Eylül, kış bahçesinde kareli bir masa örtüsünün ve tek dal yapay çiçeğin süslediği bir masada dışarının kalabalığını seyrediyordu. Gözleri karşı kaldırımdaki bir taşa takılmıştı. Her üstüne basan adımla beraber taş yuvasında olsa da sallanıyor ve bir türlü oturmuyordu. Ne eksikti? Tam olarak onun için oluşmuş bir oyukta bile sığınamıyordu. Dışarıdan gelen her darbe ile durmadan sallanıyordu. Bir gün kırılacaktı da. Kış güneşi hiç de sıcak değildi. Dışarıda oturma fikri şimdiden pişman olmasına sebep oldu. Burnu üşüyordu. Kaç kat giyinmiş olsa da hala üşüyordu işte, zaten kansız bir kadındı. Daima üşür, daima bir ruh kadar beyazdır ve daima yorgundur. Eylül tam olarak kusurludur. Ne komikti ama! Neden buraya geldiğini ya da Tarık'ın onu neden buraya çağırdığını bilmiyordu. Erken gelmemi

