- Kendi Yolunun İzinde -
Yolunu çiz ve sapmadan yürü. Gönlünün ferah tut ve inancını sadece kendine göster. İşte o zaman yolun tüm eğrilerine rağmen dosdoğrudur sana. Çünkü sana gereken yol değil orada yürüdüğün şekildir.
- Yedi Bilge
Alesya attan dikkatli bir şekilde indi. Elbisesinin içine sakladığı haritayı göğsünden çıkardı. Yorgunluğunu geçiştirmek için oturduğunda katlı haritayı açıp önüne serdi. Sukha’nın ayrıntılı ve sınırlarının belli olduğu eğik yazılarla süslü harflerin üzerinde bulunduğu haritasıydı. Nerede olduğunu ve nereye gideceğini ancak böyle bilebilirdi. Aklı karışık değildi; belki sırf unuttuğu hesaplamalar var diye düşündü. Onun her fikrine zıt birini dinlemek ona gizli yerleri gösterirdi.
Alen’i davet etti; hayata ve kör karanlık dolu zihninin içine. Onun yoğunluğunu, akıcı sıcaklığını ve hissini sahiplendi. Bir önceki gibi bağıra çağıra konuşmadı ya da öfkesini sert ifadelerle belli etmedi. Alesya’nın parmağını Yedi Bilge’nin İksir Gölüne götüren yolun üzerinde gezindiğini gördü. Parmağını farklı bir yoldan daha ilerleterek aynı yere vardırdığında Alen gözlerini devirdi.
“İlk bakacakları yer o göl olur.”
Alen ilk o zaman konuştu. Sesi yorgun geliyordu. “Göle girmezsen ölürsün.” Aslında neden çağrıldığını merak ediyordu. Alesya onu bu sefer nasıl kullanmaya karar verdi merak etmişti. Onun sözü Alesya’yı güldürdü ve küstahlık etti. “Ölmemem için elinden geleni yap o zaman. Güçlerini kullan.”
Alen gözlerini devirdi; onun içine giydiği bir can yeleği değildi. Ayrıca bunu yapamazdı, göl suyu gerekiyordu.
“Bunu başarabilecek bir gücüm yok.” diye itiraf etti. Alesya bulunduğu durumdan bihabermiş gibi güldü ve onunla alay etti. “O zaman ruhun şad olsun Alen.” Sanki sadece o ölecek gibi konuşması saçma ve sinir bozucuydu.
“Senin de Alesya. Sadece ben ölecekmişim gibi davranma.”
Alesya yaptıklarının tam tersi olan; hayata boyun eğişini, ona karşı da oynadı. Sanki ölümü umursamıyormuş gibi davrandı. “Bir insan zaten ölecektir. Sen tahtın ve tacın olmadan öldüğüne yan.”
Onun gözünde hâlâ daha insan bedeninin içine saklanmış; Sukha’ya gelip orayı alt üste ederek sahiplenmek gibi planları olan biriydi Alen. Bunun ne zaman değişeceğini bilmiyordu. Ama bu duruma onu düşüren bizzat kendisiydi. Öylece saraydan çıkıp saçma şeyler yapan Alesya’ydı. Bu konu da onu rahatça eleştirebilirdi. Alen bu konuda hiçbir lafının boşa gitmeyeceğine inanıyordu.
“Bir planın olmadan mı çıktın saraydan? Bu kadar emin miydin Diyar Perdesi'nden geçeceğine? Bu kadar aptal değilsin.”
Alesya güldü ve onun ağırlığını aklından silmeden önce cümlesini bitirdi. “Sana planımı söyleyecek kadar da aptal değilim.”
Alesya tekrar haritaya döndü. Diyar Perdesi’nde geçmek için şansını denediği yeri buldu ve işaret parmağını oraya koydu. Diyar Perdesi’ni bir sınır olarak düşündü ve taraflara baktı. Yan yana olan fakat çok uzak iki krallığı tarttı. Biri kitapta okuduğu kara büyülerle kendi topraklarını bile karartmış BlackDown Krallığı’ydı. Diğer kısım yani bu taraf ise Adal Krallığının yönetimindeki bu topraklardı. Alesya vaktin iyice geçtiğini anladığında Anisa Krallarının verdiği bronşu avucuna koydu. Onlarla iletişime geçmek istedi. Çok geçmeden diğer taraftan endişe dolu ses geldi.
“Kraliçe Alesya? İyi misiniz, neler oldu? Gökteki hareket neydi?” Kral Tambet sorularını ardı ardına sıralamıştı. Onun endişesini ve korkusunu anlayabiliyordu. Alesya telaşlı bir sesle konuştu.
“Sizden bir yardım istiyorum.”
Onun ses tonundan bile korkulacak şeylerin olduğunu anlayan Kral Tavi hızlı konuştu. Yine iki kardeş bronşu birlikte tutuyorlardı. Öğrenmek için bir diğerinin açıklamasını bekleyemeyecek kadar meraklıydılar.
“Buyurun bizim için bir emirdir. Her şey yolunda mı?”
Alesya ağlamaklı çıkan sesini titretti. Sık sık nefes alıyordu. “Neler olduğunu tam olarak bende bilmiyorum. Ben bir yere geldim. Bana buranın BlackDown olduğunu söylediler. Çok garip bir yer.” Diyar Perdesi’nden normal bir kapı gibi diğer tarafa geçmiş gibi davrandı. Bu sadece bir yanıltmaca değildi düpedüz kandırıyordu.
Krallar yolları ve geçilmesi gereken denizin süresini hatırladıklarında şaşkınlıktan öylece kaldılar. Alesya’nın Adal Krallığında olduğunu sanıyorlardı. Oraya neden gidebileceğini bile tahmin edemiyorlardı.
“Ne? Oraya neden gittiniz? Adal Kralları size iyi davranmadılar mı?”
Alesya kafası karışmış ve anlamıyormuş gibi anlamız kelimeler çıkardı ağzından daha sonra kendini toparlamış gibi doğru düzgün konuştu.
“Diyar Perdesi'nden geçtim. Bilmiyorum neler oldu, bilmiyorum. Bana yardım edin.”
Krallar donakaldılar ilk çözülen Kral Tambet bu söylediğinin imkansız olduğunu söyleyecekti. Ama kardeşi onu susturdu. “Tamam Kraliçe Alesya. Siz orada kimliğinizi saklı tutun biz sizi aldıracağız.” Sonra konuşma Alesya’nın kelebek figürlü bronşu elinden haritaya bırakması ile son buldu.
Eğer olduğu kişi bu krallıkta önemli değişse o da önemli kişi olurdu. Buradan çıkamıyorsa buradaki yaşamı düzenlerdi. Kendi için en iyi ve en güvenli hayatı elde ederdi. Kontrolü onun elinde olan bir yaşamı istiyordu. Kralların gölgesinde ya da içinde lanetten bir kızın varlığını istemiyordu. Bunlardan kurtulacaktı.
“Sally beni burada bekliyor. Bende tam olarak buradayım. Gidelim Mabel'in güzel ve iyi huylu atı.”
Atına bindi ve onu bekleyeceğini söyleyen Sally’nin öğrettiği yolu izledi. Ona haritayı ve pusulayı veren hizmetçilerden sadakat ve bağlılık almıştı. Saraydan ayrılacağını söylediğinde hepsi ona yardım etmek istemişti. Çünkü onun saraydan ayrılması ile ümitleri başlıyordu.
Kralların gölgesi altından çıkıp kendine bir ev arayan Kraliçeleri muhakkak krallık kurmak isteyecekti. Alesya’yı tanıdıkları kadarı ile halkı bir araya getirecek ve Elban halkının ölümünü göz ardı edenlerin gözlerine soka soka Elbanları diriltecekti. Bu yüzden ona yardım etmek ve sadık olmak kanlarını ve geçmişlerini taşıdıkları atalarının bıraktıkları izlerdi.
Bu izde gidecek ve Alesya’ya yardım edeceklerdi. Alesya başta onların bu duygularını kullanmaktan çekiniyordu. Fakat daha sonra kendi kurtuluşunu bu çekingenin üstünde tuttu. Burada tekti, insandı ve Sukha onu lanetleyerek öldürmek isteyen kişilerle doluydu. Güçlü olmalıydı.
Bazen olabileceğiniz tek şey güçlü olmaktı. Öyle yaratılmamış olsanız bile. Ayağa kalkmalı ve saldırmanız gereklidir. Tüm gücünüzle ve gelecekte görmeniz gereken tüm günlerinizle.
Alesya atı ile köy sınırlarının arkasından, ormanın içine girmeden ahırların arasından ilerledi. Atından indi ve arkasından gelen hiçbir şey olmadığına emin olarak ilerledi. Sonunda her gün gördüğü hizmetçi pelerinini gördü. Ona doğru gitmeden önce yüzünü seçebilmek isterdi. Kim olduğunu bilerek onun yanına gitmek daha güvenliydi. Fakat pelerinin başlığını öyle indirmişti ki yüzü karanlığın içinde kalmıştı. Ondan şüphe duyduğu için eyerinden tutarak arkasından sürüklediği atı bıraktı. O tarafa doğru gitmesi için arkasına hızlıca vurdu.
Gölgelerin içinde duran pelerinli, üzerine aniden atın gelmesi korkup geriye doğru irkildi. O zaman başlığı geriye düşecek gibi oldu. Onu keskin gözlerle izleyen Alesya hemen tanıdı. Derin bir nefes aldı ve kendini göstermek için durduğu köşeden çıktı. Sally onu tanıyınca sevinç içinde eğildi ve selam verdi.
Alesya koşup ona verilen ata sahip çıkmak için eyerindeki kayışları kavradı ve sakinleştirip durdurdu. Sally hiç konuşmadan ona yanında getirdiği pelerini giydirdi. Başlığını örtmesine de yardım ettikten sonra yolu bakışları ile işaret etti. Alesya sessiz kalıp yön gösteren Sally’i takip etti. Bu sessizliğin bir önlem olduğunu biliyordu. Sürekli etrafa bakıp onları gören biri var mı diye kontrol etmesini gayet normal buluyordu. Hatta bunu o da yapıyor sürekli etrafa bakıyordu. Sadece görebilecek yerler yoktu bu yüzden anlamsız geliyordu. Burası yerin altındaki bir çukura gömülmüş kadar karanlıktı.
Aydınlatmak için kullanılan hiçbir şey yoktu. Burası gri ışıkların bile giremediği karanlık bir yerdi. Arada uzaktan bir bebeğin ağlaması kimi evden kısık sesli konuşmalar geliyordu. Burada yaşayanlar vardı fakat karanlık onları gizlemek istiyor, yaşadıklarını göstermiyordu.
Buradaki kişilerde yaşadıklarından bahsetmek istemez gibi evlerinden ne bir ışık ne bir ses belirtiyordu. Alesya önüne gelen ilk kapıyı çalmak içeriye görmek istiyordu. Nasıl yaşarken böyle yok olmaya razı geliyorlardı? Neden ışıklardan korkuyorlardı?
Sally ilerledi ve sağa saptığında dar bir alandan geçti. At buraya girmeyince Sally yaklaştı. “Onu burada bırakalım, geri dönüp alırım.” Bu konuda onun sözünü dinlemek istese bile kararsızdı. At onun hayatını kurtaran küçük kızındı. Mabel’e iyi bakacağını ve onu geri vereceğini söylemişti. Fakat kabul etmek zorundaydı şimdi bir an önce saklanmalıydı. Kafasını belli belirsiz salladığında Sally gelip elinden sert kayışları aldı ve atı bağlayacak bir yer aradı. Bir evin kırık arka kapısına bağladı.
Alesya pelerinini bir yere sürtmemek için elleriyle kavrayıp dikkatlice geçti. Karanlıkta her şeye takılabilirdi. Her adımını zaten boşluğa atıyormuş gibi hissediyordu.
Sally dolambaçlı bir yoldan sonra arka tarafta küçük bir kapının önünde durdu ve Alesya yanına geldiğinde kapıya dokundu. Vurmak gibi değildi, tırnakları ile tıkırdatır gibi kapıda fersiz bir ses çıkardı. Alesya neden bu kadar sessiz ve görünmez olmaz zorundaydılar anlamıyordu. Kendi de aynı özeni gösterdi ama kapıyı birinin açmasını beklemezdi.
Alesya bu sesi duyup da birinin kapıyı açabileceğini düşünmüyordu. Fakat kapı yavaş yavaş gıcırtı çıkarmaktan çekinerek aralandı. Alesya içeride daha koyu bir karanlığın olduğunu görünce pes etti.
"Tanrı adına neden hiç ışık yok." diye mırıldanarak sızlandı. Sally ona evin içini işaret etti ve saygı ile eğildi. Alesya nereye geldiğini bilmiyordu. Sukha iyiliklerin bedeli bile olsa kimseye güvenilecek bir yer değildi. Çekinerek ilerledi.
Karanlıktaki varlığı hissedebiliyordu; sol tarafında biri duruyordu fakat göremiyordu. Muhtemelen onu burada öldürmek isteseler darbenin nereden geldiğini göremezdi bile. Eline biri dokununca irkilip çekti. Bu Sally'di karanlıkta ona yol göstermek istiyordu.
"Güzel Kraliçe'miz lütfen size yol göstermeme izin veriniz."
Kısık sesi ile bunları söyledikten sonra tekrar ona dokundu ve bu sefer elini çekmeyince izin verdiğini anladı. Onun elinden tuttuğunda, dikkatlice küçük evin köşesine doğru geçtiler. Kapıyı açan kişi evin zemininden bir kapak kaldırdı. Oradan sızan ışık Alesya'yı sevindirdi.
Sonunda birinin karanlığa mahkumluğu delecek bir şeyler yaptığını sezdi. Yerde açılan kapağın daha aşağılarda bir şeyler olduğunu belli eden merdiveniyle sırayla indiler. En arkada kapıyı açan kişi indi ve kapağı kapattı.
Toprağın nemi ciğerin içine siniyordu. Duvar taraflarından soğuk geldiği hissediliyordu fakat etrafta yaktıkları ateşler hem ışık hem sıcaklık veriyordu. Sukha’da ki yaşamına sarayda başlayan Alesya böyle bir yerde olmayı garipsedi. Bir köstebek yuvası gibi yerin altı delinmiş ve her şey ilkel olarak hazırlanmıştı. Toprak oyuklarının içine lambalar ve bazı eşyalar koyulmuştu.
Alesya etrafı incelerken kapana kısılmış hissetmekten kendini alıkoyamıyordu. Üstü altı toprak, nereden nereye gittiği belli olmayan yabani tüneller içindeydi. Onu burada kimse bulamazdı. Aynı zamanda kimse koruyamazdı. Ters bir durumda lanet için ona muhtaç kralların bile onu burada bulabileceğini düşünmedi.
Sally dizlerini büküp başını eğerek selam verdi. Artık normal ses tonu ile konuşuyordu. Burası güvenli bölge demekti.
“Ah Kraliçem sizin için ne kadar endişe ettim anlatamam. İyi misiniz?”
Alesya ilk karşılaştıkları zamanda ki gibi elini onun omzuna koydu. Onun için içten duygular ve samimiyet gösteren kıza gülümsedi. İyiyim dercesine başını salladı. Fakat yorgun bedenini ve tükenmişliğini içinde bir zehir gibi çekip alacak İksir Gölünün suyuna ihtiyacı vardı.
İçine sokulan tüm düşünceler zihnini nasıl ki sarıp ondan geriye kalan huzuru emiyordu. Yorgun ve bitap düşmüş ciğerleri bedenindeki tüm uzuvlarının enerjisini emiyordu. Zaten yeni bir yola çıkmış geleceğin; ona ne getireceğinden habersiz olduğu için tedirgindi. Dinlenmek istiyordu. Daha yolunun en başında dinlenmek istiyordu.
“Saraydaki havuzun suyundan getirdin mi?” Çıkmadan önce ona havuzun bulunduğu yerin anahtarını vermişti. Diyar Perdesinden geçip Sukha’dan ayrılmayı ümit ediyordu fakat diğer olasılığın da hesaplamalarını yapmıştı. Eğer buradan ayrılmazsa diye karşılaşacağı durumların önlemini almıştı.
En büyük engeli bedeninin hızla yaşlanıp tükenmesiydi. Bu yüzden Sally ona İksir Gölünün suyunu getirmeliydi.
Sally saraydan kovalarla su çıkartamazdı. Hele ki havuzun yakınlarında duran lord salonu varken. Bu yüzden temizlemek için girdiğinden göze batmadan alabileceği su miktarı az olmuştu. Neyse ki diğer hizmetçilerde ona yardım etmişti. Fakat sadece bir fıçı dolusu suyu zorlukla alabilmişlerdi. Bunun pekte yeterli olmadığını biliyorlardı. Bu yüzden bir çare buldular. Alesya’nın geri geleceğinden emindiler. “Evet Kraliçemiz havuzdan su aldım. Fakat fark ettirmeden ancak bu kadar alabildim.” deyip köşede duran fıçıyı gösterdi. Alesya hayal kırıklığına uğradı ama bu kadarı için bile ona minnettardı. Daha fazlasını nasıl elde edebileceğini düşünmeliydi. Sally onun yüzünden düşüncelerini ve hissettiklerini anladı. Hemen kendini iyi hissetmesi için çabaladı.
“Ama endişelenmeyin. Diğerlerin getirdikleri ile size yetecek kadar su bulduk.”
Alesya’nın alnında çizgiler oluştu ve kaşları çatıldı. Diğerleri... Bunu kimsenin bilmemesi gerekiyordu. Ona böyle tembih etmişti.
“Diğerleri? Sally başka kimse yok demiştim. Böyle anlaşmıştık.”
Sally mahcubiyet içinde eğildi bunu hatırlıyordu ama elinden geleni tek başına yapması yetmemişti. Kendi gibi ona tüm kalbi ile bağlılık gösterecek olanlar vardı. Sadece Alesya’nın onlara güvenmesi gerekiyordu. Diz çöktü bunu ondan izinsiz yaptığı için af diledi.
“Benim kadar onlara da güvenebilirsiniz. Lütfen bana inanın ve bağışlayın beni.”
Alesya böyle diz çökmeleri eğilmeleri fazla buluyordu. Olmuşa çare yoktu, kabullenip kendi sırrını güvende tutmaları için dua edecekti.
“Kalk ayağa Sally. Ne kadar bilen artarsa benim burada kalmam o kadar zorlaşır. Krallar öğrenir. Her yerde beni ararken burunların dibinde olduğumu fark ederler.”
Bu oradan ayrılmak istediğinin ilk sinyaliydi ve gelir gelmez vermişti. Bu Sally’nin müttefik topladığı kendine yandaş bulduğu için değil. Burada bir fare gibi yaşayarak kalmak istemediği içindi. O ki hayatı için böylesi bir mücadele veriyordu, kendi içinde en iyisini isteyerek yapmalıydı.
Sally onun buraya bağlılık hissetmediğini anlamıştı. Elbanlar en az diğerleri kadar ona yabancıydı. Birlikte geçirdikleri zaman onları alıştıracak ve atalarından gelen geçmişleri birbirlerine sıkı sıkı bağlayacaktı. Kanları bir hissedecek; özgürlük için aynı arzu kabaracaktı. Herkes toprakları için bir beden olurken Kraliçeleri onların başında durup yollarına ışık olacaktı. Sally daha onlarla doğru dürüst görüp bilmeden Alesya’nın oradan ayrılmasını istemiyordu. Yanlarında onlara kapıyı açan kısa boylu ufak tefek adamda onun gibi diz çöktü. Yakarış için ellerini bağladılar ve başlarını öne eğdiler.
“Hayır Kraliçem. İnanın sizin için en güvenilir ve sadık kişilerdir bunlar. Elban halkından olanlar. Size ihanet etmezler.” Yanındaki adamda tekrarladı. “Kimse kraliçesine ihanet etmez.”
Alesya güvenmekten başka çaresi yokken, güven diye bir duygusu olmadığı için katlanıyordu. Her şeye böyle katlanacak mıydı bilmiyordu. Belki sadece şimdi ne yapacağını tam olarak bilmediği ve onları tanımadığı için bu kadar zordu. Zaman onları alıştıracaktı, sadece yaşamalıydı. Derin bir nefes aldı ve elini Sally’nin omuzuna dostane bir şekilde dokundurdu. Kabul ettiğini dili ile söylemedi sadece endişe ettiği farklı bir konudan bahsetti. Gitme niyetinin üstünü şimdilik kapattı.
“Geldiğim at, o çok dikkat çekiyor olmalı. Onu iyi bir yere saklamalısın.”
Sally omzunda hissettiği dokunuş ile başını kaldırdı. Onun kırık tebessümü ile karşılaşınca içi şimdilik rahatladı. Fakat onu hayal kırıklığına uğratmadan devam edecekti. Dizlerinin üzerinden kalktı ve yanındaki adama da yardım etti. Adamın sol diz kapağında bir engeli vardı.
Sally atın onun yerinin belli edeceğinden endişe duyuyorsa diye farklı fikirde bulundu. Atı nereden aldığını bilmiyordu. “Kraliçem, isterseniz o atı salabiliriz.” Alesya kafasını iki yana salladı. “Hayır bana emanet edildi. Sahibine bizzat teslim edeceğim.”
Yanlarındaki adam aklına gelenle aniden konuştu. “Onu ormanın girişindeki tanıdık bir çiftçiye emanet edebiliriz.” Sonra yanındaki kadının bir kraliçe olduğu aklına geldi. Onunla öyle pat diye konuşamazdı. Kendini toplamaya çalışırken Sally’nin kızgın bakışlarını da üstüne aldı. Oysa Alesya’nın umurunda bile olmamıştı. Elbisenin, kumaşların içinde kaybolduğu cebinden katlı sarı kağıdı çıkardı. Haritayı ona doğru açtı ve uzattı.
“Harita üzerinde yerini göster.”
Adam biraz şaşırdı daha sonra sakallarını kaşıyarak haritaya baktı ve nerede olduğunu bulmaya başladı. Krallık sınırları içerisinde ne tarafa doğru olduğunu bulunca heyecanla parmağını oraya koydu ve işaret etti.
“Tam şurası efendim.”
Alesya gösterdiği yeri hafızasına kazıdıktan sonra adama teşekkür etmek için gülümsedi ve haritayı cebine soktu. Sonra geldiğinden beridir endişelerini yüzünden, ona yardım eden kızı yok saymaktan ve şüphelenmekten başka bir şey yapmadığını fark etti.
Güven sarsılmadıkça devam etmeliydi. Eğer kişiye duyulan güven zedelenmişse kişinin şüpheye hakkı vardı. Oysa ondan hiçbir kötülük ve güvenini kıracak bir hareket görmemişti. Yine de herkese karşı şüphe ve güvensizlik içinde olmasının temel nedeni kendi içiydi. Güveni boşa çıkarabilecek biriydi.
Bu yüzden her kime baksa onların yüzlerinden önce sihirli bir ayna belirir ve kendini görürdü. Bunun önüne nasıl geçebilirdi bilmiyordu. O daha kendini bile doğru düzgün bilmezken ilişkileri nasıl yapılandıracağını hiç bilmiyordu.
Derin bir nefes alıp kendini topladıktan sonra ondan gelecek bir emire canını bile verecek kıza döndü.
“Teşekkürler Sally. Bir gün tüm iyiliğini ödeyeceğim.”
Sally ona güvenin ve sadakatin içini kapladığı gözleriyle baktı. Genç kızın yüzünün yarısını net bir şekilde aydınlatan ışıktan dolayı daha koyu görünen kahverengi gözlerinde ki bakışlardı.
Onlar zaten laneti yaşamışlardı; krallıkları yok olmuş halkın yarısı ölmüş kalanlar köle görülmüştü. Fakat buna rağmen bir umut tüm nefeslerini bir daha ki nefes için güçlü kılmıştı.
Genç kızın yüzündeki gülümseme ve gözlerindeki ifade her zaman bir şansın, bir umudun olduğuydu. Alesya bu bakışı ve gülüşü bugün ki anılarına hediye etti. Belki Diyar Perdesi’nden geçememiş, istediği gibi bilmediği ve hatırlamadığı evine dönememişti. Ama umut her zaman vardı; belki dönmeye çalıştığı evinde değil de yaşamak zorunda kaldığı Sukha’da vardı. Bunu kimse, Tanrı’dan başka kimse bilemezdi.
“Kraliçem ne iyiliği ben size sadece halkınız olarak bağlılık ve sadakat gösteriyorum.”
Alesya göğsünü hava ile şişirirken bir halkı olsa nasıl olabileceğini kısa bir an hayal etti. Daha hayal etmeye başlar başlamaz vazgeçti. Çünkü onun sahip olacağı krallık, öcü alınması gereken halka sahip olacaktı. Bunu ondan talep etmeseler bile Alesya yapmak isterdi. Bedel isterdi. Bu yüzden bu hayalinden ve oluşacak kaos düşüncelerinden hemen sıyrıldı. Ona iyilik sözü verdiği kıza baktı.
“Sally... Sukha için iyilik; gerekene, gerektiğini vermektir. İyilik gördüm sizlere iyilik getireceğim.”
Adam çekingen ile bakışlarını yerden kaldırıp kaçamak bakışlarla merak ettiğini sordu. “Bize kötülük yapanlar, halkınızı olanları bilmiyor musunuz?” Aslında intikam isteyip, bunun açlığı ile kötü biri gibi görünmek istemiyordu.
Sadece hepsi zor yaşamıştı ve şu an gerçekleşen her şeyin bir oluş değil diriliş olduğunu düşünüyorlardı. Dirilişte kaybettikleri ve onlara kaybettirenleri anmadan geçemezdiler. Kaybedilenler sevdikleriydi.
Alesya ne diyeceğini bilemiyordu. Ama onu tatmin edebilecek vasat bir cümle ile şimdilik bu sorunun üstünü kapatmak istedi.
“Onlar içinde karşılığı gözeteceğim hiç merak etme. Sadece zamanın gelmesini beklemeliyiz.”
Aslında sadece zamanın gelmesine değil geçmesine ihtiyacı vardı. Sukha’nın alacakaranlığı içine işleyene kadar. Gri ışıklı evrenin üstündeki hilalleri ve anlamlarını kabul edene kadar zaman geçirmeliydi. Bilmeli öğrenmeli kendi ile kalıp kendini keşfetmeliydi. Hatıralarını geri almalı ve zihnindeki o kalın karanlık perdesini kaldırmayı başarmalıydı.
Kendine güç vermeliydi, kitaplardan elde ettiği bilgiler onu buraya kadar getirmişti. Bundan sonra deneyimler ve daha fazla bilgi ile ilerlemeliydi.
Fare yaşamı dediği bu yer altında kendini yetiştirmeliydi. Koşullara değil yaşama odaklanmalıydı. Bir saray ya da toprağın altındaki nemli bir yer hatta daha kötü bir yerde bile yaşıyor olabilir. Koşullar değişir iyileşir ya da kötüye giderdi. Yaşam standartını yüksekte tutup alışmak onu burada sürekli değişebilecek hayatında zulüm olurdu. Hiçbir yerleşik hayata ya da düzene değil sadece kendine odaklanacaktı.
Tüm bu planları ona verilen toprağın yeni oyulduğu ıslak ve kokusundan anlaşılan küçük bir odada düşündü. İksir Gölünden koparılıp ona hayatı uzatmak için hazırlanmış suya girdi. Ruhu bedenden koparıldığında durabiliyordu. Onun dışında orada başlayan günleri hep meşguldü.
Sally’i tekrar saraya yollayıp oradan değerli haberler dışında çıkmamasını tembihledi. Sally’de onun emri altına en güvendiği kişileri verip onlara Alesya’ya iyi bakmalarını tembih etti.
Alesya yeni kişilerle tanıştı. Onun sürekli gördüğü altı kişi vardı. Fare yaşamı dediği yerde vakit geçirdikçe oranın ismi kendi içinde değişti. Yerin Işığı demeye başladı.
Altı kişinin içinde onun ışıkları sevdiğini sezince her tarafa meşaleler asıp tüm yolları ateşle aydınlatan bir çifti çocuğu vardı. İsmi Şayn’dı, çok çalışkan asla yerinde durmayıp işi olmadığında bile kıpır kıpır olan on altısında bir erkek çocuğuydu.
Hatta Alesya’nın odasındaki toprak duvarı bölüm bölüm oyup yaptığı özel sıva karışımı ile sıvayarak yenilemişti. Yaptığı sıvanın içine su yerine güzel kokulu çiçeklerin öz sularını kattığını söylediğinde belirtmesine bile gerek yoktu. Toprağın nemi kokan yer o kadar güzel kokuyordu ki Alesya sürekli nefes alıp veriyordu.
İhtiyar ekmekçi Zahit, dışarıdan sürekli geldiğinde elinde yiyecek oluyordu. Başta Alesya fark edememişti ama sonra onun için özel şeyler bulmaya en iyilerinden almaya gayret ettiğini fark etti. Çünkü ona ayrı gelen yemeklerin hiçbiri onların sofrasında yoktu. Alesya karşılığını ödeyemeyecek kadar iyilik yapan kişilerin birde böyle zorluklar altına girmesine dayanamamıştı. Onlara duyduğu minnet duygusu artarken yemekleri onlarla birlikte yemek istediğini söyledi.
Oradakileri çekip çeviren herkesin annesi sayılan orta yaşlı Mary ince kaşlarını kaldırdı. Diğerlerinin de asla bunu kabul etmemesini gizlice belirtti. Alesya’ya dönüp ona, kraliçe olduğunu ve ayrı yemesi gerektiğini, onlarla yemek yemesinin uygunsuz olacağı gibi bir sürü şey söyledi. Ama Alesya’yı alt edemedi ve kararından döndüremedi. Birlikte yemek yediler ve Alesya’nın emri ile de artık özel yiyecekler sofrada yoktu. O gün ne buldularsa onu yiyorlardı, ihtiyar ekmekçi yaptığı ekmeklerden getiriyordu. Çiftçi sürekli oğlu ile birlikte yetiştirdiği taze sebze ve meyveleri gönderiyordu. Alesya bu emiri ile onların üstünden büyük bir yükü almıştı.
Alesya oradayken tüneller büyümüş ve genişlemişti. Sürekli uzak durup onun yanında hata yapmaktan utanan iki madenci vardı. İki kardeştiler sürekli gülüp söyleyerek tüm o zor işi birlikte neşe içinde yapıyorlardı. Alesya ne zaman onlara katılmak istese kaçıp saklanıyor ya da başlarını önlerine eğip asla kaldırmıyorlardı. Hiç de hareket etmiyorlardı. Alesya onlar ile iletişim kurmaktan vazgeçti, daha doğrusu onları rahatsız ettiğini düşünerek rahat bırakmayı seçti.
Alesya’nın günün çoğunu birlikte geçirdiği Safur adında bir kadın vardı. Aslında gençti ama yüz hatları o kadar sertti ki Alesya ilk tanıştığında ona zarar verebilir diye korkmuştu. Sonra onun tüm tepkilere karşı aynı yüz ifadesinde olduğunu keşfetti. Komik bir şey mi oldu Safur’un yüzü beton gibi, öfkeleneceği bir şey mi oldu Safur’un yüzü yine beton gibi sert ve ifadesiz.
Bunun nedeni seçtiği hayat olduğunu düşünüyordu. Safur çocukluğunda ailesi tarafından erkek olarak yetiştirilmiş ve kız olduğu herkesten saklanmış. Çünkü Elbanlardan erkekler sadece alt kısım askeri yönetimde iş bulabiliyor ve sadece böyle yaşamlarını kurtarabiliyorlardı. Asker olduğu için ayrışmaya giremiyordu. Hiç kimse onu Elban olduğu için hor göremeyecek ve üstünde hak iddia ederek onu köle yapamayacaktı.
