümüyle ilgili epey bilgi sahibi olacaktı.
"Benim tek derdim sensin be Melek hala anlamadın şunu o it oğlu it peşini bırakmaz peşine köpeklerini salmıştır. Sen bana tam olarak nerede olduğunu söyle" Neden neden tek başına hayatta kalmak kimseye muhtaç olmak istemiyordu ama Hazardan kurtulmanın tek yolu Demirden ve gerçeklerden geçiyordu.
"Bursa merkezdeyim çiçek otelde kalıyorum Hazarın adamını otogarda görmüştüm" dedi. Ve o adamı bir daha görmemişti.
"Pekala sakın otelden ayrılma orada bekle ben sana adamlarımı göndereceğim sana evrak verecekler onu imzala" evrak mı?
"Ne evrakı Demirkan" soru karşısında gülen adam hemen gülüşünü sildi.
"Boşanma evrakı güzelim sen dediğimi yap hadi şimdi kapat ben seni korumak için gerekli önlemleri alayım" diyip bekledi.
Melek ise gözlerini cafenin bahçesinde gezdirip kapattı. Başına feci ağrı girmişti doğrusu.
"Tamam Demirkan nasıl istersen" diyip kapattı.
Demirkan bur süre kapanan telefona bakıp kalbini ele geçiren huzura, tebessüm etti.
Ah Melek Ah her yolun bana be güzelim seni üzen o güzel gözlerinde kırgınlığa sebep olan herkesten en ağır şekilde hesabını sormazsam banada Demirkan Barzemşah demesinler.
Samete dönen Demirkan eliyle boş koltuğu gösterdi.
"Zaman daralıyor Samet Hazar piçini Ayseli ve Ali Mirzanın ölümüne neden olan herkesi bulup itiraf etmelerini sağlamamız gerekiyor. Aysel yılanın başı işlerim biter bitmez dönüyoruz" diyip Rusyayı gözler önüne seren pencereye yönelip parmağını ritmik hareketle vurmaya başladı.
"Peki şirket ne olacak o adi oğlumla tehdit edip imza yetkisini üzerine aldı." Utanıyordu Samet.
"Merak etme hepsini geri alacağız sen oğlunla ilgilen" Meleğe kavuşmak kolları arasına almak için gün sayıyordu.
Hazar huzursuz geçen uykunun ardından kimselere konuşma hakkı tanımadan çiftlik evinden ayrılmış soluğu yine barda almıştı.
Meleğini geri istiyordu. Bir iki günlük ayrılık bile delirmesine sebep olmuştu. Gündüz vakti içmesi sağlıklı olmasada umrunda olmadı.
Melek yoksa sağlıkta yoktu şimdi yanında olsa yine mi içiyorsun dese parmak uçlarıyla sakallarını dokunup kes artık şunları dese.
Abisinin intikamını acı acı çıkarmış karısını kendi elleriyle uzaklara itmişti.
Mekan yavaş yavaş dolmaya başlarken ne kadar içsede sarhoş olmak bilmiyordu.
Müzik sesi kulaklarına dolarken barın içini izlemeye devam etti. Siyah ve kırmızının uyumunu sevmişti.
Duvar ve let ışıklar renkli olsada koltuk ve masalar tamamen siyah ve kırmızıdan oluşuyordu.
Arkadaşı Semih iyi çıkarmıştı doğrusu tanıdık siluet görüş açısına girerken dudakları tehlikeli bir biçimde kıvrıldı.
Demirkan Barzemşahın çok yeni taze nişanlısı Aysel Rida hah sesi çıkarken ağzından son yudum içkisini tepesine dikip sarhoş halde dans eden kadının yanına yanaşıp beline ellerini koydu.
Aysel Demirkanın gidişinden sonra o kadar üzülmüş sinir olmuştu ki onu götürmediği için ilk defa Demirkana karşı nefret duyar olmuştu.
Arkadaşlarını alıp soluğu yeni açılan siyah barda almıştı. Melek ve Demırkanı o gün yan yana görünce kıskançlıktan çatlama noktasına gelmişti.
Önüne hep Melek gibi ol denmeseydi hayatının aşkı Meleğe aşık olmasaydı bu kadar nefret etmeyecek geri dönüşü olmayan hatalar yapmayacaktı.
Beline dolanan ellerle sarhoş zihni düşünmeyi kesti. Şuan sadece Demirin yokluğunun acısını çıkarmak istiyordu.
Deli gibi kalçasını sağa sola sallarken hissettiği sertlikte iyice yasladı arkasında ki bedene.
Eğlenmek onunda hakkıydı değil mi ama bu kez kahkaha atarak dikkatleri üzerine aldı.
Hazar Ayselin neşesi karşısında bocalasada Demirkana en iyi darbeyi bu kadınla atacağını bildiği için kolundan tutarak çıkışa yöneldi.
Magazinciler bu bomba görüntüyü kaçırmamak adına ardı ardına çekerken Aysel Hazarın yakalarından çekip dudaklarına kapandı.
Fazla mı içmişti ne sabaha pişman olacaktı. Orası kesindi ama artık çok geçti Hazar arabasına magazincilere ufaktan tehdit yağdırıp aracına bindi.
Aysel yan koltukta oturmuş hem şarkı söylüyor hem kendi kendine konuşup duruyordu.
Hazar ise kadına eskisi gibi bakamıyordu.
Aysel ise henüz yüzünü net göremediği adama bakıp dudaklarını büzdü.
"Ama sen öldün Ali Mirza" Hazar abisinin adını duymasıyla frene bastı.
Aysel ise hiç duraksamadan Hazara bakıyor başını sallayıp hayır hayır diye mırıldanıp söyleniyordu.
"Seni ben vurdum ben öldün sen hayalsin hayal"
Hazar duyduklarıyla şoka girerken Ayselin dediklerinin gerçekliğini çoktan sorgulamaya başlamıştı.
Kadının saçlarından sertçe tutup kendine çekti.
Aysel bulanık görüş açısına rağmen hala daha gözlerine şakağından akan kanla bakan Ali Mirzayla çığlık attı.
"Gerçek değilsin Mirza değilsin kendi elimle vurdum seni o gün" diyip göz kapaklarının ağırlaşmasına mani olamadı.
Hazar ise kalbinin gümbürtüsünü çok net duyuyordu.
Aysel ne yani abisini Merzah değil Aysel mi öldürmüştü....
BÖLÜM SONU...