Mezarlıktan içeri girdim. Anneme ve kardeşime veda etmeden gidemezdim. Hızlı adımlar ile annemin ve kardeşimin mezarının yanına vardık. Yanyanalardı, olması gerektiği gibi. Dizlerimin üzerine çöktüm ve okşadım annemin toprağını.
"Annem ben geldim." Gözyaşlarım akmaya başladı.
"Biz gidiyoruz anne. Mardin'e babamın şehrine gidiyoruz. Merak etme, seni görmeye geleceğim." Güldüm saçma bir şekilde.
"Bana kızıyorsun biliyorum. Vedalarıda sevmezsin ama bu sefer vedalaşmak zorundayız. Seni çok seviyorum anne. Her şeyden çok hemde. Bak yüzüğün benimle, her zaman yanımda taşıyorum onu." Boynumdaki alyansı okşadım. Gözyaşlarım birer birer aktı gözlerimden.
"Bazen o kadar çok özlüyorum ki seni, uykularım kaçıyor. Aldığım nefes tıkanıyor boğazımda düğüm düğüm oluyor. Sensizlik çok zor. Sana doyamamışken çok zor." Sıktım toprağını avucumda. Ardından serbest bıraktım. Mezar taşını okşadım. Göz yaşlarım aktı, burnumu çektim umursamadan. Konuşamadım daha fazla, sadece toprağını sevdim.
Mezarlıktan çıktıktan sonra minibüs durağına ilerledik. Yaklaşık on dakika bekledikten sonra gelen minibüs ile nihayet dedim içimden. Eskimiş beyaz minibüs önümüzde durdu kapısı açıldı içerideki biri tarafından. Babam önüne kattı beni binmem için, bindim. En arkadan bir önceki iki kişilik koltuğun cam kenarına oturdum. Minibüs hareket etti. Babam cebinden çıkardığı on lirayı şoföre uzattı iki kişi otogar dedi. Adam iki lira para üstü yolladı. Pantolonun cebine attı o iki lirayı babam.
Geçtiğimiz yolları izledim. Tarlaları, kerpiç evleri. Urfa'yı hiç bu kadar incelememiştim. Unutmamak için aklıma kazıdım. Taşlı yollarda savrula savrula ilerliyordu minibüs. Bizi aldıktan sonra iki kere daha durmuş, beş altı yolcu daha almıştı. Yarım saat- kırk beş dakikanın ardından minibüs otogara varmıştı. Elimizdeki bavulumuz ile indik minibüsten. Babam ile otobüsümüzün yanına doğru ilerledik. Saat altı buçuktu, otobüsümüzün kalkmasına yarım saat vardı. Önünde Mardin tabelası asılı otobüsü bulunca durduk. Bir muavin bagajına eşyalar yüklüyordu. Babam yanına ilerledi. Elindeki bavulu uzattı genç çocuğa. Genç çocuk bavulun üzerine numara yazılı bir etiket yapıştırdı. Babama da o numaranın aynısından bir kağıt uzattı.
"İndiğinde bu numara ile bavulunu alırsın abi." Babam başını salladı.
"Eyvallah." Dedi çocuğa.
Yarım saatin ardından otobüsteki yerimizi almıştık. Ortalarda bir yerlerde kapıya yakın oturuyorduk. Ben her zamanki gibi cam kenarında babam ise yanımdaki koltuktaydı. Otogarda yankılanan bir kaç anonstan sonra otobüs kalktı. Başımı cama yasladım çok uykum vardı. Babam ile pek fazla iletişim kurmuyorduk ama merak ettiğim şeyler vardı. Başımı yasladığım camdan kaldırdım ve babama döndüm.
"Baba, Mardin'de kimin evinde kalacağız?" Bana baktı. Bunu düşünmüş olmalıydı.
"Eskiden yaşadığım evde. Kandemir aşiretinin konağında." Konak mı. İlk defa bir Konak görecektim. Yani yakından. Uzaktan tabiki de görmüştüm Urfa'da da vardı.
"Peki onlar yani ailen biliyor mu geleceğimizi?" Çok zor bir soru sormuşum gibi durakladı babam. Yutkundu ve durdu ardından konuştu.
"Hayır." Net bir cevap ile cevapladı sorumu.
"Neden ki?" Sönük mavileri beni buldu. Nedenini oda bilmiyordu sanki. Bu yolda ters giden bir şeyler vardı ama ne olduğunu bilmiyordum. Birden öksürmeye başladı babam aynı evdeki gibi. Ceketinin cebinden çıkarttığı peçeteyi ağzına tuttu. Öksürüğü kesilince peçeteyi katlayıp cebine koydu.
"Baba iyi misin? Son zamanlarda öksürmeye başladın, hasta mı oluyorsun yoksa?" Elimi alnına götürdüm. Ateşi var mı diye kontrol etmek için. Ama yoktu.
"İyiyim kızım, bir şeyim yok."
"Bey amca, bir su iç." Muavin elinde bir bardak su ile geldi yanımıza. Babam uzattığı suyu aldı elinden. Yudumlayarak içti. Muavinin gözlerine baktığımda sırıtarak beni süzdüğünü farkettim. Şerefsiz pislik. Gözlerimi çektim gözlerinden. Erkek değil miydi hepsi aynıydı. Babam suyu bitirip bardağı geri muavine uzattığında, muavin bana göz kırpıp uzaklaştı yanımızdan. Gözlerini yerinden sökmek istedim o an. Sinirlendim. Uyumak istiyordum ve öylede yaptım.
"Zerde hadi uyan kızım geldik." Babamın omzuma dokunmasıyla gözlerimi açtım. Koltukta uyuduğum için her tarafım ağrıyordu. Gerindim. Camdan dışarı baktım. Otobüsteki yolcular yavaş yavaş iniyordu. Babamda ayaklandı. Babamın peşinden bende kalktım oturduğum koltuktan ve orta kapıdan indik.
Akşam olmuştu. Otogarın girişindeki büyük saate baktım, ona geliyordu. Babam muavinden bavulu almak için benden bir kaç adım uzaklaştı. Muavine elindeki numarayı uzattı bavulu almak için. Sonra bana baktı, göz kırptı. Şerefsiz dedim içimden. Başka yöne çevirdim bakışlarımı hemen. Gerizekalı, kendini ne sanıyordu daha da önemlisi beni ne sanıyordu. O an uzaktaki bir hareketlilik dikkatimi çekti. İki lüks araba peş peşe durdu otogarda. Arkadaki arabanın sağ kapısı açıldı, biri indi. Nutkum tutuldu sanki. Gecenin karanlığında ay yüzüne vurmuştu. Uzun boyu, üzerine giydiği takım elbisesi, yeleği, siyah gömleği ile o kadar asildi ki ona bakmaktan kendimi alamadım. Kirli sakalları, özensiz taranmış ama ona ayrı bir hava katan saçları, kolundaki gümüş saatinin yansıması, sert mizacı ile kim bu diye düşünmeden edemedim. Sert adımları ile yürümeye başladı benim olduğum tarafa doğru. Ceketinin önünü düzeltti eliyle. Bakışları bir noktadaydı, hafif tebessüm etti. Kime baktığını görmek için bakışlarını takip ettim. Ona doğru koşan bir kızı görmeyi kesinlikle beklemiyordum. Bavulu bırakıp ona doğru koşan kız boynuna atladı adını dahi bilmediğim ama bir dakikada görüp etkilendiğim adamın. Adamın elleri kızın belini buldu. Birbirlerine gülümsediler, izledim. Sonra baktım ikisine de, yakışıyorlardı. Kız güzeldi. O ise gerçekten yakışıklıydı. Daha fazla izlemek istemedim onları. Bir an önce bulunduğum yerden gitme hissi ile dolup taştım. Babam bavulu alıp yanıma geldi.
"Şuradan köye giden otobüs var mıymış bir bakalım." Eliyle gösterdiği yere baktım. Minübüsleri olduğu yeri gösteriyordu. Ne yavaş ne de hızlı denecek adımlar ile ilerledik.
"Kardeş bakar mısın?" Ayakta dikilen kırmızı üstlü bir adama seslendi. Adam bize döndü. Elinde bir tesbih vardı sallayıp duruyordu.
"Buyur bey amca." İğrenç bakışları ile beni süzdü ardından babama geri döndü.
"Konaklara gideceğim buradan hangi minübüs gider oraya?" Konaklar mı? İlginçti.
"Bu saatte oraya giden minibüs bulamazsın. Şuradaki taksilerle gideceksin paran varsa. Eğer yoksada sabahı bekle." Babam umutsuzca baktı adama. Eyvallah der gibi başını salladı. Adam bir kez daha beni süzüp işine devam etti. Babam ile yürümeye başladık. Paramız var mıydı onu dahi bilmiyordum. Karnım acıkmaya başlamıştı. Aklıma Zeliha ablanın poğaçaları geldi.
Babam ile taksilerin yanına geldiğimizde en önde sırasını bekleyen taksinin yanına vardık.
"Konaklara ne kadarsa götürürsün bizi?" Diye sordu babam taksiciye.
"50 liraya götürürüm." Babama baktım. Bavulu elime verdi, sol cebini eline atıp paraları çıkardı.
"Gel sen bunu 45 yap." Diye bir pazarlıkta bulundu taksiciye.
"Tamam bey amca 45 olsun." Babam sevindi. Bana baktı. Elimdeki bavulu taksiciye uzattı bagaja koyması için.
"Haydi kızım." Eliyle belimden itekledi. Arka kapıyı açıp bindim taksiye. Babamda ön tarafa şöförün yanına bindi. Taksici bagajın kapısını kapatıp direksiyona geçti. Ve çalıştırdı arabayı.