Ailesinin bu isteği üzerine yetişen Safur cinsiyetini saklayabilmişti. Uzun boylu bir kızdı biraz kilo alıp irileşince her şeyin onun için kolaylaştığını sanmış. Saçlarını kısa kesip tüm dövüş tekniklerinde ve silahlarda kendini geliştirmiş. Çabaladığı ve istediği gibi asker de olmuş. Hatta o kadar iyi ve yetenekliymiş ki kimse onun Elban olduğunu belirtecek cesarete ve isteğe sahip olamamış.
Lord seçimleri için gittiği askeri birimde dövüşlere katılmış ve yarı finalde tüm dünyası ters dönmüş. Biri onun cinsiyetini ortaya çıkarmış.
Sonrası kabus gibi geçmiş. Değil asker kalmak hayatta bile kalamayacak duruma düşmüş. Krallığı kandırdığı için ölüm emri verilmiş. Neyse ki onların elinden kurtulmuş ve Karanın Ormanında yıllarca yaşamış. Sonra unutulduğuna geriye dönmüş. Sonrasında bir kadın gibi yaşayarak onun hatırlayanların bile anlayamayacağı bir görünüş ile halkın arasında yaşamış.
Görünüşü değişmiş fakat hâlâ yetenekleri her zamanki gibi içinde parıldamaya devam etmiş. Alesya onun yaşamını ondan dinlediğinde bir yanı ağlamak diğer yanı ise ona sarılmak istemişti fakat Safur’un yüzü yine beton gibiydi.
Yine de Alesya ondan ders alıp kılıç ve ok kullanırken kendine gülebilecek espri yapacak konular buluyordu. Kılıcı eline ilk aldığında beklenmedik ağırlık ile onu düşürdüğünde; oku asla isabet ettiremeyince gözlerini kapatıp öylesine attığı ok hedefi vurduğunda; yakın dövüşte ona tekme atmak için ayağını kaldırdığında yere yuvarlanınca hep gülmüştü.
Safur’un yüzü yine beton gibiydi. Ama o istediği gibi gülmüştü. Çünkü yaşıyordu ve sadece nefes almak için değil aynı zamanda mutlu bir hayat için çabalıyordu. Canının acısına dayanıp pes etmezken, sürekli yaşlanmasına karşı verdiği mücadelesinde ve geriye kalan tüm her şeyi değerli kılacak olan gülümsediği anlardı.
İşler Alen ile de iyi gidiyor sayılırdı. Sürekli kavga edip birbirini sinir edecek laflar söylüyorlardı ama artık konuşabiliyorlardı. Alesya aynaya yansıyan kızın kendisinin tam tersi olduğunu artık anlamıştı. Ona alışmış ve kabullenmişti.
Alen’in söylediklerine verdikleri bilgilere pek inanmıyordu. Hepsine şüpheyle bakıyordu ama yine de onunla didişmek güzel geliyordu. Bazen dövüşürken onun zihninin karanlığında canlı tutuyordu. Nasıl dövüştüğünü daha çok dövüşemediğini gösteriyordu.
Alen onun bu haline çok gülüyordu. Güçleri olduğunu kabul ederse yani kayıp kraliçelerden biri olduğunu düşünürse... Ayrıca Alen'inde kardeşi olduğunu kabul ederse güçlerini hissedebileceğini söyledi. Tabii Alesya ona pek güvenmedi. Ama Diyar Perde’sine giderken Kadeh Yılanını nasıl tek sözü ile durduğunu hatırlattığında bu konu biraz kafasını kurcalamıştı.
Alen sesinin etkin bir güç olduğunu ve eğer onu kabullenip hissederse kullanabileceğini söyledi. Güçleri konusunda eğitilmesi gerekiyordu, Alen’e göre kılıçlar ve bıçaklar zaman kaybıydı. Onun yerine kendinin farkına varmalıydı. Şimdilik duygularının büyük bir istekle arzuya döndüğü zaman güçlerini kullandığını söyledi.
Alesya o gün Kadeh Yılanı’nı öldürmeyi arzulayacak kadar öfke duyup durmasını söylemişti. Hatırlıyordu ama yine de o bir insandı. Tüm bu düşünce karmaşasını hemen sonlandırabiliyordu. Alesya’ya göre Alen onu kullanmak için bu yalanları uyduruyordu. Hem güçleri olsa bile Kral Dirim’in sürekli yanında kılıcı olduğunu görmüştü. Yani silah kullanmasının ve kılınca sahip olmasının kötü hiçbir tarafı yoktu.
O gülümsediği anları ve zamanı kendine güç katarak orada geçirirken onu arayan krallardan bihaberdi. Sadece odasına çekilip dinlendiğinde aklına Kral Dirim geliyordu. Onu hatırladığı anıyı unutmamak için sürekli düşünüyordu. O hatırlamayı başardığı tek anıydı, kaybetmekten korkuyordu.