Bir Aşk Bir Tebessüm 18 Bölüm

1227 Kelimeler
Not Herdem adlı hikayeme bekliyorum... Zamanın çarkları ağır ağır dönerken kaderin ince çizgisi, rüzgar eşliğinde gökyüzünde dans ediyordu. Kollarına yığılan kadının açık kahverengi saçları şelale misali dağılırken yüreğine çöreklenen elemsiz korkuyla donup kalsada kendini toparlaması bir kaç dakika sürmüş, ileriye park ettiği arabasına doğru koşar adım giderken bir yandan'da konuşuyordu. "Şimdi olmaz Melek şimdi olmaz" kaybetme korkusu bütün hücrelerine yayılırken Meleği arka koltuğa dikkatle yatırıp kapısını kapattı. Sürücü koltuğuna geçip gaza bastı. Elleri direksiyonu sıkıca kavrarken çalan telefonunu açıp hoparlöre almış yan koltuğa atmıştı. Ümitin sesini ve söylediklerini duyunca dikkat kesildi. "Alo Demirkan orada mısın" aklı ve fikri Melekte olunca! "Önemli bir şey değilse sonra konuşalım Ümit" demişti ses tonu titrek ve üzgün çıkıyordu. Arabayı sağ sabaktan döndürüp anlaşmalı olduğu hastaneye sürdü arabasını. "Önemli olmasa aramam Samet Ferhat geldi. Ondan önemlisi ise Hazarı yakalayıp sizin şu eski kumaş deposuna kaldırdık." O iti yakalananları iyi olmuştu. "Melek bayıldı Ümit Merzah yanında mı bizim hastaneye götürüyorum" Der demez karşıdan gelen sesle sustu. "Merzah sahile gideceğim diye tutturdu şimdi almaya gidiyorum onu bir saate orada oluruz" Demirkan duyduğu mırıltı sesiyle telefonu arkadaşının yüzüne kapattı. Aynadan arkaya baktığı an Melekle göz göze gelmişti. Ruhuna işleyen kahverengi gözleri insanın aklını başından alacak kadar delici bakıyordu. En azından Demirkan için durum öyleydi. Meleğin ruh halinin iyi olmadığının farkındaydı yaşadıklarını hem ruhen hem bedenen kaldıramamıştı. "Melek iyisin değil mi merak etme hastaneye az kaldı." Melek sanki onu duymuyordu. Bütün algılarını dış dünyaya kapatmış gibiydi. Demirkan içine çöreklenen amansız endişeyle dolan gözlerini gizleme gereği görmedi. Telefonundan Berene acil durum mesajı atıp tekrar yola odaklandı. Melek ise sanki boşlukta gibiydi duyuyor ama tepki vermiyordu. Gözleri boşluğa dalmış sürekli olarak geçmişi düşünüp duruyordu. Merzah ise Ümitin tekrar onu almasının ardından, bir avukata göre fazla ihtişamlı görünen arabaya binip aklından kısada olsa delici yeşil gözleri çıkardı. Ümit boğazını temizleyip konuya nasıl gireceğini düşünüyordu. Ferhat Sameti hastaneye götürecekti. "Merzah Melek bayılmış hastaneye gidiyoruz" diyip direkt söyledi. Ne demek kardeşin bayıldı nereye bayıldı. "Melek bayıldı ne demek lan" bu kız ne yaşamıştı. "Sakin ol bağırma gidiyoruz işte hastaneye" saçlarını karıştırıp sıkıntılı bir nefes verdi. "Sakinim sakin sakin şimdi iki saniye içinde bana Meleğin 8 sene içinde ne yaşadığını anlatıyorsun" emindi avukat bozuntusunun bildiği şeyler vardı. Ümit elbette biliyordu ama bunu Meleğin anlatması daha doğru olurdu. "Kardeşin anlatsın özel konular bunlar" özeli kalmıştı sanki! "Siktirme özelini Ümit kıvırdığına göre biliyorsun ikiletme beni anlat" ses tonu itiraz kabul etmiyordu. Ümit bildiği bilgileri üstü kapalı ne kadar anlatabilirse o kadar dile dökmüş her sözüyle beraber Merzah'ın boyun damarları bir tık daha üste çıkmıştı. Elini göğsünün üstüne koyan Merzah bütün küfürlerini arka arkaya Hazar ve Aysel denen kadına yollarken kardeşlerini kendinden uzaklaştırma'nın ne kadar kötü bir fikir olduğunu kavrıyordu. Ellerini arabanın kapısına tavanına üst üste vurup, bağırarak konuşuyordu. "Piç kurusu ellerimle söküp alacağım o kalbini beş para etmez ciğerini köpeklere vermezsem banada Merzah demesinler siktiğimin çocuğu" Ümit duyduğu küfürlerle hastanenin önüne park ettiği araçtan inerken Merzah vakit kaybetmeden çoktan acil kısmından giriş yapmıştı. Ümit ise ellerini beline koyup, acil kısım yerine giriş bölümüne yönelip danışmana ilerledi. Nasılsa iki dakikaya kalmaz Merzah damlardı. Tamda tahmin ettiği gibi genç adam somurta somurta yanına kadar vardı. "İyi günler hanımefendi biz" demeye kalmadan Demirkan seslenmişti. "Ümit Merzah buradayım" Merzah bir iki adamda Demire yaklaşıp kardeşini sordu. "Melek nerede Demirkan nasıl bayıldı." Hala daha başına gelen şeyleri kabul edemiyordu. "İyi doktor tansiyonun düştüğünü söyledi serum bağladı. Merzah daha mühim konumuz var. Melek duygusal olarak çökmüş durumda doktor onun bir süre kliniğe yatmasını öneriyor." Beren Ümit ve Merzahdan önce gelmiş Melekle kısa bir konuşma yapmıştı. "Sen ne diyorsun Demir ne hastanesi onun bize ihtiyacı var. Bırakmam kardeşimi burada" oldukça kararlı çıkıyordu sesi ta ki kulaklarına dolan melodik sesle arkasını döndü. Beren ise Meleğin uyumasının ardından, odadan çıkmış duyduğu konuşma seslerine doğru yönelmişti. Bu ses ve görüntü kadına tanıdık gelsede ihtimal vermek istemedi. Meleğin abisi olduğunu tahmin ettiği adamın konuşmasına göz devirmek istesede doktor olarak elinden gelenin fazlasını yapacaktı. "Kardeşimi burada bırakmam onun bize ihtiyacı var" diyen adamla konuya dahil oldu. "Doğru söylediniz beyefendi Meleğin en çok sevgiye sevdiklerine ve güvene ihtiyacı var. Ama bu süre içinde hastanede kalması sağlığı açısından iyi olur." Siyah ve yeşil hareler birbirine kenetli kalırken dudaklarından ise tek söz çıkmıştı. "Sen" Merzah ve Beren aynı anda konuşsada şuan tek önemli kişi Melekti. Çünkü odadan gelen çığlık sesleri durumun ne kadar vahim olduğunu gösteriyordu. Beren hızla odaya girerken Meleğin başını sağa sola doğru sağladığını uykusunda sayıkladığını görmüş söylediklerine üzülmeden edememişti. "Hayır hayır yapma lütfen onların suçu yok" Merzah kardeşinin yanı başına çökerken hastaneye trafik yüzünden geç varan Ferhat ve Samet Meleğin kaldığı odayı öğrenmiş, iki arkadaş endişe ve korkuyla odanın önüne kadar gelmişti. Kardeşinin pamuk saçlarını okşayan Merzah tıpkı küçüklüğünde yaptığı gibi sakinleştirmeye çalıştı. "Şşttt sakin ol Meleğim kimse sana zarar veremez ben yanındayım" Samet küçük kız kardeşinin bu denli yara aldığını bilmiyordu. Korkaklığı en çok Meleğe zarar vermişti. Babasına annesine abisine nasıl hesap verecekti. Beren hemşire çağırıp Meleğe sakinleştirici vurmasını söylemiş odaya doluşan kalabalık kapı dışarı etmişti. Demirkan ise kendini hastanenin arka bahçesine atmış gözlerini sızlatan göz yaşlarını serbest bırakmıştı. Yüreği ağrıyo Meleğin her çığlık sesinde ciğeri sızım sızım sızlamış elinden bir şey gelmemişti. Hazar! O iti elleriyle gebertecekti çöktüğü ağaç dibinden ayrılıp hızla park ettiği arabasına yöneldi. Öfkesi nefreti dağ olmuştu ve patlaması an meselesiydi. Merzah o ise son kez Meleğe bakıp Sametle görüşmüş kardeşini ona emanet edip hastaneden çıkmıştı. O sıra görmüştü Demiri arabasına binerken vakit kaybetmeden kendini, arabaya atmıştı. "Sür bakalım deli fişek" komutu alan Demirkan gaza basmıştı. Demir ve Merzah sevdikleri söz konusu olduğunda asla taviz vermez zarar vermeden durmazlardı. "Nereye götürmüş Hazar itini avukat" Merzaha kısa bir bakış atan Demir cevap verdi. "Eski kumaş deposuna" bilirdi orayı Merzah biraz uzak olsada iş görürdü. "İyi iyi en azından sesini duyan olmaz" ses tonu ürkütücü derecede soğuk çıkmıştı. Boynunu kütleten Merzahın gözlerinin önünden kardeşinin hali gitmiyordu. Uzun süre yol alan araba orman yoluna girerken yarım saat gittikten sonra görünen yıkık dökük depoyla arabasını tam önünde durdurdu. Depoyu koruyan bir kaç koruma patronlarına selam verirken Merzah selam sabah işini çoktan geçmiş, onlara açılan depodan içeri dalmıştı. Tavandan sarkan beyaz lamba tam olarak Hazarın yüzüne vururken, elleri kolları bağlı bir ayağı neredeyse kırılacak olan sandalyede görünce bunun bile bu ite fazla olduğunu biliyordu. Ondan önce davranan Demir yumruk yaptığı elini Hazarın burnunun ortasına gömmüş duyulan çıtırtı sesi Merzahın keyfini yerine getirmişti. Yediği yumrukla sırt üstü düşen Hazar canı yansada bağırmadı. Elbet sağ çıkacaktı işte o zaman Meleği ancak rüyalarında görürlerdi. Demir hızını almadan Hazara arka arkaya vururken kasıklarına yediği darbeler acıyla bağırmasına vesile olmuştu. "Ulan it ne istedin Melekten ha ne abin hayatta olsaydı yüzüne tükürürdü senin şerefini siktigim" diyen Demirkan bu kez Hazarın göğsüne tekme atmıştı. Göğsüne yediği darbeyle nefes alamadığını hisseden Hazar güçlükle öksürmeye başlamıştı. Merzah Demirin kolundan tutmuş kenara doğru itmişti. "Ulan Demir bana iş bırakmadın" desede attığı üst üste yumruklar Hazarın bayılmasını sağlamıştı. "Buda amma nazik çıktı canı tatlı herhalde bu kadar yeter yarın ayılır." Merzah'ın alaylı konuşmasına boş bakan Demir depodan çıkmış adamlarına dönmüştü. "Gözünüzü ayırmayın sakın yemek su yok" Merzah ise bayılan Hazarın tepesinde bir süre düşünmüş bağlı olduğu sandalyenin kırık ayağını çekip almıştı. Havaya kaldırdığı demir ayağı hızla Hazarın erkekliğine geçirmiş bayılmış olmasına rağmen duyumsadığı acıyla çığlık atmıştı. Demir depodan gelen neredeyse yürek burkan çığlıkla başını sağa sallayıp yandan yandan güldü. "Sayko herif Allah bilir ne yaptı." "Meleğim güzel gözlüm az kaldı az sana yapılanlar yanlarına kar kalmayacak" Meleği güzel günler beklesede bunun için vakit vardı.... BÖLÜM SONU...
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE