3. Bölüm Part 1 | Kandemir Konağı

1396 Kelimeler
"Ölüm fermanı mı?" Babamın gözlerinin içine bakıyordum. Sanki o adama inanmamış babamın ağzından duymak istermiş gibi sordum. "Ölüm fermanı ya. Buraya geri dönerse imzalamış olduğu ölüm fermanı." Kalabalığın içinden biri konuştu. Yüzüne baktım, gür sakalları çenesinin biraz altında bitiyordu. Saçlarında tek tük beyazlıklar vardı. Gözleri yeşildi buradaki çoğu kişinin aksine. En fazla 1,75-1.78 boylarındaki bu adam kimdi bilmiyordum ilgilenmedim de o an. "Baba, bir şey söyle. Doğru mu söylüyorlar?" Gözlerimi adamın üzerinden çekip babama döndürdüm. Bir cevap versin istiyordum artık. Ölmek kelimesini daha fazla duymak istemiyordum. Babamın bu insanlar yalan söylüyorlar kızım demesini istiyordum. Yalvarırcasına baktım ona. "Doğru Zerde." Boynu bükük cevap verdi bana. O an öyle bir hırsla dolup taştım ki tutamadım kendimi. Bunu nasıl yapmıştı, biliyordu daha önceden de biliyordu, bu yeni öğrendiği bir haber değildi. Bildiği halde gelmişti bu topraklara. "Biliyordun, bana söyleseydin gelmeyeceğimi biliyordun. Neden, neden geldik bu şehire? Seni istemeyen bu insanların yanına neden geldik baba?" Gözlerim dolu dolu baktım ona. Onu kaybetme düşüncesi bedenimi esir aldı. Öyle bir histi ki koca bir kalabalıkta yapayalnız kaldığımı hissettim. Aklımı yitirecek gibi oldum. Kendime gelemedim. Ellerim ile yüzümü sıvazladım, elime değen ıslaklık ile ağladığımı anladım. "Zerdem yapma kızım." Yalvarır gibi baktı bana. Yere çöküp hıçkıra hıçkıra ağlamak, anneme sarılmak, koynuna yatıp ağlamak istedim. Gitmek istedim bu şehirden, bu insanlardan, bu konaktan. Herkesten, her şeyden uzaklaşmak istedim. Yapamazdım, onu burada bu insanların içinde yalnız bırakamazdım. Ben böyle bir insan değildim, yapamazdım. O kadar karmaşık bir durumdaydım ki. Mantıklı dahi düşünmüyordum. "Kızına dahi söylememişsin Şiyar. Kendine acımadın bari gencecik kızına acısaydın." İlk defa babam dışındakilerden birine hak verdim, ilk defa. Doğruyu söylüyorlardı. Keşke baba, keşke beni de düşünseydin. Sensiz nasıl yaşayacağımı, ne yapacağımı düşünmek bu kadar mı zordu? Neden yaptın bunu bana? "Hırsla dolusun değil mi? Yıllar önceki hırsın, kinin, öfken hiçbiri değişmemiş Ferat." "Sen ailemizin adına kara leke sürdün Şiyar. Kandemir soyadına leke getirdin." "Bana iftira atıldığını sen de en az babam kadar iyi biliyorsun Ferat. Benim öyle bir şey yapmadığımı, yapmayacağımı benden daha iyi biliyorsun." Yapmazdı babam yapmazdı. Ailesi onun arkasında durmamıştı. Belki de en çok bu yaralıyordu onu. "Yapmadın da niye ölüm emrin verildi Şiyar. Dostum dediğin adam bile aksini söyledi. Sen ailemizin kara lekesisin." Babamın bu kadar üzerine gitmeleri ağrıma gidiyordu. O masumdu soyadına kara leke getirmemişti. Tutamadım kendimi. Çok bile dayanmıştım. "Onu arkasından vuran dostu mu? Siz nasıl ailesiniz, ona nasıl inanmadınız, nasıl arkasında durmadınız?" Daha fazla dayanamamıştım. Kendime engel olmak benim için çok zordu ve olamamıştım da. "Sen karışma. Senden büyük insanlar ile nasıl böyle konuşursun, saygısız." Yaşlı adam yüzüme yüzüme haykırarak bağırdı. O kadar sert konuşuyordu ki kelimeleri dövdüğüne yemin edebilirdim. "Al şu kızını defol git Şiyar. Saygısız bir kız yetiştirmişsin. Dili pabuç kadar." Bana söylediği laflardan sonra babama döndü. Hayır saygısız değildim onu benimle vuramazlardı. Onun canını benim ile acıtmaya çalışamazlardı. Buna icin vermeyecektim. "Sakın Berzan Ağa kızım hakkında tek kelime etmeyin. O sizin aksinize her zaman benim arkamda ve yanımda." Uyardı onları. Kendimi hiç olmadığım kadar güçlü hissettim. "Yıllar önce bana inanmayıp arkamda durmadın Berzan ağa. Yapmadım dedim ben yapmam dedim inanmadın. Şimdi o gün yapmadığın babalığı yap, bu gece bu konakta kalmamıza izin ver. Sonra gideceğiz buradan." Karşısında duran adamın gözlerinin içine baktı. Yaşlı adamın kaşları çatıldı. Sinirlenmişti belliydi, kaşları çatılmıştı çünkü. "Dikleniyor musun babana Şiyar efendi. Öldüreceklerdi seni ben aldım ellerinden, ben!"Eliyle göğsüne vurdu iki kez, yaptığı şeyden övünür gibi. "Anamdan, yurdumdan ayırarak beni öldürdün zaten. Keşke o an ölseydim de yıllarca bu hasret acısını çekmeseydim. Siz hep birlikteydiniz ben neredeydim sürgünde. Ulan bir kere yanıma görmeye gelmedi hiçbiriniz. Şiyar ne yapar demediniz? Kardeşlerim var dedim, yanımda olurlar dedim onlarda unuttu beni." Hepsi pür dikkat babama baktı. Karşımızda duran kalabalıktan bir kaç bakış ile kesişti gözlerim. İki kız vardı gözlerime hınçla bakan. Beni öldürmek ister gibi, benden tiksinirmiş gibi bakıyorlardı. Kimdi bunlar. Kuzenlerim mi? Ya da buradaki kalabalıktan birilerinin eşleri mi? Bilmiyordum pekte umursamadım. "Berzan Ağa." Az önce babamın oturttuğu yerde, bileklerine kolanya döküp kendine getirmeye çalıştığım kadına aitti bu ses. Herkesin gözleri ona döndü, yaşlı adamın da. "Yıllardır oğlumdan ayrı bıraktılar beni. Bırak, bırak bu gece yuvasında uysun yavrum. Çatımın altında olduğunu bileyim. Üzerinde azıcık hatırım varsa tamam dersin Berzan ağa." Kadın öyle bir şey söylemişti ki bütün gözler ona döndü. Babam annesinden bahsederken ne kadar yufka yürekli olduğunu söylemişti, öyleydi. Yaşlı adam kararsız kalmış gibi durdu. Düşündü, Avşîn Hanıma baktı tekrar. Çekmedi gözlerini ondan. Konuşmaya başladı. "Anana dua et Şiyar. Yarından tezi yok gidiyorsun bu konaktan." Herkes şaşırmış gibi baktı. Bunu beklemedikleri aşikardı. Yaşlı adam arkasını dönüp az önce hırsla indiği basamakları geri çıktı. Kalabalığın içinden adının Ferat olduğunu öğrendiğim ve tahminime göre de amcam olan adam babama doğru yürüdü. Burnu yukarıda üstten üstten baktı babama, ezmek istermiş gibi. "Yıllar önce yaptığın gibi kara bulutlar çöktürdün bu konağa. Bir an önce defolup gitmeni iple çekiyorum Şiyar." Babam ile nasıl böyle konuşabiliyordu. Bu, nasıl bir cürretti böyle. Babamın arkasından hareketlendim ama tuttu beni. Babama zehir zemberek sözler söyleyen o adam, güya amcam olacak o adam acıyarak baktı bana ve babama. Bunlar ne kadar iğrenç insanlardı. Kötülükten, kin kusmaktan başka bir şey bilmezler miydi? "Beni hep kıskandın Ferat. Ölmemi isteyecek kadar hemde. Merak etme kardeşim, gideceğiz ama bu şehirden değil. Nefretinizle doldurduğunuz bu konaktan gideceğiz. Bu şehir benim suçsuz olduğumu öğrenecek." Laflarını kardeşinin yüzüne yüzüne çarptı babam. Ama o ciddiye dahi almadı babamı. Sapkınca sırıtıp ayrıldı avludan. Avludaki bir kaç erkekte başka taraflara dağıldığında kadınlar kalmıştı avluda. "Şiyar sen benimle mutfağa kadar gel." Babaannem mutfağa doğru yürüdü babamda arkasından onu takip etti. Bu kadına babaanne demek içimden gelmişti. Lakin Berzan ağaya dede ya da Ferat denen o iğrenç adama amca demek hiçbir şekilde içimden gelmiyordu. Bu kadına kanım ısınmıştı. Bizi iyi karşılayan tek kişi oydu. "Aman ne kadar da güzelleşmişsin. Maşallah. En son gördüğümde annenin kucağındaydın, minicik ellerin vardı. Ama o zamandan anlamıştım bu kadar güzel bir kız olacağını" Karşımda neşeli gülen yüzü ile beni inceleyen neredeyse benim boylarımda ve başında ki mor şalına rağmen saçlarının güzelliği ortada olan bir kadın vardı. Kimdi bu kadın? "Siz-" Hızla yanıma geldi. "Halan ben Berfe halan. Baban ile anneni bir kaç kere ziyarete gelmiştim Urfa'ya ama sen pek hatırlamazsın küçüktün tabi." Aval aval suratına baktım. "Anam şaşırdı kız tabi. Gel bir sarılayım sana bakayım." Şaşırmıştım tabiki de. Bu gece yaşadıklarımdan sonra verebildiğim tek tepki buydu, şaşırmak. O kadar çok şey yaşamıştım ki. Hızlıca sarıldı bana onun elleri benim belimi bulurken benim ellerim hava da kaldı. Bu pekte umrumda değil gibiydi halamın. Benden ayrıldığında gülerek baktı bana. "Aynı annene benziyorsun maşallah." Yüzüm düştü bir anda. Annem canım annem. Keşke yanımızda olsaydın. Olsaydın belki de bunların hiçbirini yaşamayacaktık. Hala Urfa'da olacak, sobanın başında gülerek sohbet edecektik. Çok özlemişti onu burnum sızladı. Ama en çokta kalbim sızladı. Yüzümün düştüğünü farketti. Elllerini yanaklarıma koydu ve ona bakmam için kaldırdı başımı. "Duyduk Zerde, haberini aldık. Cenazeye gelemedik ama çok üzüldüm halam, başın sağolsun." Bu kadın babaanneme benziyordu. Babası ve kardeşleri ne kadar kötü niyetli ise babaannem ve halam da o kadar iyi niyetliydiler. Sıkıca sarıldı bana. Bu sefer tek elimi beline koydum. Annemin cenazesinde o kadar çok duymuştum ki bu lafı nefret ediyordum bunu duymaktan da söylemekten de. "Sağolasın hala." Benden ayrılıp yanaklarını sevdi ve hafifçe tebessüm etti. Ona hala demiştim kendime de şaşırmıştım ama bir anda çıkıvermişti. "Halanım tabi halan. Hadi gel seni kızlarla tanıştırayım." Beni iki saattir süzen kızların yanına ilerletti. "Bak bu Besre. Ferat amcanın kızı." Gösterdiği kıza baktım, bakışları yüzünden gıcık olmuştum zaten Ferat denen adamın kızı olduğunu öğrenmem ile hiçbir şekilde kanım ısınmamıştı. Benden bir iki santim kısaydı, saçları benden biraz daha uzundu ama yüzü, gözleri, dudakları benden çok çok küçüktü. Babası gibi değildi gözleri kahverengiydi. Halamın onu tanıtması ile ağzını büzüştürüp zoraki bir şekilde gülümsedi. Bu gülümseme samimiyetten uzak, altında birçok mana barındıran imalı bir gülümsemeydi. Gülümsemedim, memnun olduğuma dair bir harekette de bulunmadım, hareketsiz baktım ona. Çünkü memnun olmamıştım. "Bu da Evin diğer amcanın kızı. Yakında evlenecek Allah nasip ederse. Gelin olacak yeğenim gelin." Bunu bana nispet yapmak ister gibi değilde, yeğeninin büyüdüğüne inanamıyormuşçasına bir manada söyledi. Bu kadının söylediği sözde bir kötülük aramadım. Bilmiyorum, ama bu insanların içinde iyi niyetli ikinci kişi oydu bana göre. İçleri kin, nefret, hırs ve kıskançlık dolu bu insanların arasında nasıl böyle kalabilmişlerdi anlamış değildim ama sevindim. Evinin de Besre den aşağı kalır bir yanı yoktu aynı şekilde iğrenç samimi olmayan gülümsemesini sundu bana. Bu kızları hiç sevmemiştim. İyi anlaşacağımızı da zannetmiyordum. İyi anlaşmamıza da gerek yoktu zaten yarın bu konaktan gidecek bu insanları bir daha görmek zorunda kalmayacaktık.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE