5.Bölüm

1145 Kelimeler
Melis, öğle molasındaki o konuşmayı zihninden bir türlü söküp atamadan vardiyasını sonlandırdı. Saatler ilerledikçe zaman ağırlaşmış, dakikalar sanki bilerek yavaşlamıştı. Öğleden sonra odasına kapanmış, Karan Yalçın’la aynı koridorda bile bulunmaktan kaçınmıştı. Normalde kendi işi olan evrakları bile asistanına bırakmış, imza için o odaya tek başına girmemek adına küçük bahaneler üretmişti. Kendi davranışının farkındaydı ama buna engel olamıyordu. Nihayet mesai saati bitip eve girdiğinde, omuzlarındaki görünmez yükün bir anlığına hafiflediğini hissetti. Ayakkabılarını çıkarmadan birkaç saniye olduğu yerde durdu. Sanki dışarıdaki dünyayla arasına görünmez bir çizgi çekmek ister gibi… Salon loştu; açık bırakılmış perdenin arasından süzülen gün batımı ışığı, duvarlarda yumuşak gölgeler oluşturuyordu. Bu ev onun sığınağıydı. Aynı zamanda kaçamadığı tek yerdi. Özgürlük uğruna seçtiği yalnızlığın tam ortası. Çantasını koltuğun kenarına bıraktı, camın önüne yürüdü. Aşağıda şehir yavaş yavaş canlanıyordu. Sokak lambaları yanıyor, pencereler aydınlanıyor, insanlar birbirlerine doğru dönüyordu. Bir yerlere yetişen adımlar, eve dönen çiftler, çocuk sesleri… Herkes bir yere, birine ait gibiydi. O ise kimseye ait olmamayı seçmişti. Ama bu gerçekten bir güç müydü, yoksa sadece iyi gizlenmiş bir kaçış mı? Ait olmak… Kelime boğazında düğümlendi. Bir zamanlar ait olmuştu. Birine. Bir hayata. Bir düzene. Ve o düzenin içinde, fark etmeden kendini yavaş yavaş kaybetmişti. Onun adına alınan kararlar… Kısıtlanan hayaller… “Sen böyle olmalısın” cümleleriyle daralan bir dünya. Özgürlüğünü geri almak için her şeyi geride bırakmıştı aşkı, güveni, hayalleri. Ardında bıraktığı her şey can yakmıştı ama buna değmişti. En azından öyle düşünmek istiyordu. O günden sonra kendine verdiği söz hâlâ kulaklarında yankılanıyordu: Bir daha kimse beni sahiplenmeyecek. Bir daha kimse hayatımı kafese çevirmeyecek. Ama bugün… Karan Yalçın. Onun bakışı. Sesi. Varlığı... Melis’in göğsünde istemediği bir kıpırtı uyandırmıştı. Bastırmaya çalıştıkça büyüyen, yok saydıkça derinleşen bir his. Bu kıpırtı tehlikeliydi. Çünkü tanıdıktı. Banyoya gidip aynanın karşısında durdu. Floresan ışık, yüzünü acımasızca ortaya çıkarıyordu. Yeşil gözlerinin içindeki o ince çatlak burada daha net görünüyordu. Güçlü görünmeye alışmıştı ama aynaya her baktığında, kendinden sakladığı o kırılgan tarafla yüzleşiyordu. “Bunu yapamazsın,” dedi kendine, fısıltıyla. “Yine kaybolamazsın.” Ama kalbi hemen karşılık verdi: Ya bu sefer kaybolmak değilse? Melis gözlerini kapadı. Hayır. Buna izin veremezdi. Gece çöktüğünde salonun lambasını yakmadan kanepeye oturdu. Karanlık onu daha güvende hissettiriyordu. Telefonu sessizdeydi ama bir anda ekran aydınlandı. Karan Yalçın. Kalbi kontrolsüzce hızlandı. Bir an cevap vermemeyi düşündü. Görmezden gelmek her zaman en güvenli yoldu. Ama parmağı, iradesinden önce hareket etti. Mesajlar Karan: Bugün kaçtığını söylemiştim. Melis ekrana baktı. Nefesini tuttu. Melis: Kaçmadım. Sınır koydum. Birkaç saniye sonra cevap geldi. Karan: Sınırlar ilgimi çeker. Melis istemeden gülümsedi. Bu gülümseme hemen ardından gelen ciddiyetle söndü. Melis: İlgi duyman gereken başka şeyler bulmalısın. Karan: Buldum zaten. Kalbi bir kez daha hızlandı. Melis: Yanılıyorsun. Karan: Yanılmayı sevmem. Seni düşündüğümde özellikle. Bu cümle ekranda kalmadı. Melis’in içine yerleşti. Telefonu göğsüne bastırdı. Bu doğru değil. Bu adam beni sarsıyor. Ama inkâr edemediği bir gerçek vardı: Uzun zamandır kimse onu böyle hissettirmemişti. Parmakları tereddüt etti, sonra yazdı: Melis: Beni tanımıyorsun. Cevap gecikmedi. Karan: Tanımak istiyorum. Ve vazgeçmeyi sevmem. Melis derin bir nefes aldı.bBu basit bir flört değildi. Bu, tehlikeli bir başlangıçtı. Ve o an anladı: Özgürlüğü kadar, bu çekimden de korkuyordu. Sabah, Melis için her zamankinden daha erken başladı. Alarm çaldığında bir an nerede olduğunu anlayamadı. Gözlerini açtığında tavanın köşesindeki çatlağı gördü; onu ilk taşındığı günden beri oradaydı. Bu detay, zihnini hemen bugüne çekti. Kaçacak bir yer yoktu. Bugün ofise gidecekti. Ve Karan Yalçın’ı görecekti. Duşa girdiğinde sıcak su omuzlarından aşağı akarken gözlerini kapadı. Dün geceki mesajlar zihninde hâlâ canlıydı. Kelimeler değil, kelimelerin altındaki niyet yankılanıyordu. Vazgeçmeyi sevmem. Bu cümle bir vaatten çok uyarı gibiydi. Aynadaki yansımasına bakarken saçlarını her zamankinden daha sade topladı. Siyah, düz bir elbise seçti. Ne dikkat çekici ne silik. Kendini korumak için geliştirdiği eski refleksler devredeydi. İnsanların bakışlarını kontrol altında tutmak, mesafeyi baştan çizmek… Ama Karan Yalçın’ın bakışı, bu kuralları tanımıyordu. Ofise girdiğinde hava alışılmıştan daha gergin geldi ona. Koridorda yürürken topuk sesleri duvarlara çarpıp geri dönüyordu. Asistanına kısa bir selam verdi, masasına yöneldi. Bilgisayarını açtı ama ekrana bakmasına rağmen hiçbir şey görmüyordu. Bir varlık hissi… Henüz görmeden hissettiği o ağırlık. Kapı tıklanmadan açıldı. Karan. Melis başını kaldırdığında, göz göze gelmeleri sadece bir saniye sürdü ama o saniye fazlasıyla yeterliydi. Karan’ın bakışları her zamanki gibi sakindi; fazla sakin. Bu sakinliğin altında hareket etmeye hazır bir şey vardı, Melis bunu sezebiliyordu. Avını izleyen bir sabır. “Günaydın,” dedi Karan, sesi düşük ama netti. “Günaydın,” diye karşılık verdi Melis, tonunu bilinçli olarak nötr tuttu. Karan kapıyı kapattı. O küçük klik sesi, odanın havasını tamamen değiştirdi. Melis bunu inkâr edemezdi. Karan dosyayı masanın kenarına bıraktı ama hemen konuşmadı. Bir adım attı. Fazla yakın. “Mesajıma cevap vermedin,” dedi sakinlikle. “Mesaj bir soru değildi,” diye karşılık verdi Melis. Gözlerini ondan kaçırmadı. Geri adım atmak istemiyordu. Karan dudaklarının kenarında beliren belli belirsiz bir ifadeyle ona baktı. Gülümseme değildi bu. Daha çok… sahiplenmeye yakın bir değerlendirme. “Bunu senin yerine ben fark ettim.” Melis’in içi gerildi. “Bu bir problem değil.” “Benim için olabilir,” dedi Karan. Bu cümledeki benim vurgusu, Melis’in sinir uçlarına dokundu. “Profesyonel sınırlar,” dedi Melis, sesi biraz daha sertleşerek. “Burada o sınırlar var.” Karan başını hafifçe yana eğdi. “Ben onları zorlamadım,” dedi. “Sadece nerede olduklarını görmek istedim.” Bu anda kapının dışından gelen kahkaha sesi Melis’in dikkatini dağıttı. Genç bir kadın, stajyerlerden biri… Karan’ın odasının önünden geçerken içeriye bakıp gülümsediğini fark etti. Ve o an oldu. Melis bunu hemen hissetti. Karan’ın bakışı değişti. Sertleşti. Derinleşti. Ve o gülümseyen kadına yönelen tek bir saniyelik bakış… Melis’in göğsünde anlamsız bir sıkışma yarattı. Bu his saçmaydı. Mantıksızdı. Ama gerçekti. Karan kapıya doğru bakıp tekrar Melis’e döndüğünde, ses tonu aynıydı ama enerjisi değildi. “Toplantıya geç kalacağız,” dedi. Melis başını salladı. “Dosyayı alıyorum.” Toplantı boyunca Melis konuştu, sunum yaptı, rakamları savundu. Her zamanki gibi güçlüydü. Kimse onun içindeki fırtınayı göremezdi. Ama Karan… Karan izliyordu. Toplantı bitip herkes dağılırken Karan ayağa kalkmadı. Melis dosyalarını toplarken onun bakışını üzerinde hissetmeye devam etti. “Az önce,” dedi Karan alçak sesle, “rahatsız oldun.” Melis durdu. “Hayır.” Karan hafifçe gülümsedi ama bu gülümseme sıcak değildi. “Yalan söylediğinde nefesini tutuyorsun.” Bu cümle Melis’i hazırlıksız yakaladı. İçinde bir şey kıpırdadı. Kızgınlıkla karışık bir alarm. “Beni analiz etmeyi bırak.” Karan ayağa kalktı. Mesafeyi bir kez daha ihlal etti. “Bırakamam,” dedi. “Birinin sana bakışını fark ettiğimde… hoşuma gitmedi.” İşte o an, Melis’in içinden geçen şey korkuydu. Çünkü bu, kıskançlıktı. Ve bu kıskançlık masum değildi. “Bu senin alanın değil,” dedi Melis, sesi titremesin diye çabalayarak. Karan bir an sustu. Gözleri kararırken sesi daha düşük çıktı: “Bunu birlikte öğreneceğiz.” Melis odadan çıktığında kalbi kontrolsüzce atıyordu. Bu artık sadece bir çekim değildi. Bu, güç dengesi olan bir oyundu. Ve Karan Yalçın, oyunu karanlık bir yerden oynuyordu.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE