Bölüm 7

1055 Kelimeler
... Bu akşam düğünü olan bir genç kız için fazlasıyla mutsuzdum. Hangi kız hayalini kurduğu bir evlilikte yanında hayalini bile kuramayacağı bir adamla evlenmek ister ki. Oturduğu yataktan kendini geri doğru atarak yastığı kafasına bastırdı. O sırada telefonuna bir mesaj geldi. Mesaj Hande’dendi. Hızlıca yerinde doğruldu ve mesaja baktı. Mesaj: Kuzum gelemediğim için kusuruma bakma. Dönünce buluşalım. Sana anlatacak şeylerim var. Hande onun en yakın arkadaşı hatta sırdaşı sayılırdı. Bir süredir aşk yaşadığı Korhan Barutçu evli çıkmıştı ve Hande ruhsal bir bunalıma girmişti. Mesaj: Bir sorun yok değil mi Hande. Beni korkutma. Hande Mesaj: Yok kuzum. Sadece biraz yalnız kalmak istedim. Tüm bunlar bana biraz ağır geldi Sıla. Seni de böyle bir günde düşürmek istemedim. Döndüğümde geleceğim birer kahve içeriz. Tam o sırada kapının tıklanıyor olması pekte bir şey ifade etmiyordu ama kapıda ki epey ısrarcıydı. "Gel." dedi elinde ki yastığı kenara bırakarak. "Sıla hanım kuaför geldi sizi bekliyorlar aşağıda." dedi genç kadın. Sıla düğüne pijamalarıyla katılmayı düşünüyordu aslında aynada ki pijamalı haline bakarak gülümsedi. Belki de ilk defa 2 gün sonra gülümsemişti. Sahi en son neye gülmüştü. Telefonun titremesiyle düşüncelerinden sıyrıldı. "Seni görmek istiyorum." Gönderen Semih idi. Neden bu kadar zorlaştırıyordu ki herşeyi. Bir kaç saat sonra nikahı vardı bu kadar telaşın içinde nasıl evden çıkacaktı. Terslemekte istemiyordu zaten ilişkisi çokta iyi gitmiyordu. "Tamam." dedi istemsizce. Peki şimdi aşağıda onu bekleyen onca insandan nasıl kaçacaktı? ... "Gitmeni istemiyorum." Koltukta duran ceketini üstüne geçirerek "Bir kaç saat sonra düğünüm var. Emin ol o düğüne gitmektense seninle bu yatakta sabahlamayı isterdim." dedi adam kadının dudaklarına öpücük kondurarak. "Mert biz ne olacağız?" "Biz mi?" diye mırıldandı adam sadece kendi duyabileceği ses tonuyla. "Anlamadım" dedi Hülya. "Şuan bunları konuşacak kadar vaktim yok." dedi kapıdan çıkarak. Bu kadınla çok hoş vakit geciriyordu ama pekte ilerisini düşünmüyordu. Ah bu kadınlar neden ilişki biraz uzun sürünce hemen herşeyi ciddiye bağlamak zorundaydılar. ... "Anne ben biraz hava almak istiyorum. Çok bunaldım." dedi kadın. " Sıla bence saçmalıyorsun. Bir kaç saat sonra düğünün var. Saçın, makyajın hem davetliler..." Lafını bitiremeden Sıla koşarak kapıdan çıkmıştı. Tam arabasına binecekti ki hay aksi oda ne Ömer bey kapıdaydı. "Sıla nereye?" diye sordu? "Ben biraz hava alıcaktım babacığım." Kızının omuzlarından tutarak kendine doğru çekti ve arabanın kapısını eliyle iterek kapattı. "Sıla ne yaptığını anlıyorum. Yanıldığımı düşünerek kendimi sakinleştirmeye calışıyorum." dedi ciddi bir sesle. Ne yani gercekten anlamışmıydı oyun oynadıklarını. "Anlamadım babacıgım." dedi kaşlarını büzerek. "Yine ortalıktan kaybolup herkesi telaşlandıracaksın değil mi? Sonra da bir yerlerden çıkıp şaka yaptım diyeceksin. Küçükken de en önemli günlerde böyle yapardın." dedi gülümseyerek. İcini kaplayan huzursuzluk bir anda yok oldu. Zoraki bir gülümseyle " Evet babacığım ama beni yakaladın." dedi. Kızıyla birlikte eve doğru yürümeye başladı. "Sen benim tek evladımsın. Göz bebeğimsin seni cok seviyorum unutma olur mu?" dedi. Babasına karşı herkesten çok sevgi ve hayranlık duyuyordu genç kız. "Ben de seni babacığım." dedi başını omzuna yaslayarak. ... Çok şık bir takım elbiseydi adamın uzerindeki. Rengi, dokusu, dikişleri ne kadar gosterişli ve pahalı olduğunu gösteriyordu. "Her zamanki gibi çok şıksın oğlum." dedi Melih. "Senin gibi." dedi genç adam gülümseyerek. "Herşey hazır mı?" diye sordu Melih. "Herşey ile ilgilenmesi gereken kişilere mi sorsan baba. Ben kendimden başka bir şeyle ilgilenmedim biliyorsun." dedi arkasını dönerek. Bir kaç adım attı Melih. Oglunun yanına yaklaştıgın da elini omzuna koydu. "Bende senin içinde herşey hazır mı?" diye sordum. Gözlerini babasına çevirerek konuşmasına devam etmesini bekliyor gibiydi. "Burası..." dedi babası parmagını oğlunun başına koyarak "Ve burası..." diye ekledi parmağını kalbine götürerek. "Biliyorum." diye devam etti sözlerine. "Sıladan hoşlanmıyorsun. Zoraki bir evlilik yapıyorsun. Ama bunun için kendini hazırladın mı? Önce beynini ikna etmelisin ki daha sonra kalbin onu sevebilsin. Eğer kendini ikna edemeyeceksen bu evlilik olmasın. Senin üzülmeni istemiyorum." Sözleri kalbine dokunmuştu genç adamın. Ama beynini de kalbini de ikna etmesine gerek yoktu bu sadece bir oyundu. "Merak etme." dedi aynada kendini inceleyerek. "Çıkalım mı? Dügünüme geç kalmak istemiyorum." ... "Sence bu saç olmuş mu?" dedi Sıla kuafore bakarak. "Böyle istemiştiniz Sıla hanım." dedi kafasını öne eğerek. "Eminsin yani, böyle istediğime." ses tonu epey yüksekti. "Çık odadan." diye bağırdı. "Sıla neyin var." dedi Sema. "İğrenç oldum." "Hayır meleğim, her zamanki gibi mükemmelsin." dedi alnına öpücük koyarak. Belki de mükemmel olmamalıydı. Kendini beğendirmesi gereken kişi Mert değildi. Nasıl olduğunun pek bir önemi yoktu. "Geldiler." dedi yardımcı kadın heycanlı ses tonuyla. "Ben aşağıya iniyorum. Mert'i buraya göndereceğim. Seni çok seviyorum." dedi Sema. Annesi odadan çıktıktan sonra odanın içinde dolanmaya başladı. Kafasında ki tilkiler kuyruklarını kovalıyorlardı ki çok geçmeden kapı açıldı. Gelen Mertti. "Kapıyı çalman gerekmiyor muydu?" dedi kadın sinirlenerek. "Sana karşı görgü kurallarını kullanmak istemiyorum." dedi adam pişkin bir tavırla. Bir an gözleri kadına takıldı gerçekten melekler kadar güzel gözüküyordu. Bakışlarını çekmekte zorlandı. "Sen tam bir öküzsün." dedi kadın. Telefonunun titremesiyle telefonuna yöneldi. "Dışarıdayım. Gel lütfen." Gelen mesaj Semihtendi. Bugun yanına gidememişti ama onunda gelecegini tahmin etmiyordu. "Mert." dedi dudaklarını uzatıp masum ses tonuyla. "Yine ne isteyeceksin." "Şey Semih aşağıda ve benim onu görmem gerekiyor. Bir kaç dakikalıgına burdan çıkmama yardım eder misin?" Adam çok fazla sinirlenmişti. "Birazdan evleniyoruz. Ne Semihinden bahsediyorsun sen?" "Sahte bir evlilik." dedi kadın. "Fark eder mi? Birazdan benim karım olacaksın. Soyadımı taşıyacaksın." Kadın cama doğru ilerledi ve "Bunu bana sevgilisini buraya davet eden adam mı söylüyor." dedi. Adam anlamamıştı. "Ne diyorsun sen ne sevgilisi?" "Senin ki aşağıda ve sarhoş gözüküyor." dedi. Adam cama doğru ilerledi ve Hülyayı gordu. "Bunun ne işi var burada?" dedi saskın bir bicimde. "Bunu benim sormam gerekiyor." "Hemen gelecegim" deyip kapıya ilerlemişti ki kadın seslendi. "Beni de cıkartmazsan. Mustakbel kocam dugunumuze sevgilisini getirmis diye olay çıkartırım." dedi. Gercekten yapardıda. "Bunu daha sonra konuşacagız." dedi genc adam ve kadını camın onunde bulunan merdivene goturdu. "Ben burdan inemem." "İnme o zaman. Kapıdan çıkacak halimiz yok." dedi. Kadın merdivene uzun uzun baktıktan sonra topuklu ayakkabılarını cıkararak ilk adımını attı. ... Bana ait olduğunu biliyor musun?" parmakları mimiklerinde dolanıyordu adamın. "Biliyorum" diye mırıldandı kadın. "Her zerremle sana aidim." "O halde bekleyeceksin beni." "Sana bir başkasının dokunmasına nasıl katlanacağım?" "Katlanamayacaksın. Bizi her birlikte görüşünde delirecek, tenimizi bırak yanımdan geçerken oluşan rüzgardan bile kıskanacaksın?" "Ona dokunursan seni öldürürüm." sesi tehditkardı. Gülümsedi adam "Seni özleyeceğim." ... "O adamın canını alabilirim şuan." o kadar kızgındı ki attığı her adım kadının titremesine sebep oluyordu. "Sakin ol." dedi adama doğru yakalaşarak "Sadece küçük bir oyun." "Ya gerçeğe dönüşürse?" "Öyle olmayacağını biliyorsun." "Hayır bilmiyorum sadece umuyorum." Saatine baktı kadın. Epey geç olmuştu. Yetişmesi gereken bir düğünü, oynaması gereken bir oyunu vardı. "Gidiyorum." "Geleceksin."
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE