Bir Aşk Bir Tebessüm 8 Bölüm

1052 Kelimeler
Ayaklarına batan çakıl taşlarının, canını ne kadar acıttığından bir haber ucu bucağı görünmeyen yolda koşarken onu kovalayan koca kurttan kurtulmak istiyordu. Ciğerleri yanarken soluk soluğa kalmış yol kenarında ki ağacın dibine çökmüştü. Ara ara peşinden gelip gelmediğini kontrol etmek için etrafına bakınıyordu. Karanlık çoktan ormanın üzerine kara bulut misali çökmüştü. Kulağına ulaşan uluma sesiyle korktu kurtuluşu olmayacaktı. Bunu bilmesi bile gözlerinin bulutlanmasına yetiyordu. Bu yüzden elinden geldiği kadar koşacak koşacak ve yolun sonunda ki kurtuluşa erecekti. Ayakları komutu almış gibi koşmaya başlarken irili ufaklı yağmur taneleri dökülmeye başlamıştı. Gök gürültüsü yeri sarsarcasına gürlerken Melek başını çevirip kara bulutların toplandığı gökyüzüne baktı. Yağmur bereket derlerdi gerçekten'de yağmur yağdığı zaman topraklar birer birer çiçek açardı. Kafasını arkaya çevirip uzaklardan görünen sivri dişli kırmızı gözlü dev gibi görünen kurta baktı. Dilini dışarı çıkarmış ona doğru koşuyordu. Pes etmek Meleğe yakışmazdı. Bu yüzden kabarık gelinliğin ucunu tutup koşmaya devam etti. Kulaklarına çalınan o tanıdık ses yolun sonundan gelmesine rağmen bir türlü o sona ulaşamamıştı. "Bana gel Meleğim bize gel" bu Demirkan'dan başkasına ait değildi. Kalbi delisesine atarken bacaklarında hissettiği acıyla çığlık attı. Gözlerini acının kaynağına çevirmek istemiş lakin sırtına geçen pençe ve dişler yüz üstü düşmesini sağlamıştı. Gözleri acıdan kararırken bu kez duyduğu ses celladına aitti. "Benden kaçışın yok" o ses hayallerinin katiline aitti. Suratına çarpınan soğuk su ve gördüğü kabusun etkisiyle sıçrayarak uyanan Melek elini göğüs kafesine koymuş sakinleşmesini bekliyordu kalbinin. Bacağı sızlarken gözü o noktaya takıldı. Iki adet diş izi gerçek olamazdı bu ya yüzünden akan sular bu kez tepesinde dikilen gölgeye baktı. Hazar elinde tuttuğu şu dolu bardağı, duvara fırlatmış Meleğin iki kolundan tutarak yataktan kaldırmıştı. Gün çoktan aymıştı olsada Melek için hala karanlık sayılırdı. Bu sabah aldığı haber sinir katsayısını ayyuka çıkarmıştı. Pezevenk Serkan ve piç oğlu kaçmıştı hemde kim kaçırmıştı. İt oğlu it Demirkan Barzemşah eğer Meleğin haberi olursa bir dakika durmaz giderdi. Peki Hazar buna müsade edermiydi asla etmezdi. İşte bu yüzden karısına ufak bir ders verecekti. "Kendini çok akıllı sanıyorsun değil mi Meleğim" derken çenesini kasıyordu. Melek ise hala kabusun ve diş izinin etkisi altındaydı. Kocası olacak insan müsveddesinin ne demek istediğini bilmiyordu. "Bırak be beni daha ne istiyorsun Allahın belası" derken sesi epey güçlü çıkmıştı. Boğazları yansada umursamadı. Şuan tek derdi bir an evvel evden çıkıp abisine koşmaktı. "Bırakacağım seni hiç merak etme ama önce bedel ödemen gerekecek mesala beni nasıl aptal yerine koyduğunu o piç abinin Demirkanla neden işbirliği yaptığını hepsini anlatacaksın sen en çok neyden korkarsın Melek immmm hatırladım karanlık ve kara böceklerden" derken iğrenç iğrenç güldü. "Beni bunlarla alt edemezsin Hazar yeter artık yeter ben senin kuklan yada kurbanın değilim git hırsını öfkeni abinin esas katilinden çıkar benden değil" derken gece boyu bu konuyu düşünmüştü. Aysel baş belası hepsi onun yüzündendi buna artık emin olmuştu. Arkadaş değil yılan beslemişti. "Demek esas katilden çıkarayım mesala kimden hapisteki abinden mi yoksa o kendini zeki sanan sürtük Aysel den mi bana bak ulan şu gözlere sence ben şu 6 sene boyunca boş mu durdum asla durmadım sıra onada gelecek merak etme sen" aklı almıyordu Meleğin madem biliyordu neden eziyet ediyordu ona. "O zaman niye serbest bırakmıyorsun beni Hazar ne yapayım söylesene senin gibi kuma mı alayım üstüne" biraz olsun anlasın istiyordu. "Hayaller hayatlar be gülüm başka erkeğin lafı bile iğreti duruyor sende şimdi seninle saklambaç oynayacağız" Melek boş boş kocasının yüzüne baktı. "Bir gün pişman olacaksın ayaklarıma kapanıp af dileyeceksin ve ben senin yüzüne o gün tükürüp alnının ortasından seni vuracağım" sesi adeta yemin içeriyordu. "O gün geldiğinde beraber öleceğiz" diyen adamla hayret etti. "Ve inan bana Hazar bana ne yaparsan yap daha güçlü atacağım adımlarımı bu öfken niye kime dur yoksa beni tehdit edeceğin konun mu kalmadı abim gitti dimi o yüzden bu kadar deli bakıyorsun" bu kadın fazla mı zekiydi ne. "Gitse ne olacak Melek boş hayaller kurma ama sana bugün iyi sürpzlerim olacak dert etme" diyip kolundan sürüklediği kadını alt kata evin karanlık bölgesine kadar sürükledi. "Boşuna bakınma evde kimse yok bir sen bir ben herkesi kovdum karımla vakit geçireceğim dedim kimsede ses etmedi. Çok garib değil mi Meleğim" Melek titrediğinin farkında değildi. "Sen kesinlikle kafayı yemişsin tımarhaneye yatman şart" karısının sözleri fısıltı halinde geliyordu. Bodrum kata inene kadar konuşmayan Hazar koridorun sonunda ki kapıyı açıp Meleği içeri savurdu. Dizleri üstüne düşen Melek dudakları arasından fırlayacak çığlığı eliyle bastırdı. Bu adam kafayı yemişti başka açıklaması yoktu. Bu kat karanlık ve kötü kokuyordu penceresi dahi yoktu. Zorlukla ayağı kalkıp kapıya doğru koştu. Demir gibi sert kollar boynuna dolanmış sıkmadan geriye doğru çekiyordu. "Tam bir ay boyunca burada kalacaksın Melek sadece su ve ekmek sana" boşta kalan eliyle adama vurmaya çalışsada faydası yoktu. Boynundaki kola bütün gücüyle dişlerini geçirip kanaya kadar ısırdı. Acıyla haykıran eşi aynı anda kollarını serbest bırakmıştı. Melek bu kez tuzağa düşmeyecekti. Dizini kaldırıp Hazarın bacak arasına tekmesini geçirmiş gözünün üstüne yumruk atmıştı. Bacak arasını tutup bağıran eşine "adi herif" diyip açık kapıdan çıkmıştı. "Ulan Melek bunu sana yedirmessem" Melek gitmeden evvel bodrum kapısını kocasının üstüne kilitleyip gitmişti. Fazla vakti yoktu bu adam ordan bir kaç saate illaki çıkardı. Bu yüzden önce odasına çıkıp sırt çantasına kimliğini bir kaç kıyafetini dolap içinde ki kasadan bir kaç deste parasını alıp evden korumalara aldırmadan koşarak gitmişti. Korumalar bu kez genç kadını durdurmak yerine gitmesine izin vermişlerdi. Melek koşarken ana caddeye çoktan çıkmış yoldan geçen boş taksiyi durdurup içine binmişti. "Otogara abi" dedi bu şehirden gitme vakti çoktan gelmişti. Demirin ailesinin yanına gidemezdi onlar asla yardım etmezdi. Bu yüzden başının çaresine bakacaktı. Hazar o ise deli gibi giden eşinin ardından gülüyordu. Elbet çıkacak ve peşine düşecekti. Bu kez Meleği elinden kimse alamazdı. Anca beraber kanca beraberdi. Ya Melek ya Melekti. Cebinden yedek anahtarı çıkarıp kilide soktu. Iki kere çevirip açtı. Hala bacak arası acıyordu. Hepsini hesabını soracaktı. Dış kapıdan çıktığı an adamları başlarını öne eğmişti. Demek ki Meleği kapıdan çıkıp gitmiş bu itlerde müsaade etmişti. "Karım nerede" adamlardan biri korkusuzca patron bozmasına baktı. "Gitti" dedi ölse bile huzurla ölecekti. Hazar tehlikeli adımlarla yaklaşıp boynunu tutup kendine çekti. "Demek gitti peki neden engel olmadınız" sesi fazla sakin çıkıyordu. "Siz ona zarar veriyorsunuz Hazar bey bir kadına el kalkmaz ona zarar verilmez" henüz işe yeni başlamıştı. "Sanane ulan sanane tasası sana mı düştü bunun" diyip kafasını genç korumanın yüzüne gömdü. "Alın bu iti götürün" derken başını gökyüzüne çevirdi. "Kaç Melek kaç fırsatını bulmuşken eğer seni bulursam bu kez acımayacağım... Melek ise akşam kalkacak Bursa otobüsüne bilet aldı.... BÖLÜM SONU...
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE