Sakura ona korku dolu gözlerle bakarken duydukları ses ile Misaki korkmuş ve tutunduğu yeri bırakarak aşağıya düşmüştü. Ama asıl olan acı bir ses olmuştu. “Lanet olsun… Neredeyse kafam kırılıyordu!”
Misaki altında yatan Seichi’yi görünce hemen onun üzerinden kalkmıştı. Ama işin garibi Seichi bağırıp çağırmak yerine sakin bir şekilde “Senin ne işin var o kadar yukarıda?” diye sormuştu.
Misaki kendisini toparlayarak şaşkın bir şekilde Seichi’ye bakarken başının hafif kanadığını görünce endişelenerek “Sen iyi misin? Ah çok özür dilerim senin ne işin vardı bıraksaydın yere düşseydim ya?” diye söylenirken bir yandan da Seichi’nin başından akan kanı kontrol etmeye çalışıyordu. Ona iyice yaklaştığında genç adam bir adım geri giderek “Hey fazla yaklaşma, nedense sonra sapık olan ben oluyorum” dedi.
Sakura onun bu haline gülerek dayısının kanayan başına bakmıştı. “Korkmayın faza bir şey yok, ayrıca dayıcım bunca olan şeye rağmen çok sakinsin!” dediğinde Seichi “Normal deil mi? Bu gün o kadar sakinleştirici aldım ki beni kesse bir şey diyemem” diye karşılık verdi. Misaki yutkunarak “Sakinleştirici mi?” diye sormuştu.
Seichi ona bakarak hafif gülümsemişti. İlk başta sorduğu soruyu yeniden sorarken genç kız hala bakışlarını kanayan yaraya dikmişti. “Sen neden oraya tırmanıyordun? Kapıdan girseydin ya?” Misaki ona bakarak “Kapı açılmadı ki? İstedim ama olmadı” dediğinde Seichi bakışlarını eve çevirmişti. “Bundan emin misin?” diye soran genç adam Misaki’nin şaşırmasına neden olmuştu. “Neden?” “Kapının açılmadığından?” dedi.
Misaki onun bu davranışlarından şüphelenmeye başlamıştı. Sonra derin bir nefes alarak “Bir sorun mu var?” diye sordu. Seichi ise cebinden çıkardığı telefonu ile bir yeri arıyordu. Karşında telefon açılınca Seichi soğukkanlılık ile “Merhaba, evime hırsız girdi. Şuanda evde şu adrese bir ekip gönderebilir misiniz?” diye söyleyince Misaki şaşırmıştı. “Ne hırsızı? Bunu nasıl söylersin?”
Sakura korkarak Misaki’nin arkasına saklanmıştı. Az önce Misaki eve girecekti ve bunu başaramadığı için şimdi rahatlamıştı. Genç kadın dikkatli bir şekilde Seichi’ye bakarken dayanamayarak saçına doladığı bandanayı çıkarmış ve Seichi2nin kanayan yarasının üzerine bastırmıştı. Dağılan saçları yüzüne gelirken Seichi hiç vazgeçmeyen bu kıza dikkatle bakmaya başlamıştı. Misaki ona bakarak “evde hırsız olduğunu nasıl anladın?” diye sorunca Seichi gülümseyerek “Kapı otomatik kilitleme sistemine geçmiş. Siz geleceksiniz diye şifreyi girmemiştim” dedi.
“İyide hırsız neden bu eve girsin?” diye soran Misaki Seichi’nin bakışları ile yaptığı hatayı anlamıştı. Sonra gülerek “Bu eve girmeyecekte benim fakir eve mi girecek!” diye düzeltmişti. Seichi ona bakarak hafif gülümsemişti. İlk kez samimi bir şekilde Misaki’ye gülümseyen genç adam birkaç dakika sonra gelen polislerle kapıya doğru ilerlemeyi başlamıştı.
Sakura korkuyla Misaki’nin arkasına saklanırken Seichi güvenlik şifresini girmişti bile. Sonrasında ise tam bir kovalamaca oyunu olmuştu. Kapının açılması ile hızla evden fırlayan adam evden uzaklaşmaya başlamıştı. Ama adam da bir gariplik vardı ve bu hem Misaki’yi hem de polisleri şaşırtmıştı. Seichi ise kahkaha ile gülmeye başlamıştı.
Misaki ne olduğunu anlamak için eve girmesi ile kulaklarını tıkaması bir olmuştu. Sinir bozucu cırcır böceği sesini andıran yüksek sesli bir müzik çalıyordu evin içinde. Gerçekten sinirlere zarar olan bu müzik adamı mahvetmiş olmalı. “Bu da ne?” diye bağıran Misaki, az sonra müziğin kesilmesi ile kulaklarını açmıştı. “Bu hırsız avı!” diye söylenen Seichi gülmeye başlamıştı. “O adamın yerinde olmak istemezdim. Kendisini Seul köprüsünden atmazsa şaşarım” dediğinde Misaki şaşkınlık ile ona bakmıştı.
Bu ev onu her zaman şaşırtıyordu. Gizlenen mobilyalar, boşalan odalar ve bu çılgın mimar onu şaşırtmaya devam ediyordu. Üstelik daha evin üst katına bile bakmamıştı. Kim bilir üst katta daha ne sürprizler kendisini bekliyordu.
Misaki sinirli bir şekilde terli kıyafetini değiştirmek için odasına geçtiğinde Seichi arkasından “kamerayı unutma” diye bağırmıştı. Misaki ise tam soyunacakken sesi duyunca “Lanet olsun sana!” diyerek soyunma odasına geçmişti. Sonrasında ise tam bir eğlenceydi. Misaki giydiği bir önceki kıyafeti ile salona gelince Seichi ona bakarak “başka kıyafetin yok mu?” diye sormuştu. Misaki ise ona “Sana ne?” diye karşılık vermişti.
Seichi tek kaşını kaldırarak ona bakınca Misaki başında ki kanı yeniden fark ederek, eve ilk geldiği gün gördüğü ecza dolabına gitmiş ve birkaç temiz bez ile yarayı temizlemek için ilaç almıştı. Misaki elinde pansuman aletleri ile salona gelince çalışma masasında oturan Seichi’ye seslenmişti. “Hey, buraya gel!” dedi. Seichi hafif başını çevirerek kanepede oturan kıza bakmıştı. Genç adam inanamayan bakışlarını ona dikerek “anlamadım?” diye söylenince Misaki hiç oralı olmadan “Yanıma gel dedim sana” diye tekrarlamıştı.
Genç adam onun bu cesaretine gülmeden edememişti. “Sen gerçekten inanılmazsın. Bu şekilde bana nasıl emir verebiliyorsun?” Misaki onun sözlerine aldırış etmeyerek “Yaran hala kanıyor ve pansuman olmazsa mikrop kapabilir. Şimdi buraya gelip yarana bakmamı istiyorsan hemen gel yoksa ben kalkıp işimi yapıp o beğenmediğin kıyafetimle dışarıya çıkacağım” dedi.
Seichi bakışlarını iyice ona odaklamıştı. “Dışarıda ne var? Bir kız neden bu kadar fazla geziyor?” diye sorunca Misaki de ona aynı karşılığı vermişti. “Bu seni ilgilendirmez” diye. Genç adam ses tonunun taklit edilmesinden hoşlanmamıştı. “İstemez, beni yalnız bırak çalışmam gerek” dedi.
Misaki gülümseyerek ona bakmıştı. “eğer hemen buraya gelmezseniz patron, burada oturur senin çalışmanı engellemek için elimden geleni yaparım” dedi. Seichi şaşkın bir şekilde ona bakmıştı. “Anlaşılan size çok yüz veriyorum. Bu küstahlığınızı son kez görmezden geleceğim” dedi. Misaki omuz silkeleyerek “Sizin sorununuz” diyerek başını hafif kaldırmış ve üst katta odasında olan Sakura’ya “ Sakura, oyun oynayalım mı?” diye bağırmıştı.
Birkaç dakika içinde üst kattan aşağıya heyecan ile inen genç kız Misaki’nin yanına geçerek “Ne oynayacağız” dedi. Misaki gülümseyerek “Aslında sen dans edebiliyordun değil mi? Eğer edemiyorsan ben çok iyi dans ederim” derken bir yandan da kendi kendine ‘İyi yalan atıyorsun, sen ne anlarsın danstan’ diye kızıyordu. Seichi ona sinirli bakarken Misaki de ona bakışları ile yanını göstererek gelmesini işaret etmişti.
Seichi sinirliydi ama sinirini şimdi göstermeyecekti. Sakura2nın yanında ona bir şey söyleyemezdi. Biliyordu ki yeğeni onu sevmişti ve herhangi bir şeyde kedisine cephe alacaktı. ‘Ah şu kadınlar’ diye içinden geçirirken ağır bir şekilde yerinden kalkmış ve Misaki’nin gösterdiği yere oturmuştu.
Misaki gülümseyerek ona bakarken Seichi Sakura’ya çaktırmadan “Bunun hesabını vereceksin. Beni tehdit etmeyi sana ödeteceğim” dedi. Misaki ise dudaklarını masum bir çocuk gibi büzerek “Tamam ama önce şu yarayı temizleyelim” dedi. Misaki ona daha da yaklaşarak elini hafif yaranın olduğu yere dokundurmuştu. Seichi acı ile geri çekilirken Misaki ona gülümseyerek “Amma da tatlı canınız varmış Bay Seichi” dedi. Seichi dişlerin sıkarak “Sadece Seichi de!” diye onu uyardı.
Bu sırada Sakura da bir müzik açmış dans etmeye başlamıştı. Seichi ona bakmak isteyince Misaki hemen başını kendisine çevirmişti. Tam da o sırada göz göze gelen ikili sanki bir birlerine savaş toplarından çıkan büyük ateşleri saçıyordu. Misaki hafif bir şekilde ona eğilerek “Gerçekten kalın bir kafanız varmış? Sadece küçük bir çizik var” dedi.
Seichi hafif geri çekilerek ona ters bir bakış atmıştı. “Güzelim… İnan ben bulaşmak istemeyeceğin türde bir adamım” diyerek onu tehdit etmişti. O kadar değişik bakıyordu ki Misaki ne söyleyeceğini bilememişti. Dahası kendisine yaklaşan yüzüne bakmaktan kendisini alamamıştı.
***
hikaye nasıl gidiyor? yorum yaparsanız sevinirim.