Bir Aşk Bir Tebessüm 13 Bölüm

1065 Kelimeler
Kötü bir kabusun ortasında, ayazda kalmış gibi hissediyordu kendini gördükleri duydukları gerçek olamayacak kadar korkunçtu. Bunca zaman Meleği ve abisini suçlamış onca yıllık evliliğini bir kalemde silip atmıştı. Ne uğruna peki koca bir hiç gözleri ekrandan çekilip timsah gözyaşları döken kadına kaydı. Şimdi bu kadına ne yapsa hakdı ona elinde Merzahı hapishaneden kurtaracak delili vardı. Meleği güzel karısı hayat eşi eğer abisini kurtarırsa ona dönerdi belki ah kimi kandırıyordu ki asla dönmezdi. Gözlerinin önünde Yazgıyı öpmüş odasına yetmemiş kendi yatak odasında birlikte olmuştu. Meleği ilk aldatışı değildi ki evliliklerinin ilk yılında başlamıştı aslında Hazar Meleğe zarar vermeye ona olan öfkesi kini bitmek bilmiyordu. Bu yüzden iş toplantıları şehir dışı gezileri hep bahane olmuştu. Asistanıyla bir çok kez beraber olmuş her seferinde karısını hayal etmişti. Alçak bir adamdı kabul ediyordu eşinin sevgisini güvenini kazanmak yerine onu yerle yeksan etmek işine gelmişti. Kafasına silah dayasa şu saatten sonra dönüp ardına bakacak karısı yoktu. Ne acı ne acı peki buna sebep olan kimdi tabi ki dost görünen yılan. Flaş belleği çıkartıp cebine attı. Buradan çıkınca ilk işi polise Ayseli teslim edip elinde ki kanıtı verecekti. Hançeri kılıfından çıkartıp gözlerini ol misali yatağa dikti. Aysel Hazarın bakışlarından korkmaya başlamıştı. Ne yapıp edip buradan çıkması gitmesi gerekiyordu. Yaptıklarından pişmanlık duymuyordu yine olsa yine yapardı. Merzah aptalın tekiydi onun silahını çalışma odasından almış işi bitince tekrar yerine koymuştu. Polislere haber vermek ise çocuk işiydi ya ilk başta Ali Çınarın ölümünü intihar sansalarda iki tane sahte şahit tutmak kolay olmuştu. Para her kapıyı kolaylıkla babasına ve Aysele açmıştı. Üzerine gelen adama bakarken ne diyeceğini düşünmeye çalıştı. "Demirkanı çok seviyorsun ha onun için abime kıydın öyle mi?" İnkar etmenin faydası yoktu. "Evet çok seviyorum Demiri tek engelim yılan Melekti onunda yolu abin ve senden geçiyordu. Melekten daha güzelim çekiçiyim neden o ben değilim?" Hazar kıskançlık uğruna yitip giden abisine yandı. Saçlarından öyle sert çekilmişti ki canı yanarcasına çığlık attı. Boğazına dayanan hançer ise yavaş yavaş yüzüne doğru çıkıyordu. "Demek güzellik uğruna gitti abim benden öyle mi ulan kıskanç sen kimsin ha kim bir dön bak aynaya içinin kötülüğü yüzüne vurmuş senin ama merak etme bu güzel yüze benden hatıra kalsın değil mi ama birazdan polise gideceğiz yaptığın boku itiraf edecek Merzah abinin suçsuz olduğunu söyleceksin" demiş hançerle Ayselin yüzünde boydan boya iz bırakacak şekilde yara açmıştı. Güzelliğiyle övünmek fayda sağlamazdı artık ona! Kulak zarını delip geçen acı dolu çığlığa aldırmadı. "Adi piç kurusu seni" eline bulaşan kanı temizlemek için banyoya giren Hazar çalan telefonunu cebinden çıkartıp kulağına tuttu. "Alo Hazar bey Melek hanımı bulduk efendim" diyen sesle aynada ki aksine baktı. "Nerede" dedi sadece yüreği çoktan horon tepmişti. "Bursa'da Hazar bey" Demek Bursaya gitmişti. "Takipte kalın siz kaybetmeyin sakın" diyip kapattı. Önce Merzah ve Aysel işini çözmesi lazımdı. Tekrar içeri dönmüş Ayselin yüzüne bakmıştı. Ellerini ayaklarını çözüp önden yürümesini söyledi. "Hastaneye götür beni pislik" Sana orası bile çok! "Çok konuşma yürü" diyip dağ evinden çıkmış arabasına binmişti. "Kaçışın yok artık Aysel" bunun elbette farkındaydı yolun sonuna gelmişti. "Sende o salak karında geberip gidin mutlu olmayın inşAllah" boşa çare bedduasına kahkaha atan Hazar yan yan kadına döndü. "Köpeğin duası kabul olsaydı gökten kemik yağardı be Aysel" ona köpek diyen adamla elini yüzüne götürdü. Kan durmuştu ama aynaya bakacak cesareti şuan ona uğramamıştı. Yol boyu diken üstünde oturan Aysel bir umut kaçmanın planlarını