Seven sevdiğine ihanet eder miydi ediyormuş işte yada sana senin duygularınla oynamış kocana hala daha ufakta olsa sevgi besliyorsan sök at kalbini yerinden nede güzel avutmuştu, Hazar onu sevgi sözcükleriyle sabaha gözlerini kocasının pis kollarında buldu.
İğrenerek yataktan kalkan Melek ani hareketle başı dönmüş yatağın başlığına tutulmuştu. Gözlerini kısa bir an kapalı tutup tekrar açmıştı.
Odanın içini dolduran melodik sesle başını sesin geldiği yöne yani kocasının çıkardığı cekete çevirdi. Tam kimin aradığını merak edip gidecekti susan telefonla bu kez gözlerini hiç bir şey olmamış gibi uyuyan Hazara dikti.
Tekrar çalan telefonla iyiden iyiye gıcık olan Melek hızla ceketi kapıp cebinden son model dokunmatik telefonu çıkarıp ekrana baktı.
Asistan Funda... yazısıyla suratı buruşan Melek bu kızın ne kadar fettan olduğunu hatırladı.
Eli çoktan ekrana kaymış açmıştı bile kulağına ulaşan ince sesle telefonu kulağından uzaklaştırıp durdu.
"Alo Hazar alo" bu kız neden Hazar bey demek yerine Hazar diyordu ki diye düşünmeye başladı. Aklına gelen ihtimalle bir kez daha kocası olacak adama lanetler etti.
"Hazar yok cicim Melek var ne bu samimiyet Funda hanım" Meleğin sesini duymasıyla sinir olsada belli etmeyen Funda karşılık verdi.
"AA şey bir saat sonra toplantı var Hazar beye haber verin acil ve önemli bu toplantı" Tabi tabi der gibi başını sallayan Melek kocasının başına gidip omzunu dürttü.
"Hazar Hazar uyan bak kim arıyor bilmem kaçıncı sevgilin adi herif senden boşandığım gün kurban keseceğim." Karısının öfke dolu seslenmesine aldırış etmeden elinden telefonu alıp sertçe asistanına çıkıştı.
"Ne var sabah sabah Funda" Hazarın sert çıkışıyla Meleğe küfürler eden Funda bu mahsun olduğunu düşündüğü sesiyle konuştu.
"Hazarcım Generlerle toplantı var gelmen gerekiyor." Derken cilveli cilveli konuşuyordu.
Melek konuşmalara şahit olurken bir kez daha Hazar için içinden "Yazık sen adam olmazsın" ah keşke diyordu keşke abisiyle kaçıp gitseydi.
Zamanında Avjinin sözünü dinlemeyip o uçurum kenarına gitmeseydi ne Ali Mirza nede abisi yanardı.
"Tamam kapat birazdan orada olurum sen toplantıyı iki saat falan ertele" diyip kapattı. Bu sürtük asistanla işi vardı. Iki yattı vakit geçirdi diye kendini bir bk sanmaya başlamıştı.
Duyduğu alkış sesiyle karısına dönen Hazar yemyeşil gözlerin esiri oldu. Tıpkı ormanı andırıyordu ama daha yeşili en koyu tonu.
"Vallahi teprik ederim seni beni bunca yıl iyi uyuttun kocacım vay be demek asistan Funda konağımıza aldığımız birlikte yemek yediğimiz kadınla ilişkin var." Karısının zekasına hayran kalsada belli etmedi.
"Sabah sabah çene yapma bana Melek kahvaltı hazırla açım" pişkinliğin somut haliydi Hazar Kahraman!
İçi acıyla dolarken yılların birikimini, kusarcasına haykırdı.
"Biliyor musun Hazar ağa kendime lanetler ediyorum senin gibi uçkuru düşkün birine gelin olduğum için en çokta neye yanıyorum bilmek ister misin sana saygı duyan şurama seni tanımayan bene" Hazar her bir sözle öfkelenirken Meleğin kolunu mengene gibi sarıp kendine çekti.
"Ben hep şeffaftım Melek sen görmedin kör oldun bütün bunları hak ediyorsun lan" insan hiç mi pişman olmazdı. Hazar olmuyordu işte nasıl yakar yıkarım onu düşünüyordu.
"Sana var ya ben fazla gelmişim Hazar ağa senin gibilerine Yazgı ve Funda layık nede olsa sende onların bir tersi erkek orospusu oluyorsun yada fahişesi mi desem şu konaktan çıkıp gittiğim gün olmayan sıfatına tükürüp gideceğim sessizce gitmek bana yakışmaz şimdi git o karnını koynuna aldığın fahişelerin doyursun" kolunu adamın elinden çekip odadan çıktı.
Demirkanın gelmesini onu bu lanet evlilikten kurtarmasını işte o gün ardına bakmadan bu şehri terk edip annesinin bir zamanlar yaşadığı şehre İzmire gidecek annesinden yadigar cafeyi işletecekti.
Aylardır bunun planını yapıyordu. Az kalmıştı hissediyordu Melek bu yüzden yaşadıklarını acısını geri plana itip çalışanlara yardım etmek üzere mutfağa girdi.
Ama kocası ve Funda denen kaltağı kumasına bastırsa fena olmazdı. Ortalık az karşısındı kocasının homurdanarak indiğini ve konaktan çıkıp gittiğini göz ucuyla takip etti.
Eh etme bulma dünyası Hazar bey elbet ettiklerini yaşattıklarını sende çekmeden ölmezdin ya Allah büyüktü Melek inanıyordu ah etmiş ah almışlardı.
Mutluluk onlara haram olacaktı. Bu yüzden içi az da rahat ederek kahvaltı hazırlıklarına girişti.
Kumasının gelip boş boş sandalyeye oturmasını aldırmadı taki sorduğu soruya kadar.
"Hazar nerede Melek" işte beklediği o soru gelmişti.
"Şirkete gitti Funda aradı acil çağırmış" duyduğu isimle gerilen Yazgı ayaklandı.
"AA şey ben gideyim şirkete Hazarla konuşmam gereken şeyler vardı." Ağzında lafı eveleyip gitti.
Melek "yiyin birbirinizi beter olun inşAllah" bazen diyordu. Hazarın gerçek yüzünü iyi ki gördüm diye yoksa enayi yerine konmaya devam edecekti.
Kaynanasının bet sesiyle sabır diledi bu kadında aynı oğlu gibi bencilin tekiydi.
"Ah ah ben dedim Hazara alma şu kızı bırak gebersin evde ne huzur kaldı ne mutluluk" Senin oğlun bozdu o huzuru diyesi kalmadan Serdar babası lafı soktu eşine.
"Senin salak oğlun huzur mu bıraktı bizde saçma saçma işlerin peşine düştü. Yarın bir gün it gibi pişman olup süründüğü günler yakındır" o saatten sonra konuşan olmadı.
Hazar şirkete girer girmez ağrıyan başına ilaç istedi. Kıvırta kıvırta içeri giren Funda dudaklarını yalayıp gömleğini üç düğmesini açtı.
Hazarın eli başında düşünceli görünce dayanamayıp kucağına oturdu.
"Neyin var Hazar yine Melek mi yoksa Yazgı mı?" Bir kucağında oturan kadına birde masa üstünde duran fotoğrafa bakıp ters çevirdi.
"Kalk Funda hiç havamda değilim" ikiletmeden ayaklanan kız bu kez Hazarın dudaklarına yapıştı.
Hazar cidden hiç ama hiç Fundayla uğraşacak havada değildi. Daha kadını geriye itmeden kapı ardına kadar açıldı.
Yazgı soluğu şirkette almış asistan kızı yerinde görmemesiyle birazda korkarak kocasının odasına dalmıştı.
Gördüğü manzara karşısında ilk defa Meleği daha iyi anlamış kocasının yüzüne tiksinerek bakıp konuşmuştu.
"Sana diyecek sözüm yok Melek ne yapsa hak sana benden kadınlık bekleme artık Hazar ağa" diyip Funda nın saçlarına yapışmış yüzüne tırnaklarını geçirip şirketten ayrılmıştı.
Keşke gideceği sığınıp yardım alacağı biri olsaydı.
Demirkan İstanbul sınırlarına girmiş Barzemşah konağına doğru aracı sürmeye devam etmişti.
Meleğini görmek konuşmak istesede öncelik ailesi ve Ayselin itirafı olacak ses kaydını almasıydı.
Kanıt olmadan beyleri hem boşanma işine hem Hazar Aysel evliliğine ikna etmesi güç olurdu.
Aklında ki planı uygulamak onun için zor olacaktı. Ama Meleği için buna mecburdu.
Daha hapishaneye gidip Barkanla konuşup şahitlik etmesini isteyecek ağaların karşısına çıkaracaktı.
Bu hikaye en masum kişiler Barkan Ali Mirza ve Melekti en şeytanı ise Aysel ve amcası eh ne demişler ektiğini biçmek bunca sene rahat rahat yaşamak yeterdi onlara sıra cehennemi tattırmak olacaktı.
Hazar ise çoktan Demirkanın geldiğini öğrenmiş paçaları tutuşmaya başlamıştı.
Meleği bir an önce bu şehirden alıp götürmesi gerekiyordu.....
BÖLÜM SONU....