Yüzbaşı Kurt Demir Karakan'ın Anlatımından Devam
Masanın üzerindeki kaktüse bakarken askeriyenin telefonu çalınca dikkatimi oraya verdim. Telefonu alıp kulağıma götürdüm. "Ankara 1.Tugay komutanlığından Üsteğmen Yavuz Gürcan. Askeriyenin komutanına bağlanmak istiyorum." dediğinde ayağa kalkıp masaya yaslandım.
"Yüzbaşı Kurt Demir Karakan, Şırnak ilçe askeriyesinin komutanıyım."
"Komutanım, önemli bir operasyon için işbirliğinize ihtiyacımız olacak. Sınıra yakın bir köyde hareketlilik var. Acilen oraya intikal etmeniz gerekiyor. Koordinatları birazdan göndereceğiz."
"Durum ne kadar ciddi?"
"İçeride bir askerimiz var ve örgüt yirmi kişiden oluşuyor. Hem askerimizi alacaksınız hem de köyü o pisliklerden temizleyeceksiniz. Albayımızın emridir."
"Hemen intikal ediyoruz."
"Anlaşıldı komutanım."
Telefonu kapatıp odadan çıktım. Koridoru hızla geçip yemekhaneye girdim ve bizimkilere dönüp kapıya sertçe vurdum. "Kılıç timi! Beş dakika içinde hazır ol!"
Hepsi ayaklanırken Güleda ve Meryem'in olduğu masaya döndüm. Hepsi bana bakıyordu. "Siz de beni takip edin." diyip yemekhaneden çıktım.
Kılıç timi koşarak hazırlanırken Meryem ve Güleda peşimden geliyordu. "Güleda, sen de hazırlan." aniden arkamı dönünce ikisi de durdu. "Meryem bugün burası sen de. Askeriye sana emanet."
"Emredersiniz komutanım." baş selamı verdiğinde Güleda da koşarak hazırlanma odasına geçti.
Ben de tekrar dönüp odama girdim. Üzerime yeleğimi geçirdim hızlıca. Silahımı ve baretimi alıp dışarı çıktığımda doktorla karşılaştım ama ona ayıracak tek bir saniyem bile yoktu.
" Yüzbaşı?"
"Sonra doktor."
Başını sallayıp kenara çekildiğinde yanından geçmiştim. "Sadece şey diyecektim." durup arkamı döndüm. "Kendine dikkat et."
Nefesimi bırakıp başımı salladım. "Ederim." tekrar önüme dönüp askeriyeden çıktım.
Bir kaç dakika içinde bizimkiler tam karşımda dizilmişti. "Görevimiz belli. Sınırdaki köye gidip askerimizi alacağız ve o köydeki haşereleri temizleyeceğiz."
"Emredersiniz komutanım!"
"Araç bin!"
Hepsi sırayla araca binerken adımlayıp ön koltuğa geçtim. Araba hareket etmeden önce yan aynalardan gördüğüm şey de doktorun kapıya yaslanıp bizi izlediği olmuştu. Tedirgindi. Sanırım hâlâ buraya alışamamıştı.
Ama belki de bu daha iyi günleriydi. Kan görecekti, hem de o kadar çok görecekti ki yaptığı işten nefret edecekti. Zulüm görecekti, şiddet görecekti... Teröristleri görecekti, çatışma görecekti, bombalama görecekti... Hatta o kadar çok görecekti ki, buradan kaçıp gitmek isteyecekti.
Ama bu noktadan sonra artık yapacak hiçbir şey yoktu.
Araba hareket ettiğinde görev yerimize intikal etmek için yola çıkmıştık.
~ ~ ~ ~ ~
Elimdeki dürbünü bıraktım. Köyde tam on dokuz kişi vardı. Bir de bizim esir askerimiz vardı. "Onur, Güleda'yı da al köyün arkasını dolan."
"Komutanım, başkasıyla..."
"Onur siktir git, şu an senin gönül ilişkilerini düşünemem."
"Emredersiniz komutanım."
Ayağa kalkıp Güleda'ya yaklaşırken başımı çevirdim. "Kadir, Güven'le beraber köyün çıkışı sizde."
"Emredersiniz komutanım."
"Yiğit, Görkem siz de bizim peşimizden geliyorsunuz."
"Emredersiniz komutanım."
"Yıldırım, Hakan siz benimle geliyorsunuz. Temizleyerek giriyoruz içeri."
"Emredersiniz komutanım."
Silahımı doğrultup olduğum yerden çıktım. Yıldırım ve Hakan beni takip ederken bir kayanın arkasına geçip silahımı kayanın üzerine doğrulttum. "Atışımla ateş serbest." dediğimde köyün girişinde bekleyen adamlardan birini hedef aldım.
"Teslim olun!" uyarımı yaptığımda silahlarına sarıldılar.
Ateş ettim. Biri vurulduğunda bizimkiler de ateş etmeye başlamıştı.
Girişi temizlerken köyün ortasında da ateş sesleri gelmeye başlamıştı. Güleda ve Onur başlamış olmalıydı demek ki.
Koşturup girişte ilerledim. Karşıma bir terörist çıktığında ateş ettim. "Çabuk Onur'lara yardıma gidin."
Yıldırım bağırıp koştu. "Emredersiniz komutanım!"
Hakan da onu takip ederken tek dizimin üzerine çöküp etrafa bakındım. Altı kişiyi biz indirmiştik zaten. Geriye kaldı on üç.
"Komutanım, biri kaçıyor."
Kadir seslendiğinde kaçan adama baktım. Çoktan uzaklaşmıştı. "Ben de."
Silahımın menzilini ayarladım ve ateş ettim. Koluna sıktığımda acıyla bağırmıştı. "Komutanım! Geliyorlar!"
Tam karşıdan beş kişi göründüğünde duvara yaslandım. Bitmeden ürümeye devam ediyorlardı. "Ulan sikerim böyle işi ha!"
Sadece Kadir ile beraberdik. "Komutanım beş kişiler."
Karşıdan seslendiğinde başımı salladım. "İkisi sen de."
Güldü. "Aşk olsun komutanım. İsterseniz hepsini ben indiririm."
"Eee o zaman göster maharetlerini."
Başını salladı. "Hemen komutanım."
Saklandığı yerden çıkıp ateş ettiğinde ilkini indirmişti.
Bizim timin hepsi deliydi. Yağan kurşunlara rağmen silahını doğrultup ateş ederken bulunduğum yerden çıkıp ateş ettim. İkisini indirdikten sonra tekrar duvara yaslandım.
"Komutanım hile yaptınız ama."
Kadir önümde bir duvara yaslanmışken tekrar çıkıp ateş etti. Bizimkiler de hâlâ çatışırken nefesimi bıraktım. Kaçan adamı yakalayamamıştık ve bu kadar korunduğuna göre önemli biri olabilirdi.
"Temiz komutanım."
Silahımı doğrultup olduğum yerden çıktım. Etrafa bakındım. "Meydana gidelim."
"Ya kaçan adam? Ne yapacağız?"
"Kaçtı artık. Biz işimize devam edelim."
Başını salladığında onunla beraber meydana geçtik. Hepsini temizlemişti Kılıç timi. Askerimizi de almıştık. "Onur? Durumu iyi mi?"
Su içerken yanlarına yaklaştım. "İyi komutanım. Sadece biraz hırpalamışlar."
Başımı sallayıp askerimize döndüm. "Nasıl hissediyorsun?"
Nefeslendi. "İyiyim komutanım. Kusura bakmayın, sizi de uğraştırdım."
"Olur mu öyle şey? Ne uğraştırması?" yanına oturdum. "Adın ne senin?"
"Kadir Gümüş. Erzincan komutanım."
Başımı salladım. "Nasıl oldu?"
"Komutanım benim hatam. Tamamen dikkatisizliğim yüzünden oldu. Timden ayrılınca başıma gelmeyen kalmadı."
"Bundan sonra dikkat edersin." ayağa kalktım. "Peki bu kaçan adam? Kim olduğunu biliyor musun?"
