Geç Kalmadan

1619 Kelimeler
Ertesi Gün Sabah kahvaltı masasında herkes vardı. Ama iki kişi aynı değildi. Elif’in göz altlarında hafif bir morluk vardı. Gece çok uyumamıştı ama yüzünde tuhaf bir hafiflik vardı. Sanki yıllardır sırtında taşıdığı bir sandık açılmış, içindekiler dökülmüş, artık saklaması gerekmiyormuş gibiydi. İlk kez biri onun sevmesini duymuştu. Artık o sır sadece ona ait değildi. Bu bir utanç değil, bir rahatlamaydı. Emre ise alışıldık neşesinden uzaktı. Şakalaşmalara yarım gülümsüyor, çoğu zaman susuyordu. Ama yüzündeki o gergin sertlik yoktu. Gözleri Elif’e her kaydığında artık ne hissettiğini inkâr etmiyordu. Bu farkındalık huzur vericiydi. Ama huzurun altında sabırsız bir yangın vardı. Konuşması gerekiyordu. Geç kalmadan. Kızlar planı ortaya attı. “Hazır Afyon’dayız, tüm gün gezelim! İki gün sonra zaten dönüş var.” Herkes bir anda canlandı. Sandalyeler itildi, telefonlar toplandı, gözlükler takıldı. Arabalara doluştular. Camlar indirildi, müzik açıldı. Serkan direksiyonda ciddi görünmeye çalışıyor ama şarkıya en çok o eşlik ediyordu. Murat arka fonda yüksek sesle nakarat kaçırıyor, Zeynep ve Aylin kahkahalarla story çekiyordu. Dışarıdan bakıldığında tam bir arkadaş grubu enerjisi. Ama arka koltukta yan yana oturan iki kalp sessizdi. Ne kavgalı ne kırgın. Sadece yoğun. Kayaların arasında yürürlerken rüzgar sert esiyordu. Güneş, taş duvarlardan sekip yüzlere vuruyordu. Hava açık ama içler bulanıktı. Elif bir kayanın kenarında durdu. Manzara genişti. Sonsuz gibi. Derin bir nefes aldı. Emre birkaç adım arkasında durdu. Onun baktığı yere baktı. Aynı ufuk. Aynı boşluk. Aynı iç karmaşası. İkisinin de aklından aynı cümle geçti: “Bir şey değişmek üzere.” Konuşmadılar. Ama aralarındaki sessizlik artık kaçış değildi. Bekleyişti. Kral Yolunda taşların üzerinde yürümek zordu. Yol daralıyordu. Yan yana yürümek zorunda kaldılar.Omuzları hafifçe değdi. Bu kez refleksle çekilmediler.Elif kalbinin hızlandığını hissetti. Emre elini cebine soktu; titremesin diye. Bir şey söylemek istediler.Söylemediler.Ama artık kaçış yoktu. Sadece zaman meselesiydi. Emre Gölünün oradaki tesiste göle yemeği zamanı uzun bir masa kuruldu. Çorbalar geldi, kebaplar paylaşıldı, sıcak ekmek bölündü. Masada gürültü, şakalaşma, tabak sesleri… Elif bir an gerçekten güldü. O kahkaha Emre’ye çarptı. O an fark etti: Onu en çok gülerken sevdiğini. Göz göze geldiler. Bu sefer bakış kaçmadı. Saniyeler uzadı. Araya biri girip şaka yapmasa belki o masada konuşacaklardı. Ama yine olmadı. Göldeki tekne turu, uzaktan görünen balonlar, hafif serinleyen hava… Zaman fark etmeden akmıştı. Elif birden ayağa kalktı. “Gün batımını kaleden görmeliyiz. Hadi acele edelim!” Herkes homurdanarak peşine takıldı. Basamaklar bitmek bilmiyordu. Nefesler sıklaştı, kahkahalar azaldı.Zirveye çıktıklarında güneş alçalmıştı.Gökyüzü turuncu, pembe ve mora çalıyordu.Rüzgâr yüksekte daha sertti.Elif surların kenarına oturdu. Saçları rüzgârla savruldu. Gözleri uzaklara daldı.Emre birkaç adım ötede durdu.Onu izledi.Ve içinden tek bir cümle geçti: “Gitmesin.” O an fark etti. Onu kaybetme korkusu, onu sevmekten daha büyüktü. Kaleden indikten sonra akşam yemeği yediler. Ardından Afyonun meşhur tatlıcılarından birine uğradılar. Kaymaklı tatlılar, demli çaylar, şekerli yorgunluk… Gece geç saatte eve döndüler. Herkes yorgunluktan yataklara yığıldı. Deliksiz uyudular. Emre ve Elif hariç. Emre bütün gün konuşamamış olmanın gerginliğini taşıyordu. Elif ise aynı evde, aynı havayı soluyup ona yaklaşamamanın ağırlığını. Aralarında sadece birkaç metre vardı. Ama o mesafe kilometreler gibiydi. Pazartesi daha sakin geçti. Kocatepe’yi gezdiler, müzeye uğradılar, Afyon merkezde yürüdüler. Bu kez tempo daha düşüktü. Kaan bir anda ortaya atıldı: “Termal suya mı girsek?” Herkes aynı anda yüzünü buruşturdu. “Bu sıcakta sıcak su mu?” “Delirdin mi?” “Buharda pişelim mi istiyorsun?” Gülüşmeler dağıldı. Ama Emre’nin içi gülmüyordu. Salı sabahı erkenden yola çıkacaklardı. Hafta sonunu birleştirmişlerdi. İzinler bitiyordu. Zaman daralıyordu. Emre bütün gün Elif’i yakalamaya çalıştı. Bir an yalnız kalabilmek için. Ama Elif ya kızlarla birlikteydi, ya mutfakta bir şeye yardım ediyordu, ya bahçede biriyle konuşuyordu. Her seferinde bir adım kala kaçıyordu. Bilerek mi? Yoksa o da mı cesaret edemiyordu? Emre’nin içi içini yemeye başladı. “Bugün konuşamazsam… ya gerçekten giderse?” Serkan’ın dün gece söylediği cümle kulaklarında çınladı: “Elif okul değiştirmeyi düşünüyormuş.” Bu cümle Emre’nin içine çivi gibi çakılmıştı. Kaçacaktı. Ondan. Ve bu kez gerçekten kaybedecekti. Artık zaman kalmamıştı. Konuşması gerekiyordu. Geç kalmadan. Akşam herkes odasına çekildi. Emre yatağa oturdu. Telefonu eline aldı. Yazdı. Sildi. Yazdı. Sildi. Sonunda sadece iki kelime yazabildi: “Uyudun mu?” Cevap birkaç dakika sonra geldi. “Daha yeni aldım telefonu. Uyuyordum sayılır.” Emre derin nefes aldı. “Biraz dışarı çıkar mısın? Artık konuşmamız gerekiyor.” Bu sefer bekleme süresi daha uzundu. Kalbi göğsünü zorladı. Sonra ekran aydınlandı: “Tamam.” Bahçe sessizdi. Hava serinlemişti. Elif çardağın altına geldi. Kollarını göğsünde birleştirmişti. Savunmada gibiydi. “Ne oldu Emre abi?” dedi. O kelime. Abi. Emre’nin içi sızladı. Hazırlamıştı cümleleri. Prova yapmıştı tüm gün Ama şimdi karşısında durunca hepsi dağıldı. “Elif…” Sustu. Gözlerini kaçırmadı bu kez. “Dün seni duydum.” Elif’in yüzü bir anda soldu. “Nasıl yani?” “Çardakta. Hepsini.” Elif bir adım geri çekildi. “Keşke duymasaydın.” “İyi ki duydum.” Sessizlik. Rüzgar dut yapraklarını hışırdattı. “Elif,” dedi Emre. “O duyguları yaşarken yalnız değildin.” Elif gözlerini kısmıştı. “Bana acıdığın için bunu yapıyorsun.” “Hayır.” “Sevgilin var.” “Yok.” Elif irkildi. “Bitti.” “Ne zaman?” “Gelmeden önce.” Elif’in bakışları karıştı. “Neden?” Emre bir an sustu. “Çünkü kendime yediremedim.” “Senin bir sevgilin var. Bana sevdalı olsan başka birine çıkmazdın.” Emre gözlerini kapatıp açtı. “Ben onu sevmedim.” “Elbette sevdin.” “Hayır. Ben… kendime yediremedim.” Elif şaşkınlıkla baktı. “Ne demek o?” “Utandım.” dedi Emre. “Benden yaşça küçük, bana ‘abi’ diyen birine sevdalı olmaktan utandım. Kendime yediremedim. Etrafıma yediremedim. O yüzden başka birine çıktım. Sanki alışır mıyım diye baktım. Sanki seni susturabilir miyim içimde diye.” Elif’in gözleri doldu ama sert durmaya çalıştı.. “Bunları şimdi söylüyorsun.” “Çünkü dün öğrendim ki sen kaçıyorsun.” Başını eğdi Elif. “Gitmem lazım.” “Gitme.” “Emre, çok geç…” “Hayır değil.” Bir adım yaklaştı. “Ben seni seviyorum.” Bu kez sesi titremedi. “Belki çocukluğumdan beri değil… Ama sandığından çok daha uzun zamandır. Ve dün gece anladım ki seni korumak uzaklaştırmak değilmiş. Yanında durmakmış.” Elif ağlamaya başladı “Ya yine incinirsem?” Emre tereddüt etmedi. “O zaman birlikte iyileşiriz.” Bir adım daha yaklaştı. “Ben senden vazgeçmeyeceğim. Bu sefer susmayacağım.”. Elif’in omuzları titriyordu.Elif de başını öne eğsin, inanmıyorum dedi İnandıracağım o zaman sana kendimi. Ben seni çok seviyorum. Senden vazgeçmeye hiç niyetim yok. Ne olur bize bir şans ver. Ne olur gitme. Bir an birbirlerine baktılar. Uzun. Derin. Savunmasız. Elif yavaşça kollarını indirdi. Aralarındaki mesafe neredeyse yok olmuştu. Emre Elife doğru bir adım attı kısık sesle Ne olur gitme. Ne olur bize bir şans ver. Rüzgar dut yapraklarını hafifçe savuruyordu. Emre’nin sesi artık neredeyse fısıltıydı. “Ne olur gitme… Sana kendimi affettireceğim. Sevdamı sana ispatlayacağım.” Elif’in gözlerinden yaşlar süzülüyordu. Göğsü hızlı hızlı inip kalkıyordu. “Ya yine incinirsem…” dedi kısık bir sesle. Emre bir adım daha yaklaştı. Aralarında neredeyse nefes mesafesi kalmıştı. “O zaman birlikte iyileşiriz.” Sessizlik. Uzun. Derin. Savunmasız. Elif gözlerini Emre’nin gözlerine sabitledi. Orada ilk kez tereddütsüz bir kararlılık gördü. Kaçmayan, saklanmayan, arkasına başka birini koymayan bir adam. Kalbi korkuyla umut arasında sıkıştı. “İnanmıyorum…” dedi yine, ama sesi artık eskisi kadar sert değildi. Emre başını hafifçe eğdi. “İnandıracağım o zaman. Ben seni çok seviyorum. Senden vazgeçmeye hiç niyetim yok.” Bir saniye daha geçti. Elif dudaklarını ısırdı. Ve çok yavaş, neredeyse kendisi bile duymadan: “Tamam.” dedi. O kelime Emre’nin göğsünde patladı. Yüreğinde çiçekler açtığının Elif farkında değildi. Emre bir an dondu. Gerçekten duyduğuna emin olmak ister gibi baktı. “Gerçekten mi?” Elif gözlerini kapatıp başını salladı. “İlk ve son şansın.” dedi. “Bir daha beni yaralarsan… toparlanamam.” Emre’nin sesi titredi. “Ben açtım yaralarını… ben saracağım. Söz veriyorum. Benden gitme.” Ve dayanamadı. Elif’i kendine çekti. Sıkıca. Elif ilk an kasıldı. Sonra yavaşça gevşedi. Başını Emre’nin göğsüne yasladı. Kalp atışını duydu. Hızlı. Gerçek. “Bir daha kaçma benden…” dedi Emre saçlarına fısıldayarak. Elif geri çekildi. Gözleri hâlâ ıslaktı ama bakışı daha sakindi. “İyi geceler.” dedi sadece. Ve arkasını dönüp neredeyse kaçar gibi eve girdi. Elif kapıyı yavaşça açtı. Işık kapalıydı ama iki siluet yatakların üzerinde dikilmiş oturuyordu. Zeynep ve Aylin. Camdan her şeyi görmüşlerdi. İki sorgulayan surat birden ona döndü. “E?” dedi Zeynep fısıltıyla. Elif sırtını kapıya yasladı. Nefes almaya çalıştı. “Konuştu.” dedi kısaca. Aylin hemen doğruldu. “Ne dedi?” Elif yatağın kenarına oturdu. “Dün çardakta anlattıklarımı duymuş.” “Ne?!” Zeynep’in sesi yükseldi, sonra hemen kısmaya çalıştı. “Hepsini.” “Peki?” Elif ellerini dizlerinin üzerine koydu. “Beni sevdiğini söyledi.” İki kız aynı anda birbirine baktı. “Ve?” dedi Aylin. “Elif!” diye sıkıştırdı Zeynep. Elif derin bir nefes aldı. “Şans verdim.” İki saniyelik sessizlik. Sonra Zeynep’in yüzünde kocaman bir sırıtış belirdi. “Şükür!” Aylin hafifçe güldü. “En sonunda.” Elif kaşlarını çattı. “Bir dakika. Siz… biliyor muydunuz?” İkisi de sustu. “Elif…” dedi Aylin yumuşakça. “Serap’tan ayrıldı.” Elif’in başı bir anda kalktı. “Ne zaman?” “Gelmeden bir süre önce.” dedi Zeynep. “Biz duyduk ama…” “Dün niye söylemediniz?” Elif’in sesi kırıldı. Aylin yanına oturdu. “Çünkü umutlandırmak istemedik seni. Kendin karar ver istedik. Duygularını bilmeden, sırf o ayrıldı diye geri dönmeni istemedik.” Zeynep başını salladı. “Bu sefer senin seçmen gerekiyordu. Kaçmak mı, kalmak mı.” Elif gözlerini dolduran yaşı sildi. “Çok korktum.” dedi fısıltıyla. Aylin elini tuttu. “Biz de.” Zeynep gülümsedi. “Ama var ya… aşağıda sana bakışı… o bakış acıma değildi Elif.” Elif istemsizce gülümsedi. Kalbi hâlâ hızlı atıyordu. Korku tamamen gitmemişti. Ama ilk kez o korkunun yanında umut vardı. Ve ilk kez… Kaçmak istemiyordu.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE