Ruhu kanaya kanaya her bir yarasının üstüne sanki tuz basmışlar gibi acıya acıya öğrenmişti. Sen inkar etsende dil yalan desede yüreğin en olmadık yerde sana acını gösterir seni savunmasız bırakırdı.
Melek Hazara evlilikleri boyunca alışmış saygı duymuştu. Bilmiyordu ki kocasının onu ilk yılında aldattığını bilse saygı bile duymazdı.
İlk yenilgisini Yazgıyla yalıya el ele geldiği gün yaşamış ikincisini ise kocasını kendi yataklarında yarı çıplak bastığında üçüncüsüne eyvallahı yoktu Meleğin!
Bu sabah ekranda onu Ayselle öpüşürken görünce midesinin bulandığını iliklerine kadar nefretle dolduğunu hissetti.
Bu yüzden ne onun yüzünü görmeye nede sesini duymaya tahammülü yoktu.
Belki sevmemiş azıcık sevmiş olabilirdi. Sonuçta 7 senesini onunla aynı yastığa başını koyarak geçirmişti.
Hazarın değişimi son bir kaç ayda olmuştu. O görmek duymak varlığını bile hissetmek istemiyordu.
Neden neden ben demenin faydası yoktu. Bu yüzden az önce ağlayan korkan o değilmiş gibi sığındığı kollar arasından sıyrılıp hiç düşünmeden adımlarını odanın dışına attı.
Ona seslenenleri duymazlıktan gelmiş geçmişin yüzleşmesini daha fazla ertelemenin anlamı olmazdı.
Koridor boyu yürürken her katta bulunan adamlara göz attı. Demirkan işini sağlama alıyordu. Keşke zamanında onun sözünü dinleyip hiç o gece o uçurum kenarına gitmeyip abisinin dizinin dibinde otursaydı.
Ümit ve Beren Meleğin peşinden giderken kızın ani değişimleri Bereni düşünceye itmişti.
Melek iyi değildi ruh hali değişimleri endişeye sokmuştu. Demirkanla bu konuyu yüz yüze konuşmayı aklının bir köşesine itti.
Ümit ise dostunu arayıp durmuş en sonunda pes ederek telefonu cebine geri koymuştu.
Mavi gözleriyle adamlara talimat verirken Berenin kolundan çekip kendine çevirdi.
"Ne yapıyorsun Ümit" öfkeli yeşil gözlerini avukat bozuntusuna çevirdi.
"Beren neden affetmiyorsun beni" alaylı gülüşü dudağında yer edindi.
Dudağının üstünde bulunan küçük ben ona ayrı bir hava katıyordu.
Kumral teni açık siyah saçları yeşil gözleri okka burnu dolgun dudakları gür kirpikleriyle her erkeği kendine aşık ederdi.
"Affetmek mi sen kimsin Ümit kim" Berenin alaycı konuşması öfkelenmesine neden olsada sakin kalmak adına sabır çekti.
"Yapma Beren altı üstü öpücük bunda uzatacak ne var" koridoru şak sesi doldururken Ümitin yüzü yana doğru döndü.
"Beni izinsiz öpen sensin aptal aptal hayallere kapılma bir dahada sakın bana yanaşma" arkasına bakmadan giderken adamın bencilliğine hayret ediyordu.
Demirkan Ümit ve Beren üç iyi arkadaştı. Ama bunu bozan Ümit olmuştu.
Ah aptal kafası zamanında fark etmesi gerekiyordu da işte!
Melek bir bir basamakları inerken birazdan yaşayacağı şeyler için güç toplamak adına kol saatine baktı.
Otelin lobisine inmiş etrafına bakıyordu. Otel küçük olmasına rağmen genişti. Ve gelen giden fazlaydı.
Bir kez daha lobinin olduğu yere bakarken onunla çakışan mavi gözlerle karşılaştı.
Hazar bütün öfkesi bitmek tükenmek bilmeyen sinirliyle Meleğe bakıyordu.
Meleğin ondan kaçmış olmasını hala daha hazmetmek gibi niyeti yoktu. Belki abisi konusunda suçsuz olabilirdi ama sonuç yine aynı yere çıkıyordu.
Aysel Melek ve Demirkan yüzünden abisine kıymıştı.
Ha onu aldatıp üstüne kuma getirdiği için bin pişmandı o ayrı. Şimdi olsa yaparmıýdı asla yapmaz tam tersi evliliğine sıkı sıkıya sarılırdı.
Peki şimdi canını neden Meleğin gözlerinde gördüğü nefret kin kırılmışlık yakıyordu.
Bilmediği şey 7 senelik karısına aslında aşık olduğuydu.
Otelin etrafını saran adamların elbette kim olduklarını biliyordu Demirkan her halükarda karşısına kale misali dikilmekten vazgeçmeyecekti.
Onun niyetini bir erkek olarak elbette biliyordu bunu o gece gözlerinde en net ifadesiyle görmüştü.
Lanet olsun ki bu durum canını feci halde sıkıyordu. Hiç mi şansı yoktu Melek karşısında bilmek istiyordu.
Bunu dile getiren yanına cevap sağ tarafında ki iyilik meleğinden gelmişti.
Elbette yoktu ihanetin affı yoktu hele ki bunu bile isteye yaptıysa hiç ama ne olursa olsun Hazarın pes etmeye niyeti yoktu.
Bu sebeple adımlarını karısına yöneltip tam ayaklarının dibinde durdu.
Meleğin o güzel ağzından çıkan sözler ise geçmişle ilk defa yüz yüze geleceği oldu.
"Hesaplaşmanın vakti gelmedi mi Hazar" karısının yüzü ifadesizdi.
İçini saran korkuyu ilk defa tatmanın buruk tadı boğazına yapışıp oturdu.
"Geldi ama önce bilmen gereken hususlar var" diyip sustu.
Tam o anda Beren ve Ümit Meleğin iki yanına geçtiler onu korumak ister gibi!
Hazar bu hareketle gülmek istedi lakin kendini tuttu.
"Herşeyi öğrendim Melek senin suçsuz olduğunu cinayetini abinin değilde Ayselin yaptığını biliyorum" bekledi biraz sözlerinin etkisi Meleği sarsmışa benziyordu.
Yüzü an be an değişirken güzel yüzünü seyre dalmak istesemde sözlerime devam etmek istedim.
"Yalan söyleme Hazar" diyen ses tabi ki karşımda gördüğüm sarı kediye aitti.
Melek sendeleyen bedeniyle Berene tutundu. Duydukları gerçek olamayacak kadar güzeldi abisinin suçsuz olduğu ortaya çıkmıştı ama nasıl.
"Bunu nereden öğrendin abim kurtulacak benim abim o delikten çıkacak" bunu bilmek bile öylesine güzeldi ki!
"Aysel itiraf etti görüntüler var bu sabah polise verdim onları babası ve kızı tutuklandı yani Merzah bir iki güne kalmaz serbest kalır" Melek mutluluktan çığlık atmak istiyordu.
"Beren duydun değil mi abim çıkacakmış" Beren Hazarın yalan söylemediğine emindi.
"Duydum canım duydum" Ümit ise bu haberin doğruluğunu teyit etmek için telefonuna sarıldı.
Hazar Meleğe yaklaşıp iyice burnunun dibine girdi.
Melek bu yakınlıktan rahatsız olmuş midesini saran bulantı hissiyle geriye çekilmişti.
"İstesem o görüntüyü vermez abini ömür boyu o delikte mahkum bırakırdım ama yapmadım Melek neden biliyor musun senin için ben çok pişmanım yaptıklarım için affet beni" nede kolay dile getiriyordu pişmanım affet beni diye!
Melek dolan gözlerini bir kaç saniye yumup giderdi. Hoş bu durum gözlerinin yanmasına neden olsada Hazara haddini bildirmenin zevkini geçemezdi.
"Neyi affedeyim elinden tutup getirdiğin Yazgıyı mı yoksa benim yatağımda onunla sevişmiş olmanı mı beni tehdit edip zorla koynuna almanı mı söylesene neyini affedeyim senin sen benim hayallerimin katilisin en güzel çağlarımın celladı beni idam sehpasına çıkartıp tekmeyi düşünmeden basan adamın neyi affedeyim ha artık olmaz çıkma karşıma kesme yolumu boşanacağız ve sen benim hayatımdan defolup gideceksin" her bir kelimenin ağırlığı ve haklılığı karşısında tek kelime edemeden Melek otelden çıkmıştı.
Ümit ise hiç müdahale etmeden konuşmayı dinlemiş Meleğin ve Berenin gitmiş olduğuna kanaat getirip Hazarın karşısına dikilmiş hep yapmak istediği şeyi çekinmeden uygulamaya dökmüştü.
Kafasını Hazarın yüzüne gömerken adamın burnundan akan kan beyaz gömleğine damlamıştı.
Acıyla haykıran Hazar nefretle Ümit denen adama baktı.
"Bu sana az ama idare et rövanşını alırız" diyip bu kez kasıklarına tekmeyi geçirip otelden çıktı.
Yerde iki büklüm acıdan kıvranan Hazarın yardımına otel görevlileri koşmuştu.
"Bunu ödeyeceksin lan" diye haykırsada duyan yoktu.
Melek söylediği her sözle birebir geçmişi yaşarken göz yaşları yine ondan bağımsız akmaya başlamıştı.
İçindekileri döksede Hazarın pes etmeyeceğini biliyordu.
Yinede asla umudunu kesmeyecekti geleceeğe dair.
Merzah dört duvar arasında volta atarken elinde çevirdiği dededen kalma yadigar kehribar tesbihini bir tur çevirdi.

Akşam olmuştu bunu avluda son saatlerini geçirirken görmüştü. Ve aldığı haber demek sonunda adalet yerini bulacaktı.
Suçlular içeri masumlar dışarı ağzından çıkan hah sesiyle bir tur daha döndü got kadar olan yerde.
Kardeşleri canları ana baba emanetlerini çok özlemişti. İlk günler zor geçmişti. Katı suretle Samet ve Meleğe bir daha ziyaretime ancak ben suçsuzluğumu ispat ettikten sonra hapishane çıkışına gelin diyerek abiliğini ortaya koymuştu.
Ona en çok koyan ise sevdim dediği kadının ihaneti olmuştu. Daha onune ilk ziyaretinde yanında getirdiği dostum dediği adamla el ele görünce yıkımın en büyüğünü yaşamış onlara sadece"eyvallah" demiş yol vermişti.
Değer vermeyene kısaca siktiri çeker yoluna bakardı.
Özgürlüğüne çok az kalmıştı elbette 7 sene boş durmamış kardeşlerinin başına ne geldiyse öğrenmişti.
Hesabı çok büyük olacaktı...
BÖLÜM SONU...