yapsada önlerinde durduğu karakola gözleri dolu dolu baktı. Yaka paça arabadan indirilip cinayet şube müdürünün odasına girdiler. Ondan sonrası tamamen bitişi olmuştu. Haber çok geçmeden bütün ülkede duyulmuş ailesi karakola gelmişti. Babası suça yataklık yapmaktan tutuklanıp içeri alınmış annesi yüzüne tükürüp tokat atmıştı. Kimse ona yüzüne ne oldu diye sormamış sorgu savcı derken akşam olmuştu. Ellerine geçirilen kelepçe annesinin hayalkırıklığıyla dolu yüzünü unutmayacaktı. Hazar ise çoktan yola koyulmuş, ilk uçakla Bursaya geçmiş olsada karısına ulaşmak almak için geç kalmıştı. Çünkü Demirkan Barzemşah adamlarını yollamıştı. Melek düşüp kaldığı yerden kalkmak istemiyordu. Bütün duyuları kapanmıştı sanki ne duyuyor ne görüyordu. Soğuk suyun altında kaç saattir kaldığını bilmiyordu. Melek kendini boşlukta savrulan yaprak gibi hissediyordu. Tıpkı yaprağın bir zaman sonra kuruması gibi solup gidecekti. Otel odasının kapısı ise durmadan çalıyordu. Ümit bey her geçen dakika dahada endişe ederken kimseye aldırmadan kapıyı kırmıştı. Demirkan bey akşam üzeri gelecekti. Duyduğu şu sesiyle yanında ki adamlarına döndü. "Beren hanımı çağırın gelsin" Beren psikolokdu onuda getirmeleri iyi olmuştu. "Hemen efendim" Salih çekip giderken arkadaşını arayan Ümit ne diyeceğini bilmiyordu. "Melek nasıl Ümit" demişti. Henüz uçağa binmemişti. "İyi değil galiba Demirkan" yüreğine oturan koca kayayı kaldıramadı. "Ne demek iyi değil ona ver telefonu" sıkıntıyla soluyan Ümit içeri giren Berene sevgiyle baktı. "Demirkan seni beş dakika sonra ararım." Telefonu arkadaşının yüzüne kapattı. "Beren Melek banyoda galiba o kadar çaldık kapıyı duymadı. Biz dışardayız sen bak ona" derken çoktan odadan çıkmıştı. Beren Ümitin ardından göz devirip banyo kapısına yöneldi. Bu adamı anlamayı iki sene önce bırakmıştı. Melek az çok kızın kim olduğunu eşinin ne kadar şerefsiz olduğunu hem haberlerden hemde Demirkan ve Ümit sayesinde biliyordu. Beren Ümit Demirkan çocukluk arkadaşı olmalarının yanı sıra aile dostlarıydı. Kapıya iki kez vurmasına rağmen ses çıkmamış bu yüzden kapıyı açıp içeri göz atmıştı. Duşa kabinin içinde dizlerini karnına çekmiş başını ise arasına gömmüş gördüğü kadarı ile kolunda bacaklarında morluk ve diş izleri mevcuttu. Ne yaşamıştı bu kadın böyle dışardan ne kadar canı yanmıyor gibi görünsede durum tam tersiydi. Meleğin canı çok ama çok yanıyordu. Beren kapının ardında asılı duran havluyu alıp kadına yaklaştı. Akan suyu kapatıp Meleğe seslendi. "Melek" dedi sesi şefkat dolu çıkıyordu. Ona seslenen biri olmasına rağmen tepki vermekten çok ama uzaktı. Gözleri odağını kaybetmiş vücudu soğukta kalmışcasına titriyordu. Bunu fark eden Beren Meleğe havluyu sarıp tutulup kaldığı yerden kaldırıp odaya tekrar soktu. Yatağın üstüne oturmuş kadına bakıp kenarda duran valizden bir kaç kıyafet bulup giyinmesine yardım etti. Bu süre boyunca tek kelam etmeyen kadınla iyiden iyiye korkmaya başlamıştı. Yanı başına oturup ellerini tuttu. "Melek iyi misin?" Demesine karşılık alamadı. Melek bakışlarını oldukça güzel görünen kumral kadına çevirdi. "İyi değilim" dedi çünkü hiç iyi değildi. "Pekala bizi Demirkan gönderdi Melek gitmeye yeni hayatına kavuşmaya hazır mısın?" Bilmiyordu ki Melek özgürlük nasıl olurdu. Hesap sormadan nasıl yaşanırdı hiç bilmiyordu. "Bilmiyorum" tek tük cevaplar veriyordu. O sırada odaya giren Ümit iki kadına bakıp konuştu. "Hazar piçi gelmiş acele etmemiz lazım" Melek duyduğu isimle ağlamaya çığlık atmaya başladı. "Hayır hayır gelmesin o almasın beni istemiyorum onu" diyen Melekle Beren sıkıca sarılmış sırtını ovmuştu. "Bize güven seni alamaz" demişti. Demirkan ise özel jetine binip Türkiye'ye uçmuştu. Meleğine kavuşmasına az kalmıştı.... BÖLÜM SONU... Sonra ki bölüm demir Hazar kapışması...
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE