Peri’siz bir geceyi atlatmıştım ama bu, geçeceği anlamına gelmiyordu. Sabah olduğunda başım zonkluyordu, gözlerim uykusuzluktan yanıyordu. Evde dolaştım, mutfağa girdim, kahve yapmaya çalıştım ama hiçbir şeyin tadı yoktu. Bütün gece dönüp duran düşünceler, sabahın ışığında dağılmamıştı. Telefonu elime alıp defalarca açtım, ama arayamadım. “Belki o arar,” dedim kendi kendime. Ama telefon hiç çalmadı. Saatler geçtikçe, içimdeki pişmanlık daha da büyüdü. Peri’yi kaybetme düşüncesi, ilk başta duyduğum öfkeden çok daha ağır basıyordu artık. Dışarı çıkmaya karar verdim. Biraz yürümek, kafamı toparlamak istedim. Ama nereye gidersem gideyim, aklımda hep onun sesi, onun bakışları vardı. Son kez sarılmadan, son kez gerçekten dinlemeden onu bırakmıştım. Sonunda dayanamadım. Telefonu çıkarıp numara

