Bir haftadır odanın köşesinde duran bebek yatağı boştu. Her sabah uyanıp oraya bakmak, Rana’nın yüreğinde hem umut hem de acı bırakıyordu. Ama bugün, kapının önünde hemşirenin gülümseyen yüzünü gördüğünde, içinde farklı bir kıpırtı hissetti. Hemşire, kucağında minik, beyaz battaniyeye sarılmış bir mucizeyle içeri girdi. — Annesi… oğlunuz artık size geldi, dedi, sesi sıcak ve titrek bir mutluluk taşıyordu. Rana’nın gözleri anında doldu. Sanki bütün dünya durdu. Elleri, sanki porselen bir heykeli tutacakmış gibi, yavaşça uzandı. Hemşire bebeği kucağına yerleştirdiğinde, Rana’nın yüreği ilk kez bu kadar doldu. Bebeğin minik başı, annesinin göğsüne yaslandı. O sıcaklığı, o minik nefesleri hissettiği an, boğazındaki düğüm çözüldü. Dudaklarından istemsiz bir fısıltı döküldü: — Hoş geldin… o

