"Halam sen aç mısın? Bir şeyler hazırlatalım sana?" Halamın söylediği ile midem de bir hareketlenme oldu. O ana kadar açlık duygusu yok olmuş gibiyken birden bire baş göstermişti. Açtım hem de kurt gibi ama yemeyecektim. Bu insanların bir lokma ekmeğine muhtaç olacağıma aç yatardım daha iyi. Bunun adına gurur mu denir bilemezdim. Ne denirse denilsin babama hakaret dolu sözler söyleyen bu iğrenç insanların paralarıyla alınıp yapılan yemekleri midem kabul de etmezdi.
"Yok aç değilim. Ben uyusam iyi olacak biraz yorgunum da. Nerede uyuyacağım?" Kesin ve net olmaya çalıştım.
"Gel ben seni götüreyim güzel kızım." Helin abla yanıma geldi. Önce babamın bıraktığı bavulumuzu aldım ardından takip ettim onu. Merdivenlerden çıkarken halam arkamdan iyi geceler diye bağırdı. İyi geceler diye karşılık verdim ona. Helin abla bir odanın kapısını açıp bana yol verdi. Oda küçüktü çok büyük değildi. Köydeki odam kadardı. Kapının hemen karşısında çift kişilik bir yatak, yatağın iki yanında da komidin yer alıyordu. Yatağın ayak ucuna konulmuş tek kişilik koltuk odayı biraz daraltmıştı ama sıradan bir odaydı işte. Eşikten içeri bir adım atıp odaya girdim.
"Bir şeye neyin ihtiyacın olursa beni çağırırsın kızım."
"Sağolun." Hafif gülümsedim karşımdaki kadına. Bana iyi geceler dileyip odadan çıktığında arkasından kapıyı örttüm. Bir süre ayakta dikildim öylece. Daha sonra yatağın ayak ucundaki koltuğa oturdum. O an ne kadar yorgun olduğumu anladım. Bacaklarım ağrımıştı. Karnımda çok acıkmıştı ama yemekilerini yiyemezdim. Of çok acıkmıştım. Aklıma Zeliha ablanın poğaçaları gelince gözlerimde bir ışık belirdi. Hemen bavulu açıp içinden poğaçaları çıkardım ve bir tanesinden kocaman bir ısırık aldım. O kadar güzel gelmişti ki, gözlerimi kapadım. Şu an bu benim için en güzel yemekti. Bir taneyi hızlıca bitirince hemen bir tane poğaça daha aldım yemek için. Poğaçadan tam bir ısırık almıştım ki odanın kapısı açıldı. Ağzımdaki poğaçayı yavaşça çiğneyip yuttum, gelen babamdı.
"Zerde." Elimdeki poğaçalara baktı. Acıktığını anlamış gibiydi o sormadan ben konuştum.
"O insanların yemeğini yemek istemiyorum baba." Anlayışla başını salladı. Israr edip be bunaltmadı işime de gelmişti. Bu konu şuan konuşmak istediğim en son konuydu.Yanıma doğru bir iki adım atıp önümde durduğunda oturması için ayağa kalktım beni geri oturttu.
"Ölüm fermanı meselesini sana söylemediğim içim beni affet kızım." Yatağın ayak ucuna oturup gözlerime baktı.
"Neden baba neden bana söylemedin? Neden bu şehire geldik? Bu insanlar ne kadar kötü niyetli görmüyor musun? Sanki ailen değil de düşmanın gibi davrandılar sana." Babamın gözlerindeki hüznü, kırgınlığı görmek canımı acıttı.
"Senin için. Zamanı geldiğinde her şeyi anlatacağım Zerdem biraz sabır kızım biraz sabır." Zamanı geldiğinde. Sabır sabır sabır... Sustum babamı daha fazla kırmamak için sustum. Bu konu ile ilgili daha fazla bir şey sormadım.
"Yarın gidiyoruz değil mi bu konaktan?" Hiç sevmediğim bu insanların arasından ve bu konaktan gitmek istiyordum bir an önce.
"Yarın sabah erkenden gideceğiz. Hadi şimdi biraz uyu. Ben hemen karşındaki odadayım. Korkma şakın tamam mı? Bana hiçbir şey olmayacak sana söz veriyorum baba sözü." Oturduğun yerden kalktı başımın üzerine bir öpücük kondurdu. Sonra yerdeki ağzı açık bavula yürüdü ve içinden kendine ait bir kaç parça kıyafet alıp çıkardı.
"Allah rahatlık versin kızım."
"Sana da baba." Kapıyı kapatıp çıktı odadan. Sıkıntıyla ofladım. Kalktığım koltuğa geri oturduğum gibi başımı koltuğun tepesine yasladım ve gözlerimi kapattım. Burası şuan o kadar rahat gelmişti ki yatağa gitmeye üşendim ve uykunun derin kollarına bıraktım kendimi.
Gözlerimi yeni bir güne açtığımda koltukta uyuya kaldığımı farkettim. Üzerimde battaniye vardı kim örtmüştü bunu? Başımı yasladığım koltuk başından kaldırdığım da elim istemsizce boynuma gitti. Biraz tutulmuştu sanırım ellerim ile ovdum. Birkaç kez hareket ettirdim kaslarım çalışsın diye. Şimdi biraz daha iyiydim. Saat kaçtı acaba. Üzerimdeki battaniyeyi kaldırıp katladım ve yatağın üzerine koydum. Babama baksam iyi olacaktı. Odanın kapısını açıp çıktım karşımdaki odanın kapısına varmam iki üç adımdı. Kapıyı çaldım ama ses gelmedi.
"Baba içeride misin?" Seslendim ama yine ses gelmedi. Allah Allah dedim. Odasında olup olmadığına bakmak için kapıyı açtığımda odasında olmadığını gördüm neredeydi bu adam? Hızla merdivenlerin olduğu tarafa doğru yürüdüm.
"Ömer ağayı gördün mü, geçen düğünde ne kadar da yakışıklıydı. Arada bana baktı baktı durdu. Kesin bende gönlü var Evin." Dün gece halamın tanıştırdığı Evin ile Besre avluda oturmuş konuşuyorlardı. Ne konuştuklarını net bir şekilde duyabiliyordum.
"Saçmalama Besre adam yaşadığı söz olayından sonra kimseye bakmadı. Kaç kere evlendirmek istedi Lorin Hanım onu ama hiçbirini kabul etmedi. Kendini boş yere avutup duruyorsun sonra sen üzüleceksin." Evin kızdı Besre'ye. Henüz beni farketmemişlerdi ve bu yüzden rahat rahat konuşuyorlardı.
"Hep böyle yapıyorsun Evin. Adam seviyor bence yoksa niye baksın ki. Boş yere avutmuyorum kendimi."
"Adam sevse gelip niye istemesin seni Besre? Yengem duymasın oyar seni valla." Besre tam ağzını açıp konuşacakken merdivenlerden inen beni farketti. Suratı anında düştü. Sesinin tonunu kısarak konuştu.
"Ay Allah aşkına şunun elbisesine bak Evin." Duymadığımı zannediyordu ama duymuştum. Evin dönüp bana baktı. Basamakları bitirdim.
"Ne varmış elbisemde?" Hızla yanlarına yürüyüp dikildim karşılarına. Yüzüme söyleyeceklerdi. Benden böyle bir tepki beklemedikleri için konuşamadılar.
"Niye sustunuz ne varmış elbisemde?" Birbirlerine baktılar. Böyleydiler işte arkadan konuşur dururlar ancak yüzüne hiçbir şey söyleyemezdi böyle tipler iyi bilirdim. İkisinin gözlerinin içine içine baktım. Bu kızlar kendilerini ne zannediyordu bilmiyordum ama kendimiz ezdirecek biri asla değildim.
"Babaanne elbisesi gibi." Besre alay dolu sesiyle bana baktı. Evin ile tekrar birbirlerine bakıp gülmeye başladılar.
"Sizin üzerinizdeki çocuk kıyafetlerini giymekten ise babaanne elbiseleri giyerim daha iyi." Gülmeyi kesip cins cins bana baktı Besre. Şu an aramızda bir savaş başlamıştı.
"Bu çocuk dediğin kıyafetler kaç para haberin var mı senin?" Alayla baktım suratına. Paraya tamah eden bir insan daha.
"O zaman üzülerek söylüyorum ki paraların boşa gitmiş çünkü bu elbise sana hiç yakışmamış." Besre nin yüzü renkten renge girdi bir anda. Çok eğleniyordum. Beni küçümseyen kendilerini üstün gören o bakışlarından sonra bunu hak etmişlerdi.
"Bana bak kızım sen-"
"Zerde uyandın mı halacım." Mutfak kapısından çıkan halam ile Besre'nin söyleyecekleri yarım kaldı. Halama döndüm.
"Babamı gördün mü hala?" Bu saçma sapan kızlar ile uğraşmayı bırakıp babamı bulmalıydım.
"Baban sabah erkenden çıktı." Çıkmış mıydı? Nereye gitmişti ki? Kaşlarım çatıldı.
"Nereye gitti peki?" Halam elindeki çatalları masaya bıraktı.
"Eskiden dost olduğu Azad Ağa ile konuşacakları varmış." Azad Ağa. Babama iftira atıp hayatını karartan insanlardan biri de oydu.
"Hala dedemler nerede kaldı? Ne uzun sürdü bu aşiret toplantısı." Besrenin bana duyurmayı çalıştığı sesini farketmiştim. Belliki benim duymamı ya da sorgulamamı istediği bir şey vardı bana bakarak konuşmuştu çünkü.
"Aşiret niye toplandı ki hala?" Merakla sordum. Halam Besre'ye gözlerini çıkartarak baktı. Sus der gibi.
"Niye olacak Şiyar Kandemir'in hükmü için. Ölüm fermanı verilmiştir çoktan." Şiyar Kandemir derken o kadar umursamazlardı ki halbuki o benim babamdı. Önemsiz biri değildi. Ölüm fermanı. Lütfen öyle bir şey olmasın Allahım lütfen. Telaşlandım.
"Nerede toplandılar?" Kızlara dönüp sordum. Oynadıkları oyundan memnun olmuş bir ifade ile bakıyorlardı.
"Zerde halam bak sakin ol." Beni sakinleştirmeye çalışan halam koluma dokundu elini ittirdim. Kızların üzerine eğildim.
"Söylesenize nerede bu toplantı?" Yüzlerine doğru bağırdım. Kızlar biraz ürküp oldukları yere sindiler.
"Eroğlu konağındalar."
"Evin sussana!" Duyduğum şey ile hızla konak kapısına koştum. Halam Evin'e kızıp bağırana kadar ben çoktan kapıya ulaşmıştım bile. Kapıdan çıktığımda nereye gideceğimi bilmez bir halde etrafıma baktım.
"Sağdan git sağdan." Kızlardan birinin bağırması ile sağa yöneldim..
"Zerde dur Zerde!" Halamın seslenişlerine aldırmadım.