O Gece
Akşam erken çökmüştü.
Sonbaharın o garip kararsızlığı vardı havada; ne üşütüyordu ne de rahatlatıyordu. Elif okul kapısından çıktığında gökyüzü mora çalıyordu, sokak lambaları henüz yanmamıştı. Kulaklıkları boynundaydı ama müzik çalmıyordu. O gün kalabalığa tahammülü yoktu.
Çantasını omzuna takıp her gün geçtiği yoldan yürümeye başladı.
Mahalleye giden kısa yol…
Gündüzleri güvenli, akşamları sessiz.
Adımlarını sayıyordu.
Bir… iki… üç…
Arkasından gelen ayak seslerini ilk başta önemsemedi. İstanbul’da büyümüştü; insan bazen duymazdan gelmeyi öğrenirdi. Ama sesler hızlanınca, onun adımlarına uyunca, içini sebepsiz bir ürperti kapladı.
Yürüyüşünü hızlandırdı.
Adımlar da hızlandı.
Kalbi göğsüne sığmamaya başladı.
Boğazı kurudu.
“Saçmalama,” dedi kendi kendine.
“Abartıyorsun.”
Ama sokağın köşesine geldiğinde biri kolunu tuttu.
Her şey bir an içinde oldu.
Soğuk bir el.
Keskin bir nefes.
Arkadan bastıran ağırlık.
Elif çığlık atmak istedi ama sesi çıkmadı. Sanki boğazına düğümlenmişti. Ayakları yerden kesilecek gibi oldu, dengesini kaybetti. Çantası yere düştü, fermuarı açıldı, defterleri kaldırıma saçıldı.
Zaman yavaşladı.
Kalbinin sesini duyuyordu.
Kendi nefesini değil.
Bir an için, gerçekten çok kısa bir an için, “Kimse gelmeyecek,” diye düşündü.
Sonra bir ses duydu.
Sert.
Kararlı.
Öfkeli.
“Çek elini ondan!”
Adam irkildi. Elif’in kolu serbest kaldı. Bir itiş, bir küfür, koşan ayaklar… Saldırgan karanlığın içine karışıp kayboldu.
Elif dizlerinin üzerine çöktü.
Ellerini kollarına sardı.
Titriyordu.
Başını kaldırdığında onu gördü.
Emre.
Nefes nefeseydi. Ceketi yarı açık, yüzü solgundu ama gözleri… Gözleri hiç tanımadığı kadar sertti. Sanki bütün mahalleyi, bütün dünyayı karşısına alabilecek gibiydi.
“İyi misin?” dedi.
Sesi titriyordu ama belli etmemeye çalışıyordu.
Elif konuşamadı. Başını salladı sadece. Sonra birden hıçkırıklar geldi. Kontrolsüz, durdurulamaz. Emre diz çöktü karşısına, mesafesini koruyarak ama kaçmasına izin vermeyecek kadar yakın.
“Tamam,” dedi sakin bir sesle.
“Buradayım.”
Elif’in gözleri doluydu. Korkudan çok, utançtan. İnsanların bilmesini istemediği o tuhaf, anlamsız utançtan.
“Ne olur…” dedi fısıltıyla.
“Kimseye söyleme.”
Emre’nin kaşları çatıldı.
“Bunu konuşuruz.”
“Elim ayağım tutmuyor,” dedi Elif, sesi neredeyse duyulmuyordu.
“Annem… Babam… Mahalle… Ne olur.”
Bir an sustu Emre. Uzun bir an. Sonra ceketini çıkardı, Elif’in omuzlarına bıraktı. Dokunmamaya dikkat ederek.
“Önce eve gidelim,” dedi.
“Sonra bakarız.”
Elif başını salladı.
Ayağa kalkarken dizleri titredi. Emre refleksle kolunu uzattı ama hemen geri çekti. Sınırı o an bile korudu. Ama Elif o mesafede bile kendini güvende hissetti.
Sokak lambaları yanmıştı artık.
Işık her şeyi daha gerçek kılıyordu.
Yürürlerken Elif bir kez bile arkasına bakmadı. Emre bir adım arkasındaydı. Gölgesi Elif’in gölgesinin üzerine düşüyordu.
O gece Elif’in hayatında bir şey kırıldı.
Ve Emre’nin içinde, henüz adını koyamadığı bir şey sessizce başladı.
İkisi de bilmiyordu.
Ama bu gece, yıllar sonra bile,
hiçbirinin peşini bırakmayacaktı.