"Konuşmalarına şahit oldum komutanım. Kod adı Mamo. Örgütün üçüncü el lideriymiş."
"Başka bir şey dedi mi peki, konuşurken ağzından bir şey kaçırdığını hiç duydun mu?"
"Bizi en sevdiğimizden vuracaklarmış komutanım."
En sevdiğimiz?
"Daha açık bir şey söylemedi mi?"
"Yok komutanım. Yarı baygındım zaten, pek anlamadım."
Başımı salladım. "Tamam, sen hadi dinlen biraz."
Etrafı gezinip bizimkilere bakındım. "Herkes iyi değil mi?"
"İyiyiz komutanım."
"Burayı kontrol altına alıp gidiyoruz. Toplanın." da biz bir kişi eksiktik.
Bir bakalım... Onur, Güleda, Yıldırım, Hakan, Güven, Görkem, Yiğit...
Kadir neredeydi lan?
Etrafa bakındım. Kadir çoktan alıp başını gidiyordu. "Lan Kadir!"
Arkasını dönüp yüzüme baktı. "Emredin komutanım!"
"Gel lan buraya!"
Eliyle arkasını işaret edip bağırdı. "Geliyorum komutanım! Yere bayrağımızı atmış it oğlu itler!"
Biraz arkasındaki bayrağı fark edince tekrar dönüp adımladı.
Bayrak? Bizim en sevdiğimiz. Bizi en sevdiğimizden vuracaklarsa bu bayrağımız olurdu.
"Lan..." adımladım. "Kadir dur! Tuzak!"
Eğilip bayrağı eline alırken parlayan ipi fark ettim. Hayalet ip...
Kadir bayrağı eline alıp kaldırdığında büyük bir patlama oldu. Patlamanın etkisiyle yere düştüğümde etrafa bakındım. Lan...
"Komutanım, komutanım!"
Onur yanıma geldi. "Komutanım iyi misiniz?"
"Kadir..." doğrulup ayağa kalktım. Patlamanın olduğu yere döndüm. "Kadir..."
Onur beni bırakıp o tarafa koşarken kulağım uğuldadı. Lan hayır lan...
Adımladım. "Kadir hayır."
Yerde yatan bedenine yaklaştım. Onur çoktan eğilmişti. "Kadir, Kadir beni duyabiliyor musun?"
"Kadir..." yanına çömeldim. Elimi omzuna götürdüm. "Kalk lan, Kadir kalk."
Hareket etmedi. Göğsünün inip kalktığını görmedim. Gözleri oynamadı. "Kadir kalk!" bombanın etkisiyle göğsüne sıçrayan parçalardan dolayı kanaması vardı. Ama nabzı atmıyordu. "Kadir kalk, gözünü seveyim kalk."
"Komutanım..."
Diğerleri de koşarak yanımıza geldi. "Kadir kalk lan, kalk lan!"
Omzuna dokunup salladığımda Onur elimi tuttu. "Komutanım durun, o şehit oldu."
Başımı olumsuzca salladım. Bizim daha çatışacak çok fazla günümüz olmalıydı. Biz omuz omuza çarpışmaya devam etmeliydik.
Biz bugün bir askerin hayatını kurtardık. Biz Üsteğmen Kadir Gümüş'ün hayatını kurtarmışken Kılıç timinin Kadir'ini kaybetmemeliydik.
"Kadir... Kalk lan." çaresizce mırıldandım ama zamanı geriye alamayacağımız bir gerçekti. Biz Kadir'i şehit vermiştik.
Vatan sağ olsun demekten başka çaremiz de yoktu.
~ ~ ~ ~ ~
Eylül'ün Anlatımından Devam
Yan odadan bir gürültü duyduğumda revirden çıktım. Kapı hafif aralıktı ve Meryem içerideydi. "Meryem?" içeri girdim. "İyi misin sen?"
Kendini yere bıraktığında yanına eğildim. "İyi misin? Bir şey mi oldu?" kollarını tuttum. Gözleri dolmuştu.
"Kılıç timi..."
Kaşlarımı çattım. Ağladığına göre haberler kötüydü. "Bir şey mi oldu? Birine bir şey mi oldu Meryem?"
Başını çevirip yüzüme baktı. "Kadir, şehit olmuş."
Kadir? Bir kaç gün önce Yıldırım'ın tanıştırdığı askerin yüzü gözümün önünde belirdi. Ölmüş müydü şimdi o? Ölüm bu kadar yakın mıydı onlara cidden?
Meryem ağlarken sıkıca sarıldım ona. "Başınız sağ olsun." sırtını sıvazladım. Böyle bir durumda ne deneceğini bile bilmiyordum. Zaten ne söylenirdi ki...
Meryem de bir şey söylemeyip bir kaç dakika boyunca ağladı. Kim bilir ne kadar yakındılar... Ben sadece bir kaç gündür buradaydım ve bilmiyordum. Onlar ama kim bilir ne kadar yıldır beraberlerdi...
"Benim..." kollarımdan ayrıldı. "Benim burada ağlamamam gerekiyor. Helikopter gelecek. Benim şehidimizi karşılamam gerekiyor."
Ayağa kalktı. Gözyaşlarını silerken ben de ayağa kalktım. "Yapabileceğim bir şey var mı?"
Başını olumsuzca salladı. "Şimdilik yok."
"Peki yaralı var mı? Haberin var mı? Ben de ona göre hazırlık yapardım."
"Yok, kimse yaralanmamış." nefesimi bıraktım. En azından tek iyi haber buydu.
"Askerlere haber vermeliyim."
Hızlıca dışarı çıktığında onu takip edip odadan çıktım. Akşama kadar onun etrafında dolaşmaya çalıştım. Ambulans ekipleri gelmişti. Başka askeri birlikler daha gelmişti hatta. Şehiti karşılamak için tüm hazırlıklar yapıldığında bütün askerler dışarıda sıraya girmişti. Meryem de başlarında beklerken iki askeri araç görününce içeri girdim.
Revire girip pencereye yaklaştım. Ne yapmam gerektiğini bilmiyordum ve onların acısı varken yanlış bir şey yapmak ya da söylemek istemiyordum.
Araçlar durduğunda Kılıç timi indi. Görkem, Yiğit, Yıldırım ve Hakan bir sedye üzerinde birini indirdiler. Üzerinde Türk bayrağı vardı.
Dikkatlice onu masaya bıraktıklarında Demir yüzbaşıyı gördüm. Arabaya yaslanmış derin bir nefes almıştı. Gözü kesmiyordu sanki gitmeyi.
Derin bir nefes daha alıp adımladı. "Dikkat!"
Herkes aniden hazır ola geçti. "Selam dur!"
Bir dakika boyunca kimseden tek bir çıt bile çıkmadı. Kadir'e son kez selam duruşu yaptıklarında Demir yüzbaşı rahata geçti.
Ambulans ekipleri gelip şehidimizi alırken Demir başka bir adama yaklaşıp selam verdi. "Komutanım."
Pencereyi açtım. Ne konuştuklarını duymak istemiştim. "Başınız sağ olsun yüzbaşım."
"Vatan sağ olsun komutanım."
Karşısındaki adam ondan rütbeliydi belli ki. Demir'in omzuna dokunup o da arabasına yöneldi. Hem şehidimiz hem de gelen diğer askerler giderken pencereyi kapatıp revirden çıktım.
Herkes hâlâ bahçedeydi. Demir giden araçlara bakarken Güleda ve Meryem de birbirine sarılmıştı.
Demir arkasını döndüğünde hızla adımladı. Kapının önündeyken yanımdan geçip gittiğinde arkasından bakakaldım. Oldukça durgundu ama sebebini de anlayabiliyordum.
Dışarı çıkıp Güleda'ya yaklaştım. O da oradaydı ve mahvolmuş görünüyordu. "Güleda." başını kaldırdığında kollarımı ona doladım. "İyi misin?"
Başını salladı. "Ne kadar olabilirsek..." geri çekildi. "Ama iyi olmak zorundayız. Onlar bizim ağladığımızı görmemeli."
Belki de bu yüzden Türk askeri hep güçlü görünüyordu. Onlar sırf düşmanları sevinmesin diye bile ağlamıyordu. Ama insan böyle bir durumda üzüntüsünü nasıl yaşardı ki?
İşte o an cevabımı aldım. Demir'in odasında patırtı koptuğunda her şeyi yerle bir ettiğine emindim. Onlar üzülmek yerine öfkeleniyordu.
"Hadi, içeri girelim."
Kızlar içeri geçerken Kılıç timine döndüm. Hepsi bir yerdeydi. Hepsi arkadaşlarını kaybettikleri için dağılmış gibiydiler.
Hızlıca yemekhaneye girip bir şişe su alıp tekrar dışarı çıktım. Yıldırım uzakta tek başına oturup yeri izliyordu. " Yıldırım?"
Başını kaldırıp yüzüme baktığında ona suyu uzattım. "Sağol." suyu elimden alıp açarken yanına oturdum.
"İyi misin sen?" dünyanın en saçma sorusuydu belki de ama ne yapmalıydım bilmiyordum.
"Değilim doktorum. Hayatımda hiç bu kadar kötü olduğumu hatırlamıyorum."
"Ne söylenir bilmiyorum ama Kadir gittiği yerde eminim mutludur. Size de arkasından yas tutmak değil, onunla gurur duymak düşer."
Başını salladı. "Belki de..." derin bir nefes aldı. "Doktorum ben biraz yalnız kalsam olur mu?"
"Tabi." ayağa kalktım. "Nasıl istersen. Ama ben hep buralardayım. Bir şey olursa yanıma gel. Tamam mı?"
"Tamam doktorum."
Yavaşça uzaklaştığımda içeri girdim. Demir'i de merak etmiyor değildim ama yanına gidersem belki beni bile duvara fırlatabilirdi. Bu yüzden odasının önünde ikilemdeydim.
Şu an üzgündü. Üzüntüsünü yaşaması gerekiyordu. Öfkeyle kendine zarar versin istemiyordum.
Derin bir nefes alıp kapıyı açtım ama arkasında bir şey vardı. Kapı hafif aralıkken Demir'in yatağının olduğunu fark etmiştim. Bunu nasıl fırlatmıştı buraya böyle?
Kapıyı zorla ittirip geçebileceğim kadar yer açıp içeri girdim.
Dolabını da yere fırlatmıştı ve ona yaslanıp oturmuştu. Öfkeyle soluyordu. Girdiğimi bile fark etmemişti öyle ki.
Kapıyı kapatıp ona yaklaştım. Tek dizini kendine çekmiş elini de dizine yaslamıştı. Öylece karşısındaki duvara bakarken yere çömeldim. "Demir?"
Yutkundu. Sakince konuştu. "Doktor beni yalnız bırak."
O benim her anımda yanımdayken ben onu nasıl bırakırdım? "Sessiz olacağım."
Gözlerini kapatıp nefesini bıraktığında ona iyice yaklaştım. Sessiz olacaktım ama kendimi durduramıyordum. Kollarımı boynuna dolayıp onu kendime çekip sıkıca sarıldım. Buna ihtiyacı vardı.
Yavaşça omzunu ve sırtını sıvazladığımda sessizce ağladığını fark ettim. Hiç dönüp ona bakmadım. Rahatça ağlasın istedim. Sadece sıkı sıkı sarıldım ona. "Benim yüzümden..." diye mırıldandı. "Koruyamadım onu."
Kollarını sıkıca belime dolayıp başını göğsüme yasladığında nefesimi bıraktım. "Senin yüzünden değil. Demir senin yüzünden değil. Sen gördüğüm en iyi askersin, en iyi komutansın."
Bir şey demedi. Bir daha konuşmadı ve o sakinleşene kadar öyle sarılıp durduk. Saatlerce, dizlerim ağrıyana kadar... Hiç umursamadan sarıldım ona.
~ ~